Ziya Kazıcı

Ziya Kazıcı

Yazar
7.0/10
7 Kişi
·
29
Okunma
·
4
Beğeni
·
1.085
Gösterim
Adı:
Ziya Kazıcı
Unvan:
Akademisyen
Doğum:
Şanlıurfa, 1945
1945 Yılında Şanlıurfa Bozova Karacaviran’da doğdu. 1965 yılında Kahramanmaraş İmam-Hatip Okulu’nu, 1969 yılında da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdi. Mezuniyetinden sonra Isparta İ.H.L.’ne öğretmen olarak atandı. Askerlik görevini yaptıktan sonra tayin edildiği Kandıra Lisesi’nde öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Fakültemizdeki görevine YİE döneminde 1974 yılında asistan olarak başladı. Bu Enstitü’ye 1977 yılında öğretim üyesi ve müdür yardımcısı olarak atandı. 1983 yılında Atatürk Üniversitesi İslamî İlimler Fakültesi’nde ‘Osmanlılarda İhtisab Müessesi’ adlı doktora tezini verdi. 1987 yılında doçent, 1993 yılında da profesör ünvanını aldı.
2.Abdülhamid'e düzenlenen suikast sonrası
Musul tarafların meşhur şairi , Şeyh Rızanın
Mektubunda gönderdiği meşhur sözü:
"Pâdişah , zıll-ı hudadâdır, ona neyler dinamit
Cümlenin hâmisi Hak'dır hüve yuhyî ve yumît."
Sultan III. Mehmed'in cülusundan (1595) itibaren şehzadelerin fiilen sancağa gönderilme usulü tamamen terk edildi.
Bundan sonra şehzadeler adeta Harem'e hapsedildiler. (Bu arada Osmanlı'da Harem Batılı oryantalistlerin uydurduğu şekliye ve dizilerde gösterildiği gibi Padişahların gönül eğlendirdiği bir kurum kesinlikle değildir. Orada hatunlara ve Enderunlulara eğitim verilmekteydi) XVII ve XVIII. asırlarda Topkapı Sarayı'nın Harem kısmında "Şimşirlik" denilen dairede hayatlarını geçiren şehzadelerin şahsiyetleri tam gelişememiş, ilim ve kültür bakımından zayıf kalmışlardı.
Bununla beraber XVIII. asrın sonlarında şehzadeler, tekrar serbest hareket eder olmuş ve devlet işleriyle ilgilenir olmuşlardı.
Osmanlılarda, devlet işlerinde kesin bir karar verilmeden önce işler, Divan'da görüşülürdü. Bu görüşmelerden sonra son karar hükümdarın olurdu.
Bununla beraber padişah, devlet işleri ile ilgili meselelerde şer'i ve hukuki konularda gerekli gördüğü kimselerle görüşüp onlarında fikirlerini alırdı.
Bu durumdan anlaşılacağı üzere zahiren geniş ve sınırsız yetkisi olduğu görülen Padişah, gerçekte birtakım kanunlarla bağlı idi. Bu da bir devletin devam ve bekası için şarttı.
Osmanlı hükümdarlarının ilk ve en kudretli zamanlarında bile Divan-ı Hümayun kararlarına tamamen riayet ettikleri ve alınan kararların dışına çıkmadıkları görülmektedir.
Kafkas Çerkezlerinden olan ve çocuğu olmayan Perestu Kadın Efendi, Abdülhamid'e analık yaparak bütün şefkat, merhamet ve dikkatini ona verdi.
Abdülhamid, bütün şehzadeler gibi sarayda özel bir eğitim gördü. Şehzade Abdülhamid, Grrdankıran Ömer Efendi'den Türkçe,
Ali Mahvi Efendiden Farsça,
Ferit ve Şerif Efendilerden Arapça ve diğer ilimleri,
Vakanüvis Lütfi Efendiden Osmanlı Tarihi,
Edhem ve Kemal Paşalarla Gadret adındaki bir Fransız'dan Fransızca,
Guatelli ve Lambordi adındaki iki İtalyan'dan da musiki tahsil etti.
Böylece geleneksel eğitimin yanı sıra, Avrupa kültürünün saraya kadar giren etkisiyle Fransızca ve Batı müziği dersleri aldı.
Bir yandan da marangozluk, tahta oymacılığı ve kakmacılığa merak sararak bu becerilerini zamanla övgüye yaraşır bir düzeye çıkardı.
Çok iyi hocalardan ders alan Şehzade Abdülhamid, yabancı dil olarak Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmişti. İlme gösterdiği ilgi tutku derecesinde idi.
Sultan Abdülhamid'e göre, Jön Türklerin uğrunda savaşmakta oldukları "Hürriyet", devleti tahrip edici bir silahtı. "Henüz hürriyet alışkanlığı olmayan bir memlekete hürriyet vermek, silah kullanmasını bilmeyen bir insana silah vermek gibidir. Böyle bir insan, babasını, anasını, yakınlarını ve hatta kendini öldürebilir. Şu halde hürriyet vermeden önce bir memleketi hürriyete alıştırmak lazımdır. İşte ben de bunu yapmaya çalışıyorum. Bu hususta en iyi tedbir maarifi (Eğitim) geliştirmektir. Bunun için de okullar açıyorum" diyordu
312 syf.
·Beğendi·10/10
Tek kelimeyle "mükemmel" bir kitap.
Uzun uzun yazardım ama gerek yok.
Tarihi seviyor ve anlamak istiyorsanız alın okuyun.
Kütüphanenizin tarih bölümünde muhakkak yer alması ve istifade etmeniz gereken bir kitap olarak düşünüyorum.
312 syf.
·8 günde·9/10
Sultanları sultanı en sevdigim şahsiyet, ll.Abdülhamid han.Yazacaklarım biraz uzun olabilir.
Ne yazıkki tarih yoksunu , kulaktan dolma bilgilere inanan bazi kesimler fransız müverrihlerinden (tarihçi ) Albert Vandal'ın
ortaya attığı "Le Sultan Rouge" (kızıl Sultan) olarak atlandırması ve bizim cahillerinde bu söze kanıp bu şekilde padişahı bilmeleri ne acı bir durum.
Gençliğinde boşdurmayan hep çalışan ticaret , borsa gibi birçok alanda çalışan bu zat padişah olunca da deneyimlerinden yararlanmıstır.
İsterseniz Sultan ll.Abdülhamid'in nasıl tahta geçtiğini, kısa bir değinelim
Agâbeyi 5.Murad tahta gectikten sonra birçok sıkıntıyla baş edemeyince, akıl dengesini kısmı olarak kayıp etti ondan sonrada Sultan ll.Abdülhamid devri başladı.
Çok şanssız olan ama Osmanlı için aranan kan niteliğinde olan padişah'ımız kucağında cok sorun bulmuştur.
Tabi kıvrak zekası tecrübeleri ve güvendiği kisilerle sorunların üstesinden gelmistir.
Bu sorunlar:
Kanun-i Esâsî, Tersâne konferansı, Londra protokolleri 1877-1878 olarak anılan 93 harbi gibi birçok sorunla uğraşmak zorunda kalmıştır.
Dilerseniz 93 harbine biraz değinelim
Her ne kadar Osmanli ve Rusya bu savaşı istemesede iclerinde bulunan uc kesimler bu savaşa girmelerine sebeb olmuştur.
Plevne kahramanı, Osmanpaşa'nın dillere destan kahramanlık öyküsü, Tarih'e damga vurmuştur.
Tabi bu birazda dış mihraplardan bahsedelim her zaman Osmanlı'nın yıkılmasını isteyen başta avrupa devletleri boş durmayıp yıllardır Osmanlı'ya bağlı olan balkan devletlerini millet-i sadıka olarakda anılan, Ermenileri Osmanlıya karşı kışkırtmayı becermislerdir.
Tabi 93 harbi başlayınca zat meclisi kapatıp ülkeyi uzun süre yönetmistir.
Çoğunlukla mekteplere, ilem'e ve hayır kurumlarına verdigi destek yadsınamaz.ll.Abdül Hamid en büyük hayali olan , panislâmizm için verdiği mücadele ve bu uğurda verdiği cabaları taktire şayan.
Osmanlı'nın başına bela olan Yeni Osmanlı olarak anılan (Jön Türkler ) ve İttihad ve Terakki cemiyetleri.
İttihad cemiyeti, en büyük hayali olan padisah'ın inmesini, dört gözle beklemiş sonra da beceriksiz yönetimiyle Osmanlı devletini balkan savaşlarına ve I.Dünya savaşına sokmuş sonrada ülkeden kaçmışlardır.
Son olarak biraz 31Mart Vak'asına , değinmek istiyorum
Sayet ll.Abdülhamid kızıl sultan olsaydı
1 saat gibi kısa sürede Selanik'ten İstanbul'a gelen "Avcı taburları" olarak anılan bu birlige hali hazırda bulunan l.ordu'ya emir vermesi yeterliydi.
O ki islam nurunu hayat felsefesi yapan bu şahsiyet , ben iki islam ordusunu birbirine kırdırmam demistir.

Padişah tahtan inince Alatini kösküne
Balkan savaşları patlak verincede Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirildi.
Bu sarayda gözlerini yumdu .
Divanyolu'ndaki Sultan ll.Mahmut türbesi'ne defnedildi.
Yazacak okadar çok sey varki padişah hakkında ama bu kadarı kafi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ziya Kazıcı
Unvan:
Akademisyen
Doğum:
Şanlıurfa, 1945
1945 Yılında Şanlıurfa Bozova Karacaviran’da doğdu. 1965 yılında Kahramanmaraş İmam-Hatip Okulu’nu, 1969 yılında da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdi. Mezuniyetinden sonra Isparta İ.H.L.’ne öğretmen olarak atandı. Askerlik görevini yaptıktan sonra tayin edildiği Kandıra Lisesi’nde öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Fakültemizdeki görevine YİE döneminde 1974 yılında asistan olarak başladı. Bu Enstitü’ye 1977 yılında öğretim üyesi ve müdür yardımcısı olarak atandı. 1983 yılında Atatürk Üniversitesi İslamî İlimler Fakültesi’nde ‘Osmanlılarda İhtisab Müessesi’ adlı doktora tezini verdi. 1987 yılında doçent, 1993 yılında da profesör ünvanını aldı.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 29 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 20 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.