Ahmet İnam

Ahmet İnam

YazarÇevirmen
8.2/10
155 Kişi
·
489
Okunma
·
15
Beğeni
·
2381
Gösterim
Adı:
Ahmet İnam
Tam adı:
Prof. Dr. Ahmet İnam
Unvan:
Türk Akademisyen, Felsefeci, Çevirmen, Yazar
Doğum:
Sandıklı, Afyon, 1947
1947 Sandıklı doğumlu. 1971'de ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümünü bitirdi. 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne doktora öğrencisi olarak girdi. Bu yıldan itibaren, doktora tezini verinceye dek, aynı fakültede Latince ve Eski Yunanca derslerini izledi. 1980 yılında, yardımcı dalı Eski Yunan Edebiyatı, Ana dalı Sistematik Felsefe ve Mantık olmak üzere, doktora sınavlarını pekiyi derece ile verdi. Doktora tezi: "Edmund Husserl'de Mantığın Yeri".

29.9.1980'de Beşeri Bilimler Bölümüne asistan olarak girdi. Aynı bölümde sırasıyla, 5.11.1980'de öğretim görevlisi, 15.7.1981'de yardımcı doçent ve 21.10.1983'de Sistematik Felsefe ve Mantık Ana Bilim Dalında doçent oldu. Nisan 1989'da profesörlüğe atandı. 16 Mayıs 1994-5 Haziran 2000 tarihleri arasında Felsefe Bölüm Başkanlığı yapmıştır.

1987-1992 yılları arasında Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde Lisans ve Yüksek Lisans dersleri, 1982-1991 yılları arasında Ankara Üniversitesi D.T.C.F., Felsefe bölümünde dersler ve 1992-1993 yılları arasında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler'de doktora dersleri vermiştir. 1995-1998 yılları arasında Gazi Üniversitesi'nde dersler vermiştir.

Haziran 2003 tarihinde başladığı ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanlığı görevini halen sürdürmektedir.

Mantık, bilim felsefesi, bilgi teorisi başta olmak üzere, felsefe tarihi, kültür felsefesi ve ahlak felsefesi alanlarında çalışmalarını sürdürüyor. Amacı, çağımızdaki insanı, bilim, sanat, din ve kültür etkinlikleri içinde kavramaya çalışmak.

İngilizce'nin yanında, Almanca, Fransızca, Latince ve Eski Yunanca'dan okumalar yapabiliyor.

Evli ve bir çocuk babasıdır.

Önceki yıllarda Altın Portakal Kültür ve Sanat Vakfı'nın şiir ödülü Seçici Kurul ve Elektrik Mühendisliği Dergisi yayın kurulu üyeliği yapmıştır. Halen Kitle İletişim Dergisi, Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri Dergisi, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik dergisi, Doğu Batı Dergisi, Dini Araştırmalar Dergisi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Bilimname Dergisi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi yayın danışmanlığı yapmaktadır Ayrıca Felsefe Dünyası Dergisi yazı işleri müdürü olarak görev yapmaktadır. Bunlarla birlikte Jahrbuch der Internationalen Schoupenhauer-Vereinigung, İslami Araştırmalar Dergisi yazı kurulu, TÜBITAK Bilim ve Teknik Dergisi Yayın Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı Danışma ve Yayın Kurulu, Milli Eğitim Dergisi Yayın Kurulu ve Kültür Bakanlığı Araştırma ve İnceleme Eserleri Yayın Danışma Kurulu üyesidir.

2003 yılında Yeditepe Felsefe, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Bilimname, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dergisi için, 2004 yılında Erdem Dergisi, Felsefe Dünyası, Yeditepede Felsefe, Milli Eğitim Dergisi, Eğitim Bilim Toplum Dergisi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi ve Felsefe Tartışmaları için, 2005 yılında Bilimname Dergisi, Felsefe Tartışmaları, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, Bilim Eğitim Toplum, editepede Felsefe, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi ve Türkiye'de Düşünce Yayımları Kaynakçası için hakemlik yapmıştır.

Mart 2002 tarihinde "TUBA Bilgi Toplumuna Geçiş" konferansını ve Eylül 2003 tarhinde ise İstanbul Kültür Üniversitesinde Mantık Matematik ve Felsefe I.Ulusal Sempozyumunu düzenlemiştir.

Ocak 2003 ve Şubat 2004 tarihlerinde "Üniversitede Öğrenci-Öğretmen ilişkileri" konulu seminerler vermiştir.

2004 yılında TÜBİTAK AR-GE Eşgüdüm Daire Başkanlığı Bilimsel Toplantı Danışmanlığı yapmıştır.

2007 yılında,
Mantık ve Felsefe V. Ulusal Sempozyumu Bilim Kurulu Üyeliği yapmıştır. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi yayın danışmanlığı, Dini Araştırmalar Dergisi bilimsel danışma kuruluğu üyeliği, Milli Eğitim Dergisi Yayın Kurulu üyeliği, Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Yayınları Danışma ve Yayın Kurulu üyeliği, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi danışma kurulu üyeliği, Emo Ankara Şubesi danışma kurulu üyeliği, İslami Araştırmalar Yazı Kurulu üyeliği, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi yayın danışmanlığı, Felsefe Dünyası dergisi baş editörlüğü, Doğu Batı Dergisi yayın danışmanlığı ve İzmir Karaburun "Bilim ve İktidar" kongresi bilim kurulu üyeliği yapmıştır.

Ayrıca Hacattepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Felsefe Dünyası, Eğitim Dergisi, TED Bilim Dergisi, Karaburun Bilim Kongresi, Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 100.Yıl Sosyal Bilimler Dergisi ve Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi için hakemlik yapmıştır.

Prof. Dr. Mustafa Parlar Vakfı 1995-1996 Yılı En İyi Eğitimci Ödülü,
ODTÜ'de verilen 2000 yılı Üstün Akademik Başarı Ödülü (1. Grup),
1999-2001 yılı Üstün Akademik Başarı Ödülü,
Türkiye Yazarlar Birliği 2003 yılı Yılın Fikiradamı ve Sanatçıları, Edebi Tenkit ödülü,
2008 Yılında, Ankara Kocatepe Rotary Kulubü 2009 Yılı Rotary International Meslek Ödülü ve Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi Kristal Lâle Yılın Felsefecisi Ödülü almıştır.
Uluslararası Schopenhauer Derneği ile Michael Polanyi Derneği, Türkiye Felsefe Kurumu üyesi ve Türk Felsefe Derneği Başkan Yardımcısıdır.
İlla ki elimizde iğneyle dolaşıp millete fikir mi aşılamak zorundayız ? Evlenene kadar her şeyi bildiğimi zannediyordum. Karım sayesinde hiçbir şey bilmediğimi öğrendim. Bir konferanstan sonra herkes gelmiş "Çok güzel konuştunuz hocam"" diye tebrik ediyor. Karım gelmiş "yine boş boş konuştun " dedi.
Kokuşmuşluk , önce kendimizle olan ilişkimizde başlıyor. Kendimizi çok fazla değerli gördüğümüzü sanmıyorum. İşin beteri kendimizi adam yerine de koymuyoruz. Yemek yemiyor artık çağımız insanı, tıkınıyor. Yemeğin tıkınmaya döndüğü,sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz. Bütün bunlar yozlaşmış bir hayatı gösteriyor, çünkü ortada zevk yok. Zevkin hançerlediği bir yaşam var.
Ahmet İnam
Sayfa 10 - Say Yayınları
Dirayetli kadını ayıracaksın. Anadolu kadını dirayetlidir. Yaşar Kemal her romanında anlatır bunu. Kadınlar doğru erkeği nasıl bulurum diye abuk subuk kitap okuyacaklarına Yaşar Kemal okusunlar.
Ahmet İnam
Sayfa 47 - Say Yayınları
Sabah penceremize vuran gün ışığına umutla bakarak, içimizdeki derinliği, içimizdeki kainatı keşfedip güne başlamak: Hayatın can suyuyla beslemek beklentilerimizi. Yeni yepyeni insan olmaya çabalamak.
Çabalayın. Olursunuz.
Ayağını sağlam yere basma ve her şeyi bilme isteğinden kaynaklanan bir durumda, bakir bir şey yoktur. Erkeklerin bakir kız araması da tamamen, kendi kabuklarının bakir olmayışından kaynaklanan bir şey. Ruhları düzülmüş adamlar bakir kadın arıyor.
209 syf.
"Biz kendimizi bilmiyoruz, biz bilenler, biz kendimiz, kendimizi bilmiyoruz: iyi bir nedeni var bunun. Hiç aramadık kendimizi - nasıl olacak da bulacağız kendimizi günün birinde?"

Sözleriyle başlayan kitabında Nietzsche, ilk bölümde dilbilimsel yolla 'iyi' 'kötü' 'fena' kavramlarını irdeliyor. İyi kelimesinin kökenine ve bu köken ile ilgili kelimelere bakıldığında asil'lere ait olmaya çıkıldığı; kötü kelimesinin kökeninden de basit, aşağı olmaya çıkıldığı görülüyor. Burada asillik, asil olma, bir 'hayir' üzerinden 'evet'e ulaşmadan 'evetleme' yapabilmektir. Asil, sokakta köpeğe et atmak için iyi'nin zittina ihtiyaç duymaz; günah, cehennem, ateş gibi kendisini korkutacak durumlara ihtiyaç duymaz aynı zamanda bir merhamete de. Asil kendiliğinden buna yönelir; hiçbir yaftaya ve tesvige gerek kalmadan; efendi iyiliği diyebiliriz sanırım. Basitlik, basit olma ise bir iyi ortaya koymak için bir kötüye muhtaç durumdadır. ("Kim günün birinde 'yeni bir cennet' kurmuşsa, gerekli gücü kendi cehenneminde bulmuştur…") Sokaktaki köpeğe et atmak için, et atmamanin kötü olmasi zorunlulugu duyar; bunun bir tık ötesinde de atmamasinin bir ceza gerektirmesine ihtiyaç duyar. Köle iyiliği diyebiliriz.

Nietzsche, 'efendi iyiliginin' uzun zaman neticesinde 'köle iyiligi' tarafından mağlup olduğuna ve insan zihninde de bu kavramların tersyüz edildiğini söylemektedir. Bunu en başarılı şekilde yapanlar olarak da Yahudileri gösterir.

Kitabın ikinci bölümünde suç ve ceza kavramlarını irdelenir. Bu bölümde, unutkanlığın kucağında mutlu olan insanın hayatta kalması için belleğe ihtiyaç duyması ve bunu ceza (ne kadar siddetli olursa o kadar bellege faydali) ile yapması neticesinde gelişen borçlu-alacakli, peşine sözleşme kavramları ile insanın şekillenen ruhunun izleri sürülmektedir.

Son bölümde, insanın acı çekmesine anlam arayışına çare olarak ortaya çıkan 'çileci idealler'in sonuçları irdelenir. İnsan, başlarda şiddeti, cezayı, sevgiyi, cinselliği yani doğasında olan her şeyi çok doğal bir şekilde yasayabiliyorken, onun anlam arayışı; burada kitapta mercek tutulan acı duymasına anlam arayışı onun yarattığı ahlak anlayışı ile bu doğal şekilde yaşadığı şeyleri artık cekinerek yaşamaya, kendisini izleyen ve acı duymasının sebebi olan gözden cekinerek yaşamaya başlamıştır. Bu yeni durum insanın eskiden dışa doğru olan içgüdülerini kendi içine döndürmesine sebep olmuştur. İşte bu noktada 'çileci idealin' zirveye çıkmasına neden olmuştur. Bu idealin zirve yapması ile birlikte insan, yaratılan kurallar, iyi - kötü kavramları (zamanla tersyüz edilmesi unutulmustur) ile acidan beslenen, acidan iyilik doğuran ve bu yüzden tarihin belirli anlarında büyük vahşetlere imza atan bir hal içine girmiştir. Bu ideal insanın anlam arayışıni neticesinde düşen omuzlarıni yeniden diklestirmis, eline bir oyun hamuru verip hayatına devam edebilmesini sağlamıştır.
Nietzsche de bu idealin faydalarını yadsimiyor yalnızca bunlar bazı noktalarda fayda verdi diye bunları doğru diye kabul etmiyor. Ayrıca, bu idealin insanın sorunlarını kısa vadede sorunları çözdü gibi gözükse de uzun vadede, oyun hamurundan kafasını kaldirdiginda aslında daha büyük sorunlarla karşı karşıya kaldığını ortaya koymaktadır.
Bunlardan dolayi insanın sırf anlam ve amaç bulacağım diye temelleri; kendisinden mutlak tiksinti veya kendisine mutlak merhamet üzerine olan ideallere sarılmasinin çare olmadığını söylemektedir.

"Onun sorunu acı çekmenin kendisi değil, 'ne uğruna acı çekiyorum?' sorusunun çığlığına yanıt olmayışıydı."

"Acı çekmek değil, acı çekmenin anlamsızlığıydı şimdiye kadar insanın üzerine çökmüş olan lanet, - ve çileci ideal bir anlam sundu ona!"

İnsan, "anlaşılmayanı, bilinmeyen olarak bırakmaktansa, onu hayranlık duyulacak bir nesneye dönüştürme alışkanlığı" olan bir hayvan. Bu zamana kadar hep bu nesne ve bu nesnenin etrafında rahiplerin oluşturduğu ikincil nesneler ile hayatına devam etti insan. Nietzsche, anlaşılmayani, bilinmeyen olarak bırakalım ve onun etrafında bir ikincil, üçüncül nesneler yaratmadan insanca pek insanca yaşayalım demektedir.

Bunlar tabiki Nietzsche'den benim kendi çıkarımim, onun yazdıklarından anlayabildigim kadariyla şekillenen düşüncelerim ve vardığım sonuçlardir. Yüzde yüz Nietzsche ve felsefesi budur demedigimi belirtmek isterim.

"Ve insan, hiç istememektense hiçliği istemeyi yeğler…"

Keyifli okumalar
184 syf.
Başkaldırı!
Kitabı tek kelime ile özetle deseniz, başkaldırı derim.

İyi, kötü, vicdan, suç, ceza gibi temel değerleri sorguladığı; hepsinin köküne indiği; zaman içerisinde üzerlerine geçirilen ve esas gerçekliğini manipüle eden her maskeyi bir bir deldiği enfes bir eser.

Üç makaleden oluşuyor;
1. İyi ve Kötü
2. Suç, Vicdan rahatsızlığı ve benzeri şeyler
3. Çileci İdeallerin Anlamı

İlk makalede "iyi ve kötü" kavramlarını sorgular.
Nedir iyi olan, neye dayanır, ilk olarak ortaya nasıl atılmıştır, nasıl ve neye evrilmiştir sorularını sorar ve cevaplar.
Burada İngiliz psikologlarını -ki onlara "Ahlakın soykütükçüleri" der- eleştirir. Çünkü onlar, bu kavramları tanımlamıştır fakat Nietzsche'ye göre bu tanımlar tepeden tırnağa yanlış doludur.

Onların tanımlarına göre iyi; bencilce olmayan davranıştır. Fakat yine onlara göre, zaman içerisinde bu unutulmuştur ve "onların kendi başlarına iyi" olduğu sanılmaya başlanmıştır.
Varsıllar, efendiler, aristokratlar yaptıkları iyilikler üzerinden kendilerini "iyi" demeye, yani "değer üretmeye" başlarlar. Nietzsche bunu göstermeye çalışır ve ekler "bu durum sürü ahlakının gelişmesine sebep olmuştur."

Aristokratların karşısında Rahipler vardır. Aristokratlar varsıl, güçlü, savaşabilen, dünyevi olan her şeyi meşru kabul edip sürdüren insanlardır. Oysa rahipler güçsüzdür, yoksuldur, savaşamazlar. Ama "sabırlıdırlar ve kurnazdırlar" der Nietzsche onlar için.
Bu sabrı ve kurnazlığı kullanarak, rahipler, aristokratların değerlerini yeniden tanımlarlar. Onları alaşağı ederler ve böylece "ahlakta köle başkaldırısı gerçekleşir" der Nietzsche.
"Kutsal olan dünyevi olan değil, dünyevi olmayandır.
Çalışın, biriktirin, harcamayın.
Keyfe keder sevişmeyin, güzelliği övmeyin.
Az olanın malından alınacak, çok olana daha çok verilecek." şeklinde söylemlerle, rahipler, kapitalizmin doğuşuna da sebep olurlar. Tabi bu ayrı bir konu.

Daha sonra köle ahlakı ile efendi ahlakını karşılaştırır; nitelik bakımından. "Efendi iyilik yapabildiği için iyidir ama köle; kendini iyi olarak nitelendirebilmek için, karşısına bir kötü almak zorundadır" der Nietzsche.
Kölelerin ürettikleri değerlerin, "ötekinin yani kendinden olmayanın" özelliklerinin reddine dayandığını söyler.
Efendinin iyi dediği, köle için kötüdür.

Güçsüzler, güçsüzlüklerini örtmek için; acımanın, merhametin, alçakgönüllüğün birer erdem olduğunu söyler. Bu değerlerin sevgiye ve umuda dayandığını söyler. Oysa Nietzsche'ye göre onların (güçsüzler,köleler) bunu yapma sebepleri; efendilerine duydukları hınç ve nefrettir.

Gelelim ikinci makaleye!
Bu makalede Nietzsche, "unutkanlık, bellek, toplum, suç, ceza, vicdan, tatmin" kavramlarına otopsi yapar ve bize hikayeyi "alacaklı-borçlu" ekseninde anlatır.
Nietzsche'ye göre unutma, bir güçtür, ket vurmadır. İnsan bu gücü sayesinde huzura kavuşabilir, onu rahatsız eden her şeyden açabilir. Unutmanın aksi de hatırlama yani bellektir. Bu da bir güçtür. Bellek sayesinde insan "söz verebilen" bir varlık olur. Söz beraberinde sorumluluğu ve biraz da üstünlük duygusunu getirir çünkü hiç sözünü tutan ile tutmayan bir olur mu?!
Fakat sözünü tutan insan bu sefer kendini diğerlerinden üstün görmeye başlar, sırf sözünü tutabiliyor diye kendi gururunu okşar. Bak şimdi!
Nietzsche der ki: "Belleği yaratan, toplumların törelere dayanan cezalandırma yöntemleridir." Toplum, kendine karşı gelene karşı ağır cezalar uygular ve bu cezalar ile ona haddini bildirir; uyumlu ol, karşı çıkma, sürüden ayrılma, sivrilme, bana karşı gelme! Ah bir de bütün bu cezalar ile bellek oluşturur, böylece kişinin neden ceza çektiğini bilmesini sağlar. Vicdan, evet.

Nietzsche ikinci makalesinde de "ahlak soykütükçülerini" eleştirmekten vazgeçmez. Bu sefer onları "suçun kökenine karşı belirledikleri iddiaların yanlış olması" ile suçlar. Onlara göre "kişi istese başka türlü davranabilirdi",
Nietzsche'ye göre; "HADİ ORDAN! Bu köken filan değil."
Ceza; bir kötülüğe karşı yapılan bir ödeme olarak doğmuştur temelde. Yani biri bir kötülük yapıyorsa, bunun bedelini ödemelidir. Bunu hepimiz biliyoruz. Fakat Nietzsche der ki; bu ödeme ilk olarak "haz" ile yapılıyordu.
?!?!?!?!?!?!?!
Alacaklı olan, yani kötülüğe maruz kalan; karşısındakine, yani kötülüğü yapana "İSTEDİĞİNİ YAPMA" hakkına sahipti. Ve ona zarar verme fikrinden aldığı "haz" cezayı temsil ediyordu.
"Acı" çeken borçlu, "ceza"landırılır ve böylece ona işlediği "suç" "hatırlatılır" ve böylece "bellek" oluşturulur, sonra da "vicdan".
Yani adalet dediğimiz şey tepkiseldir ve tam olarak intikama dayanır.
İşte der Nietzsche, bu işler böyledir...

Ah bir de son kısımda şunu ekler, siz böyle cezalar yaratarak insanların arzularını kontrol etmelerini, bastırmalarını, içlerine atmalarını sağlıyorsunuz ama bu iyi bir şey değil. İçlerine ata ata "kara vicdanlı" oluyorlar.
İnsan içgüdülerini tatmin edemezse, içini boşaltamazsa, her şeyi içine atarsa; toplumdan soyutlanır, kendini yer bitirir, hep kendini suçlar, kendi ile savaşır, yok olur yok.
Hatta diyor, dinler bu sebeple bunu över, yüceltir. Dinler ister ki, insan sussun, öyle ileri geri her şeyi konuşmasın, sormasın, sorgulamasın, kendi ile uğraşsın, kendini yesin bitirsin de öbür tarafa çok iş kalmasın.
Ben bilmem, ben Nietzsche'nin yalancısıyım. Derdiniz varsa onla konuşun.

Son makale; Çileci ideallerin anlamı nedir?
Nietzsche olsa şöyle yazardı; iki makale boyunca bu sahtekarların nasıl sıçtıklarını anlatıyorum, bu makalede de nasıl sıvadıklarından bahsedicem yavrucum.

Çünkü tam da ondan bahseder dostlar.
Her şeyi içine atan, kendi içinden kafasını kaldıramayan, dışlanan, ötekileştirilen insan (ki unutmayın bu insanın sahip olduğu değer yargılarının temelleri de sağlam değildir) acı çekmektedir! Sancı çekmektedir.
Ne sancısı?
Varoluş.
Acı çekmekten de gocunmazlar, alışmışlar n'apsınlar. Ama neden acı çektiklerini bilmemek onları çıldırtır. İşte "çileci idealler" onların bu acılarına "anlam" katar.
Acı çekiyorsun, çünkü...............
Çünkü...............

Nietzsche der ki; bu çileciler, acı çeken insanları örgütler, bir sürü gibi yönetir. Asla hastalıklarını iyileştirmez, sadece ağrı kesici olur. Kendine bir kurtarıcı rolü inşa eder ama aslında yaptığı sadece oyalamaktır.
Hatta Nietzsche çilecileri eleştirirken, modern bilim de ağzının payını alır. Çünkü Nietzsche'ye göre modern bilimin de metafizik inançları vardır. "Modern bilim, hakikate ulaşabileceğine inanır" der Nietzsche, bu ne cürret efendiler !

Herkes haddini bilsin, değil mi Nietzschecim?
Hadi gidelim, çok lak lak ettik.

Buraya kadar okuyanları ciddi anlamda tebrik ediyorum, bir ara kahve içelim :)
184 syf.
·Beğendi·9/10
Niçe'yi tek bir kitabı üzerinden analiz edemezsiniz. Onun tüm kitapları bir pazılın parçası gibidir klişe bir ifadeyle. Tam anladınız derken tersten vurabilir sizi. Ama sanılanın aksine çok anlaşılmaz bir felsefeci de değildir. Aslında kendi de diyor bu kitabının başında, beni yavaş yavaş anlarsınız diye. Ama dil ve kavram yıkıcı olduğu için (filolog yönünden geliyor sanırım) kendi icerisinde bir şiirselliği var. Sıkıcı kavramlara boğmuyor sizi. Düşüncelerle kelimeler aracılığı ile dansediyor Niçe. Anlamadınız diyelim, zararı yok, damakta sözün ezgisi kaldı çünkü. Açın okuyun şerhlerini, biyografilerini, fakat unutmayın Niçe herkese duymak isteği şekilde konuşur. Siz okumaya devam edin, ısrarla.
Ki bu kitabi yıkıcı bir kitaptır, dikkatinizi verdiğiniz sürece sarsar sizi, bildiklerinizi, kara vicdanınızı. Hakikati olamayan bir adamdan hakikatsizlik felsefesine giriş. Oldukça erdemli bir yolla üstelik.
200 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Merhabalar,


Friedrich Nietzsche'nin inanca olan sert düşünce ve görüşleri haricinde
çoğu yanlış tabuları yıkmasından dolayı okumak istediğim bir filozof…

***Tanrı’yı yok saymasından dolayı kitaplarını okumayacağız anlamına gelmez.
Okumak, araştırmak ve sorgulamak lazım.
Hiçbir şey bilmiyorsak bile neden Tanrı öldü demesini bilmemiz lazım.
Bilgi bilgidir***.

