Zygmunt Bauman

Zygmunt Bauman

8.6/10
207 Kişi
·
556
Okunma
·
172
Beğeni
·
6.850
Gösterim
Adı:
Zygmunt Bauman
Unvan:
Sosyolog ve Filozof
Doğum:
Polonya, 19 Ekim 1925
Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.

Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.

Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.

Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır

1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.
Düşmanlarla savaşırız, dostları severiz ve onlara yardım ederiz; ama ne düşman ne dost olanlara ne diyeceğiz? Ya da hem düşman hem dost olanlara?
Zygmunt Bauman
Ayrıntı Yayınları, Eylül 2014, Çeviri: Abdullah Yılmaz, epub
Anlamak, ahlaklı olmaktır.
Ahlaklı olmak, anlama fırsatını kullanmaktır.
Zygmunt Bauman
Sayfa 224 - Ayrıntı yayınları
Benim bugünkü özgürlüğüm dünkü özgürlüğüm tarafından sınırlanmıştır; ben geçmişteki eylemlerim tarafından "belirlenmiş", yani şimdiki özgürlüğüm açısından kısıtlanmış olurum.
Zygmunt Bauman
Ayrıntı Yayınları, Eylül 2014, epub
Kişi yanlış seçimler yapabileceğine kendini hazırlamazsa, doğru seçim arayışında metanet gösteremez.
Bizi özgür kılan hakikat, genellikle, duymak istemediğimiz hakikattir.

*Herbert Sebastian Agar
GİRİŞ

Öncelikle kitabı okumayı düşünenler için birkaç tavsiyede bulunup daha sonra yazara ve kitaba dair fikirlerimi dile getireceğim. Eğer hiç “modernizm” konusu üzerine okuma yapmadıysanız ve sosyoloji ve felsefe konusunda bi birikiminiz olduğuna inanmıyorsanız yanlış kitaba bakıyorsunuz şu anda. Başlangıç kitabı olarak tavsiye edildiyse durum daha vahim. Peki ille Bauman diyorsanız bu kitabından önce “ Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup” ve “Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm” kitaplarını sırasıyla okumanızı tavsiye ederim. Neden sonra okunması gerektiği noktasına gelirsek “Akışkan Modernite “ kitabı bir başlangıç kitabından çok bir sonuç kitabıdır. Başka bir ifade ile akademi camiasına yazılmış dersek hata etmiş olmayız. Kitabımız geneli itibariyle başta sosyologlar ve felsefeciler olmak üzere dünyanın “modernizm” kavramına bakış açısını sunuyor. Bolca isme ve kavrama aşina olmanız gerekli amacınız maximum faydayı sağlamaksa. En basitinden Gramsci, Simmel, Cooley, Marx, Tönnies, Weber… bilip bunların terminolojisine kısmen hakim olmanız gerekir. Sonuç kitabı olduğundan dolayı da kavramların çoğunu bildiğinizi varsayıyor Bauman. Bundan yola çıkarakta bu sosyologlar ve felsefeciler üzerinden kendi fikirlerini inşa ediyor. Yok ben okuyacağım diyorsanız yine fayda sağlarsınız ama minimum seviyede olacağına emin olabilirsiniz.

BAUMAN, MODERNİZM VE POSTMODERNİZM

Anthony Giddens’ın deyimiyle Bauman postmodernizmin teorisyendir. Lakin Bauman’ı postmodernizme hapsetmek ona yapılacak büyük bir haksızlık olacaktır. O “modernizm” kavramını her basamağıyla ifade eden ak saçlı dedemizdir.

Bauman ilgilendiği temel konuların başında “modernizm” ve “postmodernizm” kavramları gelmektedir. Modern düşüncenin dünyanın değiştirebileceği fikriyle birlikte doğduğunu ileri süren Bauman toplumsal ve psişik anlamda modernlik ayrımına gider. Toplumsal anlamda modernlik standartlar, umut ve suçlulukla ilgilidir. Psişik anlamda modernlik ise kimlikle, henüz burada olmayan, bir ödev bir misyon ve bir sorumluluk olan varlık gerçeğiyle ilgilidir. Bauman’a göre modernite kontrol etme, düzenleme, sınıflandırma düşüncesine takılmıştır. Modernlik farklılığı bir suç daha doğrusu büyük bir suç olarak görür. Postmodern durum toplumu ayartılan mutlulular ve bastırılan mutsuzlar olarak ikiye ayırır. Kabataslak bir ayrımda bulunursak modern birey üretici, asker zihniyetli, disiplinli, yalnız başına olamayan ve başlıca doğruluk modeli sağlık olan bir profil sergiler. Postmodern bireye baktığımızda ise tüketici, yaratıcı, kendilerini dengeleme eğiliminde olan ( birey ve toplum perspektifinde ) ve başlıca doğruluk modeli sağlık değil uygunluk ( fit olmak ) kavramı olan bir profil sergiler.

Bauman bazı konulara dair fikirlerine dair şu videoları izleyeblirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=5_j2jstuzg0
https://www.youtube.com/watch?v=7WB3wDUyzyY
https://www.youtube.com/watch?v=L3yx4aefnSM
https://www.youtube.com/watch?v=OGhgk1pLgxo

Bundan sonra kitaptaki bazı konulara dair fikirlerime yer vereceğim.

SORU-CEVAP FASLI

S -) “ Akışkan Modernite ” deki “akışkan” kavramı neyi ifade etmektedir?
Bauman moderniteye bir süreç olarak yaklaşmış ve bunun içinde akışkan modernite diye nitelemiştir. Yazarın söylemiyle aslında modernite her dönem yeni bir şekil almaktadır ve bu söylem geç modernite, ileri modernite, postmodernite…gibi kavramlarla ifade edilmektedir. Bunları hepsini tek kavramla “akışkan modernite” ile ifade etmektedir.

S - ) Modernizmin bir sonu var mı?
Modernizmin bir sonu olduğu düşüncesinde değilim genel çerçevede sürekli olarak kendini revize eden bir modernite seyri izlemekteyiz.

S - ) Değişimi ilerlemeyle eş tutmak doğru mudur?
Çin’de insanlar birbirine eskiden “ Tanrı seni değişimle sınasın. “ derlermiş . Çünkü değişim beklenilmeyen şeylerle karşılaşmanızı sağlar ve belirsizlik yaratır. Belirsizlik ise korkular yumağıdır. Oysaki Aydınlanma Çağıyla beraber Avrupa değişimin korkulan bir şey olmadığını ve değişim olmadan ilerlemenin olmayacağını deneyimlemiştir. Genel olarak değişimi ilerlemeyle eş tutmak doğru olacaktır.

S - ) Modernleşme ulusların egemenliğini zedeler mi?
Modernleşen dünya 1950’lerdeki merkez-çevre kuramından sıyrılıp ulusların karşılıklı birbirine bağımlı olması noktasına gelmiştir. Bunun en güzel örneği “ ekonomik“ yapıdır. Herhangi bir ülkede gerçekleşen olaylar bütün dünya ekonomisini etkisi altına almaktadır. Şunu da eklemek gerekir devletlerin bağımlı olması veya etki alanları sahip oldukları siyasi, ekonomi…güçlerln doğrultusu şeklinde gerçkleşmektedir.

S - ) Marx altyapı ve üstyapı kuramı günümüzde hala güncelliğini koruyor mu?
Marx’ın altyapı olarak ifade ettiği ekonomi günümüzde üstyapıyı etkilemeye devam etmektedir. Lakin altyapının üstyapıyı etkilemesiyle beraber karşılıklı olarak etkileşim sürecine geçtiğini ifade etmek gerekir.

S - ) İnsanoğlunun kendi yarattığı sınırlar ve engeller nelerdir?
Bu sınırların başında devlet sınırları gelmektedir ne kadar bir özgürlüğünden faregat edip belirlilik seçeneği ile kendini güvene aldığını düşünsede yapılan aslında bir avuç elitisti memnun etmekten ötesi değildir. Sınırlar insanları biribirinden ayıran, ötekileştiren ve ayrıştıran bir süreç izlemektedir. Dikkat ederseniz önce sınırlar çizilir sonra insanlar ayrıştırır, kutuplaştırır ve düşman yaratırsınız. Devlet sınırlarından sonra yasalar, gelenekler, töreler, kültür… insanın kendisinin yarattığı nesneler olmasına rağmen günümüzde birey bunların nesnesi ve boyunduruluğu altına girmiştir.

S - ) Muhalefetler neden bu kadar güçsüz?
En büyük sebebi aslında iktidarların muhalefeti küçük parçalar halinde bölmesidir. Muhalefetin gücünü parçalara ayırarak kendi gücünü arttırmadan baskı kurma yolunu seçmektedir egemen sınıf.

S - ) İnsan neden bütün hataları kendinde bulma eğilimiyle yetiştiriliyor?
En önemli sebebi bireyin kendini pasifize etmesi gerektiği düşüncesidir. Çünkü sistemler mükemmeldir insan ise hata yapabilir fikridir oysaki sistemler kağıt üstünde ne kadar mükemmel olursa olsun içinde insan varsa o da hata verecektir. Hatanın sistemde olduğunu farkeden birey tehlikeli ve ortadan kaldırılması gereken bireyler kategorisine dahildir. Talep etme gücüne sahip bireyler istenmez sistemler tarafından.

S - ) Uluslara korku gerekli midir?
Korku olmazsa olmazlardandır devletler için. Yoksa düşman göstermeden egemen sınıf kitleleri devlete olan aidiyetini besleyemez. En kolay aidiyeti yeniden canlandırma yöntemi ise düşman göstermektir.

S - ) “Gönüllü Kölelik” nedir?
Gönüllü Kölelik bireylerin zincirlerine daha sıkı sarılmasıdır. Köleliğinin dahi farkında olmayan bireylerin kendilerini büyük patron kurgusuna kaptırmasıdır.

S - ) Günümüzde “ Homoeconomicus” nasıl bir tavır sergilemektedir?
Ekonomide “ Homoeconomicus” kendi çıkarları odaklı düşünen bencil varlık demektir. Modernite döneminde seçeneklerin kıtlığı altında ezilen homoeconomicus postmodernite döneminde seçeneklerin fazlalığı altında ezilmektedir. Bunun yanısıra kullanmayacağı bir çok nesneyi sahiplenme tavrı göstermekte ve bunlarla çevrelenmektedir.

S - ) Birey özgürlüğe kavuşma yolunu toplum yoluyla mı yoksa birey yolu ile mi gerçekleşeceğini düşünür?
Birey toplumsal bir varlık olduğundan dolayı özgürlüğü ilk olarak toplum aracılığyla kazanma yolunu seçer. Eğer toplum aracılıyla ulaşamazsa aidiyetini zayıflamasıyla beraber bireysel özgürlük yollarını seçecektir.

S - ) Birey yaşamında bir rol model belirlemesi gerekir mi?
Bir model belirlemek önemlidir. Önünüzü görmeniz sağlar lakin bu modele bağımlı olmamak gerekir. Yoksa model sizin için bir otorite figürü halini alması kaçınılmazdır. Bu da sizi her konuda kısıtlar ve kendiniz olmanıza engel olur.

S - ) Günümüzde tapınak kavramına nasıl yaklaşıyorsunuz?
Günümüzde dini tapınakları yerini tüketim tapınakları yani alışveriş mağazaları almıştır. Burada mağazaları gezerek tavaf etme sorumluluklarını yerine getiren mağaza hacılarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Küçük hazlar bireylerin ağzına bir parmak bal çalmaktan öte bir şey olmamasına karşın mağaza hacıları bu sistemin birer ateşli sempatizanı haline gelmiştir.

S - ) İhtiyaçlara nasıl yaklaşıyorsunuz?
İhtiyaçlar kavramının içeriği gün geçtikçe değişmekte ve kendini revize etmektedir. Hala asgari ihtiyaçların aynı kaldığı coğrafyalar yok değildir. Cep telefonu asgari bir ihtiyaç olarak değerlendirilmekte oysaki daha ömrü 20 yıl değildir. İhtiyaçlar bireylerin statüsü,sosyo kültürel seviye, mülkiyet…gibi birçok parametre tarafından belirlenmektedir. Günümüzde ihtiyaçlar genelde yapay, zoraki olmayan ve ikincil ihtiyaçlardır.

S - ) “ Sağlıklı olmak ve fit olmak “ kavramları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sağlıklı olmak biyolojik ve ruhsal bir ifadedir. Bir rahatsızlığınızın ve hastalığınızın olmaması anlamına gelmektedir. Fit olmak ise genel olarak fiziksel bir görünüme denk gelir. Fiziksel bazı kıstasları sağlamanız yeterlidir. Fit olan birinin sağlıklı olmama ihtimali vardır, önemli olan ölçütlerdir.

S - ) Özgürlüğümüzü veya kişiliğimizi nesneler ve roller üzerinden değerlendirmek doğru mudur?
Postmodern toplumda bireyler kendilerini rolleri ve sahip oldukları üzerinden tanımlar. Oysaki bu iki kavramda gelip geçici ve kaybedilmesi muhtemel şeylerdir. Onun için kişilik ve özgürlük kavramları roller ve nesnelerden bağımsız olması gerekir. Hele ki kişilik sizi siz yapan bir kavramdır.

S - ) “Oy” ve “ Para” kavramları günümüzde aynı noktada nasıl birleşiyor?
Yeni ekonomik sistemde para ve oy birdir. Yani yaptığınız alışverişlerde bir nevi olduğunuz mağazaya,markaya oy atmış oluyorsunuz. X markadan alışveriş yapan biri bu firmayı iktidara taşımaya çalışıyordur.

S - ) Akışkan modernitede aidiyet kavramına nasıl bakıyorsunuz?
Akışkan tarihi süreçte aidiyetleriniz çoğu zaman sizi yanıltır. Çünkü elit sınıfların oluşturduğu kurgulara hapsolmuşsunuzdur. Kendi grubunuzdaki bireyleri bağımsız, farklı, özgür değerlendiriken karşı tarafı bunun tam tersi kavramlarla tanımlarsınız. Bu ayrım çoğu zamanda sizi uçuruma sürükler. Aidiyet duygusu modernizm ve postmodernizm arasındaki geçiş dönemlerinde güç kazanmıştır. Simmel, Cooley, Tönnies… ifade ve gruplamaları buna dairdir.

S - ) “ Yer olmayan yer” neye karşılık gelmektedir?
Mekan ve zaman kavramını minimize ettiğimiz yerleri ifade eder. Bir nevi aidiyet duygusundan sıyrıldığımız yerlerdir diyebiliriz. Bu yerlere otogar, havaalanı, otel odaları, toplu taşıma araçları… gibi yerleri örnek verebiliriz.

S - ) Emek ve bedenin ayrışması nelere gebedir?
Artık teknolojik gelişmeler ve beşeri sermayenin öne çıkmasıyla beraber emek ve beden birbirinden ayrışmıştır. Biribirine çok uzak olan coğrafyalardan birinden diğerine iletişim aracı vasıtasıyla emeğinizi pazarlayıp satabiliyorsunuz. İşgücü piyasası bakımından küreselleşen dünyada emek piyasasında maliyetlerin düşmesine sebep olacaktır. Ücretlerin düşmesi işveren lehine işgücü sahibinin ise aleyhine bir durumdur.

S - ) Postmodern dönemde siyaset alanında bireyin pasif olduğu düşüncesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
1900’lü yıllarda meşhur olan soru “Ne yapmalı?” ifadesiydi. Buna odaklı düşünen ve cevap arayan bireyler mevcuttu. Cevaplarda genel olarak ideolojilere karşılık geliyordu. Günümüzde sorulan soru ise “ Kimin yapacağı?” ifadesidir. Çünkü insanlar artık herşeyin farkında olmasına rağmen bu sefer sorumluluk bilincinden sürekli bir kaçış izleme ve sorumluluğu karşı tarafa yükleme eğilimi izlemektedir.
Merhaba arkadaşlar :) Spoilerin S'si bile yok :)

Adından da anlaşılacağı üzere,'sosyolojik düşünme' üzerine yazılmış akademik bir eser.Davranış bilimleriyle ilgilenenler için faydalı olabilicek bir başlangıç kitabı.Sosyolojik kuramlara,kafa karıştırıcı felsefi düşüncelere çok fazla değinmeksizin bir yöntem belirleme,gündelik olayların toplumsal tezahürlerini ortaya koyma bakımından ele alan,onları neden sonuç ilişkileriyle açıklayan bir anlatımı var.Sosyolojinin diğer bilimlerle ilişkisini(daha doğrusu neden bilim olarak görüldüğü ve ya görülmediği) onlarla ayrıldığı noktaları ince ayrıntılarıyla ele alan,sosyolojinin gerekliliğini,tutarlı ve tutarsız yönlerini gözler önüne seren bir eser.Özellikle anlatımının çok açık olması ele aldığı konuları herkesin anlayabileceği örneklerle açıklaması eseri daha faydalı hale getiriyor.Okuduktan sonra hergün gördüğümüz trafik ışıklarının renginden tutun da siyasi liderlerinle yarattığı söylemlere kadar geniş çaplı bir düşünce gelişimi kazanacağımıza,karşılaştığımız olayları toplumsal bağlamda belli bir ölçüde analiz edebilecek kadar sosyoloji biliminin kıyısına bir nebze de olsa yaklaşacağımıza inanıyorum.Ayrıca kitap sonundaki,Bauman'ın kitap tavsiyelerine uymanın sosyoloji bilgimizi genişleteceğine inanıyorum.Kitabın dilindeki coşkunluk,anlatımındaki akıcılık ve çevirideki muazzam başarı dışında Ayrıntı Yayınları'nın baskı kalitesini söylemeden geçemeyeceğim..Keyifli okumalar...
"Mutluluğun anahtarı ve mutsuzluğun ilacı, mutlu olma umudunu canlı tutmaktır."

Bir sene önce aramızdan ayrılan Polonyalı sosyolog ve yüzyılın en büyük düşünürlerinden birisi olarak gösterilen Zygmunt Bauman’ın okuduğum ilk kitabı Yaşam Sanatı, herkesin ortak paydası ve amacı olan mutluluk, başarı gibi konular üzerine felsefeyle yoğrulmuş bir düşünce şöleni.

Yaşam Sanatı, uzunca bir giriş ve üç bölümden oluşuyor:
Giriş bölümü Mutluluğun Nesi Kötü? sorusuyla başlayıp bize gayrisafi milli hâsıla ile mutluluğun doğru orantılı olmadığını anlatmaya çalışıp, bunu da örnekleriyle açıklıyor. Kısacası “Para ile saadet olmuyor.” demeye getiriyor Bauman. Ana bölümlerini ise “Mutluluğun Istırapları, Yaşam Sanatçıları Olarak Biz İnsanlar ve Seçim” başlıkları altında topluyor.

Bauman bize bu kitabıyla birçok ders veriyor, bunların başında ise mutluluğu aramanın insanı mutsuzluğa götürdüğü, genelde insanların mutsuzken mutluluğu sorguladığı ve en önemlisi mutlu olabilmek için mutlu olma umudunu canlı tutmamız gerektiğinden bahsediyor. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere yaşam ancak bir sanattır ve Bauman’a göre her birimiz kendi yaşamlarımızın usta sanatçılarıyız. Dolayısıyla biricik hayatlarımızı gerçek bir sanatçı gibi organize edebilirsek aradığımız mutluluğa -eğer gerçekten mutluluk varsa- ulaşmak bir düş olmayabilir.

Dili yerine göre ağır, konuya ilginiz yoksa okumak bazen sıkıcı olabiliyor ama dikkatle okuyup, okurken de araştırırsanız size çok şey katan bir kitap olacağını düşünüyorum. Mutluluk mühim, mutluluğumuzu nasıl sürdürebileceğimiz daha da mühim. Bauman bir fikir verebilir.

Bob Marley’in de dediği gibi: “Endişelenmeyin, mutlu olun.” Keyifli okumalar ve dinlemeler :)
https://www.youtube.com/watch?v=L3HQMbQAWRc

“Sunulan her şey, onu sunanın öyle ya da böyle bir özveride bulunmasını gerektirir ve mutluluğu artıran kısım da, bu özverinin bilincinde olunmasıdır.”
Çağımızın en ünlü sosyologlarından biri olan Zygmunt Bauman'ın okuduğum ilk kitabıydı. Oldukça doyurucu ve akıcı bir dille kaleme alınan bu eserde adından da anlaşılacağı üzere modernite, sosyalizm ve kapitalizm gibi insanlık tarihini etkileyen ideolojilerden bahsederek, bunların tarihsel olarak ele alıyor ve detaylı bir şekilde sorguluyor Bauman.

Bunlar arasında özellikle modernitenin inşası sürecinde ortaya çıkan yeniliklerin, ilerlemelerin yol açtığı duyarsız bireyselleşmeye, eşitsizliklere ve 'öteki'ye duyulan dışlama eğilimi sıkça vurgulanıyor.

Kitabın başlarında, hukuken demokratik bir devlet iktidarının esasen totaliter girişimlerle insan özgürlüğünü kısıtlayabileceğinden bahsediliyor. Yani sadece görünürde demokratik ancak çıkarları söz konusu olduğunda totaliter olan bir iktidar.  İnsanların özgürlüklerinin yavaş yavaş ellerinden alınmasını gözden kaçırması ve bunun sonucunda ortaya çıkan otoriter kısıtlamalara maruz bırakılması. Bauman'a göre sosyal olmayan bir devlet asla bireye tembellik ve acizlikten kurtulma vaadinde bulunamaz. Başka bir deyişle kapitalizmin akışkan serbestliği -sosyal olmayan ekonomi- toplumun birbirinden ayrışmasına ve bireylerin birbirlerine karşı tembelleşmesine yol açar. bunun sonucunda da eşitsizliklerin ortaya çıkması kaçınılmaz olur diyor Bauman. Kısaca özetlemek gerekirse bu devletin ticari piyasayı özgürleştirmesinin, başka bir deyişle devletin kapitalist bir tavır takınmasının ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar çok çarpıcı bir şekilde analiz edilmiş. 

Bauman'ın küreselleşmiş piyasanın yol açtığı eşitsizliklere değinmesi ve çarpıcı örneklerle somutlaştırması karşısında şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bu bölümü okurken çagimizda yaşanan ekonomik eşitsizliğin nedenleri ve sonuçları konusunda büyük bir farkındalık sahibi oldum. Bauman'ın 'Sosyal devlet' ideali bir nebze olsun bu haddini aşmış serbest ekonomiye denetim getirerek çareler üretebilir ancak bana göre büyük bir dezavantaj şu: İnsan eylemlerini kısıtlayan bir anlayışa gebe olduğu da bir gerçek.

insanlık tarihini etkilemiş bir ideolojiyi ele alınıyor Bauman: 'Komünizm'... Burada öncelikle Bauman, tüm ideolojilerde olduğu gibi, sosyalizmin de 'en doğrusu benimki' ya da 'sorunlara tek çözüm benim' diyerek yola çıkmış olduğuna vurgu yaparak başlıyor. Sosyalizm de tıpkı modernitenin ortaya çıktığı sürecte olduğu gibi tüm insanlığın taleplerini yerine getirme vazifesiyle yola çıkmıştı. Ancak Marx ve Engels'in öngörüsü yanlış cıkmıştı. Proletarya devrimi bir türlü gerçekleşmedi. Bauman'a göre Komünizm, işte bu öngörünün bir türlü hayat bulamamış olmasının bir ürünüydü. Yani artık bu ideali baskıyla, kanla yaratmak şart olmustu. İşte Komünizm böyle doğmustu. Yani sosyalizmin zorba ve despotlaşmış bir türüydü. Lenin ve Stalin işte bu bilinçle hareket etti ve bunun sonucu da doğal olarak kanlı bir devrimdi. İnsan sorunlarina en iyi cevabi sunacagi sozunu veren bu ideoloji de tam olarak gorevini yerine getiremedi diyor Bauman. Ve sonuc olarak o da kokuşmuştu!

Bana göre kesin ve mutlak doğru bir değer olmadı hiçbir zaman. Evet ben böyle düşünüyorum çünkü şöyle tarihe kısaca bir göz attığımızda dünyanın bitmek tükenmeyen sorunlarına kalıcı çözümler sunmayı vaadederek iktidara oturan her ideoloji maalesef sözünü tutmadı. Burada Bauman'a katılmamak mümkün değil. Ben bu bölümden yola çıkarak şöyle demek istiyorum: Komunizm, Modernizm vb. ideolojilerin hiçbiri kusursuz değil, her birinin olumsuzlanması gereken sayısız açığı var. Bunların herhangi birinin büyüsüne kapılarak körü körüne savunan fanatikler oldukça insanlar yeni değer, yeni fikir oluşturmaları gerektiği bilincini hiçbir zaman fark edemeyecek maalesef.

Zygmunt Bauman her zaman vurguladığı fakir ve zengin arasindaki uçuruma da değiniyor. kitaptan bir alıntıyla özetlemek istiyorum: "Devletin, kapitalist düzeni, kapitalistlerin hastalıklı eğilimlerinin -açgözlülüklerinin ve hızlı kâr elde etme arayışlarının- dizginlenmemesinden doğacak, intihar niteliğindeki sonuçlardan korumasının nedeni de buydu. Devlet bu ihtiyaçtan dolayı asgari ücret uygulamasına başladı ya da günlük/haftalık çalışma saatlerine kısıtlama getirdi ve bunun yanı sıra işçi sendikalanyla yasal koruma ve işçilerin kendilerini savunmak için kullanacaklan başka silahlar sağladı. Fakir ile zengin arasında gittikçe artan uçurumdaki genişlemenin durmasının ve hatta, günlük deyimi kullanmak gerekirse, "negatife dönmesinin" nedeni buydu. Hayatta kalmak için eşitsizliğin kendini kısıtlama sanatım icat etmesi gerekiyordu. Ve bunu yaptı ve bir yüzyıl boyunca, gelişigüzel de olsa uyguladı."

bireyin ötekiye karşı takındığı dışlama ve korku eğiliminden  de bahsediyor. İnsanın kaçınılmaz kaderi olan 'belirsizlik' kaygısı kaçınılmaz olarak bireyin yabancıya karşı uzak durma tavrını doğuruyor. Bu 'belirsizlik' korkusu Bauman'a göre bu belirsizlik bizleri toplumdan ya da öteki olandan soyutluyor. Bu sebepten ötürü hem bireyin hem de devletin kendisinin hiçbir masraftan kaçınmayarak güvenlik önlemleri alması zorunlu oluyor. Ancak hiçbirimiz bu savurganlık yerine ötekiyle diyalog sürecine girmeye cesaret edemiyoruz. Belki de bu yüzden her zaman belirsizlik kaygisiyla yaşayacağız. Diyaloğu hiç tercih etmeyişimizden dolayi.

Bauman gündelik yaşamımızdaki toplumsal ilişkilerimize çok farklı bir pencereden bakıyor. Ona göre artık kapitalist düzenin oluşturduğu 'bilgi çağı'nın esirleri olduk. Sevgilimizle, dostlarımızla, akrabalarımızla olan ilişkilerimizde artık manevi duyguların yerini maddi duyguların aldığını belirtiyor. "Metalaşmış sevgi"... Bu ne demek? Bu şu demek: Meta piyasalarının bu ikilemleri kovalayıp onlan geçersiz kılmak bir kenara, bu ikilemleri bizim için çözmeyecekleri apaçık ortada; biz de onların bize bu hizmeti sağlamalarını beklemiyoruz. Fakat vicdan azabını yatıştırmak ve hatta acılarını dindirmek konusunda yardım edebilirler ve bunu yapmaya hevesliler. Bunu değerli ve heyecan verici hediyelerle yaparlar; bu hediyeleri mağazalardan ya da internetten görebilir, alabilir ve sizin sevginize aç insanları, bir anlığına da olsa, güldürmek ve neşelendirmek için kullanabilirsiniz. İnsanlara yüz yüze ve el ele saatler geçireceğimiz saatler vaat etmemiz gerekirken, mağazalardan alacağımız hediyelerin bunu telafi etmesini beklemeye alıştık. Hediyeyi veren, hediye ne kadar pahalıysa, telafinin o kadar büyük olmasını bekler, dolayısıyla hediyeyi verenin vicdani sancılarını rahatlatıcı ve dindirici etkisi de o kadar fazla olur." Katılmamak mümkün değil.

Bauman, biz her ne kadar sabit bir şey, her sorunun üstesinden gelen, tüm isteklere cevap veren bir şeyin arayışında olsak da (O buna modernite diyor), biz insanlar hiçbir zaman o lanet belirsizliğin üstesinden gelemeyeceğiz diyor. İnsanlar modernite sayesinde büyük bir seviye atladı. Bu bir gerçek ancak tüm sorunları halledemedi. Halâ belirsizliğin üstesinden gelebilecek bir fikir ortaya koyamadı. Auschwitz buna güzel örnektir. Bu belirsizliğe...
Yaşadığımız gezegende milyarlarca insanın farklı düşünceleri ve farklı hayatları vardır ; hayat boyu bazılarımız kaliteli yaşamak için , daha çok para kazanmak için çalışırız bunu çeşitlendirmek mümkündür...Milyarlarca insanın tek bir hayali vardır : ''Mutlu olmak'' evet yapılan her şey bunun içindir. Temel hedef bu güzel hissi elde edebilmektir. Peki sizce mutluluk aranıp bulunacak bir şey midir ? Yoksa zamanı geldiğinde size uğrayan şans mıdır ? Aslında ikisi de değil mutluluk kendi içimizdedir , bunu ortaya çıkardığımız zaman kendi yaşamımızın sanatçısı oluyoruz. Kendinizi , yaşamınızı , hayal ve hedeflerinizi felsefi açıdan sorgulayıp cevaplar edinebileceğiniz bir kitap..Kitapla kalın...
Üniversite ikinci sınıftaydım herhalde. Belki üç. Dersin ya da hocamızın adını hatırlamıyorum. Okulla pek de ilgili olmadığım buradan da anlaşılabilir. Devam zorunluluğumuz yoktu, zaten amfiler de yoklama yapılamayacak kadar kalabalık oluyordu. Hocalarımızdan birisinin bizi bir kitaptan sorumlu tuttuğunu öğrendim arkadaştan. Kızdım başta, fotokopicilerde not yok mu diye söylendim. Olmadığını söyledi arkadaşım, “Ama kitap ilgini çeker.” diye de ekledi. İsmini öğrendim kitabın: Zygmunt Bauman “Modernite ve Holocaust”.
Tam da o sıralar kapitalizm, emperyalizm, ulusçuluk ve faşizm üzerine okumalar yapıyordum. O sıralar nasıl kapitalizm derinleşip emperyalizme dönüşmüşse kapitalizmin ideolojisi olan ulusçuluğun da derinleşip faşizme dönüştüğünü düşünüyordum. Belki bu kitapta düşüncelerim doğrultusunda bir şeyler de bulurum diye hemen edinip başladım okumaya. Ama kitap beklentilerimin çok çok ötesine geçti.
Öncelikle kitap sosyolojik bir eser. Yani benim umduğum gibi kapitalizm – emperyalizm ekonomik alt yapılarıyla pek ilgilenmiyor. Ama kapitalizmin başka icatları olan, uygarlık, modernite gibi kavramlarla ve bunların bazen neleri örttüğüyle, devletlerin merkezileşmesiyle gücün ve zor kullanımın gündelik hayattan çıkıp nasıl büyük bir devlet aygıtına dönüştüğüyle, bürokratik aygıtın insandışılaştırılmasıyla (ya da bürokrasi çalışanlarının işlerine yabancılaşmasıyla), ahlaki sorumluluğun yerine teknik sorumluluğun gelmesiyle ve bunun gibi aslında modern devletin doğasında olup da “holocaust” yaşanmasına neden olan sosyolojik olgularla ilgileniyor.
Benim için en çarpıcı tespiti yaşanan bu soykırımın sadece bir delinin deli saçması davranışları olarak açıklanamayacağını ortaya koymasıdır. Holocausta giden yol adım adım anlatılıyor bu kitapta. Ve bunun olmasını sağlayanın da modern bürokratik devlet aygıtının ta kendisi olduğu vurgulanıyor. Bu adımları tek tek saymam şu an mümkün değil ama tüm holocaust operasyonundan sorumlu olan, Nazi Almanya’sının askeri teşkilatı değil Ekonomik yönetim dairesidir. Amaçları Almanya’nın ‘çöplerden’ – Yahudilerden, çingenelerden, ari ırk olmayanlardan, eş cinsellerden, sakatlardan vs vs . . . – temizlenmesidir. Başta bunları Almanya’nın dışındaki fethettikleri ülkelerde oluşturdukları toplama kamplarına sürerler ama bürokrasi en optimal çözümü aramaya ve bulmaya meyilli olduğu için sürgün etmenin maliyetinin yerine insanların yağlarından elde edileceklerin karı karşılaştırılarak bu soykırım mekanizmasının çalıştırılmasına karar veriliyor.
Yani Hitler’in ve Nazilerin mantık ve bu arada insanlık dışı düşünce yapılarının sonucu değil aslında holocaust, tamamen kapitalist, tamamen modern bir işleyişin sonucu.
NOT: Ben bu kitabı, başta da belirtmiş olduğum gibi üniversite yıllarında okumuştum. Kitabın bana hatırlattırdıkları, bende bıraktıkları bunlar. Tabii ki eksiklerim ya da yanlış değerlendirmelerim olabilir.
Sınavda bu kitaptan sorumlu olduğumuz için okumuştum.Sosyoloji ile ilgili okuyupta anladığım tek kitap.Kesinlikle herkes rahatlıkla okuyup anlayabilir.
Günlük hayatımda olaylara ilişkin kitaptan güzel bir cümle aktarınca insanların hoşuna gidiyor ve hangi kitapmış diye soruyorlar.
"sosyolojik düşünmek" deyince hımm yapıyorlar kaşlarından birini kaldırıp,kısık gözlerle bakıp, dudaklarını hafifce büzerek.

Sevgili dostlar biz düşünmeye, düşünüre,düşünene biraz mesafeli duruyoruz.Düşünen insanı pek haz etmiyoruz ya da düşünmek sadece belli meslek gruplarına aitmiş gibi bir hisle "fazla düşünme kafayı yersin"gibi düşünmenin ehemmiyetini örseliyoruz.
Işte bu kitap sosyolojik düşünmenin sadece sosyolojiyi alanları olarak tercih edenlere değil ;konuya ilgi duyan herkes için kaleme alınmış.
Bauman sade, net ifadeleriyle mesafeli durduğumuz,yadırgadığımız, ön yargıyla baktığımız pek çok konuyu güzelce izah ediyor.

Akla kapı açıp idraki elden almıyor çünkü Bauman sosyolojinin asla tamamlanmış,kesin,müphemlikten tamamen arınmış bir bakış açısı oluşturmayacağını söylüyor.
Sosyolojik düşünmek denilebilir ki kendi başına bir güç, SABİTLEME karşıtı bir güçtür.Sabitesiyle baskıcı olan dünyayı esnekleştirir.
Sosyolojik düşünen bir kişi sınırsız bakabilme yetisini kazanır ki bu da bana Muhammed Bozdağ'ın ruhsal zekâ tanımı hatırlatıyor.

Sosyoloji sağ duyu demektir aynı zamanda.Olayları öfkeden uzak kontrollü incelememizi ve yorumlamamızı sağlar.

Günlük rutinlerin içine daldığımızda, olup bitenlerin anlamı üzerinde pek durup düşünmeyiz ;bireyi toplumla/toplumu bireyle bir türlü bir araya getiremez ve ikisini birbirinden apayrı düşünürüz.. Oysa okudukça anlıyoruz ki bireyi toplumdan ;toplumu bireyden ayrı düşünmek mümkün değil. Ruhla beden misali bir bedende can gibi.

Sosyolog ne iş yapar? diye soranlara
Sosyologların halka yaptığı hizmet şudur diye ekler:
Kişisel hayat hikâyemizin başka insanlarla paylaştığımız tarih ile nasıl örüldüğünü bize göstermek.

Ammavelakin güncel olayları doğru yorumlamak ve objektif bakabilmek için kitap okunmalı fakat şunu da belirtmeliyim ki sosyal bilimlere ilgi duymuyorsanız sıkılabilirsiniz de.

Ve özellikle Suriyeliler hakkında olumsuz niyetler taşıyanlar "yabancıları"niçin istemediklerinin asıl gerekçesini öğrenmek için okuyabilirler.

Düşünüyorum da Zygmunt Bauman müslüman olsa imiş harikulâde bir müslüman olurmuş çünkü bir müslümanda olması gereken naif fikriyatlara sahip.Bu hissi bir de Jean j.Roussea da hissetmiş de hayran kalmıştım.

Heyy gidi koca dünya gel de şimdi bu güzellikleri OKUma.

_______
Yaradan Rabbinin adıyla
İgra...
Sosyolojiye giriş için akıcı diliyle yol gösterici bir kitap. Yaşamımıza sosyolojik bakış açışıyla ve kavramlarıyla bakmamıza sağlayacak, sadece konu ile ilgilenenler için değil herkes için dikkat çekicidir.
Küreselleşme çoğu zaman olumlu bir olgu olarak ifade edliyor. Ancak küreselleşmenin olumlu tarafı olduğu gibi insanları, toplumu olumsuz etkileyen yönü de var. Bu kitap da küreselleşmeyi bütün bir yönleri ile ele alıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Zygmunt Bauman
Unvan:
Sosyolog ve Filozof
Doğum:
Polonya, 19 Ekim 1925
Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.

Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.

Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.

Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır

1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.

Yazar istatistikleri

  • 172 okur beğendi.
  • 556 okur okudu.
  • 42 okur okuyor.
  • 1.225 okur okuyacak.
  • 27 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları