Ahmet Oktay

Ahmet Oktay

YazarDerleyen
8.1/10
18 Kişi
·
80
Okunma
·
36
Beğeni
·
3027
Gösterim
Adı:
Ahmet Oktay
Tam adı:
Ahmet Oktay Börtecene
Unvan:
Türk Şair, Yazar ve Gazeteci
Doğum:
Ankara, 21 Ocak 1933
Ölüm:
3 Mart 2016
1933 yılında Ankara'da doğdu. Yazmaya ortaokul sıralarında başladı. İlk şiiri, 1949-1950 yılları arasında Gerçek dergisinde yayımlandı. Öğrenimini lisede yarım bırakarak çalışmaya başladı.

Ahmet Oktay, 1950'li yıllarda Mavi Hareketi içinde yer aldı ve aynı adlı dergide yazıları ve şiirleriyle etkin bir rol oynadı. 1961 yılında Yeni İstanbul gazetesinin Ankara bürosunda "parlamento muhabiri" olarak profesyonel gazeteciliğe başladı. Çeşitli gazetelerde ve TRT Haber Merkezi’nde muhabirlik, haber müdürlüğü yaptıktan sonra 1982'de TRT’den emekli oldu. Bir süre daha Milliyet gazetesi’nde çalışmaya devam eden Ahmet Oktay, 1993 yılında görevinden ayrılarak kendini tümüyle yazmaya verdi.

Başlangıçta yazdığı şiirlerle Ahmed Arif şiirinden etkilendiği izlenimini verirken, 1960’lardan sonra toplumcu gerçekçi bir yaklaşımla İkinci Yeni’ye doğru yöneldi. Şiirlerinde destansı bir söyleyiş kullandı, zengin sözcük dağarcığı ile kendini hemen belli eden bir tarzla şiirler yazdı.

Şiir kitaplarından özellikle Yol Üstündeki Semender (1987) Behçet Necatigil Şiir Ödülü almasının da ötesinde içerdiği şiir isimleriyle de önem kazanmıştır. Her bir şiirinde intihar etmiş bir şairi şiire dönüştürmüş ve o şairin biçemiyle kendi biçeminin karışımı enfes bir biçem ortaya koymuştur. Türkiye'de birçok şiirsever bu şiir kitabı nedeniyle gizli kalmış Türk ve yabancı şairleri farklı yanlarıyla öğrenebilmiştir.

Yapıtları: Şiir: Gölgeleri Kullanmak (1963), Her Yüz Bir Öykü Yazar (1964, Yeditepe Şiir Ödülü), Dr. Kaligari'nin Dönüşü (1966), Sürgün (1979), Sürdürülen Bir Şarkının Tarihi (1981), Kara Bir Zamana Alınlık (1983), Yol Üstündeki Semender (1987, Behçet Necatigil Şiir Ödülü), Ağıtlar ve Övgüler (1991, Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi Ödülü), Bir Sanrı ıçin Gece Müziği (1993), Toplu Şiirler (1995), Gözüm Seğirdi Vakitten (1996), Söz Acıda Sınandı (1996), Az Kaldı Kışa (1996), Hayalete Övgü (2001). İnceleme/Araştırma: Bir Yazı'nın Arayışları (1981), Yazın, İletişim, İdeoloji (1982), Yazılanla Okunan (1983), Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları (1986), Kültür ve İdeoloji (1987), Toplumsal Değişme ve Basın (1987), Karanfil ve Pranga (1990), Raffaello'nun Direnişi (1990), Zamanı Sorgulamak (1991), Kabul ve Red (1992), Şair ile Kurtarıcı (1992), Sanat ve Siyaset (1993), Cumhuriyet Dönemi Edebiyat-1923/1950 (1993), Türkiye'de Popüler Kültür (1993), Medya ve Hedonizm (1995), Şiddet, Söz, Yaşam (1995), İnsan, Yazar, Kitap (1995), İsrafil'in Sûr'u (1997), Şeytan, Melek, Soytarı (1998), Siyasal İslama İtirazlar (2000), Modernist Tahayyüle İtirazlar (2000), Şairin Kanı (2001). Anı/Anlatı: Gizli Çekmece (1991). Günlük: Gece Defteri (1998). Oyun: Kurt Dişi (1971 ve 1973 yıllarında Devlet Tiyatroları'nda sahnelendi).
''...yalnızım o kadar yalnızım ki , herkes uyuduktan sonra gezmeye çıkarıyorum ölü köpeğimi...''
“Düşlerimin çocuk tavşanı/
yok evlerde rahat./
Nasıl yaşarım yabancı bir kıyıda/
bir martıyım denizle avunmayan”
229 syf.
Ahmet OKTAY:
Fazıl Hüsnü Dağlarca ile konuştuk biraz. "Sen şair değil bilginsin" dedi, şunları da ekleyerek: "Şiirlerini küçümsediğimi sanma, ama senin gibi her alana açılan bir kişi daha yok. Ne zaman yapıyorsun bunları?"

Sana öyle hak veriyorum ki Dağlarca!

(Uzun zamandır herhalde bir kitabı okurken hiç bu kadar keyif almamıştım. Zaten genelde de beni çok etkileyen kitaplara inceleme yazıyorum.)

Günlük, anlaşılması güç kelimeler ve çok fazla terim içermesine rağmen yine de -benim gözümde- kendini okutmayı başardı.

Kendisinin ortaokul mezunu olduğunu öğrendiğimde açıkcası çok şaşırdım. Şaşırmamın nedeni eğitim hayatını bu kadar erken bırakması değildi.. Okumaya böylesine aşık birinin okul hayatınının neden yarım kaldığıydı. Bununla ilgili günlüğünde hiç bahsetmiyor.

Oktay, Sovyet iktidarıyla çok fazla ilgilenmiş, sol görüşlü, hayatını Marksist düşünce sistemi ile şekillendiren toplumcu gerçekçi aydınlarımızdan biridir. Kapitalist sistemin karşısında durmuş, dönemin amiyane tabirle yalaka kişilerine de haddini çok güzel bildirmiştir. Sonuna kadar laik sistemi savunmuş, kendisi de sol görüşlü olmasına rağmen Türkiye’de bu durumun Kemalistlik ile karıştırıldığını, insanların yanlış yorumladığını anlatmaya çalışmıştır. Stalin’i sevmediğini, Lenin’e ise daha yakın olduğunu yazılarından ben anladım.

“Fransa'da yaşayan bir araştırmacının gösterdiği duyarlığı ve anlayışı, Türk aydınlarının büyük bölümünün gösterememesine şaşmak gerekiyor. Sol-Kemalistler kadar bazı Marksistler de din sorununu gerektiği biçimde algılayamıyorlar. Artık mürteci ile muhafazakarın özdeş olmadığını anlamak gerekir. Di­ni ideolojinin Türkiye'de de solun tatmin edemediği beklenti uf­kuna sızmaya çalıştığı bellidir. Liberal/demokratik bir muhafazakar kesim var. Hiç kuşkusuz bu kesimler politik konjonktür gerektirdiğinde en azgın gerici kesimlerle ittifaka girişebilirler. Ama girişmeyebilirler de.”

Bu alıntı da burada kalsın.

Oktay, edebiyat camiasına çok hakimdir ve sürekli kitap okuyup, gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmıştır. Şiirde Gerçeküstücülük konusunda geri kaldığımızdan da yakınır. Tanzimat ve Cumhuriyet dönemi şairlerine göndermelerde bulunur.

Kendisinde hoşuma giden tespitleri çok olmuştur fakat doğal olarak hepsini yazamıyorum. Oktay, “Yapı bazen imgeye göre şekilleniyor bazen sese göre,” diyor. Ama bazı dönem yeni şairlerin güzel gözükmek adına illa kelimenin ikinci anlamını kullanıp yapıyı bozduklarından yakınıyor.

Kendisi şiirin çıkmaza girdiğini ve popüler kültürün esiri olduğunu düşünüyor. Ama sadece şiir demekle kalmıyor popüler kültürün esiri olan birçok aydından da bahsediyor. Burada kendi sözlerinden bir ekleme yapmak istiyorum.
“Gerçekten, 19'unda yazdığım gibi edebiyat çevreleri olmadı­ğı için, yeni bohem mekânlarında şiir falan okunmuyor artık. Yazınsal ritüeller unutuldu. Şimdi, yazarların, şairlerin bir tür teşhirciliğe bitişmiş gösterileri moda: İmza günü, açık oturum, konuşma. Şüphe yok: Yararlı uygulamalar hepsi. Ama ister is­temez hepsi tecimselleştirildi.”

Bir akşam camiadan arkadaşlarıyla oturup yemek yediğini yazıyor ve günlüğünde bunu anlatırken bazı noktalar dikkatimi çekiyor.
Kendisi herkesten uzaklaşmakta haklı olduğunu ve artık bir araya gelince kitapları konuşmak yerine insanların sadece dedikodusunun döndüğünü söylüyor. Aslında hepsi bizimle aynı, bizden biri ve hep aynı hikayeler, aynı şikayetler... Temsili 1K işte.

Yahu orada bir de ne öğrendim, “Nâzım’dan sonra şiir mi yazacağız?” diye düşünüp şairliği bırakan birçok isim varmış. Şaka gibi geldi..

Bunun gibi benim çok dikkatimi çeken buraya birkaç tane dedikodu yazayım.

-Can yücel ile Ahmed Arif kavga etmiş. Ahmed Arif çok duygusal davranıp gitmiş.
Hee bir de bu Oktay, şairliğe ilk başladığı zamanlarda Nazım ve Arif’ten etkilendiğini belirtiyor ama sonrasında Arif’ten öyle bir soğumuş ki onu yermekten de hiç geri kalmıyor.
(Can Yücel ile Oktay da kavgalıymış bu arada.)

-Sevim Burak ve Sait Faik meselesi.
Sevim Burak’ın öldükten sonra mektupları yayınlanmış. Orada da Sait Faik’in ne oğlancılığı kalmış ne de ayyaşlığı.. Ahmet Oktay buna çok içerlemiş ve Sevim Burak için sen ayyaş değil miydin Eyy Sevim diyor.
Ödül almak için aylarca adam kovaladığını hepimiz biliyoruz, diyor.

-Kemal Tahir ve Cahit Sıtkı meselesi.
Kemal Tahir meğersem şair olarak başlamış bu yola ama her ne olduysa nasıl bir düşünceye girdiyse birden romana çevirmiş yönünü. Daha sonradan tekrar şiire döner gibi olmuş ve şöyle demiş “Cahit Sıtkı’nın şair sayıldığı...”
Ee Ahmet Oktay da durur mu yapıştırmış cevabı. Tahir için, sen şiire devam etseydin de Sıtkı bu konuda senden daha yeteneklidir, ustandır, saygı duymalısın diyor.

-Cemal Süreya’ya öldükten sonra baya sahip çıkmış ve İslamcı Şairlerin saldırılarından da olabildiğince korumaya çalışmış. (Kendisi İslamcı Şair diyor.) Günlüğünde de Cemal Süreya’nın şiirini ve kendisinin nasıl bir insan olduğunu anlatmıştır. Yineee birilerine de laf elbette göndermiştir;
“Acaba Sezai Karakoç Cemal Süreya’nın ölümüyle ilgili bir şey yazacak mı çok merak ediyorum.”

Ahmet Oktay’ın sevdiği pek nadir kişi vardır ve Cemal Süreya’da bunlardan biridir. Enis Batur, Ferit Edgü, Selim İleri, Melih Cevdet Anday, Emre Kongar.. Aklıma gelenler bunlar. Genel olarak günlükte hep iyi sohbetlerine şahit oldum.

-İlhan Berk ile çok uğraşıyor. Onun için “oldum olası aforizma delisidir böyle konuşmaya çok bayılır,” diyor.

-Attila İlhan ve Küçük İskender’den hiç hoşlanmıyor. Hatta ufak tartışmaları da olmuş. Attila İlhan’ın kendisini çok elit havalara sokmasına katlanamıyor galiba haha. Küçük İskender için de üff neler neler diyor. Ama en net yazabileceğim şey şudur; “Aykırı olmak ve aykırı görünmeye çalışmak birbirinden farklıdır.”


-Tahsin Yücel, Orhan Pamuk “Kara Kitap” sorunu.
Ahmet Oktay, Orhan Pamuk’u beğeniyor fakat bir eleştiri şuradan yapıyor. Tahsin Yücel Arı Türkçe kullanmaya özen gösterdiğinden dolayı Orhan Pamuk’u Türkçe konusunda eleştiriyor ve Ahmet Oktay şöyle bir soru yöneltiyor: “Yazın dilbilgisi midir?” Daha sonradan ise Oktay şunu söylüyor: “Eğer dilbilgisi kötüyse yazarın düşünmeden yazdığını ve yazdığını okumadığını gösterir.”

-Mehmet Fuat, Ahmet Oktay hakkında bir yazı yazmış ve Oktay ona şöyle cevap veriyor;
“Benim çok fazla "modaya uygun giyindiğimi" yazıyor. Ye­ni paradigmaları anlama çabasının, onun küçültücü anlamda kullandığı moda sözcüğüne ya da kavramına indirgenmemesi ve ona eşitlenmemesi gerektiğine inanıyorum.
Memet Fuat tam da bu eğilim yüzünden tutucu bir konu­ma yerleşebilir.
Tutuculuk moda'nın öteki ucudur. Negatifi değil.
Ben modaya göre giyinmiyorum ama M. Fuat'ın elbiseleri çekmiş.” :D

-Oktay, Ece Ayhan, Nazım Hikmet, Ahmed Arif taklitçiliğinden çok sıkılmış. Hatta Cemal Süreya şiir ödülünde şeçili kurulda görevdeymiş fakat Orhan Alkaya arasında bir gerginlik olduğundan dolayı çekilmek istemiş. Eğer oy vermiş olsaydı Metin Altıok’a oyunu verecekmiş.

-Mahmut Makal, Orhan Veli, Ferhan Şensoy, Aziz Nesin.. Daha aklıma gelmeyecek bir sürü kişinin bazı noktalarını eleştiriyor. He şimdi diyeceksiniz Oktay çok mu mükemmeldi? Hayır elbette değildi. Ama kendisi gerçekten bu yolda çok büyük emekler vermiş ve bana günlüğünde asla boş bir insan olmadığını kanıtlamıştır. Her eleştirisine elbette katılmadım ama dönemin aydınlarına da farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamı sağladı.


Günlüğünden bahsederken Oktay “kendi okur tarihim” diye söylemiştir ve hakikaten de öyledir. Bundan sonrasını isterseniz okumanıza gerek yok. Tamamen kendimi düşünerek yaptığım bir şey. Fakat dönemin isimlerini merak ederseniz ve okuduğu kitaplar hakkında fikir sahibi olmak isterseniz göz atabilirsiniz. Okuduğu kitaplardan çok etkilendiğim ve cidden bu yazarı da mı biliyormuş yahu diyerek şaşkınlığa uğradığım için kitapların listesini yapmaya çalıştım. Günlükte bahsettiği, üzerinde konuştuğu isimleri de tek tek yazdım. Elbette eksikler, gözümden kaçanlar olmuştur çünkü bunlar bir liste halinde değildi ve ben okudukça, elimde bir kalemle, işaretleyip yazarak listeyi oluşturdum.

Günlük içinde geçen dönemin edebiyat camiası isimleri ve Dünya Edebiyatından bahsettiği isimler;
1. Selim İleri
2. Latife Tekin
3. Enis Batur
4. İlhan Berk
5. Ahmed Arif
6. Önay Sözer
7. Attila İlhan
8. Fazıl Hüsnü Dağlarca
9. Ivan Gonçarov
10. Dostoyevski
11. Melih Cevdet
12. Lale Müldür
13. Şükran Kurdakul
14. Murathan Mungan (Cinsel tercihi sebebiyle birkaç problem olmuş ve Mungan’ın arkasında durmuştur.)
15. Güner Kuban
16. Kafka
17. Yılmaz Gruda
18. Hilmi Yavuz
19. Ferhan Şensoy
20. Fromm
21. Refik Erduran
22. Korkut Boratav
23. Ali Bulaç
24. Mehmet Ali Kılıçbay
25. Ruşen Çakır
26. Ahmet Kahraman
27. Adalet Ağaoğlu
28. Emre Kongar
29. Emil Galip Sandalcı
30. Mine G Saulnier
31. Abdurrahman Dilipak (-)
32. Sevim Burak
33. Sait Faik
34. Cemal Süreya
35. Edip Cansever
36. Aziz Nesin
37. Baudelaire
38. Oğuz Atay
39. Yusuf Atılgan
40. Nazım Hikmet
41. Necip Fazıl
42. Refik Durbaş
43. Yahya Kemal
44. Ülkü Tamer
45. Nezihe Araz
46. Uğur Kökden
47. Can Alkor
48. Ara Güler
49. Jean Genet
50. Küçük İskender
51. Azra Erhat
52. Sabahattin Eyüboğlu
53. İrfan Şahinbaş
54. Tarık Buğra
55. Kemal Tahir
56. Turgut Uyar
57. Metin Altıok
58. Vedat Günyol
59. Agatha Christie
60. Gorki
61. Mihail Şoholov
62. Ingmar Bergman
63. Luis Bunuel
64. Andrey Tarkovski
65. Tahsin Yücel
66. A. Huxley
67. Aziz Çalışlar(-)
68. Orhan Alkaya
69. Nurdan Gürbilek
70. Yılmaz Öner
71. Balzac
72. Stendhal
73. Flaubert
74. Shakespeare
75. Suphi Aytimur
76. Özdemir Nutku
77. Eliot
78. Halid Ziya
79. Şerif Mardin
80. Proust
81. A. Ş. Hisar
82. Demir Özlü
83. Fethi Naci
84. Ahmet Cemal
85. Füsun Akatlı
86. Gül Işık
87. Simone De Beauvoir
88. Umberto Eco
89. Salah Birsel
90. Özdemir İnce
91. Nietzsche
92. Ahmet İram
93. Süreyya Berfe
94. Seyhan Erözçelik
95. Tuğrul Tanyol
96. Ömer Naci Soykan
97. Susan Sontag
98. Ahmet Muhip dıranas
99. Uğur Mumcu
100. Oktay Akbal
101. Mehmet Fuat
102. Sartre
103. Aliye Berger
104. Orhan Koçak
105. Ercüment Behzat
106. Van Gogh
107. Foucault.
108. Ataol Behramoğlu
109. Tanpınar
110. Nedim Gürsel
111. Orhan Veli
112. Rilke
113. Mayakovski
114. Afşar Timuçin
115. Sennur Sezer
116. Adnan Özyalçıner
Bunlar haricinde gözümden kaçanlar elbette olmuştur.

Günlükte geçen kitapların listesi; (eksikler vardır.)
1. E. H. Carr- Dostoyevski
2. Jean Genet- Gidcometti’nin Atölyesi
3. Metin Kaçan- Ağır Roman
4. Ferit Edgü- O
5. İlhan Berk- Pera
6. J. M. Albertini- Azgelişmişliğin Mekanizması
7. Tarık Zafer Tunaya- İttihat ve Terakki
8. Tony Cliff- Rusya’da Devlet Kapitalizmi
9. Peyami Safa- Sözde Kızlar( En ucuz, en acemi, üstünkörü yapıtlarından biri diyor. Safa’yı da pek sevmiyor.)
10. Levent Köker- Modernleşme, Kemalizm, Demokrasi
11. Güner Kuban- Sevişmenin Rengi( Beğenmiyor)
12. Pierre Clatres- Devlete Karşı Toplum
13. Fazıl Hüsnü Dağlarca- Uzaklarda Giyinmek, Çocuk ve Allah
14. M. Jay- Diyalektik imgelem
15. Paul Valery- Bugünkü Dünyaya Bakış
16. Orhan Pamuk- Kara Kitap, Sessiz ev
17. J. Needham- Doğunun Bilgisi Doğumun Bilimi
18. Kürşat Bumin- Batıda Devlet ve Çocuk
19. Fromm- Sahip Olmak ya da Olmak
20. Sadri Ertem- Bacayı indir bacayı kaldır
21. Cassirer- Devlet Efsanesi
22. Yıldız Ecevit- Oğuz Atay’da Aydın Olgusu
23. Oğuzhan Akay- CinAyetler
24. Carr- Bolşevik Devrimi
25. Eric J. Hobsbawm- Devrim Çağı
26. Eric J. Hobsbawm- Kapital Çağı
27. Eric J. Hobsbawm- İmparatorluk Çağı
28. R. Jakobson- Sekiz Yazı
29. Doğu Perinçek- Stalin’den Gorbaçov’a
30. L. Benevolo- Modern Mimarlığın Tarihi
31. Julius Welhausen- İslamiyetin İlk Devrinde Dini Siyasi Muhalefet Partileri
32. Salvador Dali- Bir Dahinin Güncesi
33. Hallac-ı Mansur- Kitab’üt Tavasin
34. Proust- Swann’ların Semtinden(Hatta bu kitap üzerine konuşuyor ve Yakup Kadri ile Tahsin Yücel çevirisini kıyaslıyor.
35. Kierkegaard- Korku Titreme
36. Lyotard- Postmodernist Durum
37. Flaubert- Üç Hikaye
38. S. Zweig- Dünya Fikir Mimarları
39. Borges- Alçaklığın evrensel tarihi(Bu kitaba çok şaşırdım ve mutlu oldum. Borges’i aynı anladığımızı görmek ve kitapta da aynı hikaye üzerinde odaklanmamız ise ayrıca hoşuma gitti.
40. Ezra Pound- Konfüçyüs
41. Agatha Christie- Ackroyd’un Katili
42. Igmar Bergman- Büyülü Fener
43. Barthes- Çağdaş Söylenler
44. Bilge Karasu- Gece (Bu kitaba bir inceleme yazısı yazacakmış ama hep ertelemiş. Açıkcası merak etmiştim.)
45. Adalet Ağaoğlu- Üç Beş Kişi
46. Walter Benjamin- Parıltılar
47. Joyce- Sürgünler
48. Yıldız Sertel- Ardımdaki Yıllar
49. Jale Parla- Babalar ve Oğullar
50. Ercüment Uçarı- Ziba Sokağı
51. Karl Korsch- Marksizm ve Felsefe
52. Simone De Beauvoir- Mandarinler
53. Ahmet İnsel- Türkiye Toplumun Bunalımı
54. Ali H. Neyzi- Kızıltoprak
55. Cahit Irgat- Irgatın Türküsü
56. Şerif Mardin- Makaleler
57. Salah Birsel- Hafiyeler önde gider
58. Marcuse- Karşı devrim ve başkaldırı
59. Ömer Naci Soykan- Müziksel Dünya Ütopyasında Adorna ile Bir Yolculuk
60. Turgenyev- Babalar ve Oğullar
61. Nietzsche- Putların Alacakaranlığı
62. Daryush Shayegan- Yaralı Biliç(-)
63. Kundera- Roman Sanatı
64. Gündüz Vassaf- Cehenneme Övgü
65. Carr- Romantik Sürgünler
66. Paul Avrich- Anarşist Portreler(Bunu okumasına da baya baya şaşırdım. Kendisi de çok önemli bir eser olduğunu düşünmüş ve beğenmiş.)
67. Sade- Sodom’un 120 günü
68. Doğu Perinçek- Parti ve Sanat(-)
69. Orhan Veli- Bütün Yazıları
70. Gilles Kepel- Tanrının İntikamı
71. Nurdan Gürbilek- Vitrinde Yaşamak
72. David Dickson- Alternatif Teknoloji

Kendisi bunun daha nicelerini okumuştur..
Yanlarına (-) koyduklarımı hiç sevmemiştir. Aralarda tabi yine sevmedikleri var ama olumlu özelliklerinden de bahsediyor. Bilmediğim birçok isim vardı açıkcası böyle listelemek benim çok hoşuma gitti ve büyük bir keyifle yaptım. Hepsini tek tek araştırmayı düşünüyorum. Buraya kadar okuyan olduysa da gözlerine sağlık.
344 syf.
Ahmet Oktay'ı ilk okuyuşum oldu, bütün yapıtlarının toplandığı bu eseri incelemek de haliyle biraz güç anlaşılan zira git gelli süreçler yaşadım.

Bahsi gerekirse şiir anlayışının özellikle ilk eserlerinde mavi akımının etkisiyle yazıldığını görüyoruz yalnız 2. Yeni hareketine katılmasıyla bence şiir anlayışında yeni gelişmeler olmuş.

Tek yönlü ya da bi konu odaklı yazmamış şiirlerini ancak sıklıkla kullandığı: ebemkuşu, muştu, melankolik hal, özelikle ölüm teması ve sevgiliye duyulan acı, hüzün aynı zamanda cüzzam kederli işleyiş tarzı olmuş