1000Kitap Logosu
Resim
Ahmet Muhip Dıranas

Ahmet Muhip Dıranas

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
8.3
210 Kişi
808
Okunma
287
Beğeni
13bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
Sponsorlu
Unvan
Türk Şair ve Yazar
Doğum
Sinop, Türkiye, 1909
Ölüm
Ankara, Türkiye, 1980
Yaşamı
Ahmet Muhip Dranas (d. 1909, Sinop; ö. 21 Haziran 1980, Ankara) Türk şair, yazar. Hayatı 1909 yılında Sinop'un Salı köyünde dünyaya geldi. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdi. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı(1930-1935). Ankara Hukuk Fakültesi'ne iki yıl devam ettikten sonra İstanbul'a gitti, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi ve burayı bitirdi. Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphane müdürlüğü yaptı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi resim yardımcılığında bulundu. 1939'da Ankara'ya döndü ve CHP Genel Merkezi'nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nı yönetti. Ağrı dolaylarında askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü, Kurum Başkanı (1957-1960), daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi oldu. Devlet Tiyatrosu Edebî Kurul Başkanlığı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Politikaya atılarak Zafer gazetesinde yazılar yazdı. Birkaç kez DP'den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Yayımlanan ilk şiiri, Ankara Lisesi'nden Muhip Atalay imzasıyla Milli Mecmua'da çıkan "Bir Kadına" adlı şiirdir 15 Eylül 1926. Sonra kendi imzası ile çeşitli dergilerde şiirler yayımladı. Çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri, 1974 yılında İş Bankası Kültür Yayınları arasında, "Şiirler" adı ile çıktı. Ayrıca Tevfik Fikret'in 'Rübab-ı Şikeste' adlı eserini Türkçeleştirerek 'Kırık Saz' adı ile yine İş Bankası yayınları arasında çıktı. 21 Haziran 1980'de Ankara'da vefat etti. Vasiyeti üzerine Sinop'un Salı köyünde toprağa verildi. Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı Tarancı ile şiirde ahenge ve sese önem vermişlerdir. Mesela Kar şiirinde Ahmet Muhip sesi ön plana çıkarırken Olvido adlı şiirinde ne sesi anlama ne de anlamı sese baskın kılmıştır. Hece şiirinin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas, çağcıl Batı şiirine (Baudelaire, Verlaine) en yakın, kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde, az sayıda şiirle bile olsa, uzun süre etkili olan bir şairdir. O da hocası Tanpınar gibi az yazmış, seyrek yayımlamış, şiirlerini şiire başladıktan neredeyse elli yıl sonra (1974) kitaplaştırmıştır. Gerek Fransız şiiri, gerekse kendinden önceki nesilden ustaları Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar'dan aldığı etkileri sanatına yedirerek özgün bir şiire ulaşmıştır. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekte çağdaşlığı yakalayan, tedaî (çağrışım) gücü yüksek, yurdu, insanı ve doğası ile barışık, alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazmıştır. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, hatıralar, sığ olmayan bir anlatımla ve düşündürücü biçimde verilmiştir. Fahriye Abla şiiri, Türk Edebiyatı'nın en ünlü şiirlerinden biridir.
161 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Sen artık yaslayarak kızıl bir ufka başını güneşlerin peşinde, dalgın bakıp gideceksin, her yerde ve her akan suyla akıp gideceksin. Ahmet Muhip Dıranas akıcı bir dille yazdığı şiirleri tek kitapta toplayıp okurlara çok güzel bir şekilde sunmuş. Şiir severlere mutlaka tavsiye ediyorum. Bazı yerlerde çok anlamlı mesajlar veriyor sevgiliye, sevdiğine. Kişisel görüşlerini dile getiriyor bazı yerlerde hüzün, eleştiri, özlem ve geçmişle gelecek hayallerini çok güzel işlemiş. Tavsiye ederim, iyi okumalar.
Şiirler
8.2/10 · 785 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
170 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
Şiirler - A. Muhip DIRANAS (Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla!)
Bazı dizeler vardır, alıp çocukluğuna götürür seni. İstesen de dönemezsin. Misket oynadığın, salçalı ekmek yediğin, mahalle maçları yaptığın, akşam ezanı zorla eve döndüğün yıllara... Fahriye Abla şiiri... Çocukluğumda bütün Türkçe kitaplarında olurdu. O yüzden şairi tanımayan birçok kişi bile en azından Fahriye abla ile tanıştır: "Bahçende akasyalar açardı baharla Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla!" (s. 67) Belki son mahalle hayatı yaşayan nesiliz. Bizim mahallemizde de bir Fahriye abla vardı aynı şiirde olduğu gibi. Sonra taşındı gitti. Bilmem onun sonu nece oldu. Okurken o günler geldi aklıma: "Gönül verdin derlerdi o delikanlıya, En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya. Bilmem şimdi hala bu ilk kocanda mısın, Hala dağları karlı Erzincan'da mısın? Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın; Hatırada kalan şey değişmez zamanla. Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye abla!" (s. 67) Bir söz ya da beste vardı: "Seni ne çok sevdiğimi söylesem de bilemezsin. Hatıramdan hayalini istesen de silemezsin." Bazı hatıralar silinmiyor. İşin tuhafı da zaten o hatıralara dayanarak yaşıyoruz. "Ah şu yıllara geri dönsem, şimdi çocuk olsam, gençliğimde ben şöyleydim..." Çivisi mi çıktı dünyanın? Neden hiç kimse bugünden memnun değil? Ne yorucu bir çağda yaşıyoruz? Yıpratıcı, boğucu, yalnızlaştıran... "Yorulmuşum. Yorulmuşum, kelimelerde, Sevmelerde, kanlarda, haksız ölmelerde." (s. 109) Birçok konuda yüreğinize dokunacak şiirler var eserde. Şair mi gölgede kalmış biz mi geç keşfetmişiz bilemiyorum ama daha önce tanımak, okumak isterdim. Edebiyat kitaplarında adının geçmesi yetmiyor birçok şey için. "Ne kadar yalnızız şu akşam vakti, Bir selam bile yok artık verilen." (s. 156) Selam vermeye bile korkar oldu ki... Ne kadar nahif şu eskiler. Hâlâ tanımadıklarına bile selam vermeden geçip gitmezler. Öyle bir kuşağın görünce yolunu değiştiren, görmemiş gibi yapmak için yolun ortasında telefonla oynayan artıklarıyız. Ne soğuttu bizi birbirimizden bu kadar? Hayvanlara beslediğimiz sevgiyi insanlara besleyemez olduk. Yanlış anlaşılmasın hayvan sevmek çok güzel bir duygu. Ama ya insan sevmek? Kurtlar Vadisi dizisinde bir Zaza Dayı vardı (Ali Sürmeli, ömrü uzun olsun) "Ben insan sevmişim," diye bir repliği vardı. Gide gide öyle olduk hepimiz. Bir güvensizlik yüzyılında yaşıyoruz.
Mehmet Akif Ersoy
ne güzel özetlemiş durumu: "Yüzsüzdür insanoğlu, kimse bilmez fendini. Kime iyilik yaptıysan, ondan koru kendini." Böyle mi olmalı peki? Ya da hep böyle miydi? Ah Fahriye abla ah! Nerelere getirdin bizi... "Geldim işte mevsim gibi kapına." (s. 22) Mevsimleri bile bozduk. Haziranda nisanı yaşıyor mayısta kar yağdırıyoruz. Mevsim gibi gelmenin de tadı tuzu kalmadı. Birçok şeyin tadı tuzu kalmadı... "Günler zor, yıllar çabuk geçiyor," diyor çok sevdiğim bir şair. Öyle haklı ki... Ama zor da olsa en acı gün bile bir şekilde sabaha varıyor: "Kavuşur sabaha en uzun geceler." (s. 99) Ben geç tanıdım, siz geç tanımayın. Hatta paylaşın, kimse geç tanımasın. Bu incelemeyi yapmak için uyandım günün bu saatinde. Mutlu sabahlar dileklerimle...
Şiirler
8.2/10 · 785 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.