Abdülkerim Sürûş

Abdülkerim Sürûş

Yazar
8.6/10
16 Kişi
·
57
Okunma
·
10
Beğeni
·
297
Gösterim
Adı:
Abdülkerim Sürûş
Unvan:
Yazar
Doğum:
Tahran, İran, 1945
Abdülkerim Suruş

1945 yılında, Tahran'da doğdu. İran'da Eczacılık okudu. Daha sonra, Londra'da Analitik Kimya konulu yüksek lisans eğitimini tamamladı. Bundan sonra, bütün yaşamını tarih ve bilim felsefesi çalışmalarına adadı. Devrim'den sonra İran'a döndü. Ayetullah Humeyni tarafından üniversitelerin müfredatlarını elden geçirmek üzere oluşturulan, Kültürel Devrim Enstitüsü'ne atandı. Rejimle olan ilişkisi, mollaların eğitimin her alanına hükmetme kararlılığından dolayı açıldı. 1983 yılında, İmam Humeyni'ye istifasını sundu. İstifasını sunduktan sonra, rejime karşı eleştirileri sürekli olarak sertleşti. 1990'lı yıllarda '' Kiyan'' adlı aylık dergiyi çıkarttı. Suruş; dinî çoğulculuk, hermenötik, hoşgörü, molla rejimi ve ruhbanlık gibi konularda makalelerini yayımladı. 1998 yılında dergi kapatıldığı için, Suruş işini kaybetti. 2000 yılından sonra, İran dışında dersler vermeye başladı. Suruş; Harvard, Yale ve Princeton gibi Amerikan üniversitelerinin yanı sıra Almanya'da Wissenschaftkolleg'de ve Hollanda'da Amsterdam Üniversitesi'nde görev yaptı. Suruş; din ve dinin bilgisinin iki ayrı şey olduğunu, dinin kutsallığına karşın din bilgisinin insani ve eksik olduğunu yazılarında vurguladı. Yazar; akademisyenliğinin yanı sıra Mevlana Celaleddin-i Rumî'ye olan hayranlığıyla da tanınmakta.
Dünya-görüşü, davranış şeklini ve ideolojik alanı sınırlar. İdeolojiyi doğurmaz ama onu sınırlar. Başka bir söyleyişle, eğer belirli bir dünya-görüşünüz varsa artık canınızın istediği her ideolojiyi benimseyemez­siniz. Dünya-görüşü size dolaysız bir şekilde bir ide­oloji vermez ama size hangi ideolojileri seçemeyece­ğinizi söyleyebilir. Etkisi olumlu yönde değil, olumsuz yöndedir. Doğurmaz, ama yönlendirir. Olumlu ve ka­bul edilebilir ideolojileri gösterir ve kabul edilemez olanları dışarda tutar.
Ya savaşım vermek mümkün değildir, veya eğer savaşım sözkonusuysa ve bir görevse (farize) , bir güvencenin olması ve kimsenin gönlünde çekilen sıkıntıların boşa gideceğine dair herhangi bir korkunun bulunmaması gerekmektedir. Bu ise sadece yıkıl­ması mümkün olmayan ve kendisine tevekkül edilin­ce sıkıntıların pahasını ödeyen, kendisine dayanılınca ve kendisi için savaşım verilince her zaman için sonuca ulaşılmasına imkan sağlayan birine tevekkül etmekle mümkün olabilir.
Denilmiştir ki, «Savaşım vermek gerekir; çünkü savaşım, dünyamızı oluşturan yapının bir parçasıdır."
Bu sözle anlatılmak istenen şudur: «Diyalektik­sel mantığa göre dünyanın her bir yanında zıt­lar birbirine karşı amansız ve bitimsiz bir savaşım vermektedirler. Dünya, sonu gelmez bir savaş sahne­sidir. Eğer her zerrenin kalbini yarıp bakacak olur­sak içinde iki savaşçıyla karşılaşırız."
Peygamberlerin şirke karşı verdikleri savaşımı eskimiş sanmayasınız! Yüce Allah'ın yerine başka ilahların kimi kişiler için «ge­rekir• ve gerekmezler üretmesi, «iyi• ve «kötü» için deger- ölçüleri vermesi vs hayat için yol ve yöntem belirlemesi zamanımızın on büyük şirkidir.Bu, küçük bir şirk değildir. Taş veya tahtadan bir put edinip bu putun yüceltilmesinin ve ona ibadet edilmesinin tek mümkün ve mevcut şirk olduğunu sanmayınız. Daha gizli, daha ince ve daha yaygın şirk; bilim, tarih, sı­nıf, ırk, insan ve benzeri isimlere sahip putlar edinil­mesi; kendilerine ibadet edilmesi ve bunların "gerekir ve gerekmezin", «iyi» ve "kötünün" yaratıcısı sayılmasıdır.
Müminlerin Emiri Ali'nin güzel bir sözü vardır; diyor ki: «Şüpheye, hakka şebahet (benzerlik) taşıdı­ğı için şüphe diyorlar. Eğer hakkı batıla karış­maktan korursak kimse için herhangi bir şüphe söz konusu olmayacaktır. Yani herkes hakkı ta­nıyacak ve benimseyecektir. Gene eğer şüpheli sözü hakka karışmaktan Uzak tutarsak herkesçe o sözün doğru olmadığı anlaşılmış olacaktır. Ama genellikle ondan bir bölüm şundan bir bölüm alınmakta ve bunlar birbirine karılmaktadır. Doğru yolun deneyimsiz kişi için güçlüklerle do­lu olmasının sebebi işte budur.
Acaba tam anlamıyla özgür düşünmek mümkün müdür? Acaba özgür düşünceden dem vuranlar da belirli görüşleri kabul edip onlara bağlanmamışlar mı?
Bütün doğru'dan yana savaşımcılar bir şey adına ve bir şey için savaşım vermişlerdir. Tüm aydın gönüllü düşünürler bir savaşımı değerli kılan şeyin el-kol hareketleri, hançerlerin şakırtısı ve kurşunların vızıltısı değil, o savaşımı benimseten ve ortaya çıkaran düşünce olduğu fikrini kabul etmişlerdir. Herhangi bir hedef gütmeyen aldatıcı maceracılıklar, savaşım olarak isimlendirilemezler.
Gofte-büdem çü biyayi ğem-i dil ba-tü bıgüyem
Çe bıgüyem ke ğem ez-dil bıreved çun tü biyayi

[Demiştim ki gelsen sana gamımı anlatacağım
Ne diyeyim ki sen geldin kalmadı gamımdan eser]
Eğer bilimsel bir kurum ya da düzen siyasi olarak güçlenirse bu onun kendisi için büyük bir tehlikedir. Çünkü artık sorunlar mantıksal argümanlarla veya bilimle değil, güçle halledilmeye çalışılır.
102 syf.
·10/10 puan
İlk inceleme kitabımın bu olmasını özenle seçtim diyebilirim. Bu kitapta " Var olan " larla " Gerekir" lerin birbirinden apayrı şeyler olduğunu, yani başka bir deyişle Allah ın var olup olmaması, Kader, Kıyamet, İnanç gibi olguların " Var olan " grubunda yer aldığını; Namaz kılmak, ibadet etmek, dünyaya dair ideolojilerin varlığı ise "Gerekir" grubunda yer aldığı belirtilmektedir. Yani modern çağda müslümanların düşmüş olduğu en temel problem hakikati anlatmaya çalışırken ölçülerini müslüman ölçülere göre koymayıp modern çağdaki ideolojilerin kendilerini ifade ederken yaptıkları yanlış olan
" Var olan " dan " Gerekir " maddelerini sıralamaya çalışmasıdır. Yani Yazar biz Müslümanların " Allah vardır dolayısıyla içki içmek günahtır " gibi bir olguyla dine yaklaşmanın yanlışından bahsetmektedir. Yani başka bir örnekle pekiştirmek gerekirse " Müslüman hanımlar, güzel oldukları için kapanmalıdırlar " sözünün doğru olmadığını, hiçbir zaman " Var olan " dan gerekirler in çıkarılamayacağını vurgulamaktadır. Nitekim verdiği örneklerle de Kuran ı Kerim in " Var olan " ve " Gerekir " leri yani Allahın varlığı, kıyamet, inanç esaslarıyla ilgili ayetler ile;
" Gerekir(İdeoloji) " yani ibadetler, günahlar, sevaplar, dinin prensipleri gibi kısımlarının birbirinden bağımsız olarak indirilmiş olduğunu vurgulamaktadır. Hitler, Karl Marx gibi insanların ideolojik düşüncelerine sığınak aradığı noktanın da "Var olan" lardan " Gerekir " ler oluşturmaya çalıştığını görüyoruz. Yani bu gibi kimseler Evrende bir doğal seçilim olduğunu, doğada güçlü olanın kazandığını, güçsüz olanın ise kaybettiğini vurgulayarak kendilerinin üstün ırk olduğunu, dolayısıyla doğa gereği diğer bütün ırkların kendilerinin kölesi olduğunu vurgulamıştır.( devamında Karl Marx ve diğer Akımların liderlerinin de buna benzer yöntemlerle kendi ideolojilerine insan kazandırdıklarını örneklerle açıklıyor).

Dolayısıyla demem o ki bir aralar benim de düşüncelerimin temelinde olan hümanizm, eşitlik, özgür düşünce gibi kavramların bir tuzak olduğunu; " Var olan " dan hiçbir ideoloji çıkarılamayacağını, dolayısıyla inancı reddeden bütün ideolojileri yok edebilecek kadar etkili, boşlukta olduğum zamanlarda bana tutunacak bir dal sağlayan kitap olduğunu söyleyebilirim. Bir anlamda dünyaya realist olarak bakan insanların inancı küçümseyici tavırlarına karşılık, yazarın hayatın kendisinin sadece inançtan oluştuğunu çok somut bir dille getiriyor oluşu, benim biz zamanlar içimi kemiren " Din, inançtan ibaretse, doğruluğundan nasıl her zaman emin olabileceğiz? " sorusunun cevabını veren ve bana inancın ışığını alabilmemi sağlayan çok değerli bir kitap olduğunu söyleyebilirim.Dücane Cündioğlunun da belirttiği gibi bir müslümanın çekinmeden " Hakikat Benim " diyebilmesi ve herkesin bilgin ve değerli yazılar yazdığını sandığı bu çağda Hz Ali'nin " İlim bir noktaydı, insanlar cahilliklerinden onu büyütmek zorunda kaldılar" sözüyle anlatmaya çalıştığı, herşeyin maddileştiği, betonlaştığı, ruhsuzlaştığı bir çağda dediklerimin Müslüman kardeşlerime bir ışık ve bir ömür yetecek diriliş ruhuna katkıda bulunmasını temenni ediyor, Felsefeci yazar Abdulkerim Süruş hocanın, diğer kitaplarının da çok kıymetli olduğunu belirterek, özellikle bu kitabının sizler tarafından okunmasını diliyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Abdülkerim Sürûş
Unvan:
Yazar
Doğum:
Tahran, İran, 1945
Abdülkerim Suruş

1945 yılında, Tahran'da doğdu. İran'da Eczacılık okudu. Daha sonra, Londra'da Analitik Kimya konulu yüksek lisans eğitimini tamamladı. Bundan sonra, bütün yaşamını tarih ve bilim felsefesi çalışmalarına adadı. Devrim'den sonra İran'a döndü. Ayetullah Humeyni tarafından üniversitelerin müfredatlarını elden geçirmek üzere oluşturulan, Kültürel Devrim Enstitüsü'ne atandı. Rejimle olan ilişkisi, mollaların eğitimin her alanına hükmetme kararlılığından dolayı açıldı. 1983 yılında, İmam Humeyni'ye istifasını sundu. İstifasını sunduktan sonra, rejime karşı eleştirileri sürekli olarak sertleşti. 1990'lı yıllarda '' Kiyan'' adlı aylık dergiyi çıkarttı. Suruş; dinî çoğulculuk, hermenötik, hoşgörü, molla rejimi ve ruhbanlık gibi konularda makalelerini yayımladı. 1998 yılında dergi kapatıldığı için, Suruş işini kaybetti. 2000 yılından sonra, İran dışında dersler vermeye başladı. Suruş; Harvard, Yale ve Princeton gibi Amerikan üniversitelerinin yanı sıra Almanya'da Wissenschaftkolleg'de ve Hollanda'da Amsterdam Üniversitesi'nde görev yaptı. Suruş; din ve dinin bilgisinin iki ayrı şey olduğunu, dinin kutsallığına karşın din bilgisinin insani ve eksik olduğunu yazılarında vurguladı. Yazar; akademisyenliğinin yanı sıra Mevlana Celaleddin-i Rumî'ye olan hayranlığıyla da tanınmakta.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 57 okur okudu.
  • 48 okur okuyacak.