Ahmet Gürtaş

Ahmet Gürtaş

YazarÇevirmen
8.7/10
500 Kişi
·
1.706
Okunma
·
1
Beğeni
·
27
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
A'mak-ı Hayal... Hayalin Derinlikleri... Adının hakkını verircesine hayal ve gerçek arasında geçen mistik bir yolculuk. Daha önce bir kere niyetlenmeme rağmen okuyamamıştım bu kitabı. İyiki de okuyamamış o zaman. Bu kitabın tadına varmak ve ondan olabildiğince fayda sağlayabilmem için uygun zaman şimdiymiş demek ki.

Kitabın incelemesine geçmeden önce yazarı hakkında bir kaç anekdot aktarmak istiyorum. Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi; batılı tarzda gördüğü eğitimini daha sonra aldığı tasavvuf eğitimi ile iyice derinleştiren ve batının aklını doğunun ruhu ile harmanlayıp böylesine vurucu bir eser ortaya çıkaran, yaşadığı dönemde her devrin muhalifi olmayı başardığı için hayatını sürgünler ve cezalar ile tüketen, açtığı her gazete kapatılan, Cemil Meriç'in deyimiyle tipik bir fikir işçisi. Tipik dediysem asla sıradan olduğu yanılgısına kapılmayın. Aksine günümüzde de örnekleri çevremizi çepeçevre kuşatan, iktidar rüzgarı hangi taraftan eserse o tarafa doğru boyun büküp secde eden, yağmura göre tarlasını taşıyan tiplerden olmayı reddetmiş bir düşünce kahramanı.

Önceki incelemelerimi okuduysanız tasavvuftan zerre miktar anlamadığı halde, tasavvufu pazarlanacak bir metaymış gibi esnaf mantığı ile pazarlayan yazar bozuntularından ne kadar dert yandığımı hatırlıyorsunuzdur. İşte böyle bir vasatlık deryasında A'mak-ı Hayal gibi bir kitabı tanımış ve okuyabilmiş olmak kendi adıma büyük bir talih.

Aslolan yolculuk bu eserde, fenafillaha olan yolculuk. Kitabın ana karakteri Raci'nin yol rehberi Aynalı Baba ile yaptığı; hayal ve gerçeğin içi içe geçtiği, dünyanın, gerçeğin, bilginin, ruhun, kısaca insana dair her şeyin sorgulandığı yer yer bana Matrix'de Neo'nun Morpheus ile yaşadığı aydınlanmayı yaşatan baş döndürücü bir yolculuktu. Öyle bir yolculuk düşünün ki; Belh şehrinin sokaklarında dolaşırken kendinizi bir anda Zerdüşt'ün huzuruna çıkmış ve onunla insanın nereden geldiği üzerine hasbihal ederken bulabilir, ya da bir anda kendinizi Ehrimen ve Hürmüz'ün yani; iyilik ve kötülüğün, karanlık ve nurun bitmeyen kavgasının ortasında bulabilirsiniz. Bir hayalde Zirve-i hiç (hiçlik zirvesi) nam-ı diğer Nirvana 'ya ulaşmak için çıktığınız yolda Buddha'nın sarayında dolaşıp, başka bir hayalde Anka kuşu ile binlerce alem arasında bir yıl süren bir seyahate tanık olabilirsiniz. Velhasılı kelam; Puslu Kıtalar Atlası'nda Uzun İhsan Efendinin yaşadığı kendini bulma ve bilme hikayesine fazlasıyla benzeyen fantastik bir kurgu var karşımızda. En az onun kadar keyif veren zevkli bir yolculuk..

Pareto ilkesini duydunuz mu bilmiyorum. 80/20 kuralı olarak özetlenebilecek bu ilkeyi basitçe örnekleyecek olursak; diyelim ki gardırobunuzda 100 tane elbise olsun. Bu elbiselerin yüzde 20'sini günlük hayatınızın yüzde 80'lik zaman diliminde kullanırken, elbiselerin geriye kalan yüzde 80'lik kısmını hayatınızın ancak yüzde 20'lik kısmında kullanabiliyorsunuz. Bu kural hayatımızın hemen hemen her kısmında geçerli olduğu gibi kitaplarda da geçerli. Kitapların yüzde 20'lik özünü okuyabilmek adına sayfa şişirmek için yazılmış yüzde 80'lik kısmına da katlanmak zorunda kalırız. A'mak-ı Hayal bu kuralın dışında kalan, tamamen yüzde 20'lik özden oluşan, bir kütüphanelik kitap yazılabilecek kadar bol aforizma içeren, her cümlesi, her kelimesi ezberlenesi bir Leylasız Mecnunlar kitabı.



Gelin kendinize bir iyilik yapın. Hayatın koşuşturmacasından, karmaşasından bir süreliğine kendinizi azad edin. Bulabilirseniz Aynalı Babanın muhteviyatı meçhul kahvesi ve Erkan Oğur'dan Zahit Bizi Tan Eyleme: https://www.youtube.com/watch?v=V_7dxixoiyY eşliğinde bu kitabı okuyun.



Çok daha uzun ve detaylı bir incelemeyi hak etmesine rağmen bu aralar pek müsait olmadığımdan şimdilik bu kadarını yazabiliyorum. Ahde vefasızlık olmaması adına kısa da olsa düşüncelerimi yazmak istedim. Gerçi A'mak-ı Hayal tekrar tekrar okunacak kitaplar listemde çok iyi bir yer edindiğinden geniş bir zamanda tekrar okuyup kendisine daha layık bir inceleme yazma planım var. Yol bitmediyse ve nasipte varsa o gün tekrar görüşmek dileğiyle :)
Kitap hakkında birkaç cümle yazmadan önce biraz yazardan bahsetmeliyim. Zamanında çok iyi eğitim almış Filibeli Ahmed Hilmi. Hem batı felsefesini hem doğu felsefesini çok incelemiş umduğunu batıda bulamayınca doğu felsefesinde aramış. Ve araştırmalar sonunda da vahdeti vücud felsefesini benimsemiş. Zaten kitabı okuyunca da anlayacaksınız ki kitapta tek gereksiz cümle yok. Her satırı üzerinde düşünülmüş. Tartılmış. Biçilmiş. Kitap sayfa sayısı olarak az ama hacim olarak ağır bir kitap. Kitabın bazı yerlerinde de herkesin sorduğu o soruya cevap aramaya çalışmış " Neden yaşıyoruz?" ,".Ruh nedir?, Ben nedir? Ben var mıyım?" gibi felsefenin temel sorularına cevap arıyor. Örneğin şöyle bir cümle geçer kitapta: " Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Saf, temiz bir inancın gayet güzel cevap verdiği bu soruya akıl ve fen bilimleri maalesef cevap veremiyordu. Bir kez daha tabiata baktım. "
Kitap masal tadında bir anlatıma sahip. Baş karakter Aynalı dede'nin yanına gidiyor aynalı dede onu farklı rüyalara gönderip cevaplarını aradığı sorularla başbaşa bırakıyor. Her bölümde bir fikiri incelemeye çalışıyor. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Zaten sayfa sayısı pek uzun değil.

