Yukio Mişima

Yukio Mişima

Yazar
7.8/10
766 Kişi
·
1.858
Okunma
·
253
Beğeni
·
8628
Gösterim
Adı:
Yukio Mişima
Unvan:
Japon Romancı ve Oyun Yazarı
Doğum:
Yotsuya, Tokyo, Japonya, 14 Ocak 1925
Ölüm:
Ichigaya, Tokyo, Japonya, 25 Kasım 1970
Mişima'nın çocukluğunun ilk dönemi onu yakın çevresinden uzak büyüten büyükannesi Natsu'nun gölgesi altında geçmiştir. Büyükannesi Mişima'nın diğer erkek çocuklarıyla oynamasına müsaade etmiyor, sadece kız kuzenleri ve bebekleriyle oynamasını istiyordu.

Natsu, Tokugava dönemi samuraylarıyla ilişkili bir aileden gelmekteydi ve Mişima'nın büyükbabası ile evlendikten sonra bile ailenin aristokratik geleneklerini sürdürmeye devam etmişti. Büyükbabası bir bürokrattı ve işleri sömürge döneminde açılmıştı.

Mişima ailesinin yanına ancak 12 yaşında dönebilmiş ve annesiyle yakın ilişkisi biyografisini yazan kimi yazarlar tarafından ensestliğe yakın bir ilişki olarak tasvir edilmişti. Babası askeri disiplinden keyif alan sert bir adamdı.

Mişima Japonya'nın modernleşmesi ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşı sert bir muhalefet tavrı gösterdi ve samuray değerlerini savundu.

25 Kasım 1970'de Mişima ve beraberindeki Tatenokai üyelerinden dördü Japonya Silahlı Kuvvetlerinin Tōkyō'daki Ichigaya Kampını ziyaret etmişler, komutanı sandalyesine bağlamışlar ve İmparatorluğun haklarının yeniden tesis edilmesi için hazırladıkları manifestoyu ve taleplerini okuduktan sonra Mişima seppuku (geleneksel Japon intihar biçimi) yaparak intihar etmiş, Tatenokai üyelerinden Hiroyasu Koga ise intiharın tamamlanması için Mişima'nın başını kılıçla kesmiştir.

Mişima intiharını bir yıl öncesinden hazırlamış Tatenokai üyeleri dışında hiç kimse yazarın intihar hazırlığından haberdar olmamıştı. Mişima'nın kendisi intiharı sırasında hazır bulunacak Tatenokai üyelerinin mahkemedeki kendilerini savunmak zorunda kalacaklarını önceden bilerek onlar için geride nakit bırakmıştı.


Mişima ilk romanı Tōzoku'ya (Hırsızlar) 1946 yılında başlamış ve 1948'de yayınlamıştı. Bu eserini Kamen no Kokuhaku (Bir Maskenin İtirafları) adlı otobiyografik çalışması izlemişti. Roman büyük bir başarı kazanmış ve 24 yaşındaki Mişima'ya büyük bir ün kazandırmıştı.

Mişima velud bir yazardı. Romanları haricinde, popüler dizi romanlar, kısa hikâyeler, edebi denemeler, Kabuki tiyatro oyunları, geleneksel Noh drama tiyatrosunun modern versiyonlarıyla ilgili oyunlar kaleme almıştı.

Eserleri dünya çapında üne kavuşmuş ve İngilizce'ye çevirilmiştir. Üç kez Nobel Edebiyat ödülüne aday gösterilmiş ancak 1968 yılında yakın arkadaşı Yasunari Kavabata ödülü kazanmıştı.
Dürüst bir hissi farklı nedenler bularak mantıklı hale getirmeye çalışmamda sorun yoktu. Ama bazen beynimin ürettiği sayısız neden, kendimin bile öngöremediği duyguları bana dayatıyordu. Ve bu duygular aslında bana ait bile değildi.
... ama şimdi en önemli şey, sabır. Tıpkı balıktaki gibi. Her şeyin yoluna gireceğinden emin olun. Haklı olan, hakkını sessiz sedasız da kabul ettirir.
Tokyo’da gördüğü filmler ve okuduğu kitaplar, artık gözlerinin içine bakıp, “Seni seviyorum,” diyecek bir erkek bulma isteğini uyandırmıştı ruhunda, yoksa “Beni seviyorsun,” diyen bir erkek değil. Ne var ki bunu asla yaşayamayacağına inanıyordu.
Sarayları andıran şık bir sinemaydı. Yalnız koltuklar çok dar ve sertti.
Oturmayın denediğimizde, tavukların tünediği değneklerin üzerindeyiz sandık. Hiç rahat değildik, gerilerimiz sancımağa başlamıştı. Bir süre sonra, arkamızdan bir adam bağırdı: «Oturalım, oturalım...»
Ama oturmuştuk ya işte, herhâlde şaka ediyor diye düşündük. Ne var ki bize çok iyi davranan bu bay, biraz sonra ne yapacağımızı gösterdi. Bunların açılır kapanır koltuklar olduğunu, oturmadan önce aşağı itmemiz gerektiğini söyledi. Budalaca davranışımızdan ötürü utanmıştık. Koltukları aşağı itince, ne kadar yumuşak olduklarını anladık, hani Tenno bile oturabilirdi bu koltuklara. Günün birinde annem de böyle bir koltuğa otursa ne güzel olurdu...
156 syf.
·2 günde·7/10
Asıl adı Kimitake Hiraoka olan Mişima çağdaş japon edebiyatının en önemli yazarları arasında kabul edilmiş. Bir kaç kez Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilmesine rağmen alamamış, en yakın arkadaşlarından birisi ödüle layık görülmüş. Yazar Japon geleneklerine bağlı,milliyetçi ve ülkesinin modernleşmesini, değerlerini yitirmesini kabullenememiştir. Bu nedenle kendisinin de üye olduğu Tate No Kai(Kalkan Cemiyeti) grubundan dört arkadaşı ile birlkte Tokyo'daki silahlı kuvvetleri basmış ve komutanı bağlayıp kendi talimatlarını okumuşlar. Daha sonra da Mişima seppuku yöntemiyle kendini öldürmüş ve arkadaşı da intiharın tamamlanması için yazarın başını kılıçla kesmiş. Seppuku; geleneksel Japon intihar biçimi olarak adlandırılıyor. Toplumda daha çok hara-kiri olarak biliniyor ama daha profesyonel bir terim olarak samuraylar arasında seppuku adıyla kullanılıyor. Kişinin temizlenip beyaz bir kıyafet giydiği, en sevdiği yemeği yediği ve daha sonra da bıçağı karnına saplayıp döndürerek iç organlarını parçalamasını simgeliyor. 'Kaishakunin' olarak adlandırılan yakın arkadaşı ve güvendiği bir kişi tarafından da başı kılıçla kesilerek intiharı sonlandırılıyor. Bu yöntemden detaylı olarak bahsetme sebebim hem çok acımasızca ve bilmediğimiz bir yöntem olması, hem de bu akdar başarılı bir yazarın hayatına bu şekilde son vermesinin yaptığı etkiden kaynaklanıyor. Aslında düşündüğümüzde geleneklerine bağlı birisi olması, ülkesinin bunu kaybedişini hazmedememesi etkilidir. Bu nedenle çokta şaşırmamak gerekir. Seppuku yöntemindeki esasiyetin samurayın hayatı boyunca beklediği ölüme kendi elleriyle kavuşması olması da yazarın iç dünyasını ifade etme yöntemi olmuş.

Kitap içeriğine gelecek olursam, 13 yaşındaki Noboru ve dul annesi Fusako'nun ilişkisini, hayatını ve hiç beklemediği bir zamanda hayatlarına giren denizci Ryuji'yi anlatmaktadır. Sık sık çocuğun iç dünyasına ve hayata bakış açısına yer verilir. Denizci Ryuji çocuğun gözünde yücedir ve bilgisi, yaptğı iş onun için önemlidir. Ama Ryuji bu işi bırakıpta onlar ile bir aile kurmaya karar verdkten sonra Noboru gözünde küçülür. Çocuk arkadaşlarıyla bir ergen çetesi kurmuştur ve burada hayata olan farklı bakış açılarını paylaşırlar. Belki de yazar bu çeteyle kendi grubunu simgelemiştir ve kendi bakış açısını onlar üzerinden sergilemek istemiştir. Grup öğretmenlere ve babalara karşıdır ve onları kötü olarak görür. Çünkü öğretmenler ve babalar onları yönetmeye çalışır, hayata karşı büyük günahlar işlerler. Ayrıca grup şiddet yanlısıdr ve ölümle yüceleceklerini düşünürler. Bir toplantıda grubun şefinin sözü şöyledir: "Gerçek tehlike yaşama eyleminin ta kendisidir." Ölümü yüceltirler ve erkekliğin şanının yufka yürekli olmamak olduğunu da düşünürler. Bütün bu görüşler aslında bize yazarın iç dünyasını karakterler üzerinden anlatmasıdır. Çocuk grubunun görüşlerinin nihilizm felsefesini yansıttığı söylenir. Kitabın sonu beni çok şaşırtmıştı ve biraz yarım kalmış duygusu vermişti.

Okunması gereken ve derin bir eser. Yüzeysel olarak bakıldığında basit görünen ama aslında buz dağının görünmeyen kısmının çok daha büyük olduğu bir eser. Çünkü yazar kendi bakış açısını kitaba fazlasıyla yansıtmış.
156 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Yukio Mişima'nın kitabı ürkütücü hayatının ve insanı şok eden ölüm biçimi ve ikisinin temsil ettiği herşeyin dayandığı ana meseleleri kısaca anlatıyor gibi: Japonya çürüyor, değerler yok oluyor, Japonya düşmanlarına dönüşüyor, duygusallık öldürür, babalar katildir; oysa gerçek olan, hakikat olan güçtür, gerçek ve hakiki Japon değerleridir, o yüzden yumuşayan, gevşeyen ve gerçek değerlere sırtını dönenler bedelini ödemeli; erkek olarak yaşamalı, erkek değerleriyle var olmalı. Kitap Noboru adında on üç yaşında bir çocuk, annesi ve annesinin hayatına giren denizci Ryuji'yi anlatıyor: Noboru ergenliğinin ve babasızlığının getirdiği meselelerden uzakta, bambaşka şeylerle, güç ve gerçek Japon değerleriyle, kahraman olmak ve geleneği temsil etmek derdinde olan bir grup ergenle- Mişima'nın intiharından önce kurduğu dünyanın en küçük ordusunu andırır gibi- zayıf olmaya karşı denemelere giriştiği tuhaf ve ölüme de takıntılı bir varoluşun içerisinde...annesi ve denizci ise son derece yumuşak bir şekilde anlatılan bir aşk yaşıyor. Kitap zıtlıkları bir arada öyle güzel resmediyor ki bir yandan dilin güzelliğiyle kitaba kendimizi bırakıp üslûbun tadını çıkarırken bir yandan da Noboru'nun hayatı üzerinden ölümü, gücü, erkekliği ve kitabın sonunda çok da güzel anlaşıldığı üzere şiddeti, hakikat uğruna asla geri tepmeyen ve teklemeyen bir şiddeti savunması karşısında irkiliyoruz, kitap bu bölümlerde gerçekten farklı bir atmosfere bürünüyor. Mişima şiddete, militarizme, güce destek verip aşkı, doğal olanı, başkalaşmayı ve kendince düşmanların kültürüne dönüşmeyi aşağılıyor ve küçük görüyor, ancak her iki durumu da çok yetkin, etkileyici, yumuşak bir dille anlatıyor. Ölüm sahneleri bile şiddeti estetize ediyor gibi.

Mişima'nın kitaplarını okumaya bu eserle başlamak iyi oldu. Türkçede yayınlanmış diğer eserlerini de okuyacağım.
156 syf.
·2 günde·8/10
Denizi Yitiren Denizci uzun zamandır okumayı planladığım fakat bir türlü fırsat bulamadığım bir kitaptı. Bibliyofil Kitap Kulübü vesilesiyle sonunda okudum ve çok da kısa bir sürede okudum. Çalışıyor olmasam bir oturuşta bile bitirebileceğim bir kitaptı.

Öncelikle yazarın dilini çok beğendiğimi söylemeliyim. Çok sade ama bir o kadar da etkileyiciydi. Özellikle çocuklarla olan bir sahne (okuyanlar hangisinden bahsettiğimi anlamıştır) beni çok rahatsız etti. Ve artık kitapların beni bu kadar rahatsız edebiliyor olması benim gözümde iyi yazıldığının bir göstergesi haline gelmiş durumda.

Kitaba tam puan vermememin sebebi hikayenin 5 puanlık olduğunu düşünmemem. Size nedenini tam olarak açıklayamıyorum ama kitabı bitirdiğim zaman tam olarak tatmin olmuş hissetmedim kendimi. Yazarın diğer kitaplarından beklentim çok daha yüksek özellikle Bereket Denizi Dörtlemesi'nden. Umarım kısa sürede onları da okuyabilirim.

Dipnot: Kitap +16
270 syf.
Kitaba başladığımda hiç bu kadar sevebileceğimi düşünmemiştim. Neyse bitirdim kitabı dedim ki müthiş. Sonra yazarı bi gugılladım. Yukio Mishimo. Enteresan bir adam. Birçok sanat alanında eserleri var; tiyatro oyunları,filmler,romanlar..
Aynı zamanda son samuray. Ailesi köklü asilzadelerden. Kalkan adında bir örgüt bile kurmuş. Geleneksel samuray öğretileri ve dövüş sanatlarında da usta. Mükemmellik abidesi.

Intiharını sebukku ritueliyle (harakiri) gerçekleştirmiş. Ve annesi ölümünden haberdar olduğunda "onun için üzülmeyin, o hayatı boyunca yapmayı arzuladığı tek şeyi yaptı" demiş.
Hayatımız boyunca bazılarımızın hissettiği yerini dolduramadığımız bütün duygular ve olgular, Mishimo'nun hayatını okuduğunuzda aşılamayan bir hiçliğe bürünüyor.

Altın Köşk Tapınağı ise yazarın yaşamı ve intiharıyla iliskilendirilebilir.

Kitabın kahramanı Mizoguçi ile Mishimo'nun kendini aradığı çağlarındaki yalnızlığını tamamen örtüştürüyorum. Bu kitabı Mishimo'nun güzellik kavramının intiharına kadarki gelişimsel devinimlerinin bir durağı olarak görüyorum.
Kitapta Zen felsefesinin bazı bilmecelerine yer ayrılmış, en ilgimi çeken yerlerdi. Mizoguçi ve arkadaşı Kaşivagi ile Nansen bilmecesi üzerine söyleşileri müthişti. Kitap derin felsefi öğretiler içeriyor.
Yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Mishimo belki edebi anlamda sizin de beğenebileceğiniz bir kitap yazmamış olabilir. Ama yaşamıyla, intiharıyla her ayrıntısıyla bir eylem adami. Nadir bulunanlardan.

Bahsi geçen güzellikten mahrum kalmamanız için :

http://blogs.cornell.edu/...on-by-yukio-mishima/
156 syf.
Oldukça basit bir konunun derinlemesine işlendiği güzel bir öykü. İlk bakışta dul bir kadını ve oğlu Noboru ile kadının eşi olacak olan bir denizcinin öyküsünü okurken aslında derin bir uzak doğu felsefesine dalıp gittiğinizi fark edeceksiniz.

Noboru, annesinin ikinci eşi olacak olan denizci Ryuji ile ilk tanışmalarından sonra ondan oldukça etkilenir. Çünkü denizaşırı yerlerin hikayelerini dinledikçe Ryuji bir süper kahramana dönüşmektedir Noboru gözünde. Artık deniz, gemi ne demek ise bu ikilinin olmazsa olmazı Ryuji idi. Ta ki Ryuji'nin annesiyle evleneceğini öğreneceği ana kadar. O andan sonra öylesine bir yıkım yaşar ki Noboru, bu yıkım Ryuji'yi de gözünde ölü birine dönüştürmüştür. Burada bir es vererek kitabın neden bu kadar güzel olduğuna değinmek istiyorum. Yazar Yukio Mişima bu eseri kendi çocukluk hikayesinden esinlenerek yazmış. Ve bu konu Freud'un haklılığını bir kez daha olumlamış olmasıyla hayli dikkat çekici. Ergenlik dönemindeki her erkeğin kendini kanıtlama, aile reisi olarak kabul gören babanın yerini alma gibi bir güdüsü oluştuğunu ve romanda 13 yaşındaki Noboru'nun annesinin ikinci eşi olacak olan denizciye olan tepkisi bu analizi doğrular nitelikte. Keza bundan sonra Noboru kendi yaş grubu arkadaşlarıyla bir çete kuracak ve sosyal düzene (kendilerini yönlendiren her makama), pasif bir başkaldırı olacaktır. Çünkü sonu yarım kalıyor. Ondan sonrası tamamen okuyucunun hayaline bırakılıyor.

Edebi olarak tüm ikilikleri ustaca kullanmış yazar. Uysal bir aşkı işlerken, şiddeti; Ergenlik dönemi öfkesini ele alırken, masum bir hayal gücünü; Koca bir okyanusu anlatırken bir damla suyu ele alarak anlatması çok güzeldi.

Yazarın kendi hayatından esinlenerek yazdığı bu öyküde, intihar edişinin perspektifini de görmek mümkün bir yandan...
208 syf.
Kimitake Hiraoka ( Yukio Mişima )... Uçurum yazarı... Ya da mükemmel bir iç gözlem ustası... Ya da Ölüme Bağlılığı, yaşamın her anında hisseden bir yazar... Ya da ...

Söylenecek o kadar çok şey var ki, nerden tutsan eksik kalıyor dedikleri durum bu olsa gerek. Mişima; yaşam ve ölüm döngüsü içinde, bu döngüyü kısırlaştırmaktan öteye geçip net bir şekilde ölüme bağlılığıyla yaşamı bir noktaya kadar (Belki de onun için zirve) sürdürüp, sonrasında değerlerini taşıdığı kültürün etkisiyle Seppuku (Harakiri) yaparak yaşamı sonlandırıyor. Okuduğum tüm kitaplarında Ölüm ve İntihar teması o kadar yoğun ki, ister istemez karamsarlık süreci başlıyor okuyucu için. Ama her kitap ayrı bir dünya Mişima 'da... Ayrı bir son,ayrı bir başlangıç...

Japon Edebiyatı nın en önemli yazarlarından olan Mişima, Samuray kökenli bir aileden gelen babaannesinin gölgesinde uzun bir süre kaldığı için, etkisini tüm yaşamı boyunca hissedeceği bu gölgenin çizdiği yolla başlıyor hayata. Eşcinselliği, engel olamadığı ya da olmak istemediği şiddet eğilimi ve ölüme olan bağlılığına dair tüm gözlemlerini cesurca topladığı bir kitap. Okurken bir çok paragrafı tekrar tekrar okuduğumu hatırlıyorum. İç gözlem konusunda üstüne başka bir yazar ya da en azından bu kadar cesur bir yazar var mıdır? ...

Japonya'nın Edo dönemi sonlarında ve Meiji dönemi başlarındaki Restorasyon çalışmalarının getirdiği batılılaşma ve onun sürüklediği yozlaşmayı sert bir şekilde reddeden Mişima, Bereket Denizi dörtlemesinde yozlaşmaya karşı duruşunu net ortaya koyarken aynı zamanda acımasız özeleştiriden de yoksun kalmamış. Şintoizm ve Budizm arasında sıkışmış olan Japon kültürünün ne denli acı çektiğini bu dörtlemede görmek mümkün. Aynı zamanda Samuray ların ölüme bağlılıklarının aslında yaşama bağlılıkla eş değer olduğunu da gösteriyor. Buşido Öğretisi (Svaşçının Yolu) ilkesi ile yaşamı anlamlı kılmaya çalışan Samuray gelenekleri ve Mişima nın yaşamını noktaladığı an. Bereket Denizi dörtlemesini okurken intiharını bu kitabı yazarken kurguladığını anlıyorsunuz zaten...

''Bir duygunun sarhoşluğuna bağlı kalırsan, diğer tüm duyguların sarhoşluğundan yoksun kalırsın''... Tam olarak böyle miydi bilemiyorum ama bu cümleyle şekillendirdiği Altın Köşk Tapınağı gerçekten okunması gereken bir kitap bence. Engelli insanların hayata bakışlarına dair okuyucuya yeni bir pencere açabilecek türden. Ve duyguların esaretinden...

Stefan Zweig in Yakıcı Sır ı ile aynı paralel de giden ve hatta onun bir kaç doz üstü olan Denizi Yitiren Denizci en güzel kitaplarından biri belki de. Okurken tüm duyguları her sayfada hissedebiliyorsunuz.

...

Mişima aslında tüm kitaplarında kendi yaşamını veya yaşama dair içgözlemlerini yansıtıyor. Ya da ben öyle hissettim, bilemiyorum. Ölümün de yaşama dair bir gerçek olduğunu betimlemeleriyle taçlandıran bir yazar...

Okuma Sabrı gösterdiğin için Teşekkür Ederim
256 syf.
·5 günde·7/10
Japon edebiyatıyla ilk tanışma kitabım olan Yaz Ortasında Ölüm’ü okuyunca; hikayelerinin içindeki sadistik detaylar, ölüm , çarpık ilişkiler ve ensest temaları ,ister istemez beni Mişima’nın hayatını araştırmaya itti.

Yazar kendi otobiyografisi olan Bir Maskenin İtirafları’nda geçmişine ve eğilimlerine korkusuzca değinmiş:
Bir samuray ailesinde doğan ve gelenekçi bir yapıyla yetiştirilen Mişima sadist ve faşist duygularla büyümüş. Gençliğinde en büyük fantezisi kanlı ölüm olan yazar eşcinsel olmasına rağmen evlilik yapmış, bir yandan doğrularını savunurken bir yandan da kendi içinde bastırılmış bir hayat geçirmiş.Bu hayatı otobiyografik romanında sosyal baskılardan kendisini korumak amacıyla bir "maske" arkasına saklanması olarak anlatmış.

45 yaşında 100 Kişilik müridiyle katıldığı eylemde başarısız olmaları sonucunda “seppuku” ritüeli ile intihar eden yazar bu kısa yaşantısına ; 13 makale, 52 oyun, 143 kısa hikaye , 20 roman sığdırmayı başarmış, Japon Edebiyatının tartışmasız en güçlü isimlerinden biri.
Öyle ki Kawabata, Nobel'in kendisinden önce Mişima'ya verilmesi gerektiğini “Dünya çapında olağanüstü bir yetenek, 300 yılda bir doğan dahilerden biri. Benden çok yukarılarda" diyerek öngörmüş.


Yaz Ortasında Ölüm 11 değişik hikaye, mekan ve ruhsal durumu karşımıza çıkarıyor. Nefret,sapkınlık,umutsuzluk, ölüm,üzüntü,aşk,cinsellik temaları etrafında yarattığı sakin ve ağırbaşlı dünya öyle gerçekçi ki, Mişima bu dünyaya kendini bile almadan okurla beraber uzaktan izliyor . Bu dünyada kişilerin ; ruhsal çöküşü, sapkınlıkları, üzüntülerinden ayrı olarak mekansal renkler çok parlak, yeşillikler taze ve hava tertemiz.
Mişima detaycılığını ele veren tasvirler yapmaktan geri kalmıyor ; bir kimono üzerindeki deseni tüm ayrıntılarıyla canlandırıyor, bir bahçeyi tüm gerçekliğiyle gözünüzün önüne seriyor hem de sayfalarca yaptığı bu betimlemeleri okurken bir an bile sıkılmıyorsunuz.

*** “Kanatlar” hikayesine kadar beni içine pek fazla çekemeyen kitap, Bulmaca, Yaz Ortasında Ölüm,Sayfiye Çamları hikayeleriyle fazlaca hoşuma gitti. Uzakdoğu sempatime bir halka daha kattı diyebilirim.
156 syf.
·4 günde·9/10
Uzun zamandır merak ettiğim bir yazardı Yukio Mişima . Sonunda araya sıkıştırıp bir kitabını okuyabilmiş oldum.

Yazarı merak etmemin ilk sebebi seppuku ile intihar etmeyi seçmiş olması. Diğer sebep de Uzakdoğu'nun kültürüne duyduğum merak. Gelenekçilikleri, inançları, kültürleri ilginç ve farklı geliyor sanırım.

İntihar eden yazarları okumayı seviyorum, yazdıklarını genelde çarpıcı buluyorum. Ya da bu bir insanın kendi eliyle hayatını sonlandırmasının arka planında neler olduğunun merakı da olabilir. Örneğin Sadık Hidayet'in ölüm tutkusunun sayfalardan damlaması intiharına giden patika yolu izlemek gibi.

- BURADAN SONRASI BİRAZ SPOILER İÇERİYOR OLABİLİR! -

Her okuduğum kitapta yazarının hayatını araştırıyor değilim ama intihar eden yazarların patikasını çizen etmenler neymiş daha iyi anlamak için hayatları hakkında da bilgi edinmek iyi olabiliyor. Örneğin Mişima büyükannesinin yanında katı ve geleneksel kurallar ile büyümeseydi, yine Japonya geleneksel değerlerini yitiriyor diye bu kadar dert edinip seppuku ile kendini öldürür müydü diye düşünmeden edemiyorum. (Seppukuyla sona eren hayat hikayesi çok ilginç bir bakmanızı tavsiye ederim.)

Mişima'nın yaşantısına bakınca bu kitap ile bazı bağlantılar yarattım. Yarattım diyorum çünkü gerçekte yazdığı şeyler tamamen kurgu da olabilir. (Saf okur - düşünceli okur kıstası #36151535)

Kitap Noboru karakterinin kendi odasındaki bir delikten annesinin odasını görebildiğini keşfetmesi ile başlıyor. 13 yaşındaki Noboru'nun sık sık annesinin odasını dikizlemesi, annesinin çıplaklığını izlemesi ve hatta vücudu biçimli, güzel gibi düşünceler içinde olması ile Mişima'nın annesi ile ensest denilebilecek bir ilişkisi olmasının bir bağlantısı vardır belki. Ya da ergen çetesinin üyelerinin babalar kötüdür söylemleri Mişima’nın babasının katılığıyla, baskıcı bir tip olması ile ilgili olabilir. Aşağıdaki alıntılara bakarsanız demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

#39704694
#39713144


Kitap için Mişima’nın en kötü kitabı denilmiş bazı yorumlarda, ben de sevip sevmediğimden emin değilim. Denizcinin içsel diyalogları yönüyle ( #39532396 , #39548538 ) Tatar Çölü ‘nün Drogo’su ile Ryuji’yi benzeştirdim. İkisi de büyük bir kaderin kendisini beklediğine inanan karakterlerdi. Bu beklenen büyük kaderin bir türlü gerçekleşmiyor oluşu, geçen zamanın durağanlığında her gün aynı eylemlerin yapılıyor oluşu da başka bir ortak bağ.

Çok yumuşak cümlelerle örülmüş bir anlatım var, kitap sakin sakin ilerliyor çok aksiyonlu bir kitap değil aslında ama yine de merak ederek okuyoruz, garip bir hikaye. Değinmeden geçemem bu arada deniz betimlemeleri çok güzeldi.

Ergen çetesinin lideri Şef diye çağırdıkları çocuk benim için en itici karakter oldu.(Kalanlar da pek bağra basmalık değildi de neyse...) Kendi kötücül duygularını diğer çocuklara da dayattığı, onların kendi içlerinde olmayan düşünceleri kafalarına soktuğu hissi uyandırdı bende. Saçma sapan düşüncelerini genelleyip, diğer çocukları küçümser tavırla kışkırtıp durmasına saydırdım durdum okurken.

Diğer incelemelerde de belirtilmiş sanırım, vahşet dolu bir kedi yavrusu kısmı vardı, okurken rahatsız edebilecek denli acımasız bir olay ama bunu anlatırken karşıt bir histen, güzel duygulardan faydalanmış anlatırken. Örneğin yaz güneşinin insanın içini ısıtması ile kedinin sıcacık yüreğini bağdaştırmış. Aslında bu zıtlık kitabın tamamına yayılmış durumda, bölüm adları olan YAZ - KIŞ, bir eve sahip olmak ya da belirli bir evinin olmaması, deniz mi kara mı, gitmek mi kalmak mı, yaşam mı ölüm mü gibi kurgunun akışı içinde arka planda dönen zıtlıklar mevcut kitapta.

Noboru'nun küçük çetesinin denizci için düşündükleri son ile Tate no Kai üyeleri ile komutanı bağlayıp, işkence etme eylemi çok benzer. Mişima'nın böyle bir fikri çok öncesinden filizlendirdiği belli. Zaten ayrıntılara çok önem gösteren bir adammış Mişima, kendi ölümünü önceden planlamış ya da darbe girişimi başarılı olursa ne yapacağını, başarısız olursa ne yapacağını da önceden düşünmüş olabilir, başarısız olma ihtimaline karşı yayıncısının beklediği metni bitirmiş. Geride kalan üç gencin kanuni savunması için gereken parayı özenle bir zarfa koyup geride bırakmış. Girişim başarılı olsaydı neler yapacaktı bunu öğrenemiyoruz maalesef.

Öyle çok etkilenmediğim ya da beğenmediğim halde kafamı epeyce meşgul etti, sonunda gerilimi yükseltip yükseltip beklenen orantısız şiddeti (hep bu sümüklü Şef’in başının altından çıkıyor bunlar) yazmamış, okurun hayal gücüne bırakmış.

Son olarak kitabın filmi de varmış 1965’te gösterilmiş ama adını sanını, filmi veren bir site bulamadım, bulan bilen lütfen benimle de paylaşsın. :)

Mişima okumaya devam edeceğim muhtemelen, farklı bir kültür, ilginç bir yazar tanımak isterseniz sizler de okumalısınız.

https://youtu.be/2bK-Gn7lZvY bu da bu kitabın şarkısı olsun.
192 syf.
·3 günde·Puan vermedi
İlk gördüğümde arka kapak yazısından dolayı konusunun saçma olabileceği düşünüp almadığım fakat ikinci görüşte merakıma yenik düşüp aldığım bu kitap, arka kapakta da okuduğumuz gibi, sapkın ve saplantılı arzuyu ve sarsıcı şiddeti ile okuru yakalıyor. Sonu ise asla hayal ettiğiniz gibi değil.Yazarın bir kitabını daha okurum sanıyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Yukio Mişima
Unvan:
Japon Romancı ve Oyun Yazarı
Doğum:
Yotsuya, Tokyo, Japonya, 14 Ocak 1925
Ölüm:
Ichigaya, Tokyo, Japonya, 25 Kasım 1970
Mişima'nın çocukluğunun ilk dönemi onu yakın çevresinden uzak büyüten büyükannesi Natsu'nun gölgesi altında geçmiştir. Büyükannesi Mişima'nın diğer erkek çocuklarıyla oynamasına müsaade etmiyor, sadece kız kuzenleri ve bebekleriyle oynamasını istiyordu.

Natsu, Tokugava dönemi samuraylarıyla ilişkili bir aileden gelmekteydi ve Mişima'nın büyükbabası ile evlendikten sonra bile ailenin aristokratik geleneklerini sürdürmeye devam etmişti. Büyükbabası bir bürokrattı ve işleri sömürge döneminde açılmıştı.

Mişima ailesinin yanına ancak 12 yaşında dönebilmiş ve annesiyle yakın ilişkisi biyografisini yazan kimi yazarlar tarafından ensestliğe yakın bir ilişki olarak tasvir edilmişti. Babası askeri disiplinden keyif alan sert bir adamdı.

Mişima Japonya'nın modernleşmesi ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşı sert bir muhalefet tavrı gösterdi ve samuray değerlerini savundu.

25 Kasım 1970'de Mişima ve beraberindeki Tatenokai üyelerinden dördü Japonya Silahlı Kuvvetlerinin Tōkyō'daki Ichigaya Kampını ziyaret etmişler, komutanı sandalyesine bağlamışlar ve İmparatorluğun haklarının yeniden tesis edilmesi için hazırladıkları manifestoyu ve taleplerini okuduktan sonra Mişima seppuku (geleneksel Japon intihar biçimi) yaparak intihar etmiş, Tatenokai üyelerinden Hiroyasu Koga ise intiharın tamamlanması için Mişima'nın başını kılıçla kesmiştir.

Mişima intiharını bir yıl öncesinden hazırlamış Tatenokai üyeleri dışında hiç kimse yazarın intihar hazırlığından haberdar olmamıştı. Mişima'nın kendisi intiharı sırasında hazır bulunacak Tatenokai üyelerinin mahkemedeki kendilerini savunmak zorunda kalacaklarını önceden bilerek onlar için geride nakit bırakmıştı.


Mişima ilk romanı Tōzoku'ya (Hırsızlar) 1946 yılında başlamış ve 1948'de yayınlamıştı. Bu eserini Kamen no Kokuhaku (Bir Maskenin İtirafları) adlı otobiyografik çalışması izlemişti. Roman büyük bir başarı kazanmış ve 24 yaşındaki Mişima'ya büyük bir ün kazandırmıştı.

Mişima velud bir yazardı. Romanları haricinde, popüler dizi romanlar, kısa hikâyeler, edebi denemeler, Kabuki tiyatro oyunları, geleneksel Noh drama tiyatrosunun modern versiyonlarıyla ilgili oyunlar kaleme almıştı.

Eserleri dünya çapında üne kavuşmuş ve İngilizce'ye çevirilmiştir. Üç kez Nobel Edebiyat ödülüne aday gösterilmiş ancak 1968 yılında yakın arkadaşı Yasunari Kavabata ödülü kazanmıştı.

Yazar istatistikleri

  • 253 okur beğendi.
  • 1.858 okur okudu.
  • 81 okur okuyor.
  • 1.681 okur okuyacak.
  • 42 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları