Zeynep Avcı

Zeynep Avcı

YazarÇevirmen
7.8/10
212 Kişi
·
519
Okunma
·
1
Beğeni
·
1384
Gösterim
Adı:
Zeynep Avcı
Unvan:
Türk Gazeteci, Öykü ve Oyun Yazarı, Çevirmen
Doğum:
Kütahya, 1947
Kadıköy Kız Koleji, Ortadoğu Teknik Üniversitesi İdari Bilimler Bölümü ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nde okudu. Cumhuriyet, Yeni İstanbul, Hürriyet, Milliyet ve Dünya gazetelerinde çalıştı. Paris'te Sipa Press'in Türkiye masasında ve TRT'nin Paris bürosunda görev yaptı. Yazko, Somut, Focus, İstanbul gibi dergilerde yayın yönetmenliği yaptı. İngilizce'den yaptığı çeviriler ile öykü, inceleme ve eleştirileri çeşitli dergilerde yayınlandı.

Sinema için senaryo, tiyatro için oyunlar yazdı. Zeynep Avcı'nın senaryoları arasında "Cahide", İstanbul'da 24 Saat, Şahmeran (Zülfü Livaneli'yle birlikte), "Boğaziçi'ne Sığınanlar", Kazandibi Tavukgöğsü, Nihavent Mucize, Sessiz Çığmlık bulunmaktadır. Yazarın tiyatro oyunları arasında ise İki Efendinin Uşağı, Küçük Üçkağıtçı, Barış, Venedik Taciri, Onikinci Gece, Kısasa Kısas, Alacaklılar, Gılgamış yer almaktadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
158 syf.
Merhabalar Uzun Vadi kitabı hikaye türünde yazılmıştır ve içerisinde 12 hikaye vardır.Hikayeleri arasında en beğendiğim “Koşum”oldu ve bu hikayeden biraz bahsedecek olursam ana karakter olan Peter eşinin hükmü altında yasamaktadır ve eşinin ölümüyle özgürlüğe kavuşması konu alınmaktadır.Hikayeleri yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi genellikle kasaba çiftliklerinde geçmektedir.Hikayeler gerçekten çok güzel ve yazıldığı dönemin Amerikan toplumunun bireyleri ve olayları üzerinde durmuştur.Üslup olarak akıcı ve objektif bir bakış açısıyla kaleme alınmıştır.Şimdiye kadar okuduğum hikayeler gibi ders verme amacı gütmeden objektif bir bakış açısıyla yazılmıştır.Öykü okumayı severlere tavsiye ederim.
Keyifli Okumalar Dilerim
118 syf.
·1 günde·10/10
Demek 2016'ya bu kitapla veda etmek nasipmiş. Çehov 'u darbe girişiminden bir gün önce okumuştum ilk kez. O'Henry'yi de çok soğuk bir yılbaşı günü, rahmanlar sahilinde, günlerdir aç kalmış gibi ağlayan kedilerin, martı seslerinin arasında, Yalova ve diğer bütün karşı kıyı, her yer kar kaplı ama tertemiz bir gökyüzünün altında uzanmış yatarken okudum. İlk kez okuyacağım için bir anlamda zar atmak gibiydi, elbette adını duymuştum yazarın ama bana Çehov gibi sevgi hissettirecek, anlatımından karakterlerine dek Çehov izleri bulunan, insana tebessüm eden bir yazar okuyacağımı kimse söylememişti, ben de durup düşünmemiştim bir an için. Daha ilk hikâyede ağladım. Bir sonraki hikâyede güldüm. Bir diğerinde etraftakiler adam delirdi diyecekler diye korkmadım değil ama kahkaha atıyordum. Korkunç olaylarla geçen 2016'nın son güzelliği olsun bu bana. Dünya cehennem gibi bütün kötülerin savaş alanıyken; insan, hayvan ya da ağaç biz bütün masum ve mazlumların ah edişleri göklere ulaştı...ölen ölene..giden gidene. Bütün bir seneyi düşündüğümde kitap yapraklarının güzel kokuları ve bana hatırlattıkları, anılarımdan kopup gelen nice güzellikler bir kenarda boynu bükük bekliyor, çünkü Sefer'in öldüğünü ya da Selçuk 'un toprak altında kaybolup giden bedenini düşününce, ya da nice güzel masum canın sokakta yok olduğunu gördükçe, şu hayat denen keşmekeşin içerisinde debelenen bizler bir vatan-i aslî hayali ya da ümidiyle bir an önce gitmeyi dilerken içimizden sessiz, kitaplar ve yine edebiyat işte, bir teselli gibi önümüzde uzanıyor ve kitap yaprakları çevrildikçe, bizi kötülükten koruyan bir şefkat kucaklaması gibi o rüyanın içine savruluveriyoruz. Bu sitenin en önemli özelliklerinden birisi, benim için, aklıma gelmeyen bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak oldu..çünkü ben burada yaşadığımı düşünüyorum. Sadece okumak değil; konuşmak ve söylemek, hayatımın akıp gidişini, çok meçhul de olmayan bir gelecekte bitişine dek bekleyişimi de anlatmak için de buradayım ve anlattıkça hayat boyu biriktirdiğim her ne ise onu anlatabildiğimi ve bunu yapabildiğimi, burada kendim gibi olabildiğimi görüyorum ve bu bana büyük bir keyif veriyor. Dışarda, dünyada olduğu kadar burada da yaşadığımı düşünüyorum. Tek başıma okuduğumu düşünmüyorum çünkü, bu kalabalık hissi bana çok iyi geliyor..Faruk Duman'ın büyülü ormanını burada arşınladım kitaptan kitaba, burada tanıdım Çehov'u, Conrad'ı bir kez daha burada okudum. Okuma geçmişim kendi tarihime karıştı, aldığım edebi lezzetin arttığını hissettim. Burada yüzünü görmeden, sesini duymadan sevdiğim kitap dostlarım oldu. Belki de burası Duman'ın anlattığı o büyülü ormanın bir parçasıdır bir yandan da...ormana girip kaybolanlara yol gösteren o parsın gölgesi buralarda da vardır belki...olamaz mı? Her yeni yazar bir olasılık gibi seriliyor önümüze. Bunca kötülüğe, bunca insan olamamışın dünyaya duyduğu şehvete karşı ille de edebiyat diyen bizler, burada yaşayanlar, edebiyatla büyüyen bizler, biz yalnızlar onlar kadar güçlü değilsek de zayıflığımızla hayattayız ve kitaplarımızla, hüsn-ü sabırla sabrediyoruz. Dışarıdaki korkunç soğuğun, artık geceleri gelmemeye başlayan elektriğin, otuz beş sene öncesi hatırası mumların ve karanlığın arasında, herkes ve herşey artık savaşırken ümitle yaşamaya çalışıp, birbirimize ve bizim gibi olabilecek nice diğerlerine "iyiki edebiyat var" diye fısıldıyoruz, "iyiki edebiyat var". İyiki edebiyat var...
170 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitaba ve yazarına geçmeden önce küçük bir eleştirimi yine başa tutturmak istiyorum.

Bizlere garip bir şekilde yakın gelen Japon milletine, Türk milleti olarak yeterince aşinayız. Gençlerimiz, Japon dizileri takip etmekte, Japon sanatçıların şarkılarını dinlemekte, Japon sadeliğine ve saygısına özenmekte hatta Türk-Japon ortak filmi olan Ertuğrul’u 351.889 kişi izlemekteyken Japon hikayelerini anlatan bu kitabı 80 milyonluk ülkede, 6 yılda 1000 kişi okumamış. Burada bir yanlışlık yok mu? Ben mi gereksiz bir yere dikkat çekmeye çalışıyorum anlamadım. Popülarite’ye kurban gitmiş diyeceğim de 6 yıl da bu kadar okunmaması onunla ilgili değil doğrudan bizimle ilgili bir sorun. Her neyse demek istediğimi az çok anlatabildim sanırım.

Gelelim yazara, Lafcadio Hearn böylesine şiirsel bir isime sahip olan biri için çok farklı bir hayat yaşamış. Yunanistan’da doğum, İrlanda’da büyüme, ABD’de gelişme, Japonya’da olgunlaşma ve sonrasında ölüm. Aile ilişkileri de çok garipmiş hepsini burda anlatmayayım, ama hakkında baya az bilgi var Türkçe yayınlarda. Okumadan önce biraz bakarsınız belki.

Hearn Amerika’da Poe ile aynı satırlarda anılıyor çoğu zaman. Korku dolu hikayeleri ile ünlenmiş. Sonrasında, Japonya’ya gidip Japon hikayelerini derleme fikri nerden gelmiş aklına bilmiyorum. Bu hikayeler bizdeki Dede Korkut ve Binbir Gece Masallarına(gerçi buna ne kadar bizim diyebiliriz bilmiyorum ama) benziyor. Kitabı çeviren Zeynep Avcı’ya da yaptığı bu güzellik için teşekkür ediyorum. Ama bu kadar az okunduğunu gördükçe o da demiştir heralde galiba boşuna uğraştık diye. Boşuna uğraşmadınız bence. Çevirinizi okuyanlar ve hala okuyacak olanlar var biliyorum.

İçerisinde Reenkarnasyon, Zen Budizm’i, Japon mitolojisinden sihirler, büyüler, ayinler, ritüeller, mistik yaratıklar, soylu savaşçılarla ilgili birçok hikaye var. Çoğu destansı nitelikte ve günümüzden 700 800 yol önce yazılmış metinler var. O toprakların inanışlarına daha yakından bakma olanağı veriyor bize.

Kitabı okurken keşfettiğim bir diğer güzel şeyler de dinlediğim müzikler oldu. Japon klasik müzikleri de dinlenmeye değermiş. Örneğin Somei Satoh’un Bifu isimli bestesi.
Tanımlanması zor bir yumuşaklığa sahip bu müzik, ilerleyen saniyelerde görkemli bir değişime uğrayıp büyük bir orgun pes sesleri kadar dolgun, zengin tonlarda ılık bir duygu yayıyor. Kitabı mı daha çok sevdim bu müziğimi bilmiyorum. Ama kesinlikle bir kere dinleyin. Ruhu yumuşatıyor adeta.

Yine aynı şekilde Kozaburo Hirai- Narayama ve Yoshinao Nakata’nın Chiisai Aki Mitsuketa isimli şarkılarını da beğendim.

Kitapla ilgili üzücü bir durum var onu da söylemek istiyorum. Can yayınlarının 2013 ye bastığı 2. Baskıda kitabın sonuna doğru 23 sayfa kadar basım hatası var sayfalar boş basılmış. Alırken göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim.

İyi okumalar.
158 syf.
·9 günde·10/10
JOHN STEİNBECK ÇOK BEĞENDİĞİM BİR YAZAR.ROMAN VE ÖYKÜLERİNİ SEVEREK OKUYORUM. BU KİTAP KISA ÖYKÜLERDEN OLUŞMUŞ.TÜM ÖYKÜLERDE BİRBİRİNDEN GÜZEL KONULAR İŞLENMİŞ.KONULARI SADE GİBİ GÖZÜKÜYOR AMA ASLINDA ÇOK GÜZEL NOKTALARA DEĞİNİLMİŞ.
128 syf.
Hak ve haksızlığın ince çizgisini daha iyi anlayabiliceğiniz bir kitap yinede okursanız şayet akıl sağlığınızı kaybetmemek adına bakış açınızı daha geniş tutmanızı tavsiye ederim
71 syf.
·8/10
Kitabın konusu; Ortaçağ Fransası günlerinde yani 12.yüzyılda Paris ve civar yerlerdeki manastırlarda tohumlanıp filizlenen,olgun bir filozof ve şair olan Abelard ile genç ve güzel Heolise arasındaki sıradışı aşkı anlatıyor.

Abelard ve Heloise tanıştıklarında şair filozofumuz 37 ,genç ama dâhi Heloise ,15 yaşındadır henüz..

Abelardın ,yaşadığı dönemin tüm düşünce sistemini kilisenin etkisinde olduğunu düşünürsek öğrendiği bilgileri farklı yorumlayarak felsefenin Hıristiyanlıktan bağımsız olması gerektiğini söylemiş ve savunmuş dönemine göre özgün şeyler söyleyebildiği ve akıcı ,etkin bir dille sunduğu için Pariste kendisine pek çok taraftar toplamış, hatta modern zaman tarihçileri Abelard için ‘ Rönesans Abelard’ın omuzlarında yükseldi’ diyecek kadar ona tarihin seyrini değiştiren adam misyonu yüklemişlerdir.

Heloise’nin dayısı Flubert,yeğeninin ünlü olan Abelard’dan ders almasını sağlar, Heloise daha yirmilerinin başındayken Latince ve İbraniceye hâkim, döneminin kadınları ile karşılaştırıldığında feminist sayılabilecek,duygu ve düşüncelerini berrak ve akıcı bir dille ifade becerisine sahiptir ve modern düşünürler nazarında dili kullanmadaki ustalığından tam not alır..

Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursak;
Hoca Abelard ve öğrenci Heloise öğretmen öğrenci ilişkileriyle içiçe geçen bir aşk yaşamaya başlarlar.Dayı Flubert bu aşkı ve Abelardı, filozoftan koca olmaz anlayışı yüzünden onaylamaz ikisini ayırmayı kafaya koymuşken Heloise ve Abelardı yatakta basar..Bu aşkın meyvesi bir erkek bebek dünyaya gelmiş olmasına rağmen zalım dayı Flubert dört akrabası ile Abelardın kaldığı odayı bir gece basar ve şair filozofumuzu hadım ederler.Tam olarak bu hadım işleminden sonra belki olağan bir aşk olup unutulabilecekken iki aşık birbirlerinden ayrılmak zorunda kalır ikisi de kaldıkları manastırlardan birbirlerine toplamda yedi tane mektup yazarlar..

Mektupların içeriğine baktığınızda özellikle Heloise’nin duygularını ve aşkını ifade ediş biçimine hayran olmamak elde değil..

Mektuplar iki aşık tarafından latince kaleme alınmış, 17.yüzyılda tarihin tozlu sandıklarından gün ışığına çıkartılmış, İngiliz yazar Duncan tarafından ingilizceye tercüme edilerek tiyatro metni halinde aslında yedi olan mektup sayısı on ikiye çıkartılarak oyunlaştırılmıştır.

Abelard ve Heloise hiç bir zaman kavuşamamışlar, son mektupta Abelard vasiyeti olarak Heloise’nin yaşadığı manastıra gönülmek istediğini yazmış, tarih bilincine sahip bir polis komiseri nezaretinde 1817 yılında mezarları en azından iki aşığın birleştirilmiş,bugün ise Paris’te en çok ziyaret edilen mezarlardan biridir(Ahmet Kayadan sonra)

Heloise tutkulu bir kadın ve saplantılı bir şekilde Abelardı seviyor,hadım edildikten sonra kıskanç ve kör erkeksi duygularla aşığının eliyle manastıra kapatılmayı ve orda ölmeyi bile göze alıyor..

Heloise’nin evlilik konusundaki düşünceleri de kendine özgü ve ahlak normlarını tanımaz bir kadın ve gerçekten umursamayan bir kadın.Abelardın ikna etmesiyle gizlice evleniyorlar yoksa evliliğe karşı ve metres olmayı yeğlerim çünkü her şeyim özgürlüğüm diyor..

Heloisenin ağzından mektubun bir yerinde Abelardın hadım edilmesiyle ilgili memnun olduğuna dair bir ifade geçiyor ben orda ahanda şimdi bu aşk güme gidecek hikaye olacak diye beklerken Heloise diyor ki; sevgilim senin yüreğin en keyif veren yerindi..🤪

Lâkin bir erkeğin iyiki hadım oldun cümlesini normal karşılamasını beklemek pek mümkün olmasa gerek Abelard içerliyen bir cevap döşüyor akabinde Heloiseye...Sevinecek başka bişi bulamadın mı anlamına gelen aslında aklımdan başka bişi geçiyor ama buraya yazamıyorum kendimi sansürlüyorum burada(Abelardı hayalimde konuşturuyorum güzelce)

Heloise, Abalerde yaklaşabilmek, onu anlayabilmek için Tanrı yoluna girmiş gibi görünüyor ama aslında aşığına sevgisini tanrılaştırmış bir kadın doğuruyor içinden, bunu mektuplarındaki satırlardan anlıyorsunuz..

Abelard zamanında Heloiseye kıskançlık duygusunu ona başka bir erkeğin el sürmesini kaldıramayacağı için kadıncağızı manastıra kapanmaya ikna etmiş başka erkekler güzel bulmasın diye saçlarını kazıtmış sonra pişman oluyor bu düşüncelerinden çünkü Heloiseyi bedensel olarak sevdiğini itiraf ediyor bu aşktan kurtulmayı diliyor Heloiseye de var git yoluna beni unut tarzında mektuplar yazıyor..

Hülasaten;(cidden sona gelebildim mi)
Abalerde ve Heloise aşkı tamamen bedensel bir aşk ve hasedçi dayı Flubert’in kötülüğü ile Abelardı hadım ettirmesi ve filozofun zaten zihinsel gücü çok yerindeyken duygusal gücünü de istemeyerek ortaya çıkarıp tarihe malolmasına sebep olmuş bir aşk.

Heloisenin tek bir dileği var aşkımız devam etsin ben kadınlığımdan vazgeçtim senin beni sevdiğini söylemene ihtiyacım var sadece diyor..Lâkin Abelard; erkekliğini kaybedince demekki şairane ve filozofça konuşmalarının gücünü erkekliğinden alıyordu her şeyi boşluyor kendini dine iyice veriyor hatta Heloiseye gitmeye çalışırken değil Papa’ya kendini affettirmek için çıktığı yolculukta son nefesini veriyor.

Heloise bu aşkta sonuna kadar fedakar ve gerçekten aşık olan bu sıradışı kadın.Abelard’dan 22 yıl sonra 63 yaşında manastırda ölüyor..
Farkındayım uzun bir inceleme oldu ama insan her zmaan böyle gerçek, sıradışı bir aşk hikayesine rastlamıyor..

Kesinlikle okumanızı tavsiye ettiğim şiirsel bir dille kaleme alınmış harika bir kitap..Mektupları okurken Nalan dan Seven Ne Yapmaz şarkısını bu iki aşığı düşünerek dinlemenizi tavsiye ederim bir de..
Keyifli okumalar️
152 syf.
·10 günde·6/10
Kitabı büyük bir hevesle almıştım akıcı ve kurgusunun etkileyici bir kitap olduğunu düşünmüştüm ama akıcı ve etkileyici değildi ama eskiden yazılmış bir kitabı okuduğum içinde memnunum değişik bir dil ve anlatımı var.:D
152 syf.
Gotik roman turunun ilk eseri olan Otranto Şatosu konusu olarakta oldukça ilgi çekici. Kitabın içeriğini açıklayacak olursak ilk etapta öğüt verici diyebiliriz. Otranto Şatosu ilginç bir konuya sahip olmasıyla bareber hareketli bir olay örgüsüne de sahip. Kibirli ve bencil bir Lord'un çevresine yaydığı felaketlerin en çok kendisine bela getirdiğini anlatır.
158 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Merhaba;
John Steinbeck hem kalemi ile hem de ele aldığı konular nedeni ile okumaktan çok büyük keyif aldığım bir yazar.
Bu nedenle de öykülerle aram çok iyi olmasa da Uzun Vadi adlı öykü kitabına bir tereddüt ile başlamadım.
İçerisinde toplamda 11 tane öykü yer alıyor, fakat bunların öncesinde sunuş bölümü var. Bence sunuş bölümünü de asla atlamadan mutlaka okuyun.
Roman seven bir insan olarak tabiki yazarın diğer eserleri kadar çok sevmedim bu kitabı. Kötü bir kitap diyemem tabiki ama bir Gazap Üzümleri ile de kıyaslayamam.
Buradaki öykülerinde de yine toplumsal konuları ele almış. Ve hikayelerin çogu Salinas vadisi civarında geçiyor. 1930 dönemlerinde o bölgede yasayan insanların dünyalarından kesitler sunmuş bize.
Öykü okumayı seven herkesin keyif alacağı bir kitap olabilir
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Youtube kanalım için;
https://www.youtube.com/...YAdpca9gSpXaa33F04Cw
80 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Kitap yazıldığı dönemin insanlarının ve yasalarının ceza, suç ve ahlak konusundaki düşüncelerini trajikomik bir hikayeyle yansıtıyor. Yazıldığı dönemden önce bu esere benzeyen birkaç eser olduğu söyleniyor fakat Shakespeare yazdığı bu eserle hepsinin önüne geçmiştir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Zeynep Avcı
Unvan:
Türk Gazeteci, Öykü ve Oyun Yazarı, Çevirmen
Doğum:
Kütahya, 1947
Kadıköy Kız Koleji, Ortadoğu Teknik Üniversitesi İdari Bilimler Bölümü ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nde okudu. Cumhuriyet, Yeni İstanbul, Hürriyet, Milliyet ve Dünya gazetelerinde çalıştı. Paris'te Sipa Press'in Türkiye masasında ve TRT'nin Paris bürosunda görev yaptı. Yazko, Somut, Focus, İstanbul gibi dergilerde yayın yönetmenliği yaptı. İngilizce'den yaptığı çeviriler ile öykü, inceleme ve eleştirileri çeşitli dergilerde yayınlandı.

Sinema için senaryo, tiyatro için oyunlar yazdı. Zeynep Avcı'nın senaryoları arasında "Cahide", İstanbul'da 24 Saat, Şahmeran (Zülfü Livaneli'yle birlikte), "Boğaziçi'ne Sığınanlar", Kazandibi Tavukgöğsü, Nihavent Mucize, Sessiz Çığmlık bulunmaktadır. Yazarın tiyatro oyunları arasında ise İki Efendinin Uşağı, Küçük Üçkağıtçı, Barış, Venedik Taciri, Onikinci Gece, Kısasa Kısas, Alacaklılar, Gılgamış yer almaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 519 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 418 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.