Ahmet Çalışkanlar

Ahmet Çalışkanlar

Çevirmen
7.7/10
606 Kişi
·
75
Okunma
·
9
Beğeni
·
696
Gösterim
Adı:
Ahmet Çalışkanlar
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
138 syf.
·Beğendi·10/10
Okuduğum en sağlam kitaplardan biri diyebilirim.Tekrar okunabilirliği olan bir kitap.

Ahlâkın bilimi değil,bilimin bir ahlâkı olduğunu, bilimin ahlâkla ilişkisini belli başlıklar altında incelemiş (Aklın üstünlüğü,Birlik ilkesi, Özgürlük ilkesi, Gerekircilik ve hoşgörü, Başarı koşulu, Bilim ve Coşku, En son karşı düşünce şeklinde)

Özellikle pozitif bilimlerle(maddeciler diye de tanımlanabilir..) Teolojinin(ruhbilimciler..) karşılaştırılması, bilime yöneltilen haksız eleştiriler, bilimin bu bağlamda yanlış anlaşıldığı, aslında bilimin ruhbilimciler gibi(dinsel söylemler vs...)gerçekleri(inanılması gerekenleri) net olarak söyleyip kestirip atmadığını anlatmış.Bilim daima yeni gerçekler bulup, kendini yeniler.Eskileri de çöpe atmaz,onların üzerinde yükselir.

Bilim ahlâkı deyince daha önce kafamda bilimle alâkalı etik kurallar vs.varken kitabı okuduktan sonra bambaşka şeyler oluştu.Bu ahlâkın kişileri ya da toplumu yargılayıp yönlendirmediğini, tamamen özgür bırakıp iyiye ve güzele doğru deneysel kanıtlarla gelişimini sağladığını gördüm...

Ve Bayet kitabın sonlarına doğru şunu söylüyor:
"Ne var ki bilim ahlâkı bilimle birlikte üstün çıkarsa , o zaman artık hiç kimse atom gücünü insanları öldürmekte kullanamayacaktır."

Tekrar okunması vacip(?! :)) bir kitap,tavsiye olunur efenim..:)
390 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabı daha önce okumuştum fakat incelememi şimdi yapayım.
Franz kafka,Prag’da tanıdığı gazeteci milena’dan hikayelerini çevirmesini ister.Milenanın yaptığı çevirilere duyduğu hayranlığı belirtmek üzere birgün Milena’ya mektup yazar.Daha sonraları bu karşılıklı mektuplaşmalar aşka dönüşür.
Adamın kadına olan aşkı değilde varlığına olan aşkı var aslında bu kitapta.

''unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün milena, bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki'' şu sözün güzelliğine ve içtenliğine bakar mısınız.

Kitabı okuyan her genç kız hayatının aşkının kafka gibi olmasını ister şayet ben ilk okuyuşumda öyle demiştim
390 syf.
"ve gece yazdığın mektup orada işte, nasıl okunabileceğini aklım almıyor, bir göğüs havayı solumak için böyle nasıl daralıp genişliyor, aklım almıyor, senden nasıl uzak kalınır, aklım almıyor
390 syf.
·Puan vermedi
Bu kitabı okuyalı epey oluyor ama Kafka'nın cümlelerinin içtenliğini hâlâ hatırlıyorum.Milena' ya olan aşkını, daha doğrusu ona olan muhtaçlığını çok yalın bir şekilde anlatıyor.

Bence aşkın en saf hâli mektuba dökülendir.Kafka da bıkmadan usanmadan bunu yapıyor.Bazen mektuplarına cevap alamıyor ama olsun , o vazgeçmiyor .

Kitaptaki her bir cümleden aşk damlıyor âdeta.Bunu ilk sayfadan son sayfaya kadar hissediyorsunuz.

Kafka, aşkın verdiği dengesizliği ve kalbe laf geçirememeyi en önemlisi de ona olan muhtaçlığımızı aşağıda vereceğim paragrafta çok iyi anlatıyor :

" Bana her gün yazma, demiştim dünkü mektubumda; bugün de aynı şeyi istiyorum senden. Bu ikimiz için de daha iyi olur, hem bugün daha da direniyorum bu isteğimde. Ama ne olursun Milena , sen kulak asma bana , yine her gün yaz bana, kısacık da olsa yaz, bugünkü mektubundan daha da kısa olsa, iki satır ya da bir satır, bir sözcük olsun yaz Milena ... "
390 syf.
Bir inceleme yazmasam içimde kalır
Evet ... Kafka ... Öncelikle kitabı bir ayda okudum. Çünkü araya başka kitaplar da aldım. Elime alıp 3 gün içinde okuyup bitireyim demek haksızlık olurdu.
Kafkanın evli bir kadin olan Milenaya duyduğu umutsuz aşkın kitabı. Milena Kafkaya göre oldukça genç bir kadındır. Kafka başarısız ilişkiler ve nişanlılık dönemleri geçirmiş Milena ise pek mutlu sayılmasa da evlidir. Milenanın yaptığı kusursuz çeviriler Kafkanın dikkatini çeker. (Bana göre ki kitapta da vurgusu yapılmış) sapyoseksüel olan Kafka Milenanın gücü çalışkanlığı ve zekasına aşık olur. Milena da evli olması nedeniyle hep bir adım geride durur fakat Kafkanın hisleri çok da karşılıksız değildir...
Kitap Kafkanın yastığı mektuplardan oluşuyor yani Milena ablamız neler söylemiş adamı deli divane etmiş bilinmiyor. Bu yüzden ilk başta içine alamadı beni fakat bir oruz mektup sonra falan kitaba hakim hissedebildim.
Vay be demek aşk diye bir şey varmış dedirten güzel bir kitap. Keyifle okuyun.
390 syf.
·Puan vermedi
Kafka okuyan herkes bilir, Kafka çok başkadır, karakteristik bir kalemi vardır, kendine özgüdür ve kimseye benzemez diyebileceğimiz kadar farklıdır. Mektuplarında da onun bu farklı yönünü görebiliyorsunuz. Her mektubunda kendini belli eden o farklı üslubu ve zaman zaman melankoliye varan ruh hali kitabın her sayfasına hakimdi.
  Kitabı bitireli bir kaç gün geçmiş olsa da hala net bir düşünceye sahip değilim. Kafka-Milena aşkına ben yeterince saygı duyamıyorum çünkü ortada yasak aşk var, burada ahlaki değerlerim ister istemez kendini gösteriyor. Her ne kadar Milena'nın kocası Milena'ya sadık olmasa da bu Milena'yı haklı duruma getirmiyor bence ve bu sırada Kafka'da nişanlı idi. Bunlar mektupları okurken beni sürekli rahatsız etti diyebilirim. Kitabın sonunda Milena'nın Max Brod'a yazığı mektupları ise daha bir merakla ve severek okudum, Kafka'yı dışarıdan da görmek çok iyi oldu.
390 syf.
·2 günde·4/10
Kafka aynı kızla iki kez nişanlanmak üzere üç kez nişanlanmış ama daha önce hiç evlenmemiş. Nişanlıyken eserlerini Çekçe'ye çeviren güzel ve o sıralar evli olan bir kıza olan tutkulu bir aşk var kitapta.Kafka'nın her satırında Milenaya olan aşkını anlayabilir her okuyucu fakat Milena'nın mektuplarını göremememiz büyük bir dezavantaj. Milena'nın ne düşündüğünü duygularını anlayamıyoruz. Gerçi Kafkanın bu özel hayatı böyle bir kitabı okumamız bile bir mucize değil mi? Şu anda kimse sevgilisiyle whatsappdaki konuşmalarının okunmasını istemez herhalde :)
Son olarak şunu söyleyeyim tavsiye edeceğim bir kitap değil ama okuduktan sonra vakit kaybı olduğunu da düşüneceğinizi zannetmiyorum.
Mesafelere rağmen devam eden ve sadece mektuplaşarak süren bir aşk öyküsü. Kafka, büyük aşkı Milena’ya yazdığı mektupları bu kitabında toplamıştır. Sürekli hayata karşı bir sitem ama hemen ardından gelen teselli satırları okuruz kitapta. Bazen de böyle isyan eder Kafka… İnsanın sevdiğinin yanında olamaması, cansız masanın, sandalyenin bile ondan daha şanslı olması ne büyük haksızlıktır?
400 syf.
·6 günde·5/10
Milena..Milena..Milena..
Kitabı okuyana kadar çokça kez duymuştum bu ismi Kafka ile beraber.Öyle ki bunca denk geldiğim bu isme yazılan mektuplar Kafka’nın eserleri arasında okumayı istediklerimin ilkiydi.Kitabın mektup türünde olduğunu biliyordum fakat karşılıklı mektuplaşmalar olacağını zannediyordum ama kitap yalnızca Kafka’nın mektuplarından oluşturulmuş ve bu özellikle bazılarında sona gelinceye dek konunun ne olduğu hakkında kafa karışıklığı yaşamaya sebep olabiliyor.Neyse ki kitabın sonlarında (s.331) Milena’nın mektuplarının bulunamadığı belirtilmişti(!).Açıkçası kitapta beni en çok etkileyen karakter, ara ara bahsedilmesine rağmen Max Brod oldu.Kafka’nın çektiği varoluşsal yalnızlığın bence bilinçli tesellicisi; ebedi dostu ve Kafka’nın yakmasını istediği halde tüm eserlerini bastırıp bize ulaştıran Yahudi kökenli Alman yazar, bestekâr ve gazeteci.
Kafka; içsel olarak devamlı sıkıntı çekmekte ve çoğunlukla hüzünlü bir ruh halindedir fikrimce (Damarlarımda sürekli dolaşan bu kadar huzursuzluk varken kendimi oranın sahibiymiş gibi hissetmem aslında biraz garip ama bu benim tek gerçek kusurum. s.240).Bunu ta çocukluğuna indirgersek; devamlı babasını memnun etme çabasında olmasına rağmen bunu neredeyse hiç yapamamış olması, Avusturya Lisesinin tutucu tutumu onun sıkıntılarının ve bundan kaynaklı yalnızlığının pekiştiricileridir.Milena’ya bazı mektuplarında Yahudi oluşunu da yererek veya çekimserce anlatışı benliğini oluşturan bu olguya da sıkı sıkıya bağlanamayışına rağmen olayların olma ihtimaline yönelik onun “olmamışa dair umudu” yegane tesellisidir bence.Kafka olayların olma ihtimaline olmasından daha sıkı bağlarla bağlıdır (Eğer bir gün seni acil olarak görmek istediğimde ve seni çağırdığımda hemen gelecekmişsin umuduyla beni yalnız bırak.- s.136).
Kafka; varoluşçu bir yazardır. “ .. paltom bile bana ağır gelirken, bu koca dünyayı nasıl sırtımda taşırım? Benim zayıflığımı bir kenara koy.Bunları yapabilen biri var mıdır? Kendi gücümüzle bu işlere girişmek çılgınlıktır-s.302-“ burada varoluşçuluğun temel sorunu varlığın anlamının (Birbirimize verdiğimiz cevaplar sorunlarımızın anlamını ortadan kaldırırdı. s.265) araştırılmasını vurguladığını düşünüyorum.Kendisini bu arayışta yalnız hissediyor (Aslında hiçbir şeye dikkat ettikleri yoktu.Ben hiçbir şekilde onların dünyalarına dahil değildim, onlara göre hatasızdım.Tuttuğum yol onların dünyalarında olanın dışındaydı.Eğer yolum bir nehirse, bu nehrin en büyük kolu onların dünyasının dışına doğru akıyordu. s.281) ve bunu Milena’ ya mektuplarıyla (Karşılık olarak bu ruhlar postayı ve sonra telgrafı, telefonu, telsizi icat ettiler.Onların bu şekilde yok olmayacakları belli ama biz onların müdahalesiyle yok olacağız. s.311) yeterince anlatabilirse (Çok tedirginim, insanın kendini sözcüklerle ifade edememesi çok kötü.İfade edebilse ne olacak ki, sözcüklerin saldırısı karşısında ya savunmaya çekilir ya da tamamen yok olur. s.232) yeterince anlaşılacağını düşünüyor ve bence bu durumun sıkıntısını reddetmeyi yeğliyor. Ayrıca Kafka’nın sıkıntıları/korkuları fikrimce biraz obsesifçe de( s.336-338 ). Olayların veya durumların ince ayrıntılarına fazlaca takılıp kalıyor.Belki bu da yine ta varoluşunun temelinde tatmin olmamış ihtiyaçlarına ya da takıntılarına dayanıyordur; şahsen yıllar sonra Milena’yı dine kabul hediyesinin yerine koymasını da buna bağladım- Yahudilikte 13 yaşını dolduran çocuklar için yapılır ve Milena doğduğunda Kafka 13 yaşındaydı.
Son olarak Kafkayla Milena arasındaki aşkın beni etkilemediğini, sıradan bulduğumu söylemeliyim.Zaren mektuplaşırlarken Milena evli ve Kafka da mektuplaşmaları kesildikten bir süre sonra -bakım için- evleniyor.En çok dikkatimi çeken bölümüyse şu oldu: “Ben yaşayan yazarların, yazdıklarıyla canlı bir bağ kurduklarını düşünüyorum; yazar hâlâ hayattaysa, bu yazdığı kitaplar için ya iyi oluyor, ya da kötü.Kitabın gerçek durumu, yazarın ölümünden bir süre sonra, ortaya çıkıyor.” Bir nevi fikrini yaşatmış, iyi okumalar :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Çalışkanlar

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 75 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 42 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.