Yılmaz Özdil

Yazar 8,8/10 · 1064 Oy · 8 kitap · 3070 okunma ·  516 beğeni
Muzaffer Akar, bir alıntı ekledi.
06 Tem 2015

BİLİYOR MUSUNUZ?
“1923TE TÜRKİYE’DE;
Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu.
40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
Traktör sıfırdı, karas...aban’dı.
5 bin köyde sığır vebası vardı.
Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu,
Bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
Memlekette sadece 337 doktor vardı.
Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü.
Diş hekimi, sıfırdı.
Dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
Kiremit bile ithaldi. Adı Marsilya kiremidiydi.
Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri…
Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı.
Otomobil sayısı bin 490’dı.
Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken…
Bugün bazılarının yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı: Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur Hanım... 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu.
Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, o sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.
Kadın, insan değildi.
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu.
Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu.
Kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu.
Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu,
Kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu.
“Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.,
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi Rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin Şubat’ı kimisinin Aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 sene boyunca Türkçenin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapçayla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya…
İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.
Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!.”

Yılmaz ÖzdilYılmaz Özdil
Talin, bir alıntı ekledi.
15 Oca 2015

Bu ülke iki kitabı okumadığı için bu hale geldi:
1- Kuran’ı Kerim; okuyup anlasaydık dini kullandırmazdık…
2- Nutuk; okuyup anlasaydık düşmanı tanır, vatanı sattırmazdık…

Yılmaz ÖzdilYılmaz Özdil
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 09 Mar 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Unutulmazlar kabristanıdır Feriköy,
Berkin de unutulmayacak asla

Sana gelince usta...

Hatırlanmak bile istenmeyeceksin.
Yatacak yerin yok, bilesin.
Tükürmesinler diye mezar taşına...
Toma bekleyecek başında.

Kadın, Yılmaz ÖzdilKadın, Yılmaz Özdil
Dilek Öz, bir alıntı ekledi.
 23 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Mustafa Kemal
Mustafa Kemal'e rakı içiyor diye "sarhoş" demeye getiriyorsan eğer "sarhoş kafayla kurup yücelttiği memleketi, ayık kafayla niye yönetemiyorsun? " diye sorarlar adama...

İsim Şehir Hayvan, Yılmaz Özdil (Sayfa 388)İsim Şehir Hayvan, Yılmaz Özdil (Sayfa 388)
Aktüelkolik, bir alıntı ekledi.
19 Oca 03:32 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Toplum
Ahlakın, onurun yerini ''ciro ve kar '' aldı. Toplumların tek kutsalı, para oldu.

Sen Kimsin?, Yılmaz ÖzdilSen Kimsin?, Yılmaz Özdil
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 04 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

23 Nisan geldi.Tayyip Erdoğan, başbakanlık koltuğunu ilkokul öğrencisine bırakırken "ileri demokrasi"yi tarif etti. "Yetki artık senin; ister asarsın, ister kesersin" dedi.

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil (Sayfa 211)Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil (Sayfa 211)
Dilek Öz, bir alıntı ekledi.
29 Eki 2015

İlelebet payidar.
Mustafa Kemal....
77 senedir konuşmuyor.
Can kulağıyla dinliyoruz.
13 senedir konuşuyorsun.
Ciddiye alıp dinleyen yok...
Cumhuriyet budur...

Yılmaz Özdil (Gazete)Yılmaz Özdil (Gazete)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 05 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Hırsızlık
Gençliğe hitabe!

Ey Türk gençliği…

Birinci vazifen, ayakkabı kutusunu, para sayma makinesini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli, ayakkabı kutusudur.

Bu ayakkabı kutusu, senin en kıymetli hazinendir, istikbalde dahi, seni bu ayakkabı kutusundan mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır.

Bir gün, ayakkabı kutusunu ve para sayma makinesini müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak kutuyu saklamak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin.

Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

Ayakkabı kutusu ve para sayma makinesine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir soruşturmanın mümessili olabilirler.

Cebren ve hileyle aziz yatak odasının bütün ayakkabı kutulan zapt edilmiş, bütün dershanelerine girilmiş, bütün bakanlan dağıtılmış ve emniyetin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, adliyenin dahilinde, savcılığa sahip olanlar, gözaltına alma gafleti, tutuklama dalaleti ve hatta fezleke hazırlama hıyaneti içinde bulunabilirler.

Hatta, bu adliye sahipleri, şahsi ayakkabı kutularımızın menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!

İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; ayakkabı kutusunu ve para sayma makinesini kurtarmaktır.

Muhtaç olduğun kudret..

Kutularındaki asil banknotlarda mevcuttur.

Ne Mutlu Kutum Diyene!

İsim Şehir Artist, Yılmaz Özdilİsim Şehir Artist, Yılmaz Özdil
Yasee, bir alıntı ekledi.
12 Mar 00:39 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Anne

....Eczacıydı aynı zamanda...
- Gözüm morardı.
- Gel, patates basayım.
- Kepeklerim çoğaldı.
- Otur, zeytinyağı süreyim.
- Arpacık çıktı galiba.
- Yum, sarımsak değdireyim.

Hemşireydi...
- Öfff, terledim be.
- Dur, sırtına havlu sokayım.

Röntgen mütehassısıydı...
- Öhh-höööaa!
- İçme şu zıkkımı.

Bebekken, anestezi uzmanıydı...
- Dandini dandini dastaaana.

Bi ara sünnetçiydi...
- Çıkar, pansuman yapıcam.

Ürologdu...
- Çişin niye sarı bakiiim?

Fizyoterapistti...
- Dizim ağrıyor.
- Benim de belim ağrıyor, geçer.

Diyetisyendi...
- Mis gibi türlü yaptım, sakın sokakta burger filan yiyip gelme, kola da içme!

Cildiyeciydi...
- Sırtımda sivilce çıktı.
- Çikolata yeme.

Laboranttı...
- Burnum akıyor.
- Ben şimdi sana bi ada çayı kaynatayım, rezene, bal, limon, 
tarçınla zencefili de ılık ılık iç, sırtına rakıyla aspirini karıştırıp sürelim, 
uyu, uyan, sabaha bi şeyin kalmaz.

Psikiyatrdı...
- Nen var oğlum?
- Bi şeyim yok.
- Var var, canın sıkkın.
- Yav bırak, iyiyim.
- Yok yok, bilirim ben.
- Anne delirtme insanı!
- Bak gördün mü?
- Neyi gördüm mü?
- Sinirlerin bozuk senin.

Genetikçiydi...
- Babana çektin sen, o da sinirli, bütün kötü huylarını ondan almışın zaten....

Kadın, Yılmaz Özdil (Sayfa 54 - Kırmızı Kedi (PDF))Kadın, Yılmaz Özdil (Sayfa 54 - Kırmızı Kedi (PDF))
Fatma Akyüz, bir alıntı ekledi.
06 Ara 2016 · Kitabı okudu

Ulusal marşın "korkma" diye başlıyorsa ve sen korkuyorsan, sonuç kaçınılmazdır.

Adam, Yılmaz Özdil (Sayfa 335)Adam, Yılmaz Özdil (Sayfa 335)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
09 Mar 2016

... bu memleketi yöneten heriflerden biri 8 Mart mesajı yayınladı.
“Tüm bayanlarımızın Kadınlar Günü’nü kutlarım” diyor iyi mi!

Yılmaz ÖzdilYılmaz Özdil
Seher Şahin, bir alıntı ekledi.
15 Kas 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Mustafa Kemal'e "ayyaş" diyenlere güleriz biz İzmirliler..."Adam sarhoş kafayla kurmuş memleketi,siz ayık kafayla batırıyorsunuz"deriz!

Adam, Yılmaz Özdil (Sayfa 280)Adam, Yılmaz Özdil (Sayfa 280)
Tuğçe, bir alıntı ekledi.
24 Eki 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Siz siz olun kardeşim... Çocuğunuzu Müjdat Gezen'in koltuğuna oturtun. Götürün bugün okuluna, gezdirin, "servet" denilen kavramın, para değil, insan biriktirmek olduğunu öğrensin çocuklarınız.

Kadın, Yılmaz Özdil (Sayfa 32)Kadın, Yılmaz Özdil (Sayfa 32)
Özgür Türk, bir alıntı ekledi.
 28 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Anne
-Başım ağrıyo yav...
-Saçın ıslak ıslak çıktın ondan.

-Başım dönüyo...
-E bi şey yemiyorsun, açlıktan.

Anam ilkokul mezunuydu.
Ama, doktordu.

Popoma fitil sokan tek kadın.

Eczacıydı aynı zamanda...
-Gözüm morardı.
-Gel, patates basayım.
-Kepeklerim çoğaldı.
-Otur, zeytinyağı süreyim.
-Arpacık çıktı galiba.
-Yum, sarmısak değdireyim.

Hemşireydi...
-Öfff, terledim be.
-Dur, sırtına havlu sokayım.

Röntgen mütehassısıydı...
-Öhh-höööaa!
-İçme şu zıkkımı.
Bebekken anestezi uzmanıydı...
-Dandini, dandini dastaaana.

Bir ara sünnetçiydi...
-Çıkar, pansuman yapıcam.

Ürologdu...
-Çişin niye sarı bakiiim?

Fizyoterapistti...
-Dizim ağrıyor.
-Benim de belim ağrıyor, geçer.

Diyetisyendi...
-Mis gibi türlü yaptım, sakın sokakta burger filan yiyip gelme, kola da içme!

Cildiyeciydi...
-Sırtımda sivilce çıktı.
-Çikolata yeme.

Laboranttı...
-Burnum akıyor.
-Ben şimdi sana bir adaçayı kaynatayım, rezene, bal, limon, tarçınla zencefili de ılık ılık iç, sırtına rakıyla aspirini karıştırıp sürelim, uyu, uyan, sabaha bir şeyin kalmaz.

Psikiyatrdı...
-Nen var oğlum?
-Bir şeyim yok.
-Var var, canın sıkkın.
-Yav bırak, iyiyim.
-Yok yok, bilirim ben.
-Anne delirtme insanı!
-Bak gördün mü?
-Neyi gördüm mü?
-Sinirlerin bozuk senin.

Genetikçiydi...
-Babana çektin sen, o da sinirli, bütün kötü huylarını ondan almışın zaten.

Veterinerdi...
-Anne, bu sene Anneler Günü'nde babama Viagra hediye etmeyi düşünüyorum, bu iyiliğimi unutma.
-Defol, terbiyesiz hayvan!

Hastasıydım...
Hastaydım ona.
İyi bakın onlara.

Kadın, Yılmaz Özdil (Sayfa 54 - Kırmızı Kedi Yayınevi)Kadın, Yılmaz Özdil (Sayfa 54 - Kırmızı Kedi Yayınevi)