Yüksel Pazarkaya

Yüksel Pazarkaya

YazarÇevirmen
8.2/10
636 Kişi
·
379
Okunma
·
5
Beğeni
·
1446
Gösterim
Adı:
Yüksel Pazarkaya
Unvan:
Yazar
Doğum:
İzmir, 1940
1958 yılında liseyi bitirip üniverite okuma amacıyla Almanya'ya gitti. Stuttgart Üniversitesi'nde kimyager olarak diplomasını alır almaz, aynı üniversitede okumaya devam etti. Daha sonra Alman Dili ve Edebiyatı ile Filozofi bölümünü de başarıyla bitirdi. 1973 yılında Edebiyat Bilimcisi olarak tanındı ve yaşamını yazar olarak sürdürmeye başladı. Birçok şiir, makale, roman ve çeviri yazıları yayınladı. 1961 yılında Almanca ve Türkçe'nin karışık olarak kullanıldığı tiyatro sistemini önerdi. 1962 yılıda arkadaşlarıyla birlikte Stuttgarter Studio adını verdikleri ilk amatör tiyatro gurubunu kurdu. 1986 yılında Köln'de bulunan Alman radyosu WDR'de redaktör olarak çalışmaya başladı. 2000 yılında Orhan Veli, Nazım Hikmet ve Aziz Nesin'in kitaplarını Almanca'ya çevirdi. Bu çevirileri yüzünden Dresden Teknik Üniversitesi (Technischen Universität Dresden) tarafından kendisine sanat ödülü (Chamisso-Poetikdozentur) verildi

Şiirleri: Koca Sapmalarda Bir Varlık (1968), Aydınlık Kanayan Çiçek (1974), İncindiğin Yerdir Gurbet (1979), Saat Ankara-Takvim Dizeleri (1981), Sen Dolayları (1981), Karanlıktan Yakınma (1988), Dost Dolayları (1990), Sen Dolayları - Sevgi Dolayları - Umut Dolayları (Üç şiir kitabı bir arada, 1992), Mutluluk Şiirleri (1995), Somut Şiirler (1996), Aynı Gökyüzü (1997). Hikâyeleri: Oturma İzni (1977), Yaban Sıla Okur mu? (1979).

Romanı: Ben Aranıyor (1989).

Oyunları: Ohne Bahnhof (Bekleyen Tren, 1967), Mediha (1992), Komşumuz Balta Ailesi (Almanca televizyon dizisi senaryosu).

Diğer eserleri: Orhan Veli Kanık (49 şiiri ve şairin tanıtımı, Almanca, 1966), Moderne Türkische Lyrik (Almanca Türk şiir antolojisi, 1971), Die wasser sind weiser als Wir (Almanca Türk şiiri antolojisi, 1971), Behçet Necatigil, Gedichefe (Şiirler 1972), Ağaca Takılan Uçurtma (Çocuklar için şiir antolojisi, 1974), Oktay Atatürk'ü Anlatıyor (1982), Rosen im Frost (Zemheri Gülleri, 1982), Solingen'den Sonra Almanya Üzerine (1995), Kara Bıyıklıların Aksakalı Demirtaş Ceyhun (2004).
Seksen yaşına da gelseniz , yüz yaşına da gelseniz , her zaman yepyeni bir mucizeyle karşılaşabilirsiniz.
Yüksel Pazarkaya
Sayfa 136 - T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları 2500
“Hayat felsefeme lök gibi oturuyor söylediklerin. Aşk neymiş, elde edinceye kadarmış. Şimdi elde ettiğini etrafta elde edemediklerinle karşılaştırıyorsun ve beğenmiyorsun. Öyle değil mi?”
Szilard: Üstadım, her acının bir ilacı, her yaranın bir umarı vardır.
Einstein: Evet, her ilaç yeni bir acıya başlar, her umar yeni bir yara açar.
Yüksel Pazarkaya
Sayfa 17 - T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları 2500
“MEDİHA: “Kocam, çocuklarım benim erdemim. Ben bir kadınım. Batılsa, batıl olsun, yuvamı satmak istemeyişim. Neyim var benim bu dünyada? Bir yaşamım! Sevdiğim adam, bahçem; çocuklarım renkli çiçeklerim. Avrupa dediğin bu mu?
Bahçemi elimden alan çiçeklerimi solduran? Gece uykularımı çalan. Eksik olsun böyle Avrupa böyle uygarlık. Eksik olsun işi de, aşı da, parası da. Ben buraya ne diye geldim? Verin benim bahçemi, çiçeklerimi, geldiğim yere gideyim...”
Bugün Türkiye'de kitap basmak çok zordur. Nedeni de şu : O kadar pahalılandı ki, yurttaşın alım gücünü aştı. Yayıncı basamıyor kitapları. Zarar ederek basamaz tabii. Bugün asgari ücretin iki gündeliği ile ancak orta boyda bir kitap alınabiliyor. İşçi iki gün çalışarak , iki günlük parasını kitaba verecek. Bu olacak iş değil. Dünyanın hiçbir yerinde olmaz. İşte bu ,Türkiye'nin geri kalmışlığının belirtilerinden bitanesi.
Yüksel Pazarkaya
Sayfa 64 - Nesin Yayınevi 2. Basım 2005
Şimdi ben kendi kendime gülüyorum demek ki deliyim... Peki, Hitler, örneğin Hitler akıllı mı? Adam neredeyse hiç gülmüyor . On binlerce insanı toplama kamplarına tıkıyor, zindanlara atıyor , kışlalarda talime tabi tutuyor, binlerce insanı can havliyle , yaşam korkusuyla ülkeden kaçırmaya zorluyor ve ordularıyla komşu ülkelere saldırıyor. Daha da yapacaklarından gayrı ... Akıllı mı şimdi bu adam;
Yüksel Pazarkaya
Sayfa 14 - T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları 2500
KADINLAR: Mediha, halin içler acısı. N’oldu sana böyle?

DANIŞMAN KADIN: Hasan mı yoksa?

KADINLAR: Hans, Hasan, Ali, Veli...
Erkeğe kaptırdın mı eli?
125 syf.
Seyirci kalmayın, yaşama müdahale edin, kendinizi tanıyın ve gardınızı alın. Yaşamı nefes alarak geçirmeyin, yaşamınızda söz sahibi olun.

Yasalar, iktidarlar, politika, komşular, stres, sana hiçbir şey katmayan arkadaş, seni küçük olduğuna inandıran ne varsa kaldırıp çöpe at. Önce kendini küçük gör, bu küçüklüğün içinde bir büyüklüğe erişeceksin.

Kişisel gelişim kitapları gibi konuşmak istemiyorum evet bir küçük adam olarak içimde büyük bir özgürlüğü keşfedip de buraya geldim. Son kullanma tarihi var mıdır bu keşfin, özgürlüğün bunu zaman gösterecek. Şu an kuş gibi hafif oluşum sizi ilgilendiriyor.

