Abdülkerim Kuşeyri

Abdülkerim Kuşeyri

Yazar
8.9/10
23 Kişi
·
89
Okunma
·
16
Beğeni
·
531
Gösterim
Adı:
Abdülkerim Kuşeyri
Unvan:
İslam Alimi
Abdülkerim İbn Hevazin İbn Abdülmelik İbn Talha İbn Muhammed Ebü’l-Kasım el- Kuşeyrî en-Nişaburî 376 (miladi 986) yılının Rebiülevvel ayında doğdu. Kuşeyrî, Horasan’a gelen ve bu çevreleri yurt edinen Arap neslindendir. Dayısı Üstüva kasabasının Dahkanlarının önde gelenlerinden Ebu Akıyl es-Sülemi’dir. Baba yönünden Kuşeyrî, anne yönünden ise Sülemidir.

Küçük yaşlardayken babasını kaybetti. Yetim ve fakir olarak yetişti. Başlangıçta Arapça ve edebiyat ile meşgul oldu. Binicilikle ilgilendi. Gençliğinde yaşamış olduğu Üstüva köyünü idare etmek gayesiyle hesap ilmini öğrenmek için Nişabur’a göçtü. Dakkak olarak tanınan Şeyh Ebu Ali İbn Hüseyin İbn Ali en-Nişaburî’nin meclisinin huzurunda bulundu, sözünü beğendi, irade istedi. Şeyhi ona ilmî öğrenimde bulunmasını işaret etti. Bunun üzerine İmam Ebubekir Muhammed İbn Bekir et-Tusi’nin derslerine gitti. Fıkıhla şer’i ilimlere başladı ve bu ilmi tamamlayıncaya kadar bununla uğraştı. Ardından yine şeyhinin işaretiyle Üstad İmam Ebubekir İbn Furek’in derslerine devam etti ve ondan usul-u fıkhı okudu. Üstadının vefatından sonra Ebu İshak el-İsferayini’nin yanına vardı. Kendi tarikatıyla İbn Furek’in tarikatını birleştirdi. Bu esnada Üstad Ebu Ali Dakkak’ın meclislerinde hazır bulunuyordu. Bu durum Üstad’ın kendi kızını ona vermesi ve onunla evlendirmesiyle devam etti. Ebu Ali’nin vefatından sonra Ebu Abdurrahman es-Sülemi ile muaşeret etmeye başladı. Mücahede ve Tecrid mesleğine girdi. Eser tasnif etmeye başladı. Usul-i dinde Eşari mezhebi, füru-i dinde ise Şafii mezhebi üzereydi. Müfessir, muhaddis, Şafii fakihi, mütekellim, nahivci, edip, şair ve sufi diye anılacak kadar ayetlerin tefsiriyle ve hadisle iştigal etti. Şeriat ilimleriyle, hakikati ve edebi cem etti. İmam Muhammed el-Cüveyni, Ahmed İbn Hüseyin el-Beyhaki’nin içinde bulunduğu bir toplulukla hacca gitti. Tezkir sahasında meclisler düzenledi, müridlerle oturumlar gerçekleştirdi. H. 437 yılında hadiste imla meclisi oluşturdu. Hadis imla ettiriyordu. Bazen hadis hakkında hadisin işaretleri ve latifeleri hakkında açıklamalar yapıyordu.

Yazımda güzel, güzel bir tarzı vardı. Ebu’l-Hasan el- Baherzi ‘Dumyetu’l-Kasr ve Usratu Ehli’l-Asr’ adlı eserinde Kuşeyrî’nin tercüme-i halini anlatır ve şöyle der: “Bütün güzellikleri toplamıştır. Burunların zilletini zorlayarak kendisine boyun eğdirtirdi.2 Etkili sesinden dolayı bir kayaya söz söylese kaya erirdi. Zikir meclisinde İblis ile irtibat kursa İblis tevbe ederdi. Güzel ve temiz söylemede güzel bir konuşmaya sahipti. Eşari mezhebi kelamında mahir idi. Beşerin sınırlarının kuşatamadığı ilimleri kuşatmada mezundu. Faydalanmak isteyenler için sözleri faydalı ve eşsizlikler içeriyordu. Minberinin bağımlıları arifler ve seyyidler idi. Mutasavvıflar arasında bağışlar meclisi oluşturulduğunda arifler onun Hakk’a olan kurbetini ve adımlarını gördüklerinden dolayı önünde erirlerdi, ona nispetle sönük kalırlardı. Onun etraflarında sergilerini dürerlerdi. Nazar ve tefekkürde bölünürlerdi. Yüce anlamlar içeren, taç giydirilen şiirlere sahipti.”

Tasavvufta Ebu’l-Kasım en-Nasrabazi’ye intisap etmiştir. Nasrabazi, Şibli’ye; Şibli Cüneyd’e; Cüneyd Sırrı Sakati’ye; Sırrı Sakati Maruf-u Kerhi’ye; Maruf-u Kerhi Davud-u Tai’ye intisap etmiştir. Davud-u Tai de tabiinle karşılaşmıştır. Tarikatının isnadı böyle nispet belirtilmektedir.

Kuşeyrî ile Hanbeliler arasında, Kuşeyrî’nin Eşari düşünceyi savunması nedeniyle düşmanlık baş gösterdi. Ebu’l-Ferec İbn Cevzi h. 445 yılı olayları hakkında şöyle demektedir: “Bu yılda NiŞabur bölgesinde İmam Eşari’ye lanet edilmesi ilan edildi. Bu uygulamadan/lanet etme davranışından dolayı Ebü’l- Kasım Abdülkerim İbn Hevazın el- Kuşeyrî sıkıntı duydu. ‘Şikayetü ehli’s- sünnet ma nalehüm mine’l-mihneti’ adlı bir eser yazdı. Kuşeyrî bu eserinde şöyle demektedir: ‘Dinin imamı ve sünnetin ihya edicisine lanet mi edilecek?’”

Yaşanılan tatsız olaylardan dolayı Kuşeyrî vatanından ayrılmak zorunda kaldı. Bağdat’a gitti. Kaim bi-Emirillah’ın yanına vardı. Hüsn-ü kabulle karşılandı. Kendisi için evlerde meclisler oluşturuldu. Ardından Nişabur’a döndü. Tus’a gidip geldi. H. 455 yılında Alparslan başa geçince 10 yıl kadar saygı görerek hayat sürdü. H. 465 yılında vefat etti. Şeyhi Ebu Ali ed-Dekkak’ın yanında, medresede defnedildi.
İbrahim bin Edhem Hazretlerinin ekserî duası şöyle idi: "Allahım! Beni, senin haram kıldığın işleri yapmanın zilletinden, sana itaat etmenin izzet ve şerefine ulaştır!"
Fudayl b. İyaz demiştir ki:"Önceki büyükler bir kimsenin dışındaki huşunun içindeki huşudan daha fazla olmasını hoş bulmazlardı.
101- 'Rabbim! Gerçekten bana mülkten bir miktar verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.”
Cüneyd'e sabır nedir? diye sorulunca, "Yüzü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmedir." demiştir.
Abdülkerim Kuşeyri
Sayfa 266 - Dergâh Yayınları
Ebû Muhammed-i Cerîrî (rah) şöyle der:
"Kim tevhid ilminde sağlam bir şahide tutunmazsa haline aldanır, ayağı kayar, helâk çukurlarına düşer ve helâk olur."

Hazret bu sözüyle şunu demek istiyor:"Kim hep taklit üzere kalır ve tevhidin delilleri üzerinde hiç düşünmezse, kurtuluş yolundan çıkar, helâk çukuruna düşer.
Ebu Said-i Hudri (ra) şöyle rivayet etmiştir:
"Hz. Resûlullah (sav) hayvanının yiyeceğini kendisi verirdi. Bazen evinin temizliğini yapardı. Yırtılan ayakkabısını tamir ederdi. Elbisesini diker ve yamardı. Koyun sağardı. Hizmetçisiyle birlikte yemek yerdi. Bazen hizmetçi yorulduğu zaman onunla birlikte buğday öğütürdü. Çarşıdan aldığı bir şeyi ailesine götürürken bizzat kendisi taşımaktan çekinmezdi. Zengin fakir herkesle musafaha ederdi. İlk önce kendisi selam verirdi. Kuru hurmadan hazırlanmış bir davet olsa çağrıldığı hiçbir daveti küçük görmezdi. Geçimi çok kolaydı. Yumuşak huylu idi. Cömert tabiatlıydı. Güzel geçimliydi. Güler yüzlüydü. Sesli olarak gülmeden yüzü tebessüm ederdi. Yüzü asık olmadan hüzünlüydü. Kendisini alçaltmadan tevazu gösterirdi. İsraf etmeden cömertlik yapardı. Kalbi çok yufka idi. Bütün Müslümanlara karşı çok merhametliydi. Çok yeyip midesini doldurarak hiç geğirmemiştir. Hiçbir şeye tamahla el uzatmamıştır.
527 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Eserin, Kervan Yayınevi'nin basımını, Tahsin Yazıcı'nın çevirisini yaptığı iki ciltlik versiyonunu okudum. Eserin ilk cildinin 122. sayfasına kadar olan bölüm tamamı ile eski ve büyük velilerin hayatlarını ve onlara ait menkıbeleri anlatmaktadır. Daha sonra ise tasavvuf görüşünde yer alan zühd, vera, takva, kurbiyyet gibi bahisleri örnekleri ile açıklamaktadır.

Tasavvuf daha önceleri nicelerinin söylediği gibi; kitaplardan öğrenilecek bir mevzu değildir. Usta çırak ilişkisi ile inceliklerinin öğrenildiği manevi bir yoldur. Bu yolda veliler ise öğretmendir. Velilerin görevi insanları kendisine hayran bırakmak değil, kulluk bilincini aşılamak ve ilim öğretmektir. Bu bakış açısıyla eser, tasavvufa dair genel konuları açıklamaktadır. Daha fazlasının yazımı zaten tasavvufi anlayışa göre mümkün de değildir.

Kitapta konulara dair anlatılan menkıbelerin pek çok farklı eserde farklı isim ve başlıklarda yer aldığına şahit oldum. Hatta günümüz tasavvufçularının? sarf ettikleri pek çok söz ve acaip belagatların? da eserden intihal ettirilerek söylenmiş olduğunu görmek açıkçası beni gülümsetti. Konuya ilgi duyan okurun okumasını tavsiye ederim.
527 syf.
·14 günde·Beğendi·8/10
Benim okumuş olduğum bu kitap,Arslan Yayınlarından olup ( 798 sayfa ) idi.
Kitapta tasavvuf büyüklerinden örnekler ( kitabın beşte biri) veriliyor,kitabın ağırlıklı konusu ise tasavvufta öne çıkan terimler...Başta-" Hal,Halvet,Uzlet,Takva,Tevekkül,Rıza,İhlas,Feraset,Dua,Sohbet ve Muhabbet " gibi konular olmak üzere bu konulara tasavvufun bakışı ve tasavvufi açıdan değerlendirme yapılıyor.
Kuşeyri'nin bu eseri birçok tasavvuf kitaplarında kaynak olarak gösteriliyor,tasavvufu merak edenler ve bu konulara ilgi duyanlara tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
760 syf.
·Puan vermedi
Modern zamanda dervişlik hassasiyeti güden herkesin okuması gerekmektedir. Yani şöyle ki bir dervişin öncelikle Kuşeyri Risalesi’ni okumuş olması elzemdir. Abdülkerim Kuşeyri’nin akıcı bir tonu var. Kıssaların bazıları manevi bir şölene açık durumda. Önerilir..
527 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Mutasavvıfların hayatları ve tasavvuf kavramları üzerine yazılmış klasiklerdendir. Anlaşılması zor olan bazı şeylere yer vermesi, tasavvufun inceliklerini bilmeyenlere garip gelebilir. istifade edilebilecek kaynaklardandır. Tavsiye ederim.
527 syf.
·Puan vermedi
Abdülkerim Kuşeyri'nin (986-1072) uzun yıllardır okunan başyapıtı işin uzmanı Prof. Dr. Süleyman Uludağ hocanın çeviriyle daha bir güzel olmuş. Bu kitap tassavvufun yapı taşlarından biridir. Tasavvuf deyince dini bir kimlik algılayıp uzak duranlar, Kişisel Gelişim Kitaplarının pek çoğunun ilham kaynağı olduğunu bilseler ellerinden bırakmazlar.
760 syf.
·1/10
Tarikatların hurafelerin din in çarpıtılmasının hangi boyutlara vardığının sonucunda günümüzde bile din adına Allah adına yapılan din sayılanların kaynağının bu tür kitaplar olması çok acı. Ve bu tür çağdışı hurafe kitapların baştacı edilirken halen kuranın okunmayışı ayrı bir ironi.
160 syf.
·7/10
Mirac bahsi hakkında gayet güzel bilgiler içeriyor. Ancak çeviriden kaynaklı sanıyorum bazı yerlerde akıcılık zaman zaman kayboluyor. Cümleler birebir çevrilirken mana tam olarak verilememiş. Basımdan kaynaklı harf, kelime vs. hataları mevcut.

Örn: İblis (as)
:(

Yayınevi tekrar gözden geçirebilirse kitap çok daha faydalı hale gelebilir. Yine de genel bir bilgi edinmek için okunmasını tavsiye ederim. Yazıldığı dilde okuyabilmeyi isterdim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Abdülkerim Kuşeyri
Unvan:
İslam Alimi
Abdülkerim İbn Hevazin İbn Abdülmelik İbn Talha İbn Muhammed Ebü’l-Kasım el- Kuşeyrî en-Nişaburî 376 (miladi 986) yılının Rebiülevvel ayında doğdu. Kuşeyrî, Horasan’a gelen ve bu çevreleri yurt edinen Arap neslindendir. Dayısı Üstüva kasabasının Dahkanlarının önde gelenlerinden Ebu Akıyl es-Sülemi’dir. Baba yönünden Kuşeyrî, anne yönünden ise Sülemidir.

Küçük yaşlardayken babasını kaybetti. Yetim ve fakir olarak yetişti. Başlangıçta Arapça ve edebiyat ile meşgul oldu. Binicilikle ilgilendi. Gençliğinde yaşamış olduğu Üstüva köyünü idare etmek gayesiyle hesap ilmini öğrenmek için Nişabur’a göçtü. Dakkak olarak tanınan Şeyh Ebu Ali İbn Hüseyin İbn Ali en-Nişaburî’nin meclisinin huzurunda bulundu, sözünü beğendi, irade istedi. Şeyhi ona ilmî öğrenimde bulunmasını işaret etti. Bunun üzerine İmam Ebubekir Muhammed İbn Bekir et-Tusi’nin derslerine gitti. Fıkıhla şer’i ilimlere başladı ve bu ilmi tamamlayıncaya kadar bununla uğraştı. Ardından yine şeyhinin işaretiyle Üstad İmam Ebubekir İbn Furek’in derslerine devam etti ve ondan usul-u fıkhı okudu. Üstadının vefatından sonra Ebu İshak el-İsferayini’nin yanına vardı. Kendi tarikatıyla İbn Furek’in tarikatını birleştirdi. Bu esnada Üstad Ebu Ali Dakkak’ın meclislerinde hazır bulunuyordu. Bu durum Üstad’ın kendi kızını ona vermesi ve onunla evlendirmesiyle devam etti. Ebu Ali’nin vefatından sonra Ebu Abdurrahman es-Sülemi ile muaşeret etmeye başladı. Mücahede ve Tecrid mesleğine girdi. Eser tasnif etmeye başladı. Usul-i dinde Eşari mezhebi, füru-i dinde ise Şafii mezhebi üzereydi. Müfessir, muhaddis, Şafii fakihi, mütekellim, nahivci, edip, şair ve sufi diye anılacak kadar ayetlerin tefsiriyle ve hadisle iştigal etti. Şeriat ilimleriyle, hakikati ve edebi cem etti. İmam Muhammed el-Cüveyni, Ahmed İbn Hüseyin el-Beyhaki’nin içinde bulunduğu bir toplulukla hacca gitti. Tezkir sahasında meclisler düzenledi, müridlerle oturumlar gerçekleştirdi. H. 437 yılında hadiste imla meclisi oluşturdu. Hadis imla ettiriyordu. Bazen hadis hakkında hadisin işaretleri ve latifeleri hakkında açıklamalar yapıyordu.

Yazımda güzel, güzel bir tarzı vardı. Ebu’l-Hasan el- Baherzi ‘Dumyetu’l-Kasr ve Usratu Ehli’l-Asr’ adlı eserinde Kuşeyrî’nin tercüme-i halini anlatır ve şöyle der: “Bütün güzellikleri toplamıştır. Burunların zilletini zorlayarak kendisine boyun eğdirtirdi.2 Etkili sesinden dolayı bir kayaya söz söylese kaya erirdi. Zikir meclisinde İblis ile irtibat kursa İblis tevbe ederdi. Güzel ve temiz söylemede güzel bir konuşmaya sahipti. Eşari mezhebi kelamında mahir idi. Beşerin sınırlarının kuşatamadığı ilimleri kuşatmada mezundu. Faydalanmak isteyenler için sözleri faydalı ve eşsizlikler içeriyordu. Minberinin bağımlıları arifler ve seyyidler idi. Mutasavvıflar arasında bağışlar meclisi oluşturulduğunda arifler onun Hakk’a olan kurbetini ve adımlarını gördüklerinden dolayı önünde erirlerdi, ona nispetle sönük kalırlardı. Onun etraflarında sergilerini dürerlerdi. Nazar ve tefekkürde bölünürlerdi. Yüce anlamlar içeren, taç giydirilen şiirlere sahipti.”

Tasavvufta Ebu’l-Kasım en-Nasrabazi’ye intisap etmiştir. Nasrabazi, Şibli’ye; Şibli Cüneyd’e; Cüneyd Sırrı Sakati’ye; Sırrı Sakati Maruf-u Kerhi’ye; Maruf-u Kerhi Davud-u Tai’ye intisap etmiştir. Davud-u Tai de tabiinle karşılaşmıştır. Tarikatının isnadı böyle nispet belirtilmektedir.

Kuşeyrî ile Hanbeliler arasında, Kuşeyrî’nin Eşari düşünceyi savunması nedeniyle düşmanlık baş gösterdi. Ebu’l-Ferec İbn Cevzi h. 445 yılı olayları hakkında şöyle demektedir: “Bu yılda NiŞabur bölgesinde İmam Eşari’ye lanet edilmesi ilan edildi. Bu uygulamadan/lanet etme davranışından dolayı Ebü’l- Kasım Abdülkerim İbn Hevazın el- Kuşeyrî sıkıntı duydu. ‘Şikayetü ehli’s- sünnet ma nalehüm mine’l-mihneti’ adlı bir eser yazdı. Kuşeyrî bu eserinde şöyle demektedir: ‘Dinin imamı ve sünnetin ihya edicisine lanet mi edilecek?’”

Yaşanılan tatsız olaylardan dolayı Kuşeyrî vatanından ayrılmak zorunda kaldı. Bağdat’a gitti. Kaim bi-Emirillah’ın yanına vardı. Hüsn-ü kabulle karşılandı. Kendisi için evlerde meclisler oluşturuldu. Ardından Nişabur’a döndü. Tus’a gidip geldi. H. 455 yılında Alparslan başa geçince 10 yıl kadar saygı görerek hayat sürdü. H. 465 yılında vefat etti. Şeyhi Ebu Ali ed-Dekkak’ın yanında, medresede defnedildi.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 89 okur okudu.
  • 24 okur okuyor.
  • 84 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.