Yukio Mişima

Yukio Mişima

Yazar
7.7/10
1.320 Kişi
·
3.343
Okunma
·
366
Beğeni
·
11,2bin
Gösterim
Adı:
Yukio Mişima
Unvan:
Japon Romancı ve Oyun Yazarı
Doğum:
Yotsuya, Tokyo, Japonya, 14 Ocak 1925
Ölüm:
Ichigaya, Tokyo, Japonya, 25 Kasım 1970
Mişima'nın çocukluğunun ilk dönemi onu yakın çevresinden uzak büyüten büyükannesi Natsu'nun gölgesi altında geçmiştir. Büyükannesi Mişima'nın diğer erkek çocuklarıyla oynamasına müsaade etmiyor, sadece kız kuzenleri ve bebekleriyle oynamasını istiyordu.

Natsu, Tokugava dönemi samuraylarıyla ilişkili bir aileden gelmekteydi ve Mişima'nın büyükbabası ile evlendikten sonra bile ailenin aristokratik geleneklerini sürdürmeye devam etmişti. Büyükbabası bir bürokrattı ve işleri sömürge döneminde açılmıştı.

Mişima ailesinin yanına ancak 12 yaşında dönebilmiş ve annesiyle yakın ilişkisi biyografisini yazan kimi yazarlar tarafından ensestliğe yakın bir ilişki olarak tasvir edilmişti. Babası askeri disiplinden keyif alan sert bir adamdı.

Mişima Japonya'nın modernleşmesi ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşı sert bir muhalefet tavrı gösterdi ve samuray değerlerini savundu.

25 Kasım 1970'de Mişima ve beraberindeki Tatenokai üyelerinden dördü Japonya Silahlı Kuvvetlerinin Tōkyō'daki Ichigaya Kampını ziyaret etmişler, komutanı sandalyesine bağlamışlar ve İmparatorluğun haklarının yeniden tesis edilmesi için hazırladıkları manifestoyu ve taleplerini okuduktan sonra Mişima seppuku (geleneksel Japon intihar biçimi) yaparak intihar etmiş, Tatenokai üyelerinden Hiroyasu Koga ise intiharın tamamlanması için Mişima'nın başını kılıçla kesmiştir.

Mişima intiharını bir yıl öncesinden hazırlamış Tatenokai üyeleri dışında hiç kimse yazarın intihar hazırlığından haberdar olmamıştı. Mişima'nın kendisi intiharı sırasında hazır bulunacak Tatenokai üyelerinin mahkemedeki kendilerini savunmak zorunda kalacaklarını önceden bilerek onlar için geride nakit bırakmıştı.


Mişima ilk romanı Tōzoku'ya (Hırsızlar) 1946 yılında başlamış ve 1948'de yayınlamıştı. Bu eserini Kamen no Kokuhaku (Bir Maskenin İtirafları) adlı otobiyografik çalışması izlemişti. Roman büyük bir başarı kazanmış ve 24 yaşındaki Mişima'ya büyük bir ün kazandırmıştı.

Mişima velud bir yazardı. Romanları haricinde, popüler dizi romanlar, kısa hikâyeler, edebi denemeler, Kabuki tiyatro oyunları, geleneksel Noh drama tiyatrosunun modern versiyonlarıyla ilgili oyunlar kaleme almıştı.

Eserleri dünya çapında üne kavuşmuş ve İngilizce'ye çevirilmiştir. Üç kez Nobel Edebiyat ödülüne aday gösterilmiş ancak 1968 yılında yakın arkadaşı Yasunari Kavabata ödülü kazanmıştı.
Evdeki bütün kitapları okuyup bitirmişti. Her zaman canı sıkılırdı. Sadece kapağına göz atmakla kitabın neden söz ettiğini bileceğini iddia ederdi.
Yukio Mişima
Sayfa 55 - Can Yayınları
Hüznün işlenmemiş cevheriyle yetenekli bir sanatçının bileşiminden, ortaya sayısız sanat eseri çıkıyordu -yaşlanmış boyunlara her yıl takılan ve o yaşlı boyunları gizlemeyi beceren boyun atkıları.
Yukio Mişima
Sayfa 182 - Can Yayınları
Yalnızlıktan hoşlanan biri olarak tanınmaktadır. Topluluk içinde rahatsız olur. Bu nedenle beraber çalıştığı kişilerle her zaman iyi geçinmez...
Yukio Mişima
Sayfa 111 - Can Yayınları
“Ben çocukken belki de insanların aklından geçenleri yansıtan bir ayna gibiydim ve içimdeki her şeyi dışa vuruyordum.”
Yukio Mişima
Sayfa 218 - Can Yayınları
156 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Yukio Mişima'nın kitabı ürkütücü hayatının ve insanı şok eden ölüm biçimi ve ikisinin temsil ettiği herşeyin dayandığı ana meseleleri kısaca anlatıyor gibi: Japonya çürüyor, değerler yok oluyor, Japonya düşmanlarına dönüşüyor, duygusallık öldürür, babalar katildir; oysa gerçek olan, hakikat olan güçtür, gerçek ve hakiki Japon değerleridir, o yüzden yumuşayan, gevşeyen ve gerçek değerlere sırtını dönenler bedelini ödemeli; erkek olarak yaşamalı, erkek değerleriyle var olmalı. Kitap Noboru adında on üç yaşında bir çocuk, annesi ve annesinin hayatına giren denizci Ryuji'yi anlatıyor: Noboru ergenliğinin ve babasızlığının getirdiği meselelerden uzakta, bambaşka şeylerle, güç ve gerçek Japon değerleriyle, kahraman olmak ve geleneği temsil etmek derdinde olan bir grup ergenle- Mişima'nın intiharından önce kurduğu dünyanın en küçük ordusunu andırır gibi- zayıf olmaya karşı denemelere giriştiği tuhaf ve ölüme de takıntılı bir varoluşun içerisinde...annesi ve denizci ise son derece yumuşak bir şekilde anlatılan bir aşk yaşıyor. Kitap zıtlıkları bir arada öyle güzel resmediyor ki bir yandan dilin güzelliğiyle kitaba kendimizi bırakıp üslûbun tadını çıkarırken bir yandan da Noboru'nun hayatı üzerinden ölümü, gücü, erkekliği ve kitabın sonunda çok da güzel anlaşıldığı üzere şiddeti, hakikat uğruna asla geri tepmeyen ve teklemeyen bir şiddeti savunması karşısında irkiliyoruz, kitap bu bölümlerde gerçekten farklı bir atmosfere bürünüyor. Mişima şiddete, militarizme, güce destek verip aşkı, doğal olanı, başkalaşmayı ve kendince düşmanların kültürüne dönüşmeyi aşağılıyor ve küçük görüyor, ancak her iki durumu da çok yetkin, etkileyici, yumuşak bir dille anlatıyor. Ölüm sahneleri bile şiddeti estetize ediyor gibi.

Mişima'nın kitaplarını okumaya bu eserle başlamak iyi oldu. Türkçede yayınlanmış diğer eserlerini de okuyacağım.
156 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
''Buruktur tadı yüceliğin''

Kitabın son cümlesiyle başlayayım istedim, çünkü söyliyecek daha çok şeyi varmış gibi bitirmiş kitabı Yukio San..

Yazarın ismini mart aynıda okuduğum '' Onur Ataoğlu'nun yazdığı 'Japon Yapmış' kitabında görmüştüm, ölüm biçimi dikkatimi çekti ama mart ayına yetiştiremedim ben de bu ay okudum.Gerçekten ilginç bir havası ilginç bir atmosferi var kitabın.

mesela ne var kitapta;

Bir kadın var; eşi ölmüş dul bir kadın.Eşiyle beraber kurdukları tekstilmi diyim moda mı diyim neyse artık, o firmayı eşi öldükten sonra da işletmiş hatta geliştirmiş, hayata karşı güçlü durmuş, ne istediğini bilen bi iş kadını.Ama bir miktar yalnızlık hisside var içinde. Aynı zamanda bi anne 13 yaşında bir oğlu var. Kadın çocuğun okuluna, ödevine her şeyine yetişiyor.
Bir çocuk var; babası yok. Kendisine göre eksiklik hissetse de babasızlığı, çete arkadaşlarını dinledikçe bunun -babasızlığın bi ayrıcalık olduğunu düşünüyor.hayalleri var, kahramanı var, kendi fikirleri var ama çetesiyle görüştükçe kendi fikirlerinin bi önemi olmadığını düşünüyor.
Ve bir adam var; kara hayatını sevmeyen, yalnız bir adam.Yalnızlığı seven bir adam hatta bir şeyi yalnızlık kadar sevemeyeceğini düşünen bi adam.Deniz kokusuna, bastığı yerin sallanmasına, demirden odasına, demir tabaklara, demirden bardaklara alışmış, demir soğukluğunda bir adam.


Ve bir gün kendini yalnız hisseden kadın, yalnızlığı çok seven bir adam a aşık olup , kendisine koca, Aslında hiçte babaya ihtiyacı olmayan 13 yaşında bir erkek çocuğuna baba olmasını istiyor bu adamdan...
bundan sonrası spoiler olur artık.
tavsiyedir okuyun bence... =)
156 syf.
·2 günde·7/10 puan
Asıl adı Kimitake Hiraoka olan Mişima çağdaş japon edebiyatının en önemli yazarları arasında kabul edilmiş. Bir kaç kez Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilmesine rağmen alamamış, en yakın arkadaşlarından birisi ödüle layık görülmüş. Yazar Japon geleneklerine bağlı,milliyetçi ve ülkesinin modernleşmesini, değerlerini yitirmesini kabullenememiştir. Bu nedenle kendisinin de üye olduğu Tate No Kai(Kalkan Cemiyeti) grubundan dört arkadaşı ile birlkte Tokyo'daki silahlı kuvvetleri basmış ve komutanı bağlayıp kendi talimatlarını okumuşlar. Daha sonra da Mişima seppuku yöntemiyle kendini öldürmüş ve arkadaşı da intiharın tamamlanması için yazarın başını kılıçla kesmiş. Seppuku; geleneksel Japon intihar biçimi olarak adlandırılıyor. Toplumda daha çok hara-kiri olarak biliniyor ama daha profesyonel bir terim olarak samuraylar arasında seppuku adıyla kullanılıyor. Kişinin temizlenip beyaz bir kıyafet giydiği, en sevdiği yemeği yediği ve daha sonra da bıçağı karnına saplayıp döndürerek iç organlarını parçalamasını simgeliyor. 'Kaishakunin' olarak adlandırılan yakın arkadaşı ve güvendiği bir kişi tarafından da başı kılıçla kesilerek intiharı sonlandırılıyor. Bu yöntemden detaylı olarak bahsetme sebebim hem çok acımasızca ve bilmediğimiz bir yöntem olması, hem de bu akdar başarılı bir yazarın hayatına bu şekilde son vermesinin yaptığı etkiden kaynaklanıyor. Aslında düşündüğümüzde geleneklerine bağlı birisi olması, ülkesinin bunu kaybedişini hazmedememesi etkilidir. Bu nedenle çokta şaşırmamak gerekir. Seppuku yöntemindeki esasiyetin samurayın hayatı boyunca beklediği ölüme kendi elleriyle kavuşması olması da yazarın iç dünyasını ifade etme yöntemi olmuş.

Kitap içeriğine gelecek olursam, 13 yaşındaki Noboru ve dul annesi Fusako'nun ilişkisini, hayatını ve hiç beklemediği bir zamanda hayatlarına giren denizci Ryuji'yi anlatmaktadır. Sık sık çocuğun iç dünyasına ve hayata bakış açısına yer verilir. Denizci Ryuji çocuğun gözünde yücedir ve bilgisi, yaptğı iş onun için önemlidir. Ama Ryuji bu işi bırakıpta onlar ile bir aile kurmaya karar verdkten sonra Noboru gözünde küçülür. Çocuk arkadaşlarıyla bir ergen çetesi kurmuştur ve burada hayata olan farklı bakış açılarını paylaşırlar. Belki de yazar bu çeteyle kendi grubunu simgelemiştir ve kendi bakış açısını onlar üzerinden sergilemek istemiştir. Grup öğretmenlere ve babalara karşıdır ve onları kötü olarak görür. Çünkü öğretmenler ve babalar onları yönetmeye çalışır, hayata karşı büyük günahlar işlerler. Ayrıca grup şiddet yanlısıdr ve ölümle yüceleceklerini düşünürler. Bir toplantıda grubun şefinin sözü şöyledir: "Gerçek tehlike yaşama eyleminin ta kendisidir." Ölümü yüceltirler ve erkekliğin şanının yufka yürekli olmamak olduğunu da düşünürler. Bütün bu görüşler aslında bize yazarın iç dünyasını karakterler üzerinden anlatmasıdır. Çocuk grubunun görüşlerinin nihilizm felsefesini yansıttığı söylenir. Kitabın sonu beni çok şaşırtmıştı ve biraz yarım kalmış duygusu vermişti.

Okunması gereken ve derin bir eser. Yüzeysel olarak bakıldığında basit görünen ama aslında buz dağının görünmeyen kısmının çok daha büyük olduğu bir eser. Çünkü yazar kendi bakış açısını kitaba fazlasıyla yansıtmış.
448 syf.
·5 günde·9/10 puan
‘Bilmek ve eyleme geçmemek, bilmemektir.’

Bereket Denizi dörtlemesinin ikinci kitabı olan Kaçak Atlar; gencecik, vatansever bir öğrenci grubunun, 1930’lu yıllar Japonya’sında, kimlik ve toplumsal yeniden yapılanmaya, imparatorluk sisteminden koparılan ve yeni siyasi eğilimlerle savrulan, yitip giden geleneklere, kapitalizmin yükselmek için üzerine bastığı alt tabakanın ezilmişliğine ve bu devinimde yok olan, değer yitiren kültürel ruhun kıvranışına bir başkaldırısının hikayesi.
Mişima; sağ eğilimli bir düşünce yapısını benimsemiş ve iradesinin rotasını kuşkuya yer bırakmaksınız sarsılmaz inancına ve imparator sevgisine yöneltmiş bu öğrenci grubunun saf inancını, arılığını resmediyor dörtlemenin ikinci kitabında.
‘Bu kitaplarda, yaşamla ve dünyayla ilgili hissettiğim ve düşündüğüm her şeyi yansıttım’ derken yalan söylemiyor yazar. Zirâ çok acı olsa da bu grubun mutlak inancını Mişima’nın da ta yüreğinde taşıdığını; dörtleme bittiğinde henüz 45 yaşındayken, üyesi olduğu milliyetçi örgüt Tatenokai ile birlikte İmparatorluğun haklarının yeniden tesis edilmesi ile ilgili manifestoyu okuduktan sonra seppuku* yaparak yaşamına son vermesiyle anlayabiliyoruz.
Bu tutku, bu sek inanç taşıyan yüreklere hayranlık duymamak elde değil. Lâkin böyle sorgusuz yaşamak.. Zannımca hamurunda sorgulamak, araştırmak, her gün öğrenmek, silip yeniden yeniden yazmak olanlara göre değil.
Umarım, böyle yaşamların yitirilmesine değmiştir.
İyi okumalar dilerim.

*Karın yarılarak yapılan geleneksel bir Japon intihar biçimi.
352 syf.
·5 günde·7/10 puan
Yukio Mişima ’nın, sansasyonel ve metaforik ölümüne bir adım daha yaklaştığının derinden hissedildiği, ölümün o soğuk nefesinin duyulduğu, serinin üçüncü kitabı Şafak Tapınağı.
Dörtlemenin ilk iki kitabına göre oldukça durağan buldum Şafak Tapınağı’nı. Eserde; ilk iki kitapta etrafında çeşitli tutkuların yönlendirdiği, savurduğu hayatların çarparak parçalara bölündüğü, sürekli devindiği, ama bir türlü yerinden oynatamadığı, şeklini değiştiremediği bir kayaya benzettiğim; tüm seride hep var olan, ama hep perde arkasında, hep izleyici kalan, yaşamak yerine seyretmek taraftarı genç avukat Honda’nın ilk defa sahneye çıktığını görüyoruz.
Bu, kasırgalarla, dalgalarla, hiç bir tutkuyla eylemsizliğini bozmayan karakter, üçüncü kitapta bir kıpırdanışa ihtiyaç duyuyor, hayatında hiç bir kararının mantık dışı, tutkuyla alınmadığını fark ediyor ve artık yaş almış, elli yedi yaşına gelmiş de olsa adalete olan sarsılmaz bağlılığını, duygularını kilitlediği demir kapıları, yalnızca okuyarak anlamlandırdığı benliğini, hiçbir doğa olayının bozamadığı durağanlığını çatlatmayı deniyor.
Eser, iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde kendi adıma oldukça yabancı olduğum Hinduizm, Budizm ve Şintoizm gibi doğu kaynaklı akımlar, öğretiler üzerine yoğunlaşılmış; karma üzerinden mistik bir yolculuğa çıkılmış; bilinç, benlik, ruh göçü ve yeniden doğuş kavramlarına sıkça yer verilmiş, bu da karakterlerin biraz geri plana itilmesine neden olmuş. Yukio Mişima , bu eserinde Japonya’nın geleneklerinin, özellikle ikinci dünya savaşı sonrası geri döndürülemez biçimde yitirildiğini, kültürel yozlaşmanın had safhada oluşunu özellikle vurgulamak istedi diye düşünüyorum. İkinci bölümü daha akıcı, dünya savaşı sonrası Japon kültürünün çatlaması gibi Honda’nın tüm benliğinin de çatlamasına tanık oluyoruz.
Sarsılmaz karaktere sahip bir adalet adamının, karakterinin çatlamasının öyküsü bu.

Meraklısına; Serinin diğer kitaplarına yaptığım naçizane incelemelerim ektedir;

Bahar Karları : #95560251
Kaçak Atlar : #97705100

İyi okumalar dilerim.
208 syf.
Kimitake Hiraoka ( Yukio Mişima )... Uçurum yazarı... Ya da mükemmel bir iç gözlem ustası... Ya da Ölüme Bağlılığı, yaşamın her anında hisseden bir yazar... Ya da ...

Söylenecek o kadar çok şey var ki, nerden tutsan eksik kalıyor dedikleri durum bu olsa gerek. Mişima; yaşam ve ölüm döngüsü içinde, bu döngüyü kısırlaştırmaktan öteye geçip net bir şekilde ölüme bağlılığıyla yaşamı bir noktaya kadar (Belki de onun için zirve) sürdürüp, sonrasında değerlerini taşıdığı kültürün etkisiyle Seppuku (Harakiri) yaparak yaşamı sonlandırıyor. Okuduğum tüm kitaplarında Ölüm ve İntihar teması o kadar yoğun ki, ister istemez karamsarlık süreci başlıyor okuyucu için. Ama her kitap ayrı bir dünya Mişima 'da... Ayrı bir son,ayrı bir başlangıç...

Japon Edebiyatı nın en önemli yazarlarından olan Mişima, Samuray kökenli bir aileden gelen babaannesinin gölgesinde uzun bir süre kaldığı için, etkisini tüm yaşamı boyunca hissedeceği bu gölgenin çizdiği yolla başlıyor hayata. Eşcinselliği, engel olamadığı ya da olmak istemediği şiddet eğilimi ve ölüme olan bağlılığına dair tüm gözlemlerini cesurca topladığı bir kitap. Okurken bir çok paragrafı tekrar tekrar okuduğumu hatırlıyorum. İç gözlem konusunda üstüne başka bir yazar ya da en azından bu kadar cesur bir yazar var mıdır? ...

Japonya'nın Edo dönemi sonlarında ve Meiji dönemi başlarındaki Restorasyon çalışmalarının getirdiği batılılaşma ve onun sürüklediği yozlaşmayı sert bir şekilde reddeden Mişima, Bereket Denizi dörtlemesinde yozlaşmaya karşı duruşunu net ortaya koyarken aynı zamanda acımasız özeleştiriden de yoksun kalmamış. Şintoizm ve Budizm arasında sıkışmış olan Japon kültürünün ne denli acı çektiğini bu dörtlemede görmek mümkün. Aynı zamanda Samuray ların ölüme bağlılıklarının aslında yaşama bağlılıkla eş değer olduğunu da gösteriyor. Buşido Öğretisi (Svaşçının Yolu) ilkesi ile yaşamı anlamlı kılmaya çalışan Samuray gelenekleri ve Mişima nın yaşamını noktaladığı an. Bereket Denizi dörtlemesini okurken intiharını bu kitabı yazarken kurguladığını anlıyorsunuz zaten...

''Bir duygunun sarhoşluğuna bağlı kalırsan, diğer tüm duyguların sarhoşluğundan yoksun kalırsın''... Tam olarak böyle miydi bilemiyorum ama bu cümleyle şekillendirdiği Altın Köşk Tapınağı gerçekten okunması gereken bir kitap bence. Engelli insanların hayata bakışlarına dair okuyucuya yeni bir pencere açabilecek türden. Ve duyguların esaretinden...

Stefan Zweig in Yakıcı Sır ı ile aynı paralel de giden ve hatta onun bir kaç doz üstü olan Denizi Yitiren Denizci en güzel kitaplarından biri belki de. Okurken tüm duyguları her sayfada hissedebiliyorsunuz.

...

Mişima aslında tüm kitaplarında kendi yaşamını veya yaşama dair içgözlemlerini yansıtıyor. Ya da ben öyle hissettim, bilemiyorum. Ölümün de yaşama dair bir gerçek olduğunu betimlemeleriyle taçlandıran bir yazar...

Okuma Sabrı gösterdiğin için Teşekkür Ederim
256 syf.
Yazarın hayatı geçen sene Gürcüceye cevirmiştim böylelikle hiç kitabi okumadığım yazarın hayatı yakından tanima fırsatım olmuştu. Hep hayranlıkla ve şaşırarak takip etmiştim satırları yazarken Yukio Mişima'nin hayatı, eserleri, düşünceleri, beni büyülemişti ilgimi çekmişti. Geçen sene hep okuma listemde olan yazar bu sene bir kaç sayfada tesadüfen yazarla karşılaşınca biraz utandım açıkçası, En sonunda artık yazari daha yakından tanıma isteği arttıkça bende ilk elime geçen kitabi alip okumayı başladım. "Yaz Ortasında Ölüm." Harika ve doğru bir seçim olduğunu inanıyorum. Kitap bir kaç hikayeden oluşmaktadır hepsi birbirinden ilgi uyandırıcı, sürükleyici, ve akıcı dilde çevirilmiş. Yazar insanin iç dünyasıni okuyucularla aktarmaya büyük önem vermektedir ve bunu o kadar güzel anlatıyor ki hayran olmamak mümkün değil. Sevgi, korku, cinselik arzuları,ölüm, pişmanlık, hastalık yani bizi biz yapan ve en önemlisi bastırılmış duyguları bu kadar kisa hikâyelerden bu kadar ustaca anlatan yazarla en sonunda tanıştığım için çok memnun oldum.
Hikâyelerden bazıları gerçekten ayakta alkışlaması hakediyor bu şahsi düşüncem tabi kide.


Herkese keyifli okumalar diliyorum.
156 syf.
·2 günde·8/10 puan
Denizi Yitiren Denizci uzun zamandır okumayı planladığım fakat bir türlü fırsat bulamadığım bir kitaptı. Bibliyofil Kitap Kulübü vesilesiyle sonunda okudum ve çok da kısa bir sürede okudum. Çalışıyor olmasam bir oturuşta bile bitirebileceğim bir kitaptı.

Öncelikle yazarın dilini çok beğendiğimi söylemeliyim. Çok sade ama bir o kadar da etkileyiciydi. Özellikle çocuklarla olan bir sahne (okuyanlar hangisinden bahsettiğimi anlamıştır) beni çok rahatsız etti. Ve artık kitapların beni bu kadar rahatsız edebiliyor olması benim gözümde iyi yazıldığının bir göstergesi haline gelmiş durumda.

Kitaba tam puan vermememin sebebi hikayenin 5 puanlık olduğunu düşünmemem. Size nedenini tam olarak açıklayamıyorum ama kitabı bitirdiğim zaman tam olarak tatmin olmuş hissetmedim kendimi. Yazarın diğer kitaplarından beklentim çok daha yüksek özellikle Bereket Denizi Dörtlemesi'nden. Umarım kısa sürede onları da okuyabilirim.

Dipnot: Kitap +16
208 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir tarafta ergenlik sancıları eşliğinde büyüme ve varolma savaşı verirken, diğer tarafta yeni yeni keşfetmeye başladığınız benliğinizde hissettiklerinizin toplumun geleneksel beklenti ve kurallarının dışına düştüğünü fark ettiğinizde ne yaparsınız?

Siz, aldığınız eğitim ve yetiştirilme tarzınız eşliğinde, toplumun yücelttiği o “normal”lerden olmak için samimiyetle çabalarken, attığınız her adımda farklı olduğunuzu dehşetle gördüğünüzde; “yasak”, “ayıp”, “günah”lar başınızın üstünde giyotin misali sallanırken derdinizi kimselere kolay kolay açamayacağınızı fark ettiğinizde ne yaparsınız?

Mişima, otobiyografik özellikler barındıran bu romanında çocukluğundan 20li yaşlarının başına kadar kahramanımız Koçan’ı anlatıyor. Geleneksel Japon kültürüne bağlı ve aşırı muhafazakar büyükannesinin isteği ile ailesinden koparılıp ergenlik dönemine kadar yaşlılarla birlikte kasvetli bir evde yaşamak zorunda bırakılan Koçan, dışarıdan bakıldığında uslu, başarılı bir öğrenci. Zayıf bünyesi ve bitmek bilmez sağlık problemleri büyükannesinin onun üzerindeki baskısını tahammül edilmez seviyelere taşırken dahi sesini çıkarmayan, saygılı, geleneklerine bağlı bir çocuk o. 10lu yaşlarından itibaren çarpıcı güzellikte hikayeler yazıyor ve dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünüyor.

Mişima etkileyici dili ile bizi iç dünyasına taşıdığında, maskesini bizim için indirdiğinde yüzleşiyoruz Koçan’ın yaşadığı fırtınalarla… Küçük yaşlarından itibaren hemcinslerine ilgi duyan, bu ilgisini adlandıramayan, dıştan bakıldığında “normal” olmak için çabalarken içten içe kendi ile savaşan bir Koçan var artık karşımızda. Keskin zekası sayesinde rol yapmayı iyi beceriyor, maskesini yüzünden hiç düşürmüyor. Bir yandan acı ile kendisinin neden farklı olduğunu anlamaya çalışıyor, öte yandan çabalarsa “normal”leşebileceğini düşünüp karşı cinsle yakınlaşmaya uğraşıyor. Ama attığı her adımda farklılığını daha fazla hissederken bunu değiştirmenin kendi elinde olmadığını, karşı cinse hiç ilgi duymadığını; ve daha da önemlisi, değişmesi gerekmediğini fark ediyor.

20.yy Japon Edebiyatı’nın en etkili ve özgün kalemlerinden biri Mişima. 1925 yılında doğan yazar Batı tarzı eğitim alması ve Batı edebiyatından çok etkilenmesine karşın geleneksel Japon kültürüne tutkuyla bağlı. Aktif politikada yer alan milliyetçi Mişima, giriştiği darbe girişiminin başarısız olması sonucu harakiri yaparak yaşamına son veriyor. Genç yaşında ölmesine karşın geride 34 roman, 50 oyun, 25 kısa hikaye kitabı, sayısız makale ve hatta bir de sinema filmi bırakan Mişima, etkileyici bir kalem. Sürükleyici ve şaşırtıcı açıklıktaki dili ile dikkat çekiyor.

Kendi yaşamında birçok çelişki barındırıyor Mişima. Japon kültürüne tutkuyla bağlı olmasına ve gelenekleri savunmasına karşın benzer gelenekler nedeniyle acı çekiyor örneğin. Yaptığı evlilik ve 2 çocuk ile eşcinselliğini gözlerden gizliyor. Bir yandan yaşamı yüceltirken öte yandan ölüm, şiddet, kan dökme fantezileri kuruyor. 1900lerin ilk yarısında, büyük Japon İmparatorluk rüyasının yerle bir olduğu sağcı militarizm ve emperyalizm döneminde yetişen yazar bir bakıma Japon toplumundaki şaşkınlığın, savrulmanın ve kafa karışıklığının da temsili sanki.

Sadece eşcinsellerin değil, farklı sebeplerle de toplum dışına itilen, geleneklerden farklı davrandığı için eleştirilen ve dışlanan herkesin duygularına tercüman oluyor Mişima. Varoluşu sorgularken bireyin toplum karşısındaki güçsüzlüğünü de tespit ediyor. Bireyin içinde yaşadığı fırtınaları ve saklanmak için çabalarını o kadar açık anlatıyor ki, artık gözümüzü kaçıramıyoruz. Maskenin düşmesi mi tehlikeli, yoksa düşmemesi mi? Sorguluyoruz.

“Herhangi bir kimsenin, sadece bir an için bile olsa, kendi gerçek yaradılışına aykırı hareket etmesi olacak şey midir diye sorulabilir. Buna hayır cevabı verilirse, o zaman bizi hiç istemediğimiz şeyleri arzulamaya yönel­ten esrarlı zihni süreci açıklamak mümkün olmazdı, öyle değil mi? Benim, ahlak dışı isteklerini geleneksel esaslar­dan hareket edip bastıran bir insanın tam tersi olduğum kabul edilirse, bu durum, yüreğimin daha da ahlak dışı arzulara bağlandığı anlamına mı gelir? Yoksa kendi kendimi aldatmam artık tamamlanmış mıydı?­”

Sevgili Ebru Ince 'e bu güzel etkinlik için teşekkür ederim.
192 syf.
Çok severek okuduğum 2 edebiyattan 1i Japon Edebiyatı ve diğeri Latin Amerikadır. Neredeyse ne yazsalar okurum kıvamındayım...

"Aşka Susamış" genç yaşta dul kalan Etsuko, tifodan ölen kocası tarafından nefret uyandıran, sevmeyi birakması için her turlu zorluğa katlanması gerektiğini öğreten o zalim ders saatleri ile geçen günleri ve ölümünden 1yil sonraki dönemde kayinpederine bedenini teslim eden ama içindeki Saburo arzusu ile göğsünde ağrılar saplatan yüzünden kanların çekilmesini sağlayan sapkın duyguların hikayesi...

Etsuko evin hizmetiçisi Saburo'yu kıskanırken, kayinpederi Yakiçi de Etsuko'yu kıskanıyor, ilginç saplantılı sapkınlık derecesinde 1aşk sarmallarıyla sonu beklediğim gibi mişima dediğim 1kitaptı. Eger kitap sıradan biterse mişima beni şaşırtıyor ve beklediğim 1 son değildi diyorum...

Ben yine çok severek okudum sıradışı 1kitap okumak istiyorsanız tavsiyemdir...

"... 1 kişi 1ine aşık değilse mutlaka 1 diğerine aşıktır, ya da 1 kişinin 1ine aşık olması onun kesinlikle 1 başkasına aşık olamayacağı mantığına göre hareket eden 1i değildi..."

Tüm karakterlerin psikopat olduğu 1 diğer japon edebiyatı kitabı "itiraflar" dır. O da çok ilginç 1kitaptı...

Yazarın biyografisi

Adı:
Yukio Mişima
Unvan:
Japon Romancı ve Oyun Yazarı
Doğum:
Yotsuya, Tokyo, Japonya, 14 Ocak 1925
Ölüm:
Ichigaya, Tokyo, Japonya, 25 Kasım 1970
Mişima'nın çocukluğunun ilk dönemi onu yakın çevresinden uzak büyüten büyükannesi Natsu'nun gölgesi altında geçmiştir. Büyükannesi Mişima'nın diğer erkek çocuklarıyla oynamasına müsaade etmiyor, sadece kız kuzenleri ve bebekleriyle oynamasını istiyordu.

Natsu, Tokugava dönemi samuraylarıyla ilişkili bir aileden gelmekteydi ve Mişima'nın büyükbabası ile evlendikten sonra bile ailenin aristokratik geleneklerini sürdürmeye devam etmişti. Büyükbabası bir bürokrattı ve işleri sömürge döneminde açılmıştı.

Mişima ailesinin yanına ancak 12 yaşında dönebilmiş ve annesiyle yakın ilişkisi biyografisini yazan kimi yazarlar tarafından ensestliğe yakın bir ilişki olarak tasvir edilmişti. Babası askeri disiplinden keyif alan sert bir adamdı.

Mişima Japonya'nın modernleşmesi ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşı sert bir muhalefet tavrı gösterdi ve samuray değerlerini savundu.

25 Kasım 1970'de Mişima ve beraberindeki Tatenokai üyelerinden dördü Japonya Silahlı Kuvvetlerinin Tōkyō'daki Ichigaya Kampını ziyaret etmişler, komutanı sandalyesine bağlamışlar ve İmparatorluğun haklarının yeniden tesis edilmesi için hazırladıkları manifestoyu ve taleplerini okuduktan sonra Mişima seppuku (geleneksel Japon intihar biçimi) yaparak intihar etmiş, Tatenokai üyelerinden Hiroyasu Koga ise intiharın tamamlanması için Mişima'nın başını kılıçla kesmiştir.

Mişima intiharını bir yıl öncesinden hazırlamış Tatenokai üyeleri dışında hiç kimse yazarın intihar hazırlığından haberdar olmamıştı. Mişima'nın kendisi intiharı sırasında hazır bulunacak Tatenokai üyelerinin mahkemedeki kendilerini savunmak zorunda kalacaklarını önceden bilerek onlar için geride nakit bırakmıştı.


Mişima ilk romanı Tōzoku'ya (Hırsızlar) 1946 yılında başlamış ve 1948'de yayınlamıştı. Bu eserini Kamen no Kokuhaku (Bir Maskenin İtirafları) adlı otobiyografik çalışması izlemişti. Roman büyük bir başarı kazanmış ve 24 yaşındaki Mişima'ya büyük bir ün kazandırmıştı.

Mişima velud bir yazardı. Romanları haricinde, popüler dizi romanlar, kısa hikâyeler, edebi denemeler, Kabuki tiyatro oyunları, geleneksel Noh drama tiyatrosunun modern versiyonlarıyla ilgili oyunlar kaleme almıştı.

Eserleri dünya çapında üne kavuşmuş ve İngilizce'ye çevirilmiştir. Üç kez Nobel Edebiyat ödülüne aday gösterilmiş ancak 1968 yılında yakın arkadaşı Yasunari Kavabata ödülü kazanmıştı.

Yazar istatistikleri

  • 366 okur beğendi.
  • 3.343 okur okudu.
  • 100 okur okuyor.
  • 2.550 okur okuyacak.
  • 71 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları