Yılmaz Odabaşı

Yılmaz Odabaşı

Yazar
8.6/10
283 Kişi
·
926
Okunma
·
270
Beğeni
·
5.681
Gösterim
Adı:
Yılmaz Odabaşı
Unvan:
Yazar
Doğum:
Diyarbakır, Türkiye, 15 Ağustos 1962
Yılmaz Odabaşı, 1962 yılında Diyarbakır’da doğdu. İlköğretimini Diyarbakır Erdil, Ankara, Kayseri ve Gaziantep’te, ortaöğretimini de Diyarbakır’da Diyarbakır Lisesi’nde tamamladı. Sonraki yıllarda önce “siyasal” nedenlerle, sonra da düşünce suçları kapsamında bir çok kez yargılandı. Tabela ressamlığı, otobüs şirketinde yazıhane katipliği, ilaç firmalarında tıbbi mümessillik ve kitapçılık yaptı. 1985-93 yılları arasında Diyarbakır’da 8 yıl gazetecilik yaptı. Bu dönemi anlatan "Güneydoğuda Gazeteci Olmak" adında bir kitabı da vardır. 1993 yılında siyasi baskılar nedeniyle Ankara’ya yerleşti. ‘81’den bugüne Yeni Olgu, Oluşum, Edebiyat 81, Yamaç, Yarın, Nitelik, Dönem Sanat Rehberi, Gökyüzü, Yugoslavya’da yayınlanan Tan ve Birlik Gazeteleri ile Çevren dergisi, Yeni Düşün, Broy, Parantez, Çağdaş Türk Dili, Temmuz, Cumhuriyet Dergi, Yazılı Günler, Yeni Yaprak, Varlık, Kedi Şiir, İnsan, Evrensel Kültür, İblis, Şairin Atölyesi, Gösteri, Edebiyat ve Eleştiri, İzlek ve Yine Hişt Gibi dergilerde şiirleri ve şiir konulu yazıları yer aldı. Bir kitabı Almanya’nın Köln şehrinde, bir kitabı da Irak’ın Dohuk kentinde yayınlandı. Bir çok şiiri değişik dillere çevrildi. rn 1987 yılında Temmuz dergisinin okur oylarıyla düzenlediği yarışmada birincilik ödülünü aldı ve yılın en beğenilen şairi seçildi. 1989 Tayad Şiir yarışmasında ikincilik, 1990 Cahit Sıtkı Tarancı şiir ödülü, 1992 Petrol-İş Sendikası IV. şiir yarışmasında ikincilik ödülleri aldı. Bir çok şiiri Grup Kızılırmak, Grup Yorum, Danimarka’nın ünlü müzik topluluğu Sawage Rose ve Onur Akın tarafından bestelendi ve şiirleriyle birçok kasete ad verdi.
Ben onu dilsiz ve dipsiz biçimlerden çaldım, kimselere...
Kimselere bırakmam.

Öpüşlere sararım, gidişlere sorarım,
Kimselere... Kimselere bırakmam!
'' Siz siz olun,Tutkularınızı, düşlerinizi, sevgilerinizi ve yolculuklarınızı ertelemeyin.Çünkü;dokunduğu her şeyi çürütür zaman.''
Ve Yılmaz Odabaşı

Kendisiyle uzun yıllar önce facebook paylaşımları aracılığıyla tanıştım. Kitabını elbette bu şehirde bulamamıştım. İnternette bulabildiğim kadarıyla şiirlerini okumuş, sevmiştim. İşte bu adam bu şiirleri benim için yazıyor demiştim.

Yıllar geçince unutmuştum adını. Kitabı olmayınca tekrar tekrar okuyamamış aklımdan çıkartmışım. Hatırlatan Mete'ye ve ismini yazamadığım birisine çok teşekkür ederim. Öğretmenim canım benim, seni ben pek çok severim. Renkli kalemleri sakla bir gün gelip alacağım senden.

Yılmaz Odabaşı 1962 Diyarbakır doğumlu ve tabi hukuk okurken 12 Eylül 1980 darbesi ile tutuklanan bir şair abimiz. Kendisi 80 darbesinin yarattığı ruhsal girdaplar sonucu dağlara çıkmak yerine şiire sığınmış. Bir kere adı kötüye çıkmasın insanın. Elbette ki edebiyat yapmasının önüne bir sürü engel konulmuş. Şiir notlarına el konulmuş kitap basması yasaklanmış. Sırf şiirinin ismi Pusuda yalnızlık olduğu için göz altına alınmış. Şair Orhan Veli ile beraber şiirleri yayınlandığı için Orhan Veli kod adı zannedilip her seferinde gözaltında tutulmuş. Orhan Veli'nin örgüt üyesi olmadığına hatta hayatta olmadığına bir türlü inandıramamış.

" Aşk zordu, iş zordu, düş zordu ve yazmak, üstüne üstlük ruh sağlığımızı korumak belki de sadece bizim için nedense çok zordu bu ülkede" diyerek durumu tek cümleyle açıklamış.

Şiir sadece ilham alan değil ilham veren olmak zorundadır. Bu yüzden şairler sadece gerçeklerde değil düşlerde de dolaşmalıdır. Bu konuda Yılmaz Odabaşı güzel bir başarı yakalamış.

Şiirlerine gelirsek, beni benden etti diyemiyorum çünkü zaten beni, bizi yani insanları anlatıyor. İnsandan ve yaşamdan beslenen şiirler, gerçeklerle açık açık yüzleştiriyor. Acıların insanı nasıl örseledigini anlatıp duruyor mısralarında.

Şiirleri rasyonel bir şekilde hayatınıza duygularınıza dokunuyor. Bıkkınlığı ve bıçkınlığıyla mısraları ayrı bir ses tonuyla konuşturuyor. İsyan süzgecinden geçirip okuyucuyu sunuyor.

Aşk olsun, nefret olsun, pişmanlık olsun bütün tahammülsüzlükleri kelimelere dizip şiirle feryadını gizlemeyen insan. Suları bıçaklamış. Bayat intiharların izini hem bileğinde hem yüreğinde taşımış. Tek kişilik yaşadığı aşkı kendi dünyasında kalabalıklaştırmış.

Şairin dili ise bazı şiirlerde bana çok fazla tanıdık geldi. Çoğu zaman kimi okuduğumu unutup kapağına baktığım oldu. İdeolojik olarak hep aynı şairleri okumayı sevdiğimden olsa gerek. Kim kimden esinlendi bilemiyorum ama sevdiğim bir tür olarak bolca şiir okumaktan mutlu oldum. Kitabı mecburen yarım bırakıyorum. Toplamda 11 şiir kitabı birleştirilmiş. Hem bitmesini istemiyorum hemde üst üste fazla bunalım bana iyi gelmiyor. Çünkü çok fazla içselleştiriyorum. Çünkü şair çok fazla başarılı.

"Şimdi ölsek;
En fazla kahvede çaylar soğur."

demiş. Bence ölmeden pek çok şiir bırakması gerek bu yeryüzüne…
Yine ben, yine bir antoloji...

Daha önce yazdığım "Dünya Şiir Antolojisi" incelemesinde; antolojilerin, öznellik-nesnellik sebebiyle tartışmalara açık olduğunu belirtmiştim. Yılmaz Odabaşı da tam bu minvalde bir seçkiye imza atmış.

Bakıldığında antoloji hazırlayanlar kişisel olarak düşünsel ve edebi herhangi bir şey üretmezler. Üretileni aktarırlar. Fakat yine de bu aktarımdan kişisel çıkarımlar yapmak mümkündür ki, ancak bu çıkarımlar antolojileri tartışmalı hale getirebilir.

Antoloji hazırlayanların; bir ayrıştırma, seçme işine girdiklerinde, siyasi ve dini görüşlerinden sıyrılıp, merkeze şiiri yerleştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu bağlamda, Yılmaz Odabaşı seçkisi ile ilgili, daha önce okuduğum bir eleştiride; antolojide Necip Fazıl Kısakürek ve Cahit Zarifoğlu gibi şairlere yer verilmemesi bazı kesimler tarafından siyasal islamcı şairlere (o ne demekse) yer verilmediği iddiasıyla yanlış yorumlanmış. Elbette bu kişisel kanaatim. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki; antolojide, Edip Cansever, Özdemir Asaf, Cemal Süreya gibi birçok büyük şaire de yer verilmemiş. Fakat bu durum Necip Fazıl ve Cahit Zarifoğlu'nun eksikliğinden şikayet edenlerin hiç de gözüne batmamış. Hatta bahsi bile geçmemiş. Peki neden??? Buradan anlıyoruz ki; amaç, üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Çünkü, antolojilerin amacı aynı zamanda bir eksiği de gidermektir. Bahsi geçen şairler birçok farklı antolojide yeterince yer almışken bu antolojide yer almaması isabet olmuş.
Yılmaz Odabaşı, 70'lerle birlikte hepimizin aşina olduğu birçok şairin yanı sıra, çok bilmediğimiz, kıyıda köşede kalmış şairlere de yer vererek geniş bir seçki hazırlamış.

Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisinin; daha önce şiir okumayıp da şiir okumak isteyen, fakat nereden başlayacağını bilmeyenler için güzel bir başlangıç noktası, az çok şiir zevki oluşmuş okurların, gözden kaçmış birkaç şair ve şiir tanımaları için ise güzel bir seçenek olabileceğini düşünüyorum.


İyi kitaplar...
SAKLA YAMALARINI KALBİM.
Ne zaman saklamaya kalksam bir şeyi, onunla beraber kayboluyorum Ve ne zaman yama yapsam yitirdiklerime, ilkin o yamadan sızmaya başlıyor hüzünlerim. Dikişler kanatıyor yamalarda insan ömrünü ve dikişlerin açtığı yaraya Yama yapabilecek hiç kimse yok şu hayatta.
Her gelen, giderken yüreğinden sökeceği yer kadar Yamayla geliyor.
" İnsan, sığmıyor insana Havel" (syfa 135)
Herkesin bir sığınağı vardır şüphesiz. Nedense her sığınak bir insandır başka bir insan için. Bir kuşun kanatlarına, bir kedinin rüyalarına, bir köpeğin dostuğuna, bir ağacın dallarına sığınmak neden gelmez aklımıza. Çünkü onlar isteyerek yıkamazlar o sığınakları başımıza.

SAKLA YAMALARINI KALBİM.!!
Mümkünse, ört üstünü kendinin. Üşütme. Açık yara enfeksiyon kapar. Benim senle uğraşacak halim yok.
SAKLA YAMALARINI KALBİM..!!
Yaralarını belli edersen üstüne basar insanlar. Üstü açık yaralara daha meyillidir insanlar. Ta ilk insandan beri neden hiç durmuyor bu yaralardan akan kanlar. İşte bu yüzden...
SAKLA YAMALARINI KALBİM..!!
Adem baba bile kendi dikti yamalarını, Havva Ana da . İğne iplik bulurum sana ama
SEN ::
SAKLA YAMALARINI KALBİM..!

---////--/--////---\\\----\\\\/--/\/\/\//\//-----
Şiir kitaplarının böyle olanlarını seviyorum. Hissettiren, her telden bir kaç mısrayı gönlüme doldurabilen cinsinden. Çok güzeldi ilk şiirden son şiirine kadar. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
Keşke saklayacak tek yama bulamasa insanlar kalplerinde şu hayatta. Yamasız ve amasız yarınlar umuduyla.
Saygılarımla...
Sanırım haziran başlarında bir akşam. Gündüzüne inat, serin hava. Biraz yürüsem iyi gelir diyorum. Gidebilirsem Koşuyolu Parkı na kadar...
Sabahtan beri hiçbir şey istemiyor canım. Tatlıcı Şeyhmus'un önüne gelene kadar sürüyor bu durum. Burma kadayıf görene kadar...
Oturup bir porsiyon tatlı istiyorum. Henüz ikinci lokmayı bitiriyorum ki kesiyor, yiyemiyorum daha fazla. Sabahtan beri aç olmamdan olacak, dengem alt üst oluyor bir anda. Gözlerim hâlâ tatlıda, kalkıyorum yerimden. Felaketinden vazgeçememek benimkisi. Nasıl iştahla başlamıştım oysa. Sanırım çok sevsen de sabırsız davranmak hep dengeni alt üst ediyor... Hep öyle oluyor zaten....

Yilmaz Odabaşı'nın kendi dilinden yazdığı, ismini Cemal Süreya 'nın Şarkısı Beyaz adlı şiirinden alan roman, 80'li yıllar, darbe sonrası sıkıyönetim döneminde kendine yeni bir başlangıç yapabilmek için çabalayan bir adam, sıkıntıları, acıları ve ummadık anda kapısında bulduğu, aşık olduğu Nevin'i konu alıyor.
Nevin, manik depresif, hukuk fakültesi öğrencisi. Tutarsız hareketleri, onun iyileşmesi için verdiği çaba yazarı ne kadar yorarsa yorsun, dengesini ne kadar alt üst ederse etsin, ne kalbe hüküm veriliyor, ne de kalbin çığlıklarından , dışarıdan gelen " boş ver " ler işitilebiliyor.
Netekim sevmek, sevdiğinin iyi oldugunu bilmektir zira...
Ama yolları kimse tutamamış bu zamana dek. Ne gidenlere gücü yetmiş yolu bekleyenin, ne de felaketi olsa da, sevmekten vazgeçmiş bir kere tutulan...

Gitti...Kanatları yüreğimdeydi
Kalan elimde minyatür bir kuş şimdi
Yitirdim o aşkın kimliğini
Hükümsüzdür...

Keyifli okumalar...
Ne zaman Diyarbakır’dan bahsedilse bir yerde ; içinde daima yorgunluk taşıyan otobüslerin tepeden şehre inerken ışıl ışıl yanan şehir lambalarına inat, içimi kaplayan soğukluk geliyor aklıma. Çukurova’nın uçsuz genişliğine alışan gözlerimin bu coğrafyada alışkanlıklarını bir anda terk edivermesi belki nedeni, belki de hep ohal döneminden hatırımda kalması bu şehrin. Sonra, buldukları fidanların altında, öğle sıcağında halka halka oturmuş insanlar. Koşuyolu Parkı meselâ ve oturup bir banka seyreylediğiniz nice nice hayatlar…Semt pazarı ve daracık sokaklarıyla Bağlar… Nizamiye sonra, Gazi Köşkü, Ulu Camii…
Derken kulağımda dolu dolu bir muavinin sesi :
-Ofiiis, Dağkapii, Mardinkapiii…
Sokak sokak dolaşadurayım, Sevginin Herkesten Şikayeti Var la başka baktım bu defa. 12 Eylül döneminden…
O dönemleri görmemiş olsa da bir çoğumuz, bahsinin geçtiğine şahit olmuşluğumuz vardır. Hele de tanıdıklarımızdan biri mağdurlardansa. ‘Neden’ yoktu o zaman, beklenen bir cevap da yoktu, “ bir sağdan, bir soldan” diyerek adalete dem vuran (!) evren vardı ama…
Bildiklerim yanında farklı düşündüklerimi Yılmaz Odabaşı’nın gözünden okurken, diğer taraftan o dönem herkesin ateşinin kendine cehennem olduğu burada söylenebilecek en uygun söz aslında.
Katıldıklarımla, katılmadıklarımla fikrini savunma uğruna verdiği çabayı seviyorum Yılmaz Odabaşı’nın…
Sonra sevgi… Niye ki herkesten şikayet eder duruma geldi? Mânâsından yoksun olanların acizliğine uydurdukları kılıfın adı oldu çünkü.
“Doğrusu, bu toplumun sevgiye dair fütursuz cesareti, benimse korkularım şimdi…”

- Seviyordum, aşkım için öldürdüm…
- Ya benimsin, ya toprağın…
- Sevdiğimden kapattım eve…
- Sevdiğimden aldım haklarını, konuşturmadım, dinlemedim bile, gerek yoktu düşünmesine. Ot gibi yanımda dursun yeter…

“Ben sevmiyorum! Siz de beni sevmeyin! Siz, benim sevdiklerimi sevmeyin! Çünkü imha ediyorsunuz!”
Ha ! bir de Yaşar Kemal’in dediği gibi: “Marilyn Monroe ‘ nin gözleri. İşte o kadar…”
"Yaban ve asi
Dağlara dağılan taylar gibi
Ve yangın...
Gençliğinin alazında bıçaklar gibi.."

Ah, ben şimdi seni nasıl anlatayım!

Yaralı desem, hasta desem, yorgun desem...
Gencecik ömrüne bin cehennem sığdırmış desem...
Ürkek desem mesela.. Narin desem..
Adı Nevin, desem..
Kanatları kırılmış bir kuş olduğunu söylesem..
" Ben kanadı kırık bir kuş filan değilim tamam mı, uçarım! En yükseklere, yükseklere uçarım!" dersin.

Peki ya sen..
Gönlü şiirden, mert bir adam desem.. Mal varlığı, kalbi ve cüreti olan. Düşleri aydınlık pencerelerde asılı kalmış.. Yasaklı, ruhu bile sanık..

" Haydi oğlum özgürlüğe! Haydi istikamet burnunun diki, tam yol ileri! "
Kim yenebilir seni!

Yılmaz Odabaşı gönül telime en çok dokunabilen şairlerden biri. Nesir de olsa, şiir de olsa, beni benden alıp götürmeyi başarıyorsa benim için çok özel bir yeri vardır. Zevkle okudum, milyon kere okurum..
Sen öyle güzel bir kitapsın ki... öyle güzel sevmeyi öğretiyorsun ki... ve öyle güzel içini dolduruyorsun ki okuyanın, insan yazmak yazmak ve yazmak istiyor. Çok güzel bir sevdanın, size bırakacaklarını okumak için zaman kaybetmeyin.
Şiiri bir dil olarak kullanmak ve gerçekleri, görülmesi gerekenleri şiire aktarmış hali gibi bu kitap. Şiirleri okurken istemsizce sesiniz yükselebilir ve kendinizi şiirlerinin arasında dolaşıyor halde bulabilirsiniz...
Keyifli okumalar.
Toprak kokan, memleket kokan, insan kokan adam Yılmaz Odabaşı. Bu kitabında şiirlerini, duygularını, yüreğini döküyor satırlara; okumasını ve anlamasını bilene...
Arkadaşlar... O kadar güzel ki... O kadar yani! Aşk hikayelerinden az da olsa zevk alıyorsanız, kesinlikle okuyun. Beğenmemeniz mümkün değil sanırım. O kadar güzel ki... Bu kitap bana hediyeydi. Manisa'dan İstanbul'a gelene kadar otobüste bitirdiğim bir kitap. Sanırım kendi rekorum bu. :) Ancak okusun diye paylaştığım bir arkadaşımdan bir daha geri dönmedi... Yazar imzalıydı, ona yanıyorum. Tekrar almak için çok aradım. Yok, yok, yok. Birkaç yüz milyon kez daha okumak istiyorum. Kesinlikle okuyun. Şimdi gidip satın alın ve okuyun!

Yazarın biyografisi

Adı:
Yılmaz Odabaşı
Unvan:
Yazar
Doğum:
Diyarbakır, Türkiye, 15 Ağustos 1962
Yılmaz Odabaşı, 1962 yılında Diyarbakır’da doğdu. İlköğretimini Diyarbakır Erdil, Ankara, Kayseri ve Gaziantep’te, ortaöğretimini de Diyarbakır’da Diyarbakır Lisesi’nde tamamladı. Sonraki yıllarda önce “siyasal” nedenlerle, sonra da düşünce suçları kapsamında bir çok kez yargılandı. Tabela ressamlığı, otobüs şirketinde yazıhane katipliği, ilaç firmalarında tıbbi mümessillik ve kitapçılık yaptı. 1985-93 yılları arasında Diyarbakır’da 8 yıl gazetecilik yaptı. Bu dönemi anlatan "Güneydoğuda Gazeteci Olmak" adında bir kitabı da vardır. 1993 yılında siyasi baskılar nedeniyle Ankara’ya yerleşti. ‘81’den bugüne Yeni Olgu, Oluşum, Edebiyat 81, Yamaç, Yarın, Nitelik, Dönem Sanat Rehberi, Gökyüzü, Yugoslavya’da yayınlanan Tan ve Birlik Gazeteleri ile Çevren dergisi, Yeni Düşün, Broy, Parantez, Çağdaş Türk Dili, Temmuz, Cumhuriyet Dergi, Yazılı Günler, Yeni Yaprak, Varlık, Kedi Şiir, İnsan, Evrensel Kültür, İblis, Şairin Atölyesi, Gösteri, Edebiyat ve Eleştiri, İzlek ve Yine Hişt Gibi dergilerde şiirleri ve şiir konulu yazıları yer aldı. Bir kitabı Almanya’nın Köln şehrinde, bir kitabı da Irak’ın Dohuk kentinde yayınlandı. Bir çok şiiri değişik dillere çevrildi. rn 1987 yılında Temmuz dergisinin okur oylarıyla düzenlediği yarışmada birincilik ödülünü aldı ve yılın en beğenilen şairi seçildi. 1989 Tayad Şiir yarışmasında ikincilik, 1990 Cahit Sıtkı Tarancı şiir ödülü, 1992 Petrol-İş Sendikası IV. şiir yarışmasında ikincilik ödülleri aldı. Bir çok şiiri Grup Kızılırmak, Grup Yorum, Danimarka’nın ünlü müzik topluluğu Sawage Rose ve Onur Akın tarafından bestelendi ve şiirleriyle birçok kasete ad verdi.

Yazar istatistikleri

  • 270 okur beğendi.
  • 926 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 273 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları