Geri Bildirim
Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

8.8/10
1.084 Kişi
·
3.085
Okunma
·
522
Beğeni
·
9.302
Gösterim
Adı:
Yılmaz Özdil
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İzmir, Türkiye, 1965
Türk gazeteci yazardır. Yılmaz Özdil, İzmir Atatürk Lisesi'nin ardından Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik bölümünden mezun olmuştur. Mesleğe Yeni Asır gazetesinde muhabirlik yaparak başladı. Ardından Fatih Çekirge'nin genel yayın yönetmenliği yaptığı Star gazetesinin kuruluşunda bulundu. Star gazetesinden ayrıldıktan sonra Ciner Medya Grubu'na geçti. Sabah gazetesinde köşe yazarlığı ve atv haber genel yayın yönetmenliği görevlerinin üstlendi. atv ve Sabah'ın TMSF'ye devredilmesinin ardından Hürriyet gazetesine geçti. 2008 yılında Uğur Dündar'ın sunduğu Star Ana Haber bülteninin yayın yönetmenliğini yapmaya başlayan Özdil, hâlen Hürriyet'in üçüncü sayfasında yazmakta ve aynı zamanda Fanatik gazetesi çatısı altında spor yazarlığı da yapmaktadır.
BİLİYOR MUSUNUZ?
“1923TE TÜRKİYE’DE;
Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu.
40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
Traktör sıfırdı, karas...aban’dı.
5 bin köyde sığır vebası vardı.
Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu,
Bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
Memlekette sadece 337 doktor vardı.
Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü.
Diş hekimi, sıfırdı.
Dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
Kiremit bile ithaldi. Adı Marsilya kiremidiydi.
Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri…
Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı.
Otomobil sayısı bin 490’dı.
Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken…
Bugün bazılarının yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı: Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur Hanım... 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu.
Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, o sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.
Kadın, insan değildi.
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu.
Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu.
Kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu.
Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu,
Kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu.
“Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.,
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi Rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin Şubat’ı kimisinin Aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 sene boyunca Türkçenin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapçayla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya…
İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.
Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!.”
Bu ülke iki kitabı okumadığı için bu hale geldi:
1- Kuran’ı Kerim; okuyup anlasaydık dini kullandırmazdık…
2- Nutuk; okuyup anlasaydık düşmanı tanır, vatanı sattırmazdık…
Unutulmazlar kabristanıdır Feriköy,
Berkin de unutulmayacak asla

Sana gelince usta...

Hatırlanmak bile istenmeyeceksin.
Yatacak yerin yok, bilesin.
Tükürmesinler diye mezar taşına...
Toma bekleyecek başında.
Mustafa Kemal'e rakı içiyor diye "sarhoş" demeye getiriyorsan eğer "sarhoş kafayla kurup yücelttiği memleketi, ayık kafayla niye yönetemiyorsun? " diye sorarlar adama...
Ahlakın, onurun yerini ''ciro ve kar '' aldı. Toplumların tek kutsalı, para oldu.
23 Nisan geldi.Tayyip Erdoğan, başbakanlık koltuğunu ilkokul öğrencisine bırakırken "ileri demokrasi"yi tarif etti. "Yetki artık senin; ister asarsın, ister kesersin" dedi.
İlelebet payidar.
Mustafa Kemal....
77 senedir konuşmuyor.
Can kulağıyla dinliyoruz.
13 senedir konuşuyorsun.
Ciddiye alıp dinleyen yok...
Cumhuriyet budur...
Içerik açısından pek değerlendirmeye girmek istemiyorum. Yani girmesem iyi olur...
Her zaman savunduğum ve genelde uyguladığım bir düşünce var. O da, karşı ki tarafa istedigin kadar tekme tokat saldır eline bişey geçmez... Ama tam yeri ve zamanında öyle bir laf söylersin o taşlar gediğine oturuverir. Öyle bir kitap iste... Bu kitapla ögrendigim cok şey oldu. Mesela beni trilyeli papaz hakkinda arastirma yapmaya sevk etti. Kimse yanliş anlamasinda yilmaz özdilin kitaplari türkü gibi. Anlayarak okumak belirli bir kültur birikimi gerektiriyor. Yani seher vakti bülbülün garip garip neden öttügunu bilmezsen, türküyü anlayamazsin. Ya da türkulerde ki gül- bülbül ilişkisini. ( gecen bunun sinavi vardi orda çalistim calistim şimdi size satiyorum =))Cok alakasiz bir örnek verdim. Ama böyle yani....
Gururlandirdigi kadar, utanctan yere sokan sayfalar var. Bana yeni yeni bilgiler kazandirdi. Okumak için ayirdigim zamanin her bir saniyesi sonuna kadar helal olsun. Ayrıca dilini çok seviyorum. Gündelik kullandiğim dile çok yakın bir dil kullanıyor. Neyse gene tam da bir lafi gedigine koyan kitap yazıp, verebileceği tüm rahatsizliklari vermiş... Eline saglik.
Bu incelemeyi özellikle Murat Çelik için paylaşıyorum. Yılmaz Özdil kalemine hayran olduğum yazarlardan sadece bir tanesi. Gene her zaman ki gibi dilime ve hislerime tercüman olmuş.

Özdil, kitapta öncelikle kadınlar başlığında o günkü irdeleyeceği kadınla alakalı bir başlık atıyor, fikrini ve incelemesini paylaşıyor sonrasında ise o kadınla alakalı bir paragraflık kişinin şimdiki akıbetiyle veyahut köşe yazısı içinde paylaşmadığı önemli bir bilgiye değiniyor.

Yazarın diğer kitaplarını da şimdiden sıraya koydum bile: Adam, Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda ve Beraber Yürüttük Biz Bu Yollarda...
Yılmaz Özdil'in mizah ile karışık anlatımıyla bir solukta okunabilecek bir kitaptı. Bilmediğim çoğu gerçeği de öğrendiğim bir kitap oldu. Şiddetle tavsiye ediyorum. Okunmalı tavsiye edilmeli.
Okuduğum ikinci yılmaz Özdil kitabı oldu Kadın adlı kitabından sonra. Kadın kitabı nasıl Zübeyde annemizle başladıysa bu kitapda da sırasıyla adam gibi adamlardan Mustafa Kemal Atatürk, Ahmet Necdet Sezer ve Rauf Denktaş'tan bahsediliyor.

Keyifle okduğum ve okurken ufkumun genel-kültür anlamında daha da genişlediği, müptelası olmaya başladığım bir yazar oldu Yılmaz Özdil benim için. Sırada Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda ve Beraber Yürüttük Biz Bu Yollarda var. Hadi bakalım hayırlısı..
Yılmaz özdil okumaktan keyif aldığım nadir köşe yazarlarından, her kitabını edinip oğluma yakın dönem tarihi kitabı bırakmak en büyük hedeflerimden biri. Olan biten her şeyi tüm çıplaklığıyla yazan mangal yürekli bir insan bana göre, önceki kitaplarında hissettiğim duyguların aynını yaşayarak okudum bu kitabı da, ne kadar balık hafızalı bir toplum olduğumuzu ve en anormal durumların bile doğal karşılandığı bir toplum olduğumuzu bir kere daha içim ezilerek anladım. Söylenecek çok şey var, okuyun, okutturun. Saygılar.
Ne kadar zor geldi okumak, peki ya bunları yaşayanlar? Kahrından kanser olanlar, üzüntüden kalp krizi geçirenler, yaşadığı haksızlıklara, atılan iftiralara dayanamayan insanlarımız, evlatlarımız.
Son 15 yılın özeti niteliğinde, Mustafa Kemal Atatürk ile başlayıp, değerli subaylarımız, gazilerimiz, gazetecilerimiz, ozanlarımız, sanatçılarımız ve daha bir çok isimsiz kahramanın anlatıldığı, Özdil'in harika yazıları ve araştırmaları.
Kalemine sağlık üstad.
Yılmaz Özdil'in o ''sevilmeyen üslub''una ben hayranım. Boş, sıkmıyor, dolu yazıyor. Bu kitapta en güzel örneklerinden biri iyki varsın...

Yazarın biyografisi

Adı:
Yılmaz Özdil
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İzmir, Türkiye, 1965
Türk gazeteci yazardır. Yılmaz Özdil, İzmir Atatürk Lisesi'nin ardından Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik bölümünden mezun olmuştur. Mesleğe Yeni Asır gazetesinde muhabirlik yaparak başladı. Ardından Fatih Çekirge'nin genel yayın yönetmenliği yaptığı Star gazetesinin kuruluşunda bulundu. Star gazetesinden ayrıldıktan sonra Ciner Medya Grubu'na geçti. Sabah gazetesinde köşe yazarlığı ve atv haber genel yayın yönetmenliği görevlerinin üstlendi. atv ve Sabah'ın TMSF'ye devredilmesinin ardından Hürriyet gazetesine geçti. 2008 yılında Uğur Dündar'ın sunduğu Star Ana Haber bülteninin yayın yönetmenliğini yapmaya başlayan Özdil, hâlen Hürriyet'in üçüncü sayfasında yazmakta ve aynı zamanda Fanatik gazetesi çatısı altında spor yazarlığı da yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 522 okur beğendi.
  • 3.085 okur okudu.
  • 107 okur okuyor.
  • 1.653 okur okuyacak.
  • 51 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları