1000Kitap Logosu
Resim
Adalet Ağaoğlu

Adalet Ağaoğlu

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
8.2
3.173 Kişi
10,2bin
Okunma
1.130
Beğeni
33,3bin
Gösterim
Unvan
Yazar
Doğum
Nallıhan, Ankara, 23 Ekim 1929
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 14 Temmuz 2020
Yaşamı
Adalet Ağaoğlu (d. Nallıhan, Ankara 1929) romanlarıyla ünlü Türk yazar. 20. yüzyıl Türk edebiyatının en önemli romancılarından biridir. Türkiye'nin değişik dönemlerini ve bu dönemlerin insan hayatlarına etkisini inceleyen eserler vermiştir. Romanları dışında hikaye, oyun, deneme, anı türünde eserler verir. 13 Ekim 1929'da Nallıhan'da dünyaya geldi. Babası, kumaş tüccarı Hafız Mustafa Sümer'dir. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu ve tek kızıdır. Kardeşleri Dr. Cazip Sümer (1925-1975), oyun yazarı, oyuncu Güner Sümer (1936-1977) ve işadamı Ayhan Sümer (1930)'dir. İlköğrenimini Nallıhan'da tamamladıktan sonra 1938'de ailesi ile birlikte Ankara'ya yerleşti[2] . Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi'nde tamamladıktan sonra 1950 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Edebiyata ilgisi lise yaşamında şiirlerle başladı, kısa bir süre sonra oyun yazarlığına yöneldi. İlk defa 1946'da Ulus gazetesinde tiyatro eleştirileri yayımlayarak yazarlığa başladı. 1948-50 arasında Kaynak Dergisi'nde şiirleri yayımlandı. 1951-1970 yılları arasında TRT’de çeşitli görevlerde bulundu. Ankara Radyosu'nda göreve başladığı yıl ilk radyo oyunu olan "Aşk Şarkısı'nı" yazdı. Raddyo'da görev yaparken tiyatro oyuncusu ve yönetmen dört arkadaşı (Kartal Tibet, Üner İlsever, Çetin Köroğlu, Nur Sabuncu) ile birlikte Ankara'nın ilk özel tiyatrosu olan "Meydan Sahnesi"'ni kurdu[1]. Meydan Sahne Dergisi'ni çıkardı. 1953 yılında tiyatro konusunda görgü ve bilgisin arttırmak üzere Paris'e gitti[1]. 1953'te Sevim Uzungören'le birlikte yazdığı "Bir Piyes Yazalım" tiyatro oyunu aynı yıl Ankara'da sahnelendi. 1954 yılında mühendis Halim Ağaoğlu ile evlenen sanatçı, ilk romanını yazana kadar oyun yazarlığını sürdürdü. Üst üste yazdığı oyunlarla altmışlı ve yetmişli yılların önde gelen oyun yazarlarından oldu. TRT'nin özerkliğine el konulması gerekçesiyle TRT Radyo Dairesi Başkanlığı'ndan 1970 'te istifa eden sanatçı o tarihten bu yana yazarlıktan başka bir işle uğraşmadı. Edebiyat yaşamının bazı dönemlerinde "Remüs Tealada" ve "Parker Quinck" gibi takma adlar kullanmıştır. İlk romanı Ölmeye Yatmak, 1973'te yayımlandı. Bu ilk romanından itibaren tüm eserleri yoğun tartışmalara konu oldu. Ölmeye Yatmak, daha sonra yazdığı Bir Düğün Gecesi(1979) ve Hayır (1989) adlı romanlarla bir üçleme oluşturdu ve birçok ödül kazandı. Bir Düğün Gecesi ve Hayır romanları yayınlanır yayınlanmaz, ikinci romanı olan Fikrimin İnce Gülü, dördüncü basımında toplatıldı[3]. "Fikrimin İnce Gülü" romanı hakkında, "askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif (küçük düşürmek)" suçlamasıyla hakkında 1981 yılında dava açılan Ağaoğlu, iki yıl süren davanın ardından aklandı. "Düğün Gecesi" ise soruşturma aşamasında kaldı[4]. Dönemin üç önemli roman ödülüne layık görülmüş olan Bir Düğün Gecesi adlı roman için ayrıca Aldous Huxley'den aşırma olduğu suçlaması ortaya atıldı ve uzun tartışmalara sebep oldu. Öykü kitapları, denemeler, anı-roman türünde eserler de yayımlayan Ağaoğlu 1991 yılında Çok Uzak Fazla Yakın'la oyun yazarlığına döndü. 1983 yılından beri İstanbul'da yaşayan Ağaoğlu, halen yazmayı sürdürüyor. Adalet Ağaoğlu'ile ilgili yazıları bir araya getiren arşiv eşi Halim Ağaoğlu tarafından hazırlanmış ve 2003'te Adalet Ağaoğlu'nun yazarlığının 55. yılı anısına Herkes Kendi Kitabının İçini Tanır adı ile basıldı. 1996'da ciddi bir trafik kazası geçiren ve iki yıl hastande yatan Adalet Ağaoğlu[6] için Can Yücel'insöylediği "Sen Türkiye'nin en güzel kazasısın" sözü [kaynak belirtilmeli], Feridun Andaç'ın Adalet Ağaoğlu ile yaptığı nehir söyleşi tarzında bir kitabın adı oldu. Kitap, 2006'da basıldı. Ağaoğlu, 1986'da kurulan İnsan Hakları Derneği'nin kurucuları arasında yer almış ancak Temmuz 2005'de İHD'nin tek yanlı ırkçı-milliyetçi bir tutum takındığını belirterek ve "PKK yanlısı politika izliyorlar" diyerek istifa etti. Son olarak Ermenilerden özür dileme kampanyasına katılmıştır. Eserleri Tiyatro ve Radyo Oyunları Yaşamak - 1955 Evcilik Oyunu - 1964 Sınırlarda Aşk - 1965 Çatıdaki Çatlak - 1965 Tombala - 1967 Çatıdaki Çatlak 1967 Sınırlarda Aşk-Kış-Barış 1970 Üç Oyun: Bir Kahramanın Ölümü, Çıkış, Kozalar 1973 Kendini Yazan Şarkı 1976 Çok Uzak - Fazla Yakın 1991 Duvar Öyküsü - Çocuklar ve Büyükler için Müzikli Danslı Oyun 1992 Çağımızın Tellalı 2011 Roman Ölmeye Yatmak 1973 Fikrimin İnce Gülü 1976 Bir Düğün Gecesi 1979 Yazsonu 1980 Üç Beş Kişi 1984 Hayır... 1987 Ruh Üşümesi 1991 Romantik Bir Viyana Yazı 1993 Öykü Yüksek Gerilim (1974) Sessizliğin İlk Sesi 1978 Hadi Gidelim 1982 Hayatı Savunma Biçimleri 1997 Deneme Geçerken 1986 Karşılaşmalar 1993 Başka Karşılaşmalar 1996 Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar 2002 Yeni Karşılaşmalar 2011 Mektup [değiştir] Mektuplaşmalar (Mehmet Baydur ile birlikte) 2005 Anı Göç Temizliği 1985 Gece Hayatım 1991 Günlük - Günce [değiştir] Damla Damla Günler 2004 Damla Damla Günler I-II-III 2007 Ödülleri 1974- TDK Tiyatro Ödülü 1975- Sait Faik Hikaye Armağanı, Yüksek Gerilim ile 1979- Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, Bir Düğün Gecesi ile 1980- Orhan Kemal Roman Armağanı Bir Düğün Gecesi ile 1980- Madaralı Roman Ödülü, Bir Düğün Gecesi ile 1991- Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü, Çok Uzak Çok Yakın ile 1997- Aydın Doğan Roman Ödülü, Romantik Bir Viyana Yazı ile
380 syf.
·
8 günde
·
Puan vermedi
Dar Zamanlar-2
DİPÇE : Bir Düğün Gecesi,  genel ifadeyle ülkenin 12 Mart sonrasını,  Ağaoğlu'nun propagandadan uzak üslubuyla, toplumsal ve politik olarak masaya yatırdığı bir dönem romanıdır. Romanın gerçek zamanı ve mekanı yine "dar" biçimde seçilmiş, karakterlerin belleği aracılığı ile  çoğaltılmış unsurlardır. Zaman birkaç saatlik düğün merasimidir. Zamanda gezintimizi,  özellikle anlatıcı, ilk romandan bildiğimiz Aysel'in kocası Ömer'in bilinciyle tüm karakterlerin zihninde dolaşmakla gerçekleştiririz. Bu teknik modernistlerin sıkça kullandığı, bizim romanımızda ise  yeni yeni sunulan bir tekniktir. Çoğu kez okuru diri olmaya çağıran,  karakterden mi  yoksa Ömer'in zihninden mi duyulduğunu ayırt etmekte zorlandığmız seslerdir bunlar. Mekan ise Anadolu Kulübüdür. Bu mekana dair bildiğimiz; 1926 yılında  ATATÜRK’ün emir ve direktifleriyle Bakanlar Kurulu tarafından kurulan ve başka bir örneği olmayan bir dernek salonu olmasıdır. Mekanın özellikle seçimi , romanda birkaç kez vurgulanması ironik bir yaklaşımdır. Kuruluş yıllarındaki saygınlığının aksine; 70'lere kadar yaşanmış siyasal ve toplumsal çeşitlenmeler sonucunda, salonun ruhu  yozlaşmış, bürokratların ve halkın harmanlandığı bir gösteriş mekanına dönüşmüştür. Romanda gerçek mekan bu salondur.Özellikle Fransız edebiyatında ( Balzac ve Proust'ta ) rastladığımız "salon" tablosu  ile bir toplum panoraması çizimi, Türk edebiyatında da modellenmiş, bu salona toplumun her kesiminden fertler yerleştirilmiştir. Bu yönüyle de esere bir nevi karnaval görüntüsü verilmiştir. Bahsi geçen düğün asker-burjuva ortaklığının simgesi Tümgeneral babanın oğlu Ercan ile zengin iş adamı İlhan'ın  kızı  Ayşen'in düğünüdür. Bu bir mühim temel atma törenidir!  Törene katılanlar ve katılmayanlar üzerinden bireysel ve toplumsal yaraların kabuğunun kaldırıldığı bu eserde,  sıcak bir sızının dolaştığını duyumsarız. Yazar, genel olarak siyasetin sekter yapısına getirdiği eleştiriyle, sol grubun kendi içindeki psikolojik yapıyı açık etmiştir. Bu anlamda göz ardı edilemeyecek güçte ve güzellikte bir eser olduğunu belirtmek gerekir. Aysel'in küçük kardeşi Tezel, Aysel kadar kadın kimliği ile  var olma mücadelesi vermemiş hatta bu süreçte ablasının ve eniştesinin desteğini almıştır. Tezel ressamdır. Yazar, Tezel karakteri ile toplumun sanatçıya bakışından ziyade devrimci cenahın sanata ve bilime bakışını işlemiştir.Tezel de devrimci ve sanatçıdır geçimini de sanatıyla kazanmaktadır. Buna karşın ilk ve acılı tokatı devrimci bir kızın elinden tadar. Sanat galerisinde, neden işçilerin acısını çizmiyorsun, diye tepki alır. Bundan sonra Tezel ikinci travmasını , yurt dışına önemli bir bilgi götürmek üzere seçildiğinde; hem neden kendisinin seçildiğini anladığında hem de yurt dışında karşılaştığı ehven tutumda yaşar. Böylece yazar, devrimin  kendi içinde nihilizme kayan çocukları doğurduğunu resmeder. Tezel'in yaşam leitmotifi " intihar etmeyeceksen içelim bari" nin temelinde bu dönüşüm yatar. Aynı travmaları bilim adamı Ömer'in dünyasında da görürüz. Ömer de gözaltından kısa sürede kurtulmanın acısını,  sol grubun iğneleyici göz artlarında  yaşayacaktır. Yapının müphem ve alıngan tavrı, Ayşen'i (İlhan'ın kızı) de etkileyecek ve bu süreç onu bu salona ;  kırgın ve dağılmış bir gelin oluncaya dek  sürükleyecektir. Eserde boşa atılmış tek kurşun yoktur, her karakter her cümle her iç çekiş, en üst kademeden en alta kadar bir gönderme içermekte aynı zamanda hemen her bireyde  olamamışlığın sancısını da hissettirmektedir. Serinin ikinci kitabı;  siyasi mağdur kahramanlıkları yerine başta aydınların dünyasındaki kimlik  zedelenmesine odaklanması yönüyle benzerlerinden ayrılmaktadır.
Okuyacaklarıma Ekle
155 syf.
·
10 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
bir Kadın(lar) & bir Erkek(ler)
¶¶Bu kaçıncı sonbahar, kimsenin kimseyi ısıtmadığı.¶¶ ¶¶Perdeler lekeli olabilir, ama ilk aşk lekesizdir. Saflığı geri getiremezsin. Aşk öğrenilir, seks yapılır.¶¶ Hiç tanımadığınız bir adam/kadınla aynı taksiye binip aynı güzergeha gitmek zorunda kaldınız mı?! Peki ya aynı evi paylaşma talihsizliği yaşadınız mı?! Belki de yüksek dozda alınan alkol sonucu aynı yatakta da bulabilirsiniz kendinizi...Oldukça " böyle şeyler sadece yaz dizilerinde olur" örnekleri değil mi? :)) Ama işte Adalet Ağaoğlu tam da bu yaz dizisivari kitabını sunmuş biz okurlara, sosyal-psikolojik bir kitap olur kendileri... Bir kadın ve bir erkek üzerinden tüm insanların iletişim ve hatta iletişimsizliklerini kaleme almış. Bir kadın ve bir erkek evet... Karakterlerin isimleri, mekanın, yerin, ülkenin adı yok. Türkiye'de denilemeyecek cesurlukta bir kalem kendisi, günümüz yazarları ; hele ki Ağaoğlu zamanında böyle bir kitap yazmış olsaydı, bir hayli taşlanır ve iğreti bakışlara mecbur kalırdı diye düşünüyorum.
Körlük
kitabını anımsattı anlatımı, biraz şiirsellik ve çokca bilinmezlik içeriyor. Okuyanlar bilir ki o kitapta da ülkenin ve karakterlerin isimleri yer almaz. İki insanın kalabalık bir yemek mekanında yer bulamaması üzerine aynı masada yemek yeme zorunluluğu sonucunda birbirlerini zihin ve hayallerinde arzulaması, aslında uzunca aktarılan ama sadece 2 saatlik bir zaman algılaması, şiirsel ve müzikal bir havada anlatılmıştır. Bir oda romanı yani tek mekan olarak belki bazı okurları sıkabilir. Ben sayfa sayısının az olmasının olabiliritesini buna bağlıyorum. Zamanında izlediğim "The Man From Eart (dünyalı)" filmini anımsattı. Orda da olaylar sadece bir evin bir odasında geçiyor ve enfes bir anlatılışla izleyiciye seyir keyfi sunuyordu. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen okumak hayli zevkli ve müstehcen idi. :)) Okur kalın..
Ruh Üşümesi
6.6/10 · 496 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
703 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Aydının Soyutlanmışlığı
Adalet Ağaoğlu’nu rahatsız eden; her fırsatta romanlarına, öykülerine, tiyatrolarına yansıyan bir durum var: Fildişi kulesinde aydın. İşçisinden, çiftçisinden kopuk ama sosyalist (!) bir aydın... Toplumun sorunlarına ve çürümüşlüğüne yüzeysel yorumlar getirerek düzen siyasetinin içinde boğulan, bireyci aydınlar... Yazarın oyunlarında genellikle karakterler iki zıt tarafı temsil ediyor. Tüm karakterlerin toplumda ayrı bir yeri var ve bu da “sınıf” gerçeğini hiç olmadığı kadar yalınlıkla önümüze çıkarıyor. Adalet Ağaoğlu okuyucuyu rahatsız etmek istiyor. Karakterlerin bunalmışlıklarını, kapana kısılmışlıklarını her daim diri tutuyor. Ardından sahneye bu dünyadan değilmişçesine giren; işçilerin etini, kemiğini, kanını, terini giysilerinde taşıyan bir burjuva giriyor. İki sınıfın çatışması yoğunlukla hissediliyor. Bu burjuva karakterimiz yeri geliyor duyarsız ve tepeden tırnağa kapitalist özellikleri bünyesinde taşıyan, oldukça uç bir karakter olarak karşımıza çıkıyor yeri geliyor bir aydın olarak. Yazarın kendisiyle çatışma içinde olduğunu hissediyoruz. İçinden çıkamadığı “aydın” kalıbını yıkmak istiyor, kendisini suçluyor. Bunun en ağır eleştirisini karakterlerinde okuyor, görüyoruz. “Mesela, okumuş yazmış, geliri geçimi yerinde bir grubu alalım ele; hadi bunlara ‘burjuva sınıfı’ diyelim. İşte onlar, yine zamanımızın düşünürlerinden birinin dediği gibi, onlar ‘kendi içlerinde özgürdürler’, amaaa benim duyarlı yavrucuğum, kendi varlıkları üstüne bir fikirleri olduğu için değil, bu varlıklarını dışardan belirleyen şartlara tamamen kör ve sağır kaldıkları için...” (s. 503) Yazar aynı zamanda kadın haklarının sınıfsal bağlamından koparılıp bireye indirgenmesini “Çatıdaki Çatlak” isimli oyunuyla ortaya koyuyor. Yarı-aydın bir karakter olan Hale, Kadınları Kalkındırma Derneği Üyesi. Oyunda karşımıza sadece dernek için para toplama gayesiyle çıkıyor. Etrafındaki “sınıfsal” çaresizliğe gözlerini kapamış. Burada feminizm hareketi hakkında oldukça kapsamlı ve sağlam bir eleştiri görüyoruz. Son olarak; fildişi kulelerinde prangalarıyla oturanların, burjuva edebiyatının dar çerçevelerine sıkışmışların tarihsel süreç içinde dönüşüme uğrayacağını biliyor, dirençle ve umutla dimdik bekliyorum.
Okuyacaklarıma Ekle
312 syf.
Türk Edebiyatı
Fikrimin İnce Gülü,
Adalet Ağaoğlu
'nun ilk baskısı 1976'da yapılan romanıdır. Almanya'da otomobil fabrikasında işçi olan ve 1975 yılında bir yaz günü arabası ile Kapıkule'den Türkiye'ye giren Bayram'ın doğup büyüdüğü köy olan Ballıhisar'a gittiği yedi saatlik zaman diliminde yaşadıklarını hikâye eden romanda insanların yabancılaşması ve içe yolculuğu anlatılır. Bayram'ın serüveninin arka planında 12 Mart darbesinin Türkiye'ye etkileri de sezdirilir. Türk edebiyatının "ilk yol romanı" olarak kabul edilen roman adını, Bayram'a sevgilisi Kezban'ın hediye ettiği plakta yer alan "Fikrimin İnce Gülü" adlı şarkıdan alır.
Okuyacaklarıma Ekle
400 syf.
·
5 günde
#TürkEdebiyatindaOkunmasıGereken100Kitap~
"Ölmeye Yatmak" meğer biz de yaşamışız bu yatmaları hayatımızda, kitap bittiginde anladım ve çok derin düşünceler kaldı bende... İlk hayal kırıklığım üniversite dönemi ile başladı, zira onun öncesi hep kendi tercihlerim doğrultusunda hayatıma hep yön vermişimdir, ne okumak istediğim blmdu ne de şehir, bu düşünce taki ölmeye yatırmış da beni aslında o dönem, şimdi kitap bitince farkediyorum en dipte yaşayarak çaresizliğimi iyiki yatmışım öyle ki kalktığımda çok daha farklı oldu benim o dönem iyiki matematik öğretmeni olup iyiki Malatya'da okudum dedim sonraları hep, sonra ilk dönem atamamin olmaması ve 2.donem atamamin olmasi 'tercih dışı' atandım yine 'tercihim dışı 1sey' oluyor hayatımda yine bı yattim ben hasta olma derecesinde, yine kalktığımda daha sağlam basarak, ordaki dostlar hep unutulmazim olacak zira en verimli yıllarımdı kendi adima, çok kiymetli 1sahaf sayesinde yeni yeni kitaplar keşfedip, yeni yeni filmler izlediğimiz vakitlerde vazgeçilmez dostlarla yine dönüş çok iyi oldu da hayatımın dönüm noktasına vurdum sonunda ve hep iyikilerim oldu bu saydıklarım ki şimdi düşünüyorum iyiki öyle dibe vurmuşum bukadar sağlam kalkamazdım... ~~~İyiliğin bazen kötülük kadar tehlikeli olabileceğini sende öğreniyorum. İnsan olmanın küçük anlarını kaçırmak ne denli kötü ise, enayilik de o denli kötü. Bunu kaç kez romanlarda okudum, filmlerde gördüm, oyunlarda seyrettim, kuramların içinden çıkarttım.~~~ "Dar Zamanlar" 3lemesinin ilk kitabı olan "Ölmeye Yatmak", Nermin Yıldırım ın çok severek okuduğum dediği ve 1okul musameresinden yola çıkarak döneme çok güzel vurgu yapan kitap diye anlattığı ve tek okumadığım kitap bu kalmıştı, ve hiç aklımda yokken yazar ve kitap ve de aslında niyetim sadece bu kitapken seriye devam edeceğim zira çok sevdim anlatımını... Yayımlandığı günden itibaren Türkiye'deki roman tartışmalarının odak noktasına yerleşen Adalet Ağaoğlu'nun bence de çok cesurca kaleme aldığı 1kitap olsa gerek tüm gerçek duygu ve düşünceleriyle ve yakın geçmişimize tutulan 1ayna olma göreviyle de... Aysel'in gün içinde saat 07:02den, 08:49a kadar "ölmeye yattığı" otel odasında "kadın" olma ekseninde özellikle, öğretim üyesi ve aydın kimliğinde kendisiyle ve çevresiyle hesaplaşması; 1yandan da, Ankara üzerinden, 1938'den 1968'e, Atatürk sonrası Cumhuriyet dönem kuşaklarının "düşlenen-olan" sarkacındaki 1eysel ve toplumsal gerçekleri baskılanmayı anlatan özellikle Andre Gide nin Dar Kapı örneği içimi sızlatarak yine iyiki okudum dediğim kitaplardan 1i dir Dar Kapı da, tüm bunlarla ve diğer gerçeklerle "Ölmeye Yatmak" 1dönem romanı olup, döneme ait tüm durumların en güzel anlatıldığı kitaplardan 1i olsa gerek zira yine ayrıştırılmaya varan tüm durumlarla, yine en yoksul ve en torpil halini sunarak işlerin nasıl yürüyecegine varan anlatımında hiç1şeyin hala değişmiyor olduğunu görmek gerçekten acı veriyor insana... Adalet Ağaoğlu (1929); '50'li yıllarda başlayan oyun yazarlığından '70 sonrasında hız alan roman, öykü, deneme ve anlatı yazarlığına, Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın en önemli ustalarından olup iyiki yazmış ve ben iyiki okumuşum çok çok severek okudum kendi adıma her psikolojik ve toplumsal durumu kesinlikle tavsiyemdir... ~~~Yeterince saygıdeğer değilsem değilim. Her şeyde haklı ve doğru olmak için her şeyin haklı ve doğru olması gerek.~~~
Ölmeye Yatmak
8.4/10 · 3.204 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
62
616 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.