Nesin sen? Asker, öğretmen, hakim, mühendis ya da Dostoyevski'nin kitaplarındaki o sefil memur musun? Gogol'ün paltosuz memuru da olabilirsin. Ne fark eder? Ne isen nesin. Ben bununla ilgilenmiyorum. Çünkü sıfatların karşıda oluşturduğu zoraki tavrı iyi bilirim. Benim ilgilendiğim şey tamamen farklı. Öncelikle dış kuvvetlerden ayrılarak iç kuvvetlere yönelmek istiyorum. En basitinden şu an nerdesin, evet koltukta oturuyorsun ya da uzanmışsın, kafan yastıkta 1000kitap'ın gece özelliğinin verdiği memnuniyetle bu yazıyı okuyorsun. Söyle bana, ne için yaşıyorsun? Evin, araban (o da varsa) dışında ne gibi bir birikimin var. Senin için yatırım ne demek? Sen onu bunu boşver de özgür müsün? Soruların içinde boğabilirim seni. Kendine ait bir yaşamın var mı küçük okur? Çevrendeki insanlar için ne demeksin. Aaa evet! Bu çok önemli. Çünkü bu ''elalem ne der'' adlı putun müritleriyiz biz. Attığımız adımın hesabını, aldığımız nefesin karakteristik hızını bile buna göre ayarlarız. İşte biz buyuz küçük okur. Korkularımız var. Şu ana kadar kendimize bir dirhem dahi özgürlük ısmarlayamadık. Koşullar deme bana! Deme! Bahane duymak için yazmıyorum bunları. Yenemediğimiz koca bir ''atalet'' var... Evet bu ataletsizliğin getirdiği bir adaletsizlik. En büyük adaletsizliği kendimize yapıyoruz. Varoluşsal salatalar bunlar. Sartre'ların, Camus'lerin, Dostoyevski'lerin geçtiği yollardan geçmen mi gerek illa! Hiç sanmıyorum. Çünkü bir yolun çıkmaz olduğunu anlamak için sonuna kadar yürüme saçmalığına inanmıyorum. Hem hafif bir soluk eksikliği bile seni derhal aramızdan ayırabilir.

Kendini aradın mı hiç küçük okur? Rehbere kendini kaydet , sonra onu ara ve onunla uzun uzadıya konuş. De ki ona sen kimsin? O da desin ki sana ben kimim? Bu sorun bizim için en acil çözümlenmesi gerekendir. Bana tekrara düşüyorsun deme. Belki de bunları yazarak kendi içimdeki ataletsizliği yenmeye çalışıyorumdur. Ne var beraber çözsek. Bunları okuyup iç çekiyorsan aynı evrende aynı bulutun altında aynı dertler bizi birleştirmiş demektir. Bak küçük okur, okuduğun kitapları rafına kaldırırken duyduğun mutluluk işte bize en yakın yalan budur. Kendi odanda bir başına bile rol yapar hale gelmişiz. Büyük biraderler'in zihnimize olan oyununa ortak değil seyirci olmuşuz. Yahu biz bu sahneye bir kere davet edilmişiz. Bize tutulan dev aynaları çekildiğinde korkunç bir travmaya sürükleniyoruz. Ancak dev aynaları 5 senede bir oy pusulasının içinde tekrar tutuluyor önümüze. Sana hiçliğinden övünç yaratıyorlar! Bunun tek bir sebebi var. Medya, gazete, internet demeyeceğim. Bunlar dışsal etmenler. Ahmet Hamdi diyor ya hani: ''insanoğlu, insanoğlunun cehennemidir'' diye. Haklı haklı olmasına da ben bu sözü şöyle güncellemek istiyorum: ''İnsanoğlu, kendi kendisinin cehennemidir.'' Sen izin vermesen bu hiçliğe katlanmaz, bunu kabullenmezdin. Bir sürünün peşinde koşmazdın. Sloganlar atan güruhun içinde sesi artırmaktan öteye giden bir rolün olurdu. Yanıldın, küçük okur.

Ne mi yapmalı? Ne yapacağını en iyi sen bilirsin ancak bu kitaptan okuduklarıma bakarak kendin için yaşamalısın. Kendin için yaşarken de başka küçüklerin önüne büyük taşlar koymamalısın. Çünkü bunun bir silsile olduğunu unutma. Bu silsilenin ucu elbet bir gün sana dokunacaktır. Senin özgürlüğünün başladığı yerde başkasının özgürlüğünün bitmesine izin verme. Bu mottoyu yıkalım. Milenyum çağına lanetler okuyup, suçu teknolojinin üstüne atma. Dediğim gibi suçlu biziz. Komşularının sesini kıs. Elalem konuşurken müziğin sesini aç. Yaşa küçük okur. İktidarların canı cehenneme. Siyasetin canı cehenneme. Kendi mezarını bile yaşam alanı diye sana açtırmalarına izin verme. Hayatın içine karış. Yürüme, koş. Gülümseme, kahkaha at. Coşkunu içine taşı. Hayat pişmanlıklarını sığdırabileceğin bir kutu değil. Pişmanlıklarını tabutuna dahi sığdıramazsın. Kurtul onlardan. Hafifle!

Birçok şeyin farkındayız aslında. Ne yapacağını biliyor olup da yapamayan lanetliler gibiyiz. Bu noktada Dr. William Reich'in bu denemesi ciddi manada bir iç hesaplaşmaya itiyor insanı. Kitap okumayı zevk almaktan öteye götürmek için harika bir deneyim. Lütfen kitabı sesli okuyun ve sık sık aynaya, içinize bakmayı ihmal etmeyin.

William Reich'in kendisinden Listen, little man:
https://www.youtube.com/watch?v=DeIgAlIxI0I
125 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
"Bu inceleme, https://1000kitap.com/beydervis 'in neden inceleme yazılmıyor 1k'da serzenişine bir selam olarak ortaya çıkmıştır."

Dinle Küçük Adam;

Etrafın kendini büyük sanan küçük adamlarla çevrili, (Burada ki adam cinsiyetçi bir adam değil hem kadın adam hem de erkek adamdır.)
Bir şey yapmak istediğinde yapamazsın diyecekler,
Yapamadığında da neden yapamıyorsun diyecekler,
Seni eleştirmek için türlü türlü bahaneler bulacaklar,
Yakandan tutacaklar, paçandan yakalayacaklar,
Sana öyle bir yapışacaklar ki, seni aşağılasalar dahi ses çıkarmayacaksın,
Onlara ihtiyacın olduğuna inanacaksın,
Sana bunu aşıladılar, öyle yetiştin,
Kendi ayakların üzerinde durmak nedir bilmiyorsun küçük adam,
Çünkü duramayacağını düşünüyorsun,
Hatta düşüncesinin bile seni korkutmaya yeteceğini düşünüyorsun.

Dinle Küçük adam;

Bir geleceğin var ya da yok ama etrafın geçmişin parazitleri ile çevrili,
Hayatın her yeni günde yenileniyor bunun farkına var,
Sana yapışmış tüm sülükleri elinin tersiyle it,
Onlara büyük adam olmadıklarını,
Sen ses çıkarmadığın için kendilerini büyük adam sandıklarını hatırlat!

Dinle Küçük Adam,

Bilmeden konuşan çok insan var,
Bu insanlar senin üzerinde baskı kurma peşindeler,
Bilmediğini bilmeyen, bilmediği kadar da anlamayan,
Anlamadığının da ne kadarını anlamadığını anlamayan ama tüm bunlara rağmen sana akıl vermeye çalışan büyük görünümlü küçük akıllar(!) var,
Bunlar senin için parazitten başka bir şey değil, hayatından at bu parazitleri; uzak tut!

Dinle Küçük Adam,

Seni kimsenin yönlendirmesine izin verme,
Kendi aklını kullanabilecek kadar insansın,
Sana akıl vermeye çalışanlarda insan sandığının yarısı kadar insan değil farkında olmalısın,
Kendilerine verecek aklı olmayanların sana akıl vermesine izin verirsen,
Tarih sahnesinden boşa yaşamış insanlar kervanına katılanlardan olacaksın!

Dinle Küçük Adam,

Onlar sürekli fikir değiştirir,
Değiştirdikleri fikirleri gömlek gibi giyip çıkarırlar,
Onların peşinden gitme ve onlar gibi olma,
Onlar büyük olduklarını sanıyorlar ama asıl küçük olan onlar,
Düşünceleri küçük,
Kendileri küçük,
Sadece sen onların büyük olduğunu sanıyorsun,
Onlar sadece şişirilmiş balon,
Yaklaş ve iğneyi batır, bunu göreceksin…

Dinle Küçük Adam;

Sen özgür değilsin,
Özgür olduğunu sanan küçük bir adamsın,
Balık gibi yemliyorlar seni,
Sana özgürsün diyorlar çılgınca alkışlıyorsun,
Sadece onların sana verdiği kadar özgürsün,
Küçük bir sirk maymunu gibisin,
Seni bu ortama alıştırıyorlar ve evin sanıyorsun,
Yazık sana küçük adam,
Sefil bir durumdasın, bunu anlamalısın.

Dinle Küçük Adam,
Savaşa hayır nidaları atıyorsun,
Ama savaşı durdurmak için gerçekten bir çaban yok,
Kalabalığa karışıyor ve savaşa hayır diye bağırıyorsun,
Savaşı çıkaranlar sahneden indikten sonra, onları yeniden seçiyorsun,
Sonra çıkardıkları savaş için tekrar SAVAŞA HAYIR için yürüyorsun,
Aslına bakılırsa küçük adam; seçtiklerin tarafından güdülüyorsun,
Bundan zevk alıyorlar ve suratının tam ortasına gelecek şekilde kahkaha atıyorlar.

Dinle Küçük Adam;

Hayat sadece senin isteklerine göre yaşanmaz,
Senin inandığın dine kimsenin inanma zorunluluğu yok,
Ya da sen inanmıyorsun diye herkesin senin gibi inançsız olma zorunluluğu yok,
Büyü biraz küçük adam, büyük düşün,
Sadece dünyanın içinde ki kum tanesisin,
Büyük olduğunu sanan ufacık bir şeysin,
Sadece sen yoksun, saygı göster.

Dinle Küçük Adam,

Mutluluk arıyorsun,
Bir şekilde yakalıyorsun,
Sonra avucundan gittiği an haykırmaya ve ağlamaya başlıyorsun,
Emzik verilse ağzına susacaksın,
Çünkü ne istediğini bilmiyorsun,
Mutluluk gelir ve gider bunun peşinden koşmayı bırak,
Hayatında sahip olduğun şeylerin kıymetini bilmeye başlamalısın,
Ayağı olmayan insanları düşün,
Kolu olmayanları düşün küçük adam,
Mutsuzum diye ağlamak yerine,
Yaşadığın hayatın kıymetini bileceğin farkındalığı yarat kendine,
Öleceksin küçük adam, bunu anlaman için tek şansın var,
İkinci bir yaşam hayalin var ise görürsen o hayale selam söylemelisin.

Dinle Küçük Adam,

Paspas gibi ayaklarını üzerinde siliyorlar,
Aslında onlarla aynı sıraları paylaştınız,
Sadece hatırlamıyorsun, onlar senden de küçük adamlar ama bilmiyorsun,
İzin veriyorsun çünkü izin vermemek nedir bilmiyorsun,
Yaşam hakkını ellerinde oyuncak yapıyorlar ve ses çıkarmıyorsun,
Sus diyorlar susuyor,
Konuş diyorlar konuşuyorsun,
Küçük adam; onlar çok daha küçükler uyan,
Sus de sussunlar,
Konuş de konuşsunlar,
Gücü eline al, farkınız yok, dik durmayı öğren küçük adam!

Dinle Küçük Adam,

Sana neyi yapacağına ya da yapamayacağına ben karar veremem,
Neyi yapmak istiyorsan yapmalısın;
Düşmen gerekiyorsa düşmelisin,
Kalkman gerekiyorsa kalkmalısın,
Etrafta seni kaldıracak bir el arama,
O senin içinde gizlidir bunu anlamalısın!
Küçük adam rolünü bir kenara bırak artık,
Seni ezmelerine;
Kandırmalarına,
Aşağılamalarına,
Kullanmalarına izin verme!

Dinle Küçük Adam,

Kendini bir halt sanma,
Akıllı olduğunu da sanma,
Senden daha akıllı insanlar var bunu unutma,
Büyük adam olmak için önce küçük olduğunu bilmen gerekir,
Cepleri dolu kendisini büyük sanan adamların yanılgısına düşme,
Çok bilgili olduğunu sanan ahmakları da çok bilgili sanma,
Kendini de bunlara kaptırma,
Senin görmediğin çok şey var küçük adam,
Seni izleyen herkes görüyor bir tek sen görmüyorsun,
Kendini büyük, etrafındakileri de küçük sanıyorsun,
Büyük bir yanılgı içindesin,
Sana büyük adam ol derken, küçük büyük adam ol demiyorum,
Gerçekten büyük adam ol ve insanları aşağılama,
Onları hor görme,
Paran var diye parasızları hakir görme.

Dinle Küçük Adam,

Aynaya bak ve kendinle konuş,
Kendini kandırmak mı istiyorsun,
Etrafını kandırdığını sanmak mı istiyorsun?
Yoksa dürüst bir küçük adam olduğunu kabul edip,
Tüm yalanlarını bir kenara bırakmayı,
Yeni ve gerçek bir hayat mı istiyorsun?


Dinle Küçük Adam,

Sanal dünyanın da büyük gözüken küçük adamları var,
Bu küçük adamlar kendilerini otorite sanıyorlar,
Edebiyatçı sanıyorlar kendilerini mesela,
İki yazı yazdıklarında içlerini süslü kelimelerle süslediklerinde,
Fark yarattıklarını sanıyorlar,
İşte bunlar küçük adamlar küçük adam,
Ama kendilerini büyük sanıyorlar,
Sürrealizm soyundan geldiklerini sanıp;
Varoluşçuluk sistemine entegre olduklarına inanıp,
Nihilizmden sözde güç alıp,
Birde Nietzsche’yi anladıklarını söylüyorlar,
Bağıra bağıra yapıyorlar bunları küçük adam,
Gülüyoruz kahkaha atıyoruz biz bunlara,
Minimalizm etkisinde,
Hippi görünümünde,
Biraz ocu,
Biraz bucular,
Aslına bakarsak;
Ne ocu ne de bucular,
Sadece taklit yapan küçük adamdan başka bir şey değiller.

Dinle Küçük Adam,

Bu kitabı al ve oku…
Farkına var birçok şeyin,
Hayatını gözden geçir ve neler gerçek neler yalan iyi bir tespit yap.

Dinle Küçük Adam,

Benden bu kadar
Saygı ve Sevgilerimle…
125 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Merhaba…
Sigarayı silah sanan gençler size de merhaba. Aaa… Tv karşısında akşamını sabah eden güzel kadınlarımız ve siz biricik erkeklerimiz, evet size de merhaba. Günün her zamanı sokağımızın başındaki üç katlı binanın giriş katında oturan; sokağın daimi sakini olan, asla kendi fikri olmayan ve başkalarının fikirlerini doğru, yanlış bakmaksızın kendi fikriymişçesine doğru kabul eden Nuran Abla bu merhaba en çok sana. Yumurtadan çıkıp da tavuğu beğenmeyen evlatlarımıza da merhaba. İyiliği, enayilik ile karıştıran canım eniştem sana da merhaba. Ve sen, bunu okuyan güzide insan; biliyorsun ki sen bu dünyanın merkezisin ve sen olmazsan bu dünya var olmaz. Her zaman aklından geçtiği gibi “benim doğumumla başladı yaşam ve benle sona erecek,” düşüncen gibi. Sana da merhaba. Nice nitelikli meslek sahipleri olanlar; sıfatlarınızın kudretinden artık sıkılmadınız mı? Ezmiyor mu artık taşıdığınız üniformalar içinizdeki insan yanınızı; size de merhaba.

Merhaba kuşlara, kuşları besleyen doğaya ve doğanın daimi misafiri olan bütün sulara, su damlacıklarına ve yağmura. Can havliyle koşan tavşana, açlık ve yorgunluktan bitkin düşmüş tavşanı kovalayan tilkiye; size de merhaba…

“Kendini her yerde bulabilir ve her yerde tanıyabilirsin... Yeter ki, kendi yüzüne bakacak cesaretin olsun.” (Alıntı #41080662 )

Telefonu iletişim aracı olarak icat Sayın Bell artık bütün insanlığımızı icadınla kölen haline düşürdün ve bir haberleşme aracı olan televizyonu icat eden Sayın Baird dahası Farnsworth, Jenkins ve Zvorikin eserinizi izleyen bir mankurt sürüsüyle övünebilirsiniz. Bilim; her zaman kendi zamanına ışık tutan bir uğraştır ve uzun vadede kesinlikle insanlığa faydası değil de zararı olan bir adını arşa yazdırma mücadelesidir. İyi tarafları da yok mudur diyeceksiniz? Elbette vardır, ancak “200 – 300 sene sonraki torunlarımızın bize aptal insansılar” deyip, demeyeceğini bilemeyeceğiz. Bu insanlık atom bombasını icat edip, bu bombayı çekinmeden kullanabilecek insanları da gördü.

Bizim toplumla, aile ile başkaca kişiler ile bir alıp veremediğimiz yok. Bizim bütün sorunumuz kendimizle. Çünkü biz kimiz ki? Biz kendimizin gücünün farkında olmayan küçük insanlarız. Çevremizdekilerinin başarılarını küçümseyecek, inanmayacak, destek olmayacak kadar fikirsiz bireyleriz. Çünkü başarı biz gibi küçük insanların harcı değildir? Bu sebeple buna inanmaz ve inanmak istemeyiz.

“Şayet yaşam ya da düşünme tarzında yüksek standartlara ulaşamıyorsak, bu vatanımızın küçüklüğüyle değil, kişisel yetersizlikle alakalıdır.” (Alıntı Plutarkhos’un Demosthenes - Cicero kitabındandır #38607669 )

Sayın Wilhelm Reich’in eseri de kendi kabukları içerisine sıkışmış ya da sıkıştırılmış küçük insanlara “belki,” “neden olmasın,” “olabilir” ve en sonunda “başarabilirim” dedirtecek yazı topluluğudur.

Eser içerisinde insan yaşam tarzı olan güden ve güdülenin bir nevi karşılaştırılması; tepkileri ve verilen tepkilerin “nedensellik” olarak görülüp bir sonuca vardırılma çabasıdır. Peşlerine taktıkları insanları yıkıma götüren akılsız fikir sahiplerinin toplumdaki sempatik pozisyonlarını ve onları bizlerin nasıl şakşakladığının bir vesikasıdır. Celladına âşık olmuş bir insanlığın kıyımdan kurtulması ise imkânsızdır.

Kabuğunu kır ve hareket et. Konfor alanını terk etmedikçe Platon’un “Mağara Alegorisi’nden” öteye gidemezsin. Ancak kafanı mağaradan çıkarır; ışığı görünce yanan gözlerinden çekinir ve bir bilinmeyen dünyadan korkup yeniden zincirlenmek için mağara içerisindeki yerine geçersin. Bu sen değilsin.

Nosce Te İpsum - Kendini Tanı – ve “içinden geldiği gibi yap,” kulak asma, eleştir ve eleştirilmekten korkma… Bil ki ancak sen kim olduğunu bilir ve belirlersin. Kendin ol. Hedeflerin daima büyük olsun, dünyayı dolaşacağım de ve kendi çevreni dolaşmakla başla. Hareket etmezsen başaramazsın!

“İnsan bilim yapar, sabreder, çiftliğini yönetir, şiir yazar, siyaset yapar, iş çevirir, yolculuk eder, sevişir, hasılı bir alay şey yapar, umut eder, kendine zaman tanır ve hepsinden fazla, hayal kurar.” (Alıntı José Ortega y Gasset ‘in İnsan ve ''Herkes'' kitabındandır. #37118479 )

Kitabım Cem Yayınevi’nden, çevirisi orta ayarda, anlaşılmayacak kadar kötü de değildir.

Sözün özü; kitap son derece gerçekçi, kendi doğru ve yanlışlarınızı görmeniz için bir rehber. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

Ama Fareler Uyurlar Geceleyin kitabından alıntıdır.
Sen makine başındaki, sen atölyedeki adam: Sana yarın su boruları ve tencere üretmeyi bırakıp çelik miğferler ve makineli tüfekler üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen tezgâh başındaki, sen bürodaki kız! Yarın sana mermilerin içine barut doldurmanı ve keskin nişancıların tüfekleri için dürbünler üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen fabrika sahibi! Yarın sana pudra ve kakao yerine barut üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen laboratuvardaki araştırmacı! Yarın sana eski yaşama karşı yeni bir ölüm bulmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen odandaki şair! Yarın sana aşk şiirleri değil de nefret ve kin şiirleri yazmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen hasta yatağının başındaki doktor! Yarın sana hasta kişilerin raporlarına “savaşabilir” diye yazmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen mihraptaki rahip! Yarın sana cinayetleri takdis etmeni, savaşı kutsamanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen gemideki kaptan! Yarın sana geminle bundan böyle buğday değil, top ve zırhlı araçlar taşmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen hava alanındaki pilot! Yarın sana bir kentten bir kente bomba ve fosfor taşımanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen tezgâh başındaki terzi! Yarın sana bundan böyle yalnızca asker üniformaları dikmen emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!
Sen cüppeli yargıç! Yarın sana bundan böyle “divanıharpte” çalışmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen istasyondaki görevli! Yarın sana bundan böyle cephane ve asker taşıyan trenlerin kalkışı için işaret vermeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen köydeki, sen kentteki adam! Yarın seni silahaltına almak istediler mi, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen Normandiya’daki, sen Ukrayna’daki, sen Frisko’daki, sen Londra’daki, sen Hoangho’daki ve sen Mississippi’deki, sen Napoli’deki, sen Hamburg’daki, sen Kahire’deki, sen Oslo’daki anne, siz yeryüzünün dört bir yanındaki, siz bütün dünyadaki anneler, sizlere yarın askerî hastanelerde hemşirelik yapacak kızlar ve yeni savaşlar için askerler doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız tek şey var:
HAYIR demek!

Hayır demezseniz sizler, hayır demezseniz siz anneler...

Sevgi ile kalın.
120 syf.
·2 günde·Beğendi
Size kendimi tanıştırayım.Ben Küçük Adam. Wilhelm Reich gerçekleri yüzüme vura vura bana Küçük Adam olduğumu kabul ettirdi.

Kitabın içeriğine geçmeden önce yazarımızı biraz tanımamız gerektiğini düşünüyorum.Wilhelm Reich, Avusturyalı bir psikiyatrist ve bilim insanı.Aynı zamanda Sigmund Freud'un öğrencisi.1934'te Hitlerin iktidara gelmesinden sonra kitapları yasaklanıyor ve kendisi sürgünlere yollanıyor.1945'te Hitler'in intiharından sonra da geri ününe kavuşuyor."Dinle Küçük Adam" kitabını da 1948 yılında yayımlıyor.

Kitabın ilk sayfasını açtım.Açmam ile birlikte o değişik saçlarıyla geçti karşıma oturdu Wilhelm Reich. "Dinle Küçük Adam " dedi.Ama öyle sakin değil. Sinirliydi, kırgındı.İşaret parmağını yüzüme sallaya sallaya anlatmaya başladı. Söyledikleri bir tokat gibi yüzümde şaklıyordu. Anlatırken beni azarlıyor, aşağılıyor ve küçümsüyordu. Ve beni içimdeki küçük adamla karşı karşıya bırakıp gitti.Bir hoşçakal bile demeden.

Yazarın küçük adam dediği aslında halk, sokakta yaşayan insan, annemiz babamız, yani biz. Birde " Küçük Büyük Adamlar" var. Onlarda halkın düşünceleri sonucu ortaya çıkan ve insanları peşinden uçuruma götüren insanlar. Yazarın yaşadığı döneme göre bu kişiler Hitler ve Mussolini.Bizim yaşadığımız dönemde büyük görünen küçük adamlar ise Saddam, Kaddafi, Kenan Evren ve benzerleri.Yazar, " Hey Küçük Adam! milliyetçilik naralarıyla Hitler'i Mussolini'yi yaratan sensin " diyor. "Sizler, Nietzche'ye karşı Hitler'i seçmediniz mi? Bu milyonlarca ölümün sebebi Hitler olabilir mi?" diyerek asıl suçun halkta olduğunu söylüyor. Hitler'i iktidara getirenlerle o öldüğünde lanetleyenler aynı kişiler değil mi? Ya da Saddam' ı kral yapıp şakşaklayanlarla ABD'ye karşı hiç savaşmadan verenler aynı kişiler değil mi? Kaddafi örneği de aynı.Onu ilah yapanlarla işkence ederek öldürenler de aynı kişiler.80 döneminde Kenan Evren'i alkışlayanlarla öldüğünde lanetleyenler de aynı kişiler.

İnsanların bu ikiyüzlülüğü, korkaklığı ve güçlünün yanında yer alması dünyayı yaşanılmayacak bir yere getirdi diyor yazar.Dünyadaki savaşların, açlığın sebebi olarak küçük adamların kirli düşünceleri olduğundan sık sık bahsediyor.Ulusal özgürlükten çok kişisel özgürlüğün ve insan olmanın öneminden bahsediyor. Aşağıdaki alıntılarda aslında ne anlatmak istediği daha iyi anlaşılıyor.

"Çatın tepene çöküyor, zemin kayıyor, sen yere düşüyorsun, düşerken " yaşa Führer" diye bağırıyorsun. Su borun patlamış, çocukların aç, eşin hasta ama sen ulusal onurunu koruyorsun "

"Sen küçük Hintli adam, açsın ve milyonlarcanız açlıktan ölüyor ama sen Müslümanlara karşı ineklerin kutsallığını savunuyorsun."

"Ben ne kızıl ırktanım, ne siyah, ne beyaz, ne sarı ırktanım."

Büyük görünen küçük adamların karşısına da bilimi, sanatı ve halkın özgürlüğünü öne çıkaranları koyuyor.
Her türlü ayrımcılıktan uzak güzel bir dünya için Mustafa Kemal Atatürk, Gandhi, Malcom X, Tesla ve Newton gibi bilimi, sanatı ve insani özgürlükler için uğraşanların yanında olalım.Irkımız insan olsun.

Kitap gayet akıcı ve anlaşılır bir dille yazılmış.Okurken insanı etkileyen, ona bir şeyler katan ve insanın kendisini sorgulatan kitaplardan...

Bu başucu kitabını kesinlikle tavsiye ediyorum.
125 syf.
·5 günde
Wilhelm Reich Dinle Küçük Adam'da çorak kalmış yahut çoraklaştırılmış tüm zihinlere sesleniyor.

Kişisel tecrübelerinin izlerinden yola çıkarak yazdığı toplumsal yorumların yanı sıra "insan"a ve insanlarca kanıksanmış birçok davranış biçiminin ne denli çürümüş olduğuna dair birçok önemli noktaya işaret ediyor.

Dinle Küçük Adam, değindiği konular itibariyle 1946 yılından bu yana geçerliliğini halen yitirmeyen, altını çizmek isteyeceğiniz birçok cümleye karşılık elinizde bir kalemle, düşüne düşüne, sindirerek okunması gereken ders kitabı niteliğinde harika bir yapıt..

Dinle, Küçük Adam Wilhelm Reich
125 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Wilhelm Reich ünlü bir psikanalist ve araştırmacıdır. Avusturyada Freud ile birlikte cinsel terapiler üzerine uzun seneler araştırmalar yapmış ve 1938 yılında sosyalist parti üyeliğinden atıldığı ve araştırmalarını daha uygun bir yerde yapmak için ABD ye yerleşmiştir. Bilinçaltı ve psikiyatrik tedavi yöntemi olarak seçtiği farklı bir kozmik tanı yöntemini uygulamaya çalışmış gelen şiddetli şikayetler ve tutuklamalar neticesinde 1957 yılında hapiste hayatını kaybetmiştir.

W. Reich Dinle Küçük Adam romanını tüm yaşamında etrafını saran kişiliğini, benliğini, tutkularını, emeğini, fikirlerini kısaca insana ait olan hiç bir duygu tutum ve davranışı kendisi için yapmamış olan ilkel benliğe karşı ironik ve acınası olduğunu ifade etmek için kaleme almıştır.

Peki kimdir bu küçük Adamlar? Önce her şeyimize sınırlar koyan kendimiz, işverenlerimiz, politikacılar, insanları ezen yöneticiler, kadınları cinsel obje olarak gören herkes, çocuklarla iletişim kuramayan yetişkinler, yazarın yaşadığı yer ve etrafında tüm insanlığa engel olan hitler, stalin, mussolini, faşistler, savcı, yargıç, avukat, şikâyetçi komşusu ve işini yapmasına engel herkes. Oysa büyük adam olmalı ve gerçekleri bedeli ne olursa olsun o küçük adamlara göstermeli.

Kitap bir günde okunacak kadar kısa ama hazmı bir hafta sürer en az. Her satırı sizi derin düşüncelere gark etmekte. Belki bir süre sonra tekrar okumak yararlı bile olur kanaatimce.

--- spoiler ---

Nietzsche'nin üstinsan'ına yükselmekle Hitler'in altinsanına inmek arasında bir seçim yapma hakkın vardı. Sen "yaşasın!" diye bağırdın ve altinsanı seçtin.

Lenin'in gerçek demokratik kurumlarıyla, Stalin diktatörlüğü arasında bir seçim yapma hakkın vardı. sen Stalin'in diktatörlüğünü seçtin.

İsa'nın o sade yüce yaşamı ile, Paul'un kendi papazları için koyduğu zorunlu bekarlık ve senin için koyduğu zorunlu evlilik arasında bir seçim yapma hakkın vardı. İsa'nın anasının dünyaya getirdiği çocuk, yaşamını yalnız aşka borçlu iken, sen ya zorunlu bekarlığı ya da zorunlu evliliği seçtin.

Marx'ın emeğin meta değerlerini yaratan üretici gücü üzerine kurduğu kuramıyla, devlet kavramı arasında bir seçim yapma hakkın vardı. Sen emeğin üretici gücünü unutup devlet kavramını seçtin.

Fransız devrimi sırasında zalim Robespierre ile, büyük Danton arasında bir seçim yaparken, sen zalimliği seçtin, büyüklüğü ve iyiliği ipe çektin.

Engizisyon kıyıcısı ile Galileo'nun gerçeği arasında bir seçim yapman gerekiyordu. sen büyük Galileo'ya öldüresiye işkence ettin. Onu alçaltıp küçük düşürdükten sonra yaptığı buluşlardan yararlandın. Bu yirminci yüzyılda engizisyonun yöntemlerini yeniden yürürlüğe koydun.

Sen küçük Hintli! Milyonlarcanız açlıktan kırılıyor, ama kutsal saydığınız inekleriniz yüzünden müslümanlarla aranızdaki kavgaya bir son vermiyorsunuz. Sen küçük İtalyan, Triesteli küçük Yugoslav, yırtık pırtık giysiler içinde dolaşırken bir tek şeyi kendine dert ediyorsun: Trieste " İtalyan"mı yoksa "Yugoslav" mı? Benim bildiğim kadarıyla Trieste tüm dünya gemilerine açık bir limandır. Hitlercileri milyonlarca insanı öldürdükten sonra asıyorsun, peki ama bu cinayetler işlenirken sen neredeydin? Birkaç düzine ölüyü görmek seni heyecanlarmıyor. Sende insanca duyguların uyanması için milyonlarca insanın ölmesi mi gerekiyor?
154 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Dinle, küçük adam! Sana söylüyorum. Görmüyor musun neler yaptığını; düşmanına dost, dostuna düşman olduğunun farkında değil misin? Belki farkında değilsin düşünmediğin, sorgulamadığın, korktuğun, safça hareket ettiğin için, sadece nefes almaya gelmiş bir organizma misali; belki de farkındasın, çünkü sana böyle söyledikleri için, zalim olduğun için veya ağzına bir parmak bal çaldıkları için susuyorsun. Söylesene hangisi en çok seni anlatıyor. Demek susuyorsun, o zaman ben söyleyebilirim sana küçük adam, senin kim olduğunu. Sen, işsiz, memur, doktor, hasta, bankacı, politikacı... Nerden mi biliyorum çünkü sen bensin, ben senim; biz herkesiz. Ve yıllardır hep kandırılıyoruz, korktuğumuz için, düşünmediğimiz için, çok saf olduğumuz için, uyutuluyoruz. Artık uykudan uyanma vakti değil mi küçük adam. Şu andan itibaren insanlığın geleceği senin düşünmene, senin eylemine bağlı, ya da benim.
.
.
"Yalnız sen kendi kendini kurtarabilirsin!"
.
.
"Wilhelm Reich' ın, deyimleşmiş "küçük adam"a seslenişi, bilimsel değil, insanca bir belgedir. 1946 yazında, yayınlanma amacı olmadan,
Orgon Enstitüsü'nün arşivi için yazılmıştır. Uzun yaşam ve acı deneyimlerinden damıtılan,
kendi gerçek gereksinimlerinden bilincine ve artı zalimce kendi kendilerini mahvetmekten
vazgeçmeleri için insana yöneltilmiş sarsıcı bir çağrıdır." (Tanıtım yazısı).
1340 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Her ne kadar içinden seçtiğimiz üç beş satırla, şiirlerle kendimizi ifadeyi sevsek de, bu kalıbın dışında, şiir kitapları çok da talep görmüyor. Yani iş raftan indirip kasaya gitme aşamasında. Genellikle sağdan soldan kopyala yapıştır yapıp, gecenin bi vakti sevgiliye yollamayı seviyoruz:) Benim de şiir kültürüm okuduğum diğer türde kitaplara kıyasla “fakir”. Nasıl olsa okurum, e sayfalar yarım, puntolar büyük, ben o denli de duygusal değilim gibi bir mantıkla senelerce öteledim. Son üç dört yıldır, epeyce şiir kitabı okudum, bu alanda aşama bile kaydettim. Lakin düsturum hiç değişmedi “biçem, kafiye, uyak, imge, simge, bu şu o” hiçbiri umrumda değil, esas aldığım yegane şey, şiirin içime ne denli nüfuz ettiği, bana ne hissettirdiği.
Daha önce de Rilke kitapları okudum, aşağı yukarı beni neyin beklediğini biliyordum. Burada başka kriterleri esas aldığım durum şudur ki; toplu basılmış böyle prestij bir eseri, daha sonra fikrim değişse de bulamayabilirdim. Arz talepten mütevellit baskı yinelenir yinelenmez muamma. Yoksa, bilhassa çeviri Şiirler her daim zor. Çünkü işin içine, çevirmenin de dünyaya bakışı, ideolojileri, kelimeleri kullanma tercihleri giriyor. Bu eser için benim açımdan çeviri problemi yoktu, ben genel olarak yazarın bilhassa şiirleriyle yakınlık kuramıyorum. Geri çekilip dışardan baktığımda “epik, satirik, pastoral, hatta ağıtlarla dramatik” diye değerlendirebileceğim genel yapının esas omurgasını oluşturan “teolojik şiirler”. Toplu bir eseri okurken de bunun hissettirdiği şey, çok başka yerlere gidebilir. Birbirinin peşi sıra, Tanrı, Meryem Ana, Melekler diye ilerleyince, neredeyse bir misyoner tavrıyla, din propagandası gibi bile algılanabilir. Her zaman olduğu gibi tercih sizin, ama ben edinmeden önce bir kitapçıda kitabı karıştırıp, ruhunuza dokunup dokunmadığına bakmanızı öneririm.
Saygılarımla..
160 syf.
·3 günde
Kendinizi, kendi ellerinizle ve kendi isteğinizle sadece ailenizden oluşan bir çekirdeğe mi kapattınız? Üstelik bu çekirdek evrende şu an için ulaşılabilecek en temiz, en gerçek, en asil, en nezih, en güvenli, en neşeli yer mi sizin için? Olur da aklınıza, yaşadığınız bu hayat tarzına doğru ilerlediğiniz yolda karşılaştığınız ya da orada burada gördüğünüz insanlardan birisi gelirse, beraberinde “Neden o kadar bayağı davrandı? Neden bu kadar bayağı davranmaktan asla vazgeçmiyor? Gurur duyduğu bu tavrın ve duruşun basitliğini ve acizliğini nasıl görmüyor? Ben gösterebilir miydim? Çoktan anladığımı, sindirmeye çalıştığımı, sindiremediğimi ve bu çürümüşlüğün bulaşmasındansa gitmeyi tercih ettiğimi açık açık söyleyip öyle mi gitmeliydim? O zaman görebilir miydi? O zaman aklıma girip midemi ekşitmez miydi? O zaman daha mı normal olurdum?” sorularını da mı getiriyor? Zaten bu çekirdeği size cenetten bir evren yapan da beraberinde getirdikleri “Bu yaptığı da ne? Neden?” sorusu muydu?

Bu kitap omzunuzdaki küçük adamları atmanız için bir kılavuz olacak.

Çünkü tekrar edeceksiniz, dilinizden zaten çoktan dökülmüş o cümleyi: Ben artık yalnızca canlı hayat için her türlü kurbanlığa hazırım, ama senin için değil, küçük adam!

Gittiğiniz her zaman için kendinizi affedeceksiniz ve tekrar edeceksiniz o cümleyi: Canlı varlık istismar edildiğini görünce buna direnmeye başlar.

Ve şükrederken tekrar edeceksiniz: Çünkü her zaman kendi içimi dinledim ve beni sakince ‘Hayatı iyi ve mutlu yaşamaktan ötesi yok!’ diyerek uyaran iç sesime hep kulak verdim. Korkulu ruhlar yolumdan uzaklaştırsa da, kalbimi izledim. Ve katılaşmadım, ben öyle olmadım, hayat bana eziyet etse bile.
125 syf.
·4 günde·8/10
"Sevgi, çalışma ve bilgi."
Hemen kitabı irdelemeye geçmek isterdim ancak kitap bir "sesleniş" metni olduğu ve yazarımızın çalışmalarından ufak referanslar bulunduğu için önce yazar hakkında bilgi vereceğim.
24 Mart 1897 Galiçya doğumlu bir Avusturyalı-Amerikalı psikiyatr ve psikanalist Wilhelm Reich. Zengin bir çiftçi olan Leon Reich ve karısı Cecillia Roniger'in iki oğlundan ilki olarak dünyaya geliyor. Reich'in sonradan belirttiğine göre babası Yahudilikten ayrılmış, çocuklarını Yahudi öğretilerine göre yetiştirmemiş ve hatta çocuklarının Yahudi Almancası(Yidiş) konuşan diğer çocuklarla oynamasına bile hiçbir şekilde müsaade etmemiş birisiydi. Reich, yetişkinliğinde kendisini Yahudi olarak tanımlayan kişilere Yahudi olmadığını söylemiştir. Bunları niçin söylüyorum? Çünkü Reich 'Dinle Küçük Adam'da küçük adamın başkasını aşağılarken Yahudi dediğini söylüyor, hemen ardından küçük Yahudi adama da sesleniyor. O cümlelerinin nedenini daha iyi kavramak için bu bilgi zannımca önemlidir.
İlerleyen zamanlardaki hayatına baktığımızda Wilhelm Reich'in önemli çalışmaları "cinsellikle" ilintilidir. Bu "sesleniş"inde de cinselliğe sıkça yer verir. Küçük adamın cinselliğe bakışını da küçük adama anlatır. Reich, cinselliğe merakının küçük yaşlarda başladığını "Gençlik Tutkusu" adlı otobiyografisinde belirtir. İlk cinsel ilişkisini on bir buçuk yaşlarındayken, ona bunun nasıl yapılacağını öğreten bir aşçı kadın ile yaşar. Reich otobiyografisinde, o günden itibaren yıllar boyunca neredeyse her gün cinsel birleşme yaşadığını söylemiştir. 12 yaşındayken, özel öğretmeni ile annesinin gönül ilişkisinin ortaya çıkması sonucu annesi intihar eder ve annesinin ıstıraplı bir ölümü olur. Reich, 1920 yılında yazdığı bir yazıda bu gönül ilişkisinin kendisini derinden etkilediğini ifade eder.
Babası 1914 yılında ölür. Bundan sonra Reich bir yandan çiftliği yönetir diğer yandan çalışmalarını sürdürür. Ruslar Bukovina'ya saldırınca kardeşiyle beraber her şeyi geride bırakarak Viyana'ya kaçar."Gençlik Tutkusu"nda belirttiği üzere: 'Bir daha ne vatanımı ne de sahip olduklarımı gördüm.'
Reich Birinci Dünya Savaşı'nda Avusturya ordusuna katılır,1918'de savaşın bitmesiyle Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesine girer. Freud'un gözde öğrencilerinden olur. Savaş gazisi olması sebebiyle normalde altı yıllık eğirim sonucunda alınan tıp diplomasını dört yılda almasına izin verilir ve 1922 yılında tıp doktoru unvanı alır. Nöropsikiyatr alanında çalışmalar yapar, 1924'de Freud'un Psikanalitik Poliklinik'inde müdür yardımcılığı yapar. Nevroz'un sosyal nedenleri üzerine araştırmalar yapar ve insanda karakter yapısına odaklanır.
1930'da Berlin'e taşınır, burada klinik açar. Alman Komünist Partisi'ne üye olur, 1933'de çok açıksözlü olması ve lafını esirgemez olduğu için partiden ihraç edilir. 1934'de 'Cinsel Devrim' kitabı Viyana'da yayımlanır. Aynı yıl politik saldırganlık gerekçesiyle Psikanaliz Birliği'nden ihraç edilir.
1933 yılında Hitler başbakan olduğunda Almanyada yaşıyordu. Bu yıl Völkischer Beobachter adlı Nazi gazetesi, Reich'in 'Ergenlerin Cinsel Mücadelesi' adlı kitabı hakkında bir saldırı yazısı yayımlar. Reich önce Danimarka'ya, sonra İsveç'e ve oradan da 1934 yılında Norveç'e taşınır. Oslo Üniversitesi Psikoloji Enstitüsünde beş yıl kalır. Bu sürede Vegeto-Terapi tekniğini geliştirir. Freud'la birlikte akıl hastalıklarının kaynağının cinsel gelişim olduğunu kabul eder.
1939 Ağustosunda Amerika'ya gider. Oslo'daki aykırı çalışmaları üzerine aleyhinde yüzlerce yazı yazılmıştı. Reich bundan etkilenir ve sosyal hayattan kendini çeker.
Reich Freud'un libido kavramını ilerletir ve ilkel kozmik enerjiyi keşfettiğini ileri sürer. Buna "Orgon" adını verir. Orgon; mavi renkli, aynı anda birden fazla yerde var olan, çıplak gözle görülebilen ve havadaki olayları, gökyüzünün rengi, yerçekimi. galaksilerin oluşum düzeni, duygulanımların ve cinselliğin biyolojik ifadesi gibi şeylerden sorumludur. 1940 yılında orgon akümülatörleri adını verdiği, atmosferdeki orgon enerjisini toplayan ve depolamaya yarayan kutular üretir. Bu akümülatörle birçok deney yapar. Yapılan deneyler Psikanaliz Birliği tarafından şarlatanlık olarak değerlendirilir. Bu deneylerin ve bundan sonra yaptığı araştırmaların detayına girmeyeceğim. Reich ile ilgili vereceğim son bilgiler şunlar: 1947'de FDA(Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) Reich'in orgonun sağlığa yararlarını FDA'nın incelemesini talep etmesi üzerine Reich'in çalışmalarına bir müfettiş atar. Teftiş sonucu 250 akümülatör üretildiği tespit edilir. FDA, 'büyük ölçüde dolandırıcılık' olduğuna karar verir. Bundan sonra REich için hiçbir şey iyi gitmez. 1957 yılında kitapları ve akümülatörler imha edilir. Aynı yılın 3 Kasım'ında hapishanede ölür.

Normalde bir incelemede yazar hakkında bu kadar fazla bilgi vermem ancak söz konusu kitap ve yazar bana çok farklı geldiği için bu kadar bilgi verdim. Kitapla ilgili ilginç bir bilgi de şudur: Kitabın öndeyişinde de belirtildiği gibi bu 'sesleniş' metni 1946 yılında Orgon Enstitüsü için Reich tarafından kaleme alınır ve yayımlanması düşünülmez. 1948de Orgon Enstitüsü tarafından kopyaları çıkartılır. Bu metin Reich'in kitaplarının 1957'de yakılmasından 17 yıl sonra 1974'de ortaya çıkartılır ve kitap olarak basılır.
Gelelim kitaba:
Kitabın, künyesinden sonraki sayfasında(bendeki kitap Cem Yayınevi'nin 12. Baskısı) Wilhelm Reich'in şu sözü yer alıyor: "Hayatımıza sevgi, çalışma ve bilgi egemen olmalıdır çünkü bunlar yaşamımızın tükenmez kaynaklarıdır." Başta bu cümleyi önemsemesem de kitabı okuduktan sonra benim için kitaptan çıkarılması gereken derslerin başında bu cümle gelir. Kitabın 'öndeyiş' kısmı da geri kalan kısmındaki incelikleri anlamak adına önemli.
"Sen 'küçük sıradan bir adam'sın"
Kim bu küçük adam?
Darkafalı, işi gücü asmak kesmek olan, kendi kendinin esir taciri olan, küçük olduğunun farkında olmayıp, küçük olduğunu bilmekten korkan küçük adam.
Doğaya, bilgiye, sevgiye, kadına, cinselliğe, gerçek özgürlüğe, yukarılara çıkmaya, yükselikten ve derinlikten korkan küçük adam.
Mutluluğu dolu dolu özgürlük içinde tatmayıp, mutluluğu çarçabuk tıkınan, tüketen, köşeye sıkışınca 'ben kimim ki kendi fikrim olsun?' diyen küçük adam.
Bu kadar mı? Hayır.
Kendi hakkındaki fıkrayı dinleyip, buna yürekten gülen, başkasını milliyeti ile aşağılayan, ırkçılık yapan, hatasını kabullenmeyen ; savaşta, barışta, toplama kamplarında toplu katliam yapan küçük adam.
Küçük adamın daha birçok özelliğini Wilhelm Reich bu 'sesleniş'inde söylüyor küçük adama. Bir de kitaptan çıkardığım şöyle bir durum var:
Bir zamanlar hepimiz küçük adamdık(büyük adamlar da küçük adamdı), belki şimdi de küçük adamız, belki de büyük görünen küçük adamız ve belki de hepimiz büyük adam olsak bile içimizde halen küçük adamlardan taşıyoruz. Wilhelm Reich küçük adamı öyle detaylı ve güzel aktarmış ki hepimiz bu küçük adamın bu özelliklerinden birkaçını şimdi ya da daha önce taşıdığını fark edecektir.
Kendi açımdan şunu diyebilirim: Bundan sonra ki yaşamımda küçük adam olmamak için daha dikkatli davranmalıyım.
Ve hepimiz de Wilhelm Reich o en baştaki sözünü yerine getirmek için çabalamalıyız: Hayatımıza sevgi, çalışma ve bilgiyi egemen kılmalıyız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Yüksel Pazarkaya
Unvan:
Yazar
Doğum:
İzmir, 1940
1958 yılında liseyi bitirip üniverite okuma amacıyla Almanya'ya gitti. Stuttgart Üniversitesi'nde kimyager olarak diplomasını alır almaz, aynı üniversitede okumaya devam etti. Daha sonra Alman Dili ve Edebiyatı ile Filozofi bölümünü de başarıyla bitirdi. 1973 yılında Edebiyat Bilimcisi olarak tanındı ve yaşamını yazar olarak sürdürmeye başladı. Birçok şiir, makale, roman ve çeviri yazıları yayınladı. 1961 yılında Almanca ve Türkçe'nin karışık olarak kullanıldığı tiyatro sistemini önerdi. 1962 yılıda arkadaşlarıyla birlikte Stuttgarter Studio adını verdikleri ilk amatör tiyatro gurubunu kurdu. 1986 yılında Köln'de bulunan Alman radyosu WDR'de redaktör olarak çalışmaya başladı. 2000 yılında Orhan Veli, Nazım Hikmet ve Aziz Nesin'in kitaplarını Almanca'ya çevirdi. Bu çevirileri yüzünden Dresden Teknik Üniversitesi (Technischen Universität Dresden) tarafından kendisine sanat ödülü (Chamisso-Poetikdozentur) verildi

Şiirleri: Koca Sapmalarda Bir Varlık (1968), Aydınlık Kanayan Çiçek (1974), İncindiğin Yerdir Gurbet (1979), Saat Ankara-Takvim Dizeleri (1981), Sen Dolayları (1981), Karanlıktan Yakınma (1988), Dost Dolayları (1990), Sen Dolayları - Sevgi Dolayları - Umut Dolayları (Üç şiir kitabı bir arada, 1992), Mutluluk Şiirleri (1995), Somut Şiirler (1996), Aynı Gökyüzü (1997). Hikâyeleri: Oturma İzni (1977), Yaban Sıla Okur mu? (1979).

Romanı: Ben Aranıyor (1989).

Oyunları: Ohne Bahnhof (Bekleyen Tren, 1967), Mediha (1992), Komşumuz Balta Ailesi (Almanca televizyon dizisi senaryosu).

Diğer eserleri: Orhan Veli Kanık (49 şiiri ve şairin tanıtımı, Almanca, 1966), Moderne Türkische Lyrik (Almanca Türk şiir antolojisi, 1971), Die wasser sind weiser als Wir (Almanca Türk şiiri antolojisi, 1971), Behçet Necatigil, Gedichefe (Şiirler 1972), Ağaca Takılan Uçurtma (Çocuklar için şiir antolojisi, 1974), Oktay Atatürk'ü Anlatıyor (1982), Rosen im Frost (Zemheri Gülleri, 1982), Solingen'den Sonra Almanya Üzerine (1995), Kara Bıyıklıların Aksakalı Demirtaş Ceyhun (2004).

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 379 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 484 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.