Filozofu da yeni yeni tanımaya başladım, daha önce okuduğum eseri, bende farklı duygular bırakmıştı. (bkz : #25580682 )

Şen Bilim Şiirler eserinde, ‘yazarın hakkında’ bir yazı dikkatimi çekti.
Nıetzche Sifiliz olarak da bilinen Frengi, yani halk arasında bel soğukluğu olarak bilinen bir hastalık sonucu 11 yıl boyunca bitkisel hayat denilebilecek bir hayat sürmüş. Bu hastalığın olması da , manidar bir hissi oluşturuyor tabii ister istemez…

Aslında burada insanlığın ne kadar aciz kaldığının bir göstergesi…
Ne kadar bilirsek bilelim, ne kadar büyük olalım, meşhur olalım, sadece tek bir bakterinin çeşitli yollarla insana bulaşması sonucun da hayata veda etmemiz gibi bir durum!

Dolayısıyla hayatın, insanlığın değerini bilip hayata sevgiler bırakmak gerekir.

Nıetzche'nin, felsefe alanında ki tüm düşüncesini yani düşünme sisteminin ana felsefi temalarını ve görüşlerinin yoğunluğunu Şen Bilim Şiirler adı altında topladığı ve yayımladığı en geniş, şiir kitabıdır.

Felsefesi üzerinden kurulu olduğu için Nıetzche hiç şüphesiz ki kitabın büyük bir bölümü Tanrı’nın ölümünü ilan etmesi ve sonsuz dönüş doktrinini anlatmasından oluşur.
Beni etkileyen birçok şiirleri oldu. Derin ve mantıksal kökene varan şiirler…

‘‘Genişlik ve uzaklık için başarısızlığın,
Yıldız için karanlığın ne anlamı vardır?
Sakince dalgalanmaya devam etmek,
Zamanın akmasına izin vermek gerekir.
Uluslar sona ererken,
Acılar da onlarla birlikte kayboluyorlar.
Merhamet, ışığın yeniden sönmesine neden olacaktır.
Bu uzak dünyalar mutlulukla izlenecek,
Geriye sadece tek bir kanun saf ve ışıltıyla kalacaktır.’’


Keyifli okumalar…
184 syf.
Öncelikle belirteyim Nietzsche'nin okuduğum ilk kitabı bu kitaptır ve felsefe konusunda da yeni sayılırım. Bu kitabı ve yazılanları tamamiyle anladığımı söylemeye cüret edemem fakat beni düşünmeye ve soru sormaya fazlasıyla teşvik etti hatta mecbur bıraktı. Kafamı karıştırdı. Nietzsche'nin dediği gibi ahlakı iyiyi ve kötüyü sorgulamak gerekli. Şimdi benim gözümde Nietzsche bazen cesur, yürekli, zeki, umursamaz, kendine güvenli, kendinden eminken bazen de gerekçelendiremeden uyduran, nefret yüklü, kendi kabında çırpınıp duran, anlaşılmaz biri. Anlamak, tanımak için daha çok Nietzsche okumak lazım fakat bu adamın yaptığı felsefe bana göre bizim kültüre bir hayli uzak temellendirmeleri örnekleri ve yaşadığı hayat böyle uzak ve yabancı olunca felsefesi de gediğine doğal olarak oturmayacaktır.
184 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
“Bilmiyoruz kendimizi, biz bilenler: Bunun da iyi bir sebebi var. Hiç araştırmadık ki, nasıl olacak da bir gün buluvereceğiz kendimizi?”
Ve “Herkes kendinden en uzaktadır.” diyerek büyük farkındalıkla önsözünü okuyorum. İyi insanın kötü insandan daha değerli oluşunu söylüyor fakat ya tam tersi doğruysa diye sorgulatıyor.
Nietzsche yine kitabının anlaşılamama ihtimalini, ilk okurlar için zor bir süreç olduğunu belirtiyor. Ve gülümsetiyor:)
İlk bölüm: İyi ve Kötü
Dönemin felsefecilerinin savunduğu görüşü eleştirmektedir. Çünkü onlar ahlakın soykütüğünü bulmada beceriksizdirler. Ve onlara göre bencil olmayan eylemler hep alışkanlık sonucu iyi olarak kabul görmüştür.
İkinci bölüm: Suç, Kara Vicdan (Vicdan Rahatsızlığı)
Unutkanlık sayesinde bugünkü mutluluk, umut duyguları bizlerde mevcut olduğunu söyler.
Özgür insanı tanımlar, başkalarına da kendi penceresinden bakan, onlara saygı duyan kişilerdir ve sorumluluğunun farkındadır. Ve bu özelliklerinin farkında olan kişi üstünlüğünün bilincindedir- onun üst insanıdır. Tüm bunları içgüdü olarak tariflersek de buna “vicdan” der. Kısacası, özgür insan vicdanı rahat olan insandır.
Suç, ceza, adalet kavramlarını işlemiştir ve her sonuç anladığım kadarıyla özgürlüğe dolayısıyla vicdan sesine çıkmaktadır.
Üçüncü bölüm: Çileci İdeallerin Anlamı Nedir?
Hakikati arama ve onu isteme yolunda çileci ideale başvurulduğunu söyler. Birey böylece varoluşunu sorgular.
“İnsan istememeye karşı hiçliği istemeyi seçiyor.” diyerek kapanış yapar.
Vicdan azabı bir hastalıktır, buna şüphe yok,
Ama hamilelik nasıl bir hastaliksa öyle bir hastalıktır.
Ahlakın Soykütüğü Üstüne - Friedrich Nietzsche
Kitabın belirli yerine kadar düşüncelerini anladığım ama bir noktadan sonra başka düşünürlerden alıntı yapmaya başladığında koptuğum bir kitap. Farklı disiplinden olduğum için beyin basmadı bazı kısımları ve üstüne başka düşünürlerde işe karışınca devreler yanmadım uzunca bir ara vereyim dedim. :D Felsefe şuan platonik takılmaya karar verdiğim ve hayatım düzene girdiğimde büyük bir aşkla tekrar geri döneceğim bir alan. :D Okuduğum yere kadar ve algıladım kısımlardan yola çıkarak bence okunması gereken kitaplardan biri.
184 syf.
"Biz yani; idrak edenler, kendimizi tanımıyoruz, kendimiz kendimizi: Bunun da bir sebebi var: Hiçbir zaman kendimizi aramadık ki- bir gün kendimizi bulabilmemiz nasıl mümkün olsun? Haklı olarak denmişti; "Kalbiniz hazinenizin olduğu yerdedir"diye; bizim hazinemiz, anlayışımızın arı kovanlarının bulunduğu yerdedir. Biz, aklın doğuştan kanatlı hayvanları ve bal toplayıcıları olarak hep oraya doğru gidiyoruz, aslında biz tüm kalbimizle sadece bir tek şeyle ilgileniyoruz-"eve bir şeyler götürmekle". Bunun dışında hayatla, "yaşananlarla" ilgili olanlar-hangimiz bunlar için yeterince ciddiyete sahibiz?Ya da zamana? Bu tür şeylerle korkarım ki hiçbir zaman tam olarak "ilgilenmedik": Yüreğimiz orada değil işte-hatta kulağımız bile!"
Sils- Maria (Önsöz)

Nietzsche'nin, felsefenin temel sorunsalı olan ahlak, iyi-kötü, iyi-fena, suç, vicdan azabı kavramlarına farklı yorumlar getirerek ele aldığı bir kitap. Daha önce Nietzsche'nin kitaplarıni okumama rağmen anlamakta güçlük çektim. Kitapta yer alan latince-fransızca cümlelerin çevirisi olmaması, konuyu daha da zorlaştırıyor. (Aynı yayınevinin Nietzsche'nin diger kitaplarında bu sorun yoktu.)
Okumak isteyen arkadaşlara da yeni şeyler katacağına eminim.
184 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Daha yüksek düzeyde on bin yada on milyon en üst kültür düzeylerinden geçince acıya yatkınlık eğrisi gerçektende olağanüstü ve apansız bir biçimde düşüyor. Acıya karşı tiksinti uyandıran şey acının kendisi değil de anlamsızlığıdır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet İnam
Tam adı:
Prof. Dr. Ahmet İnam
Unvan:
Türk Akademisyen, Felsefeci, Çevirmen, Yazar
Doğum:
Sandıklı, Afyon, 1947
1947 Sandıklı doğumlu. 1971'de ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümünü bitirdi. 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne doktora öğrencisi olarak girdi. Bu yıldan itibaren, doktora tezini verinceye dek, aynı fakültede Latince ve Eski Yunanca derslerini izledi. 1980 yılında, yardımcı dalı Eski Yunan Edebiyatı, Ana dalı Sistematik Felsefe ve Mantık olmak üzere, doktora sınavlarını pekiyi derece ile verdi. Doktora tezi: "Edmund Husserl'de Mantığın Yeri".

29.9.1980'de Beşeri Bilimler Bölümüne asistan olarak girdi. Aynı bölümde sırasıyla, 5.11.1980'de öğretim görevlisi, 15.7.1981'de yardımcı doçent ve 21.10.1983'de Sistematik Felsefe ve Mantık Ana Bilim Dalında doçent oldu. Nisan 1989'da profesörlüğe atandı. 16 Mayıs 1994-5 Haziran 2000 tarihleri arasında Felsefe Bölüm Başkanlığı yapmıştır.

1987-1992 yılları arasında Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde Lisans ve Yüksek Lisans dersleri, 1982-1991 yılları arasında Ankara Üniversitesi D.T.C.F., Felsefe bölümünde dersler ve 1992-1993 yılları arasında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler'de doktora dersleri vermiştir. 1995-1998 yılları arasında Gazi Üniversitesi'nde dersler vermiştir.

Haziran 2003 tarihinde başladığı ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanlığı görevini halen sürdürmektedir.

Mantık, bilim felsefesi, bilgi teorisi başta olmak üzere, felsefe tarihi, kültür felsefesi ve ahlak felsefesi alanlarında çalışmalarını sürdürüyor. Amacı, çağımızdaki insanı, bilim, sanat, din ve kültür etkinlikleri içinde kavramaya çalışmak.

İngilizce'nin yanında, Almanca, Fransızca, Latince ve Eski Yunanca'dan okumalar yapabiliyor.

Evli ve bir çocuk babasıdır.

Önceki yıllarda Altın Portakal Kültür ve Sanat Vakfı'nın şiir ödülü Seçici Kurul ve Elektrik Mühendisliği Dergisi yayın kurulu üyeliği yapmıştır. Halen Kitle İletişim Dergisi, Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri Dergisi, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik dergisi, Doğu Batı Dergisi, Dini Araştırmalar Dergisi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Bilimname Dergisi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi yayın danışmanlığı yapmaktadır Ayrıca Felsefe Dünyası Dergisi yazı işleri müdürü olarak görev yapmaktadır. Bunlarla birlikte Jahrbuch der Internationalen Schoupenhauer-Vereinigung, İslami Araştırmalar Dergisi yazı kurulu, TÜBITAK Bilim ve Teknik Dergisi Yayın Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı Danışma ve Yayın Kurulu, Milli Eğitim Dergisi Yayın Kurulu ve Kültür Bakanlığı Araştırma ve İnceleme Eserleri Yayın Danışma Kurulu üyesidir.

2003 yılında Yeditepe Felsefe, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Bilimname, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dergisi için, 2004 yılında Erdem Dergisi, Felsefe Dünyası, Yeditepede Felsefe, Milli Eğitim Dergisi, Eğitim Bilim Toplum Dergisi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi ve Felsefe Tartışmaları için, 2005 yılında Bilimname Dergisi, Felsefe Tartışmaları, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, Bilim Eğitim Toplum, editepede Felsefe, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi ve Türkiye'de Düşünce Yayımları Kaynakçası için hakemlik yapmıştır.

Mart 2002 tarihinde "TUBA Bilgi Toplumuna Geçiş" konferansını ve Eylül 2003 tarhinde ise İstanbul Kültür Üniversitesinde Mantık Matematik ve Felsefe I.Ulusal Sempozyumunu düzenlemiştir.

Ocak 2003 ve Şubat 2004 tarihlerinde "Üniversitede Öğrenci-Öğretmen ilişkileri" konulu seminerler vermiştir.

2004 yılında TÜBİTAK AR-GE Eşgüdüm Daire Başkanlığı Bilimsel Toplantı Danışmanlığı yapmıştır.

2007 yılında,
Mantık ve Felsefe V. Ulusal Sempozyumu Bilim Kurulu Üyeliği yapmıştır. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi yayın danışmanlığı, Dini Araştırmalar Dergisi bilimsel danışma kuruluğu üyeliği, Milli Eğitim Dergisi Yayın Kurulu üyeliği, Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Yayınları Danışma ve Yayın Kurulu üyeliği, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi danışma kurulu üyeliği, Emo Ankara Şubesi danışma kurulu üyeliği, İslami Araştırmalar Yazı Kurulu üyeliği, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi yayın danışmanlığı, Felsefe Dünyası dergisi baş editörlüğü, Doğu Batı Dergisi yayın danışmanlığı ve İzmir Karaburun "Bilim ve İktidar" kongresi bilim kurulu üyeliği yapmıştır.

Ayrıca Hacattepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Felsefe Dünyası, Eğitim Dergisi, TED Bilim Dergisi, Karaburun Bilim Kongresi, Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 100.Yıl Sosyal Bilimler Dergisi ve Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi için hakemlik yapmıştır.

Prof. Dr. Mustafa Parlar Vakfı 1995-1996 Yılı En İyi Eğitimci Ödülü,
ODTÜ'de verilen 2000 yılı Üstün Akademik Başarı Ödülü (1. Grup),
1999-2001 yılı Üstün Akademik Başarı Ödülü,
Türkiye Yazarlar Birliği 2003 yılı Yılın Fikiradamı ve Sanatçıları, Edebi Tenkit ödülü,
2008 Yılında, Ankara Kocatepe Rotary Kulubü 2009 Yılı Rotary International Meslek Ödülü ve Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi Kristal Lâle Yılın Felsefecisi Ödülü almıştır.
Uluslararası Schopenhauer Derneği ile Michael Polanyi Derneği, Türkiye Felsefe Kurumu üyesi ve Türk Felsefe Derneği Başkan Yardımcısıdır.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 489 okur okudu.
  • 24 okur okuyor.
  • 434 okur okuyacak.
  • 20 okur yarım bıraktı.