Kitapta beğendiğim en ince tespit ise şu oldu:
".... Gerçekten garip bir fikir! Bir kısmı ise Ramazan kandillerini gördüğü zaman Müslüman olduğunu hatırlayan Müslümanlardandı. Kandiller yandı mı ellerine tespihlerini alır, dinlememek ve hiçbir şey anlamamak şartı ile camileri dolaşarak Kuran-ı Kerim ve vaaz dinlerlerdi. İkindi vakti kalkmak şartı ile oruç bile tutarlardı. Oruç tuttuğu halde namaz kılmaya lüzum görmeyenleri de vardı. Uzun bir namaz olan teravihe hiçbiri yanaşmazdı. Ramazan bitti mi, bunların din duygusu da “elveda” der, giderdi. Mevsim elbisesi giyme şeklinde olan bu çeşit dindarlığa ben her sene hayret ederdim."
Aynalı Baba ile bir yolculuğa hazır mısınız? Ama bu yolculuğa çıkmaya karar verirseniz bildiğiniz, değer verdiğiniz ve hatta taptığınız ne varsa sarsılacak. Şimdi tekrar düşünün ve öyle okuyun bu kitabı derim. Şeriat ile yaşayan bir canlının Tarikat'a girmesi, Hakikat ile sarsılıp Marifette yok olmasıdır bu kitap.
İyi bir tahsil görmüş olan Raci, kendini aramaya ve uyuşmuş vücudunun bu dünyada ki amacının ne olduğunu merak ederken, evlerine yakın olan mezarlıkta Aynalı Dede ile karşılaşıyor...

Aynalı Dede ise onun her gelişinde şekerli kahve hazırlıyor ve Raci'nin rüyalar aleminde varlığın birliğini olan tasavvuf felsefesi ve öğretisini (VAHDET-İ VÜCUT) öğrenmesi için onu ruhani yolculuklara çıkarıyor...

Raci, Aynalı Dede'den, bu öğretide insan ruhunun Yaratıcının ruhundan bir parça olduğunu ve insanda tecelli edişini rüyalar aleminde yaptığı yolculuklar ile öğrenmeye başlıyor...

Aynalı Dede yeri geliyor ney üflüyor yeri geliyor gazeller okuyordu. Raci ise her iki durumda da mest olup artık akıllılık ve delilik arasında gelip gidiyordu...

Rüya aleminde Raci, en büyük sırrı keşfetmeye çalışıyordu. Bu sırrın adı "AŞK" tı...

Felsefi yönü derin ve insanı düşünmeye sevk eden güzel bir eser. Ben özellikle son bölümde Aynalı Dede'nin defterinden olan hatıraları çok beğendim, özellikle "Mutluluk" adlı hatırasını çok anlamlı buldum.Gazellerin Türkçe yazılmasını isterdim hepsini anlamadığım için fakat okurken rahatsız olmadım...
İkinci Meşrutiyet döneminde yazılmış bir eserin bugüne yansıması nasıl olabilir merakıyla kitaba başladım. Kitabın önsözünde “bu kitabı hakikat endişesi ile dolu vicdanlar, sonu olmayan bahisleri seven insanlar zevkle okuyabilirler” demişti yazarımız.
Kitabın 1.bölümünde kahramanımız varlık ve yokluğu sorgularken Matrix filmini hatırlattı bana. Daha sonra yazarımız Raci’yi anlatırken bize, Tutunamayanlar’daki Turgut geldi aklıma. Şüphe, eğitim, alkol-eğlence ve felsefe yönüyle Raci’nin arayışıyla, Turgut ve Selim’in arayışının ortak bir çıkış noktasından beslendiğini düşündüm. Bir farkla ki, Raci’nin hayatında onu “Hayalin Derinliklerine” götürebilecek bir Aynalı Baba vardı.
Aynalı Baba bir kahve içilebilecek kadar bir zaman diliminde Raci’yi Buda, Zerdüşt, Brahmanizm’den başlayarak derin bir hayal dünyasında dolaştırıyor, bölümün sonunda tekrar Kainatın Efendisi’yle buluşturuyor ve bütün inanç ve dinler hakkındaki derin bilgisiyle okuyucuyu şaşırtabiliyor.
Yedinci Günde Aynalı Baba’nın bir kedi yavrusunun doğmasından dolayı sevincini anlatırken özellikle bir kralın oğlunun doğmasıyla karşılaştırmasını, “kralın oğlunun nasıl birisi olacağı belli değilken, hatta kral oğlu olduğu için kibirli ve bencil olma ihtimali yüksekken” zararsız bir kedi yavrusunun dünyaya gelmesinin sevinmeye daha layık oluşunu anlattığı bölümü çok beğendim.
İkinci bölümde ise Raci’nin Manisa Tımarhanesinde geçirdiği dönem ve buradaki hatıraları anlatılırken “delilik” ve “akıllılık” kavramları sorgulanıyor. Gerçek aklın bizi mutlak hakikate ve ebedi hayata götürmesi ile anlaşılabileceğine dair en çarpıcı önermeyi Taine’den aktarıyor; “İnsanlar yaratılış ve terbiye bakımından delidirler. Kazara akıllı bulundukları zaman çok kısadır!”
Raci’nin Aynalı Baba’yla çıkmış olduğu bu masalsı yolculuğu ve felsefi derinliği yazarın çok etkili bir şekilde aktarabildiğini düşünüyorum. Keşke biraz daha uzun olsa, yazarla ve kahramanıyla birlikte biraz daha seyahat edebilseydik daha güzel olurmuş, çabucak dünyamıza döndük ve “hafif delileri eğleyecek kadar zevk bulunan” hayatımıza devam ediyoruz!
Yazarının birçok sırrını bizlere sunduğu A'mak-ı Hayal'de birbirinden ilginç benzetmelerle tebdil edilmiş hakikatler sizleri alıp kaf dağına oradan alıp kefene saracak kadar büyüleyici olacaktır. Bir şeyh ve bir derviş adayının vu sürükleyici yolculuğuna hazır olmadan başlamak sağlığınız için tehlikeli olabilir.
A'mak-ı Hayal yani Hayalin Derinlikleri... Gerçekten hayal gibi bir kitaptı. Kitabı okumaya başladığınızda hayatınızın amacı ile ilgili bir arayış içindeyseniz kendinizi Raci’ye yakın hissedebilirsiniz. Raci de bu arayış sayesinde Aynalı Baba ile karşılaşıyor ve 9 gün boyunca hayalin derinliklerinde değişik diyarlara gidiyor. Bu 9 günlük seyahatin her bir günü aslında detaylandırılarak ayrı ayrı kitap olarak bile sunulabilir. Kitabı okurken biraz araştırma yapmanızda fayda var. Çünkü içinde budizme dair ögeler veya vahdet-i vücut gibi tasavvufi konular yer alıyor. Benim yabancı olduğum konular olduğu için kitap beni biraz araştırmaya da itti. Bu konulara çok daha hakim kişiler eminim kitaptan çok daha fazla zevk alacaktır. Kitapta eleştireceğim nokta keşke gazellerin orijinalleri ile birlikte günümüz Türkçesine uyarlanmış halleri bir arada bulunsaydı. Gazel kısımlarını fazla anlayamadığım için Osmanlıcadan bazılarının çevirilerini internetten bulup okudum. Bir de kitabın ikinci kısmını fazla beğenmedim. İkinci kısımda, 9 günlük bu seyahatten sonra Raci’nin bulunduğu durum ve Aynalı Baba’nın birkaç hatırası yer alıyordu. O kısımlar dağınık ve taslak gibi geldi bana. Ama kitapla ilgili şöyle de bir durum varmış; yazar Filibeli Ahmed Hilmi vefat ettikten sonra kitabın ikinci baskısında birçok özensizlikten dolayı kitap çeşitli bozulmalara maruz kalmış. Belki de bu dağınıklığın sebebi bundan dolayıdır. Kitabın birçok baskısı var günümüzde. Hatta çizgi roman haline getirilmiş hali de var. Bir ara filminin yapılması da gündeme gelmiş ama her biri ayrı bir dünya olan 9 günü filmleştirmek kolay olmasa gerek. Kitap benim hoşuma gitti ama şu an ben kitabı tamamen anladım, özümsedim diyemem. Çünkü bence bu kitap bir sefer okumakla özümsenecek bir kitap değil.
'Filibeli Ahmet Hilmi ve ismini çok kez duyduğum ve okuma fırsatını sonunda bulduğum kitabı, Amak-ı Hayal. Hayal ve gerçek arasında geçen yolculukta ruhun yol alışı ve kalbe hitap eden bir kitap. Bir arayışın hikayesi aslında, yaşamın anlamını sorgulayan bir arayış. İçinde birçok dinden, inanıştan öğeleri barındıran, felsefik, dini, tasavvufi birçok öğeyi de içinde bulunduran bir kitap Amak-ı Hayal. Kitabın içinde verilen öğeler, kelimeler bilmeyenler için araştırmaya iten bir yönü de var. Kitap dediğimiz de zaten bu değil midir? Herkese tavsiyemdir. :)
Vahdeti Vücut inancının romanlaştırılmış en bilindik eserlerinden biri denilebilir.

Felsefi fikirlerden kurulmuş koca bir ordu düşünün.Her yandan dimağınıza akın edip hiç durmadan sorular ,cevaplar gönderiyor.Bazen allak bullak bazen anlamsız bazen komik ve bazen derin düşüncelere sevk edebiliyor.

Eserde islam inancının bir yorum metodu vardır ve herkesin aklına ve gönlüne uymayabilir.Belki de birilerine saçma sapan olarak gelirken,din ile alakası olmadığı da iddia edilebilir.

Bence bu tür kitapları okumadan önce bakış açılarında ki bazı kavramlar incelenerek öyle başlanılması.Yani daha önce bir fikri olmayan taptaze bir akıl, bunlara ya hakaret eder yada büyüsüne kapılıp sadece övgü yağdırarak gönlünü sağ sola savurur.Bundan dolayı ön yargılarımız bizim genel de duvarlarımızdır.Geçene Aşk OLsun...

Hayatında OKunması dileğiyle....
Amak-ı Hayal(HayalinDerinlikleri)de yol alan eser iki bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölüm;Ahmet Raci’nin Aynalı Baba ile karşılaşması ve dokuzuncu gün sonunda vedasıyla bitmektedir.

İkinci Bölüm ise Ahmet Raci’nin Manisa deliler hastanesindeki hatırlarını içeriyor ve bence bir de üçüncü bölüm tadında Amak-ı Hayale Zeyl kısmı bulunmaktadır.

Eser, Ahmet Raci’nin dilinden,zaman zaman da yazarın dilinden anlatılmakta.


A’mak-ı Hayal; yaşamın amacı,varlık, ruhun gizemi,hiçlik, kainatın sırları… gibi felsefi ve tasavvufi konuların ele alındığı alegorik öğelerle dolu metafizik bir kitap.

Mazbut bir ailenin bohem çocuğunun varoluşsal sancılarla birlikte,gerçeği arayıp,özüne dönmesinin masalı!

Türünün belki de tek örneği olması açısından,hayat-hayal,masal-gerçek,fert-toplum ikililerini birlikte ele alması açısından,delilik ve dahilik sınırlarında felsefe ve tasavvufla kol kola gezinmesi açısından takdir edilesiydi.
Ancak bazı yerlerde fantastizm (bence)çok uzatılmıştı.
Tasavvuf, kendine biraz daha fazla yer bulabilirdi böyle bir kitapta,daha fazla algoritmayla müsbet yol haritası çizilebilir ve en nihayetinde daha doyurucu bir sonla bitirilebilirdi diye düşünüyorum.

Kitapta;felsefe ve düşünürler ile ilgili söz ve açıklamalar da bolca yer bulmuş kendine.
Nesil Yayınevi dipnotlarla ve çeviriler ile başarılı bir iş çıkarmış.
Bu güfteyle de, şiirler ruhunuzda, ayrı bir yankı oluşturacak.

https://youtu.be/pMus1GWNyRg

Ve bu kitabı "Kitap Kardeşliği" etkinliği çerçevesinde bana ulaştıran Sayın Fethullah Küçükkalem beyefendiye teşekkürü bir borç bilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Gürtaş
Unvan:
Türk Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 1.706 okur okudu.
  • 60 okur okuyor.
  • 644 okur okuyacak.
  • 29 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları