Abdülhak Şinasi Hisar

Abdülhak Şinasi Hisar

Yazar
8.2/10
221 Kişi
·
785
Okunma
·
129
Beğeni
·
4.921
Gösterim
Adı:
Abdülhak Şinasi Hisar
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu, 14 Mart 1887
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 3 Mayıs 1963
Abdülhak Şinasi Hisar (İstanbul, 14 Mart 1887 - 3 Mayıs 1963) Çocukluğu, Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca'da geçti. 1898'de Galatasaray Lisesi'ne girdi; 1905'te Fransa'ya kaçtı. Paris'te École Libre des Sciences Politiques'e devam etti. II. Meşrutiyet'in ilânından (1908) sonra Türkiye'ye döndü. Fransız ve Alman şirketlerinde, Osmanlı Bankası'nda, Reji İdaresi'nde, 1931'den sonra ise Ankara'ya yerleşerek Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştı. 1948'de İstanbul'a döndü; Ayaspaşa'da Boğazı gören bir apartmana yerleşti. Bir süre Türk Yurdu dergisinin genel yayın müdürlüğünü üstlendi (1954-57). Cihangir'deki evinde beyin kanamasından öldü.

Edebiyata, mütareke yıllarında Dergâh ve Yarın dergilerindeki şiir, kitap tanıtma ve eleştiri yazılarıyla başladı. 1921'den itibaren İleri ve Medeniyet gazetelerindeki yazılarıyla tanındı; Ağaç, Varlık, Ülkü ve Türk Yurdu dergileri ile Milliyet, Hâkimiyet-i Milliye ve Dünya gazetelerinde yazdı. Cumhuriyet dönemi yazarı olmasına rağmen dil ve üslup açısından Meşrutiyet kuşağına bağlı kalan Hisar'ın bütün yapıtları esas olarak "hatıra"ya dayalıdır. Romanlarında Maurice Barrés, Anatole France ve Marcel Proust gibi yazarların edebiyat anlayışlarını benimsemiştir.

1942 CHP Hikâye ve Roman Mükâfatı'nda üçüncülük alan Fahim Bey ve Biz, Almancaya çevrildi (Unser Guter Fahim Bey, Çev.: Friedrich Von Rummel, 1956). Sermet Sami Uysal (Varlık Yayınları, 1961) ve Necmettin Türinay'ın (M.E.B., 1993) Abdülhak Şinasi Hisar adlı birer kitabı vardır.

Ölümünden sonra Abdülhak Şinasi Hisar: Seçmeler (Haz.: S. İleri, YKY, 1992), Geçmiş Zaman Edipleri (Haz.: T. Yıldırım, Selis, 2005) ve Kelime Kavgası: "Edebiyata ve Romana Dair" (Selis, 2005) adlı üç kitabı daha çıkmıştır.
Hatırlayınız! Hiç şaşmayan bir intizam ile işlediğini gördüğümüz beşerî bir kanun vardır: Nerede zekâ umarsak orada ahmaklıkla karşılaşırız.
Merdiven Şiiri - Ahmet Haşim
.
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...
.
İnsanların çoğu daima konuşurlar. Söz fırsatını hiç bir gün kaybetmezler. Fakat asıl sözleri söylemek fırsatını hiç bir gün bulamazlar. Bütün bir ömür içinde, mühim sözleri ya bir iki kere söylemiş olur, yahut hiç bir defa söylememiş olurlar.
Abdülhak Şinasi Hisar
Sayfa 78 - Bağlam Yayıncılık
❞Kim bilir, kim diyebilir ki delilikteki usluluk nerde biter, usluluktaki delilik nerde başlar?❞
Abdülhak Şinasi Hisar
Sayfa 126 - Bağlam Yayınları 1. Basım: Kasım 1996
Esasen, çok kere, nice dostlarımızın zengin kütüphanelerindeki, sırayla dizilmiş yaldızlı ciltli kitaplarını görün­ce: "Sahi, bunların hepsini okudunuz mu?" diyeceğimiz gelir. Ve onlar: "Evet" deseler bile, bizim, yine: "Ne yazık! Zira ne kadar az istifade etmişsiniz!" diyeceğimiz gelir.
Esasen, çok kere, nice dostlarımızın zengin kü­tüphanelerindeki, sırayla dizilmiş yaldızlı ciltli kitaplarını görünce: "Sahi, bunların hepsini okudunuz mu?" diyeceğimiz gelir. Ve onlar: "Evet" deseler bile, bizim, yine: "Ne yazık! Zira ne kadar az istifade etmişsiniz!" diyeceğimiz gelir.
Abdülhak Şinasi Hisar
Sayfa 42 - Bağlam Yayınları
❞Yaşadıkça kendi kabuğunu yetiştiren sümüklü böcek gibi talihimizi biz kendimiz öreriz. Talihimiz bizi tamamlıyan kendi varlığımız, kendi kurduğumuz bir ikinci vücudumuzdur ki herkese küserek bunun içine çekilmeyi severiz.❞
Abdülhak Şinasi Hisar
Sayfa 118 - Bağlam Yayınları 1. Basım: Kasım 1996
136 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir roman veya film kahramanı boş bir hayalin peşinde koştuğunda ya da Othello’da olduğu gibi asılsız bir haberin peşine takılıp ahmak durumuna düştüğünde eleştirmemiz ne kadar kolaydır değil mi?

Bugün sadece Fahim Bey’den bahsederek sizin rahatınızı kaçırmadan bir şeyler yazılabilirdi. Türk klasikleri arasında sayılan birçok kitapta gördüğümüz gibi; bir iyi, bir de kötü karakter belirleyip arkamıza yaslanıp keyifle okuyabilirdik. Evet sadece Fahim Bey ve onun hikayesi olsaydı söylemek istediklerimiz, ucu bize dokunmazdı. O zaman da bu satırları yazmamız gerekmezdi zaten. Açıkçası kitaptaki karakterin ve hikâye örgüsünün ilgimi çektiğini söyleyemem. Ama “Fahim Bey ve Biz” dendiğinde buradaki asıl karakterin hayalci bir kahraman olmadığını, tam olarak biz olduğumuzu söylemek istiyorum. Deneme yönü ağırlıklı olan bu anlatımda bir süre sonra ana karakter verilen mesajların gölgesinde kalmaya başlar ve yazarın hayata dair biriktirdiklerini Fahim Bey üzerinden bize aktardığını görürüz. Kurgu anlamında baktığımızda doğrusal ilerleyen, adım adım sona doğru yaklaşan bu örgü içinde yazarın hep derine, daha derine doğru gittiğini görüyoruz. Öykü kronolojik olarak ilerlemekle birlikte ( tam da yazılarımın arasına tek düze diye not düşmüşken) kahramanımızın hakkında anlatıcının görüşleri şaşırtıcı şekilde değişmektedir. Bu değişim ve tereddütler değil midir bize insanı anlatan ve edebiyatı değerli kılan? Yoksa şehirler, eşya ve hayat tüm hızıyla değişirken insanı durağan bir şekilde anlatmanın edebi bir değeri olabilir mi?…

Böyle olunca metnin edebi değeri dikkat çekmeye başlar. Fakat bu sefer de ana karaktere deli diyerek işin içinden sıyrılamayacağımızı görürüz. Çünkü yazar hem anlatır, hem de sorar bize;
“delilikteki usluluk nerde biter, usluluktaki delilik nerde başlar?” Akıllılıkla delilik o kadar uzak mı birbirine? Hayat içinde bu iki kavram çok defa aynı kapıya çıkmaz mı? En makul dediğimiz insanlar bile akıllara durgunluk veren şeyler yapmaz mı hayatta? Biraz kendimize dönüp tarafsız değerlendirme imkânımız olsa, (hadi delilik demesek bile) yapmış olduklarımız çok da akıllıca şeyler değil. Ne kadar delilik olabilir ki hayatta? Amak-ı Hayal de söylendiği gibi, dünya dediğimiz sakın büyük bir tımarhane olmasın! Eğer öyleyse fazla da beklentisi olmamalı belki insanın. “Kim bilir, kim diyebilir ki hayatın galebesi nerde biter, iflası nerde başlar?”

Fahim Bey’in hikâyesinin içine gizlenmiş hep böyle sorgulamalar göreceğiz. En kötüsüne hazırlamak için burdan girdik konuya. Sorgulama uzun sürecek, yakalım tepemizdeki ışığı. Sorgulamada yanınızda bir dostunuz olmasını ister miydiniz? Gerçi siz isteseniz de onlar gelmez. Ne kadar tanıyorsunuz dostlarınızı? Onlar sizi ne kadar tanıyorsa, siz de onları ancak o kadar. O da sadece bir veya birkaç yönüyle. Hayattaki eş, dost, amir veya bir işteki rolüyle insanları tek bir açıdan değerlendirip bütünü anlamaya çalışıyoruz. Böyle olunca doğru sonuçlara ulaşmayı beklemek delilik değil de nedir? Ama size bir ipucu vermeye çalışayım. Eksik değerlendirip yanlış sonuca ulaşmışsınız diye kendinizi üzmeyin; “sen çok değiştin” deyin zor durumda kalırsanız, böylesi daha iyi! Ucu size dokunmadan kabahati karşı tarafa yıkıp işin içinden çıkabilirsiniz. Biz bazen kendimizi tanıyamazken başkalarını tanıdığımızı iddia etmemiz hadsizlik olur bu yüzden. “dünya ile dostluğumuz nerde biter, dünyadaki yalnızlığımız ve herkese yabancılığımız nerde başlar?”

En iyisi, yazar başka ne soracak ona kulak verelim. Söz dediğimiz ayağa düşmemeli. Söylendiğinde bir değeri olmalı ki, olur olmaz konuşmadan bir farkı bulunsun. #73884988

Zıt görünen kavramların bir bakış açısı olduğundan bahseder bize yazar. Talih ve talihsizliğin ne kadar birbirine yakın olduğundan, birinden diğerine geçmenin ne kadar kısa sürebileceğini anlatır. Ve bizim tercihlerimizin ne kadar önemi olduğundan. Hayal ve hakikatin ne kadar da iç içe geçmiş olduğundan ve bizim bunları her zaman ayırmaktaki zaaflarımızdan bahseder. “hakikat nerde biter, rüyası, hülyası, yalanı ve olacağı nerde başlar?”

“Aradan zaman, bir hayli zaman geçti.” Gençler yaşlıların hep böyle yaşlı olduklarını ve kendi dönemlerinin her açıdan en üst düzeye ulaştığını sandı. Yaşlılar da kabullenemedi bu değişimi, kendilerine konduramadılar. Ya mevsimden, ya havalardandır diye teselli ettiler kendilerini. Mesele sadece Fahim Bey’in yaşlanması değil. Yazarımız bu işe kafa yormuş, incelemiş insanı, davranışlardaki detaylara dikkat etmiş ve bize yazılı olarak aktarmış bunları. Tıpkı dostluk ve insanları tanıma kavramlarında olduğu gibi, insanların gerçeklerden kaçışını ve değerlendirmedeki eksik yanlarımıza kuvvetli vurgular yapmış. Çevrenizdeki insanların hitap şeklinden davranışlardaki farklılıklara kadar birçok değişimdir söz konusu olan. Bu değişimin insanlar tarafından fark edilmesi ile sizin fark etmiş olmanız aynı zamana denk gelmeyebilir. Zaman dediğimiz nedir ki, unutulmak çok da uzak değil. Bu yüzden belki de insanın yaşlandıkça değer verdiği şeylerin değişmesi. İnsan yaşlandıkça hayatı boyunca peşinden koştuğu birçok şeyin çok da önemli olmadığını anlayabilir. Bu her şeyin fani olduğunun fark edildiği andır. Hep ölüm kazanır bu zaferi, hikâye hep aynı biter…

Daha derinlere de inebilirdik, bayram günü daha fazla sıkmak istemem. Özellikle Selim İleri’nin son sözünde Türk edebiyatı İstanbul yazarları arasında Tanpınar, Nahid Sırrı ve Ziya Osman Saba ile birlikte anar Abdülhak Şinasi Hisar’ı. Ve unutulup bir köşede kalmış olmasından rahatsızlığını ifade eder. Günümüz de Türk Klasiği adına derinliği olmayan birçok eser yayınevleri tarafından tercih edilmekte iken bu eserin hala baskısının olmamasını yadırgadığımı ifade etmek isterim. YKY’nın daha önce bastırdığı ve liste fiyatı 8 TL olan kitap, internette 30-80 TL arası satılıyor. Ben de Bağlam Yayıncılıktan PDF olarak okumak durumunda kaldım.

Son olarak kitabın yayınlandığı 1941 yılında kitap yayınlandığında Tanpınar ve Yakup Kadri’nin yazar hakkındaki sözleriyle bitirmek istiyorum incelemeyi.

Tanpınar’ın; “Abdülhak Şinasi Bey, bu çoğunu başkalarının ağzından dinlediği muhtelif şahsiyet yapıcı çizgileri birbirine eklemeden evvel, onların üzerinde düşünüyor, hayat tecrübelerinin meyvelerini topluyor. Kendisini tahlil ediyor, zamanın akışını, hakikatlerin firari yüzünü seyrediyor, sonra tekrar yapmakta olduğu portreye dönüyor.”

Yakup Kadri’nin ise; “bu suretle, kendi iç dünyasının hazinesini zenginleştirmiş olarak geniş bir edebiyat kültürü ve olgun bir edebi şahsiyetle karşımıza çıkmış bulunuyor.” demiş olduğu yazarımızın bu eseri hakkında; çok önem vermiş olduğum Edebiyat Atlası kitabında Necip Tosun’un sözleriyle son vermek istiyorum yazıma:
“Proust’un geçmiş zaman yaklaşımlarını anımsatan roman, zaman zaman etkileyici aforizmalarla süslü bir hayat kitabına dönüşür. Belirginleşen bir olay örgüsünden çok bir doğrunun aktarılmasına odaklanmış, kurgusu şiirsel, etkileyici, derinlikli üsluba yaslanır. Yalnızlık, ihtiyarlık, mazi yorumları emsalsizdir.”

Bu derin üslubu ve güzel eseri tanımak için sizlere bir davet mektubudur bu.

Mektubun sonunda sağlıklı günler ve güzel bayramlar dilerim…
136 syf.
"David Hockney'in dediğine göre, kız kardeşi, Tanrının nesneler arasındaki hava, boşluk olduğuna inanıyormuş. Böylece her şey Tanrının içinde oluyor, Tanrının içinde dolanıyor. Fena fikir değil, değil mi? Ressamların algılama tarzına çok yakın bir bakış. Ressamlar imanlı olduğu için değil, hep resmetmeye çalıştıkları şey tam da bu görünmez boşluk olduğu için. Boyadıkları lekelere bir birlik sağlayabilecek tek şey bu boşluk - Tintoretti'den Morandi'ye kadar her ne tür bir boşluk olursa olsun..." (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar - J.Berger)

Berger'in sanatkârının eserini boşluklarla görünür hâle getirmesi, bir kümenin evrenseli ile tanımlanabilmesi Fahim Bey ve Biz'i ifade etmek için sanat ve matematik gibi birbirinden ayrı görülen iki farklı alanın kesiştiği harika bir örnek. Abdülhak Şinasi HİSAR (1887-1963) 'ın 1941'de yayınlanan CHP Hikâye ve Roman Ödülü (üçüncülüğü) alan Fahim Bey ve Biz adlı romanı anlaşılmamış ve kıymeti bilinmemiş eserlerden sadece biri. Abdülhak Şinasi'nin olgunluk çağında yayınlattığı, aynı zamanda kendi yaşamından izler taşıyan eser, insan ilişkileri konusundaki çarpıcı görüşleriyle birlikte, okuruna Hisar'ın edebi sanatkârlığını ölçme şansı da veriyor. Bağlam Yayınları'na ait bu basımda yazara ait bir biyografi yer alıyor ve internette de bu bilgilere aynı klasik sunuşla ulaşmak mümkün. İlginç bir örnekse, İslam Ansiklopedisi'nde yer alan (https://islamansiklopedisi.org.tr/hisar-abdulhak-sinasi) tabiri caizze künyede, tıpkı onun Fahim Bey'i okura sunuşu, Berger'in resimdeki boşluğu tarif ettiği gibi, biz'i, boşluğu, onu etkileyenleri ve onun dışarıdakileri Hisar'ın gözüyle görmek mümkün. Ansiklopedide şöyle ifade edilmiş:

"BOĞAZİÇİ MEHTAPLARI
Abdülhak Şinasi Hisar’ın geçmiş yaşayışı ile Boğaziçi’ni yepyeni bir değerlendiriş açısından canlandıran eseri.

FAHİM BEY ve BİZ
Abdülhak Şinasi Hisar’ın yayımlandığında edebî bir hadise olarak karşılanan, geniş akisler uyandırmış romanı.

Kardeşi
GERÇEK, Selim Nüzhet
Türk matbaacılığı, gazeteciliği ve tiyatrosu hakkındaki araştırmalarıyla tanınan yazar.

Komşusu ve hocası
TEVFİK FİKRET
Edebiyât-ı Cedîde şairi.

Hocası
MÜFTÜOĞLU AHMED HİKMET
Edebiyatçı ve fikir adamı.
Hakkında biyografik mahiyette eser yazdığı yazar

AHMED HÂŞİM
Türk şairi ve deneme yazarı.
Görüştüğü Jön Türkler’den

AHMED RIZÂ
Jön Türk hareketi liderlerinden ve Türk siyaset adamı.
Yazılarının yayımlandığı dergi

DERGÂH
1921-1923 yıllarında yayımlanan fikir, sanat ve edebiyat dergisi.
Denemelerinin yayımlandığı dergi

VARLIK
1933’ten beri yayım hayatını sürdüren edebiyat, sanat ve fikir dergisi.
Kurucu üye olarak çalıştığı dernek

TÜRK OCAĞI
II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde Türkçülüğü savunan dernek."

19. ve 20. yüzyıl Türkiyesi düşünüldüğünde, bu isimler yanında komşusu Şair Nigâr Hanım, isim babaları Şinasi ve eserinde de andığı Abdülhak Hamit Tarhan, Paris'teki eğitimi sırasında görüştüğü Prens Sabahattin, Dr. Nihat Reşat Belger, Ahmet Rıza Bey ve Yahya Kemal, bizzat tanıştığı ve edebi yönden etkilendiği ifade edilen Maurice Barres ayrıca, döneminin ünlü sanatçıları Jean Moreas, Emil Faguet, Henri' de Regnier, Jean Cocteau, "Hisar'ı kaplayan boşluk; Abdülhak Şinasi Hisar ve Biz" yargısına erken ulaştıran sebepken, üzerinde durulması gereken konular bu isimlerden çok daha fazlası...


FAHİM BEY VE BİZ

"Fahim" sözlük anlamıyla Akıllı. Anlayışlı, (Fahm. dan) İtibâr ve nüfuz sâhibi olan, büyük zât. Romana adını da veren ve ismiyle müsemma Fahim Bey'le, okura alışılagelmiş bir kurgusal biyografi sunmuyor Abdülhak Şinasi, çünkü hikâye doğumla değil ölümle başlıyor. Bir gazete haberiyle duyrulan ölüm, Fahim Bey'in yaşam boyu yanıbaşındaki seslerin, ölünce de onu terk etmediğinin bir göstergesi. İyi ya da kötü anılmak her faninin başına gelecek sıradan bir durumdur. Yazarın sıradanlığı delme çabası ölüm ilanının birkaç gün sonra değiştirilmesiyle başlıyor. İlanın değiştirilme sebebi Fahim Bey'in göreviyle kazandığı "maslahatgüzar" ünvanın gerçek olup olmadığının sorgulanması ve neticede haketmediğine karar verilmesi. Bu başlangıç romanın kıvılcımını yakıyor ve eser boyunca Fahim Bey'i tanıyan insanlar onun gençlik yıllarından vefatına kadar kronolojik olarak, tek bir anlatıcıya verdikleri görünmez röportajla hikâyeyi anlatıyor. Fahim Bey ve Biz'in bir hikayeler kolajı mı bir roman mı olduğu tartışıladursun, tek anlatıcının Fahim Bey'in arkadaşının oğlu olduğu hikâye bu gün alışık olduğumuz biyografik belgesellerin tadını fazlasıyla veriyor. Eser, duyulan geçmiş zaman kipinde ilerlese de yazarın Fahim Bey'le bizzat tanıştığına da şahit olunmakta. Biçimsel olarak bir diğer önemli konu dil. Hisar eski ve yeni dili bağladığı, yabancı dillerden de sözcükler kattığı üslubuyla şiir'e de fazlasıyla değiniyor. Adülhak Şinasi'nin şiir'i bir yaşam biçimi ve bu yalnız dili yansıtan bir sözcük değil, romanın akıcılığı da bilinen anlamıyla bu şiirsel hâl ile sağlanmakta. Sözcük dağarcığının zenginliğiyle birlikte romanın sözlüksüz okunması anlaşılırlığının imkânsızlığına işaret ediyor. Peki okur bu eserin neresindedir? Anlatılan Fahim Bey mi Biz miyiz? Her okur Biz'lere katılan ve onu yargılama fırsatını eline geçiren yeni bir eleman. Fahim Bey hakkında yeni görüşler belirten tüm insanların birleşimi ile oluşan "biz" , Fahim Bey Kümesi'nin evrenselidir ve biz' de tıpkı evren gibi genişlemektedir. Biz'ler hem Fahim Bey'i kapsayarak onu etkilerken ondan ayrılan yanlarıyla onu dışlayıp yargılama şansına sahip toplumdur...

Fahim Bey, daha doğmadan toplum onu şekillendirmeye başlamıştır. Ailesinin ona verdiği isim, ondan beklenen karakteri de dikte eder ve hayatla tanışan Fahim Bey tüm adımlarında akıllı ve saygın olmanın peşindedir. Ancak hayatın cilvesidir ki o aklı yansıtan bir çok özelliği yanında hayalperest bir ruhtur aynı zamanda. Tüm deneyimlerinde bir aşırılık göze çarpar çünkü toplum dar olanı ona yakıştırmamıştır. Gençlik yıllarında deneyimlediği yabancı ülke ziyaretleri ona farklı bir dünyanın, bambaşka ruhların varlığını göstermiştir. O hiç söz etmese de savaştan çıkmış bir milletin içerisinde farklı davalarla mücadele eden insanlardan apayrı, diğer dünyadaki bilimsel ve ekonomik gelişmelerin farkında olan bir insandır. Bu gün satın alınmak için sıraya girilen multidisipliner düşünce adamlarının arayıp da bulunamayanı Fahim Bey'ken, düzinelerce kağıda döktüğü hayallerinin eyleme dönüşememesiyle aynı Fahim Bey, biz'in gözünde asla anlaşılmamış ve neticede hayalperest olarak dünyadan göç etmiştir.

Abdülhak Şinasi Hisar'ın yenilikçi ve modern bir yazar olup eserinde de modern insanın anlaşılmaması ve toplumca dışlanması sorununu işlediği rahatlıkla söylenebilir. Fahim Bey bireysel yaşamına başladığı ilk anda minimal bir hayat yerine ailesinin şanına yakışır bir ev seçer. Eş seçimi keza "Saffet" hanım gibi varlığı ispat edilemeyecek eski zamanın silik kadınıdır. Toplum ona nepotizmi dikte eder, çünkü o zamanda da mevki ancak torpille elde edilir. Giyimini dahi statüsü belirler ve eser boyunca trajikomik olaylar silsilesi ona hem acımaya hem de tebessüm etmeye neden olur. Tüm bu seçilmek zorunda olunanların içinde tek seçebildiği lezzetli peynirleri, yalnızlık gerçeğiyle bir ofise sığınıp, ideallerini kağıda dökebilmesidir.

Hisar'ın eserlerini daha çok İstanbul üzerine verdiği belirtilmekle birlikte döneminin sorunlarını pek yansıtmadığı için eleştirilmektedir. Fahim Bey ve Biz romanında da İstanbul'a değinenen yazarın diğer eserlerine oranla burada daha az İstanbul yüzü görülmektedir. Görüldüğü kadarıyla İstanbul hâlâ eski İstanbul olup, modernizmden henüz pek etkilenmemiştir ancak insan ilişkileri için aynı durum söz konusu değildir. Dönem yazarlarının üzerine düştüğü Romantizm ağırlıklı konulara değinmemesi, onu diğerlerinden ayırırken toplumsal konulara duyarsız olarak yaftalanması dönemin hassasiyeti ile kabul edilse de bu gün bakılan açıdan doğru değildir. Abdülhak Şinasi, evrensel düşünen, bilimsel gelişmelerden haberdar, edebi açıdan zengin bir yazardır. Fahim Bey ve Biz bağlamında her bölüm için zamanı belirten betimlemeleri oldukça sevimliyken, bir sayfayı aşan ve her bölümde rastlanan örneklendirmeleri okuyucuta abartılı gelebilir. Nitekim bu eleştiriler de onu Abdülhak Şinasi Hisar yapmaktadır.


Türk Edebiyatı okurunun mutlaka okuması gereken bir eser olan Fahim Bey ve Biz'den alıntılara yer vererek bir inceleme yapılsaydı daha lezzetli olurdu ancak bu da okurda yaratacağı tılsımı bozabilirdi çünkü üzerinde durulacak onlarca sağlam psikolojik ve toplumsal analiz içermekte. Türk okurunun mesafeli durduğu eser Almanca'ya da çevrilmiş ve ülkedeki durumu düşünülürse yabancı okurla olan ilişkisinin ne durumda olduğu yine bir merak konusu. Merkezinde insan olan, insanı anlatmanın yine insanla mümkün olduğu ancak bu anlatıcıların yargılarının insan gibi, zaman gibi, yerinde durmayan değişkenlerden meydana geldiğini, resim, matematik gibi edebiyatla anlatmanın da mümkün oluşunun ispatı. İlgilisi okursa mutlaka kâm alacaktır.

Ve Sevgili Homeless sonunda başardık. :) Psyche sözünü tutar. :) Çok teşekkür ediyorum yeniden, okuma düzenimi bozup bana bu güzel eseri tanıttığın için.
136 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu kitabı uzun süre arayıp, aramayı bıraktıktan sonra ücra bir kitapçının tozlu bir rafında buldum. (Zaten güzel şeyler hep böyle anlarda karşımıza çıkmaz mı?.) Kitapçıya sorduğumda, kitabın 6 senedir elinde olduğunu ama hiç kimsenin almadığını söyledi ve sana 5 lira olur dedi. Hayatımda yaptığım en iyi alışveriş oldu heralde. Hiç 5 liraya ederinin bu kadar üstünde bir şey almamıştım:)

Kitaba gelecek olursak, bu kadar çok beğenmemin sebebi, anlatımın muhteşemliği oldu. İyi bir kurgu ve basit cümleler arıyorsanız bu kitap size göre değil. Ayrıca kitapta çok fazla Arapça ve Osmanlıca kelime de mevcut yani sürekli bazı kelimelerin anlamına bakmanız gerekiyor. Ben 2 sayfa cıvarında kelime not ettim.

Abdülhak Şinasi, Fahim Bey üzerinden bize hayatla, ölümle, yaşlılıkla, aşkla, insanların birbirleri hakkında verdiği hükümlerle ilgili tespitlerini süslü cümlelerle ve tam bir edebiyat şöleni içinde sunuyor. Kitap ilerledikçe daha bir hayran oluyorsunuz yazara.

Ve son olarak;
Kitabı bitirdikten sonra "Ben bundan sonra ne okuyacağım? Fahim Bey ve Biz'den aldığım edebi zevki hangi kitap bana verebilecek?" dedim. Ama zaten böyle kitaplar girmez mi arada hayatımıza? Bunlar daha fazla okumamızı sağlamaz mı?
92 syf.
' Aşk imiş her ne vâr âlemde
İlim bir kîl ü kal imiş ancak '
Fuzûlî

Girişe yaraşır bir beyit oldu değil mi? :)

Bu incecik kitapta Abdülhak Şinasi Hisar kendi beğenisi çerçevesinde divan edebiyatından derlediği kısa parçalar sunuyor bize. Kimler var? Fuzûlî, Hayalî, Taşlıcalı Yahyâ Bey, Bâkî, Şeyhülislâm Yahyâ, Nedîm, Nâbî, Şinâsî, Ziyâ Paşa, Abdülhak Hamid, Nef'î, Tevfik Fikret, Yahya Kemal ve daha bir sürü...

Mısra-ı berceste denilen yani şiirdeki en güzel, çarpıcı beyit anlamına gelen beyitlere çoğumuz aşinadır. Örneğin;

"İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile" ( Neşati )

"Eyvâh ne yer ne yâr kaldı
Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı" ( Abdülhak Hamid )

"Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var
Aldanma ki şâir sözü elbette yalandır" ( Fuzûlî )

Konu tabii ki genelde aşk. Divan edebiyatı günümüz şairleri arasında yerini pek bulamasa da büyük şairlerin bu muhteşem dizeleri etkisini hiç yitirmiyor.

Bol bol alıntı yapacağınız, sevdiceğinizin gönlünü hoş edeceğiniz, Cemal Süreya'dan sonra en çok seveceğiniz kitap olabilir. :)

Kitabın sonunda şairlerin ölüm tarihine göre kronolojisi yapılmış ve en son olarak dizin konulmuş.

Günümüz Türkçe'de kullanılmayan kelimelerin açıklamaları olsa imiş belki daha anlaşılır olabilirmiş. Ama oldukça sade, ince ve özenle seçilmiş beyitler içermesi Divan Edebiyatı'na ilgi duyanlar için başlangıç kitabı olabilir.

Kapanışı da yine hepimizin bildiği bir dize ile yapalım. Sevgiyle kalın.

'Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sedâ imiş!'

Not: Şapkalı harflere şapka koymak ne zormuş yahu.
223 syf.
Hisar bu yarı meczup yaşlı adamları nasıl bu kadar güzel yazmış? Son derece orijinal bir tip Deli Enişte. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın kahya kadın karakterlerini anımsattı, onlar gibi kötü özellikleri ağır basan, gülünç... Fakat onlardan daha sevimli anlatılmış. Eğlenceli bir kitap.

Roman diye geçiyor ama roman değil bence, deli eniştenin anıları, huyları, korkuları, arada Çamlıca hatıraları, bölüm bölüm ayrılarak verilmiş. Parça parça, karışık okuyan konu bütünlüğünden pek sapmış olmaz.

Yine aralarda öğreticiliğini konuşturmuş yazar ve roman bir deneme haline bürünmüş, kendine has karamsar felsefesinden okura tattırmış. Hayata ve insanlara dargın, kırgın bir dünya görüşü var Hisar'ın. Hayatın ve insanların çok da sevilecek, bağlanacak bir yanı olmadığına kaniymiş. Arada -sanırım- dargın olduğu diğer yazarlara göndermeler yaptığı da olmuş. Acaba hiç sevmediği Nahid Sırrı Örik'i mi kastediyordu diye düşünmeden edemedim...

Kitabı okuduğuma memnun olsam da gönlümün biriciği Fahim Bey ve Biz.
136 syf.
·Beğendi
Bu kitabı daha önceden okumama rağmen şimdi inceleme yapma gereksinimi duydum. Çünkü bu kitap öyle bir kitap ki hazmedilmesi ve içselleştirilmesi günler belki haftalar alabilir. Bu kitap kesinlikle okunması gereken Türk Klasikleri arasındadır. Kitabın üslübü o kadar iyi ki, kitaptaki her cümle sanki size ya da bana ithafen yazılmış gibi. Bu kitap aynı zamanda insanlarla düşünsel açıdan katkı sağladığı gibi kelime dağarcığı, kelime haznesinin gelişmesi açısından katkı sağladığını ve sağlayacağını düşünüyorum. Bu kitabı herkese tavsiye ediyorum. Ama şu da bir gerçek ki kitabın dili birazcık ağır. Edebi roman sevmeyenlerin ilgisini pek çekmeyebilir.
Reyhan
Reyhan Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği'yi inceledi.
68 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Kisacik ama o kadar guzel bir eser ki... Eski Turkce kelimelerin lezzeti bir başka vesselam. Üslup, konu muhteşemdi. Yazarın tüm eserlerini okumak istiyorum, keske tekrar basilsa.. Dört gözle bekliyorum.
68 syf.
Abdülhak Şinasi Hisar' dan okuduğum üçüncü kitap. Genel olarak anlatılan kişiler farklı olsa da okuduğum kitapların birbirine benzediğini söyleyebilirim; bir çocuğun gözünden görülen anıların yetişkin aklıyla biçimlendirilmesi, bunun da geçmişe duyulan özlemle yoğurulması.

Herkesin sevebileceğini düşünmüyorum açıkçası. Dil zevki en üst düzeyde olsa da her şeyin böyle ince şekilde detaylandırılması, belli bir olay olmaması, bir kişi üzerinden gitmesi kimi insana göre sıkıcı gelebilir. Hatta bazı kelimelerin çok sık kullanımı rahatsız bile edebilir. Bu da yazarın coşkulu dilinden kaynaklı bir durum zaten. (Benim için geçerli olmasa bile gözüme çarpıyor tabi) Fakat söylediğim olumsuzluklara rağmen yazarın kitaplarını sevmekten ve okumaya devam etmekten alıkoyamıyorum kendimi. Çünkü bu sayede o dönemi derinlemesine hissedip yaşayabiliyorum. Üslübunun derinliğiyle edebiyatımızın güzelliğini görüp ruhumu doyurabiliyorum. Benim için bir dinlenme bir rahatlama yöntemi ara ara yazarın kitaplarını okumak. Gerçekten çok önemli bir edebiyatçımızın böyle az bilinmesi beni üzüyor. En azından bir kitabını olsun herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.

Bu kitap ince olduğu için Çamlıcadaki Eniştemiz'e göre daha kolaylıkla bitirilebilir. Ayrıca anlatılan konunun da çok ilgimi çektiğini belirtmeliyim. Okuyun, okutun.

Not: Fahim Bey ve Biz'i okumadım ama diğer kitaplarından farklı olduğu söyleniyor. Bunun için okumayı çok istiyorum.
136 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Değerli okurlar, işte karşımızda bir edebiyat harikası vardır! Bize yabancı gelen eski kelimelere bakmayın, ama süslü dilinin muazzam ifadesine dikkatinizi çekerim. Bu zamanda böyle eserlerin hiç bulunmamasında ve geçmişte de çok az sayıda Cumhuriyet dönemi yazarının kullandığı(Sabahattin Ali gibi) bu nevi söz sanatına rastlamak taktir edersiniz ki çok büyük bir talihtir. Gerçekten de Türk edebiyatına ismini sırf şu incecik eseriyle bile altın harflerle yazdıracak olan yazarımızın bundan sonra diğer kitaplarını da okumaya gayret edeceğim. İncecik dediğime bakmayın, zira herkesin anlayabileceği tarzda bir kitap değildir. Dil ve üslup açısından başta da ifade ettiğim gibi sanatlı ve uzun cümleler, anlaşılması güç eski kelimeler, yoğun mekan ve ruh betimlemeleri içermesi bunun başlıca sebebidir. Şimdi biraz içeriğinden söz edelim.

Konu olarak; babasının arkadaşı olan Fahim Bey'in ölümünden ve onun kimilerine göre ''garip'' ya da ''gülünç'', kimilerine göre ise ''aklını yitirmiş'' ya da ''iyi huylu'' gelen yaşantısından bahseden anlatıcımızın kişisel fikirlerinden ve Fahim Beye olan yaklaşımından söz edilmektedir. Toplumumuzda onun gibi insanlar var mıdır yok mudur tartışması bir yana bırakılırsa, kendisinin gerçekten çözümlenmesi zor bir ruhsal yapıya sahip olduğu ve bu karmaşık yapıyı çözmek maksadıyla kaleme alındığı için de kitapta özellikle tercih edilen bir tip olması önemlidir. Yani yazarın amacı benim kanaatimce yarattığı kişiliğin gerçeklikle ilişkisinden ziyade psikolojik ve ruhsal yapısını irdelemektir. Nitekim gerçekten anlatıcının psikolojik bir takım tahlillere girişmesi bunu ispatlar ve bizim de bu durumda toplumsal gerçekliğe göre değerlendirmemiz doğru olmaz. Fahim Bey'in nasıl bir kişilik olduğunu kitabın sürprizi kaçmasın diye söylemeyeceğim.

Kitap size bir roman değil de daha çok hatıra gibi gelecektir. Zaten yazarın diğer kitaplarına da bakarsak bu türe daha yatkın olduğunu görürüz. Okurken hiç sıkılmayacağınızı ve kendinizi yaşanan olaylar karşısında ara ara Fahim Bey yerine koyacağınızı düşünüyorum. Bence romanların en iyi taraflarından birinin de bize farklı kişilikleri tanıtmasıdır diye düşünüyorum ve bu düşüncelerle iyi okumalar diliyorum.
204 syf.
·5 günde
Böylesine ahenkli, akıcı ve şiirsel bir dille yazılmış çok az kitap okudum. Bazı kitaplar için bunu söylüyorum. Okuma eyleminin kendisini zevk hâline getiriyor diye. Bu da onlardan. Türkçenin nasıl güzel bir dil olduğunu ispatlayan, göze ve kulağa inceliklerini hissettiren nefis bir anlatım. Üst düzey bir edebi üslup. Hani hiçbir şey anlatmasa da okumanın keyfi için elden düşürülmeyecek nitelikte. Hani bazı kitaplar vardır. Tam bir sanat eseridir. Ama okuyan altında ezilir; aciz kalır. Bu onlardan da değil. İnsanı ezmeyi bırak üstüne alıp gezdiriyor. Tıpkı bir atlıkarıncaya binmiş gibi hissettiriyor. Ancak tıpkı atlıkarınca gibi pek bir yere götürmüyor. Roman olduğu düşünülürse bu tarz bir kitabı sevmeyecekleri sıkabilecek yönleri de var. Bir kere kitap boyunca hiç diyalog yok. İnsanların sözlerine hiç yer verilmemiş. Hiçbir olayı canlı canlı yaşatmıyor. Heyecanı yok. Bu sıkıcı gelebilir. Tamamı ilâhi bakış açısıyla bir üst anlatıcı tarafından anlatılıyor. Bir anı şeklinde yazılmış. Anlatan kişinin anıları. Sürekli bir geçmiş hissi.

Çok güçlü tasvirler var. Öyle bir manzara çiziyor ki kelimelerle, önünüze zamanın İstanbul' unu bir fotoğraf netliğiyle seriyor. Ve bu tasvirler sayfalarca sürüyor. Baş kahraman eniştenin kişiliğini, duygu ve düşüncelerini kitabın bütününe yedirerek, sanki onunla birlikte yaşayarak zamanla tanımışız hissini veriyor. Gerçek hayattaki gibi. Bu kadar uzun anlatımlardan sıkılmazsanız zevkle okursunuz. Yer yer anlatımdaki ahenge öyle kaptırdım ki kendimi, hikâye neydi, ne okuyordum unuttum gitti. Böyle kitaplar okuyunca artık Türkçe bilen kalmadığını düşünüyorum.

Not: Okuduğum kopya 1956 basımı. Bu yüzden olsa gerek günümüzle bazı imla farklılıkları var. Noktalama işaretlerinin kullanımı, ayrı-birleşik yazılan kelimeler. Zamanın matbaa teknolojisinden kaynaklanan bazı basım hataları.

Yazarın biyografisi

Adı:
Abdülhak Şinasi Hisar
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu, 14 Mart 1887
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 3 Mayıs 1963
Abdülhak Şinasi Hisar (İstanbul, 14 Mart 1887 - 3 Mayıs 1963) Çocukluğu, Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca'da geçti. 1898'de Galatasaray Lisesi'ne girdi; 1905'te Fransa'ya kaçtı. Paris'te École Libre des Sciences Politiques'e devam etti. II. Meşrutiyet'in ilânından (1908) sonra Türkiye'ye döndü. Fransız ve Alman şirketlerinde, Osmanlı Bankası'nda, Reji İdaresi'nde, 1931'den sonra ise Ankara'ya yerleşerek Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştı. 1948'de İstanbul'a döndü; Ayaspaşa'da Boğazı gören bir apartmana yerleşti. Bir süre Türk Yurdu dergisinin genel yayın müdürlüğünü üstlendi (1954-57). Cihangir'deki evinde beyin kanamasından öldü.

Edebiyata, mütareke yıllarında Dergâh ve Yarın dergilerindeki şiir, kitap tanıtma ve eleştiri yazılarıyla başladı. 1921'den itibaren İleri ve Medeniyet gazetelerindeki yazılarıyla tanındı; Ağaç, Varlık, Ülkü ve Türk Yurdu dergileri ile Milliyet, Hâkimiyet-i Milliye ve Dünya gazetelerinde yazdı. Cumhuriyet dönemi yazarı olmasına rağmen dil ve üslup açısından Meşrutiyet kuşağına bağlı kalan Hisar'ın bütün yapıtları esas olarak "hatıra"ya dayalıdır. Romanlarında Maurice Barrés, Anatole France ve Marcel Proust gibi yazarların edebiyat anlayışlarını benimsemiştir.

1942 CHP Hikâye ve Roman Mükâfatı'nda üçüncülük alan Fahim Bey ve Biz, Almancaya çevrildi (Unser Guter Fahim Bey, Çev.: Friedrich Von Rummel, 1956). Sermet Sami Uysal (Varlık Yayınları, 1961) ve Necmettin Türinay'ın (M.E.B., 1993) Abdülhak Şinasi Hisar adlı birer kitabı vardır.

Ölümünden sonra Abdülhak Şinasi Hisar: Seçmeler (Haz.: S. İleri, YKY, 1992), Geçmiş Zaman Edipleri (Haz.: T. Yıldırım, Selis, 2005) ve Kelime Kavgası: "Edebiyata ve Romana Dair" (Selis, 2005) adlı üç kitabı daha çıkmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 129 okur beğendi.
  • 785 okur okudu.
  • 25 okur okuyor.
  • 685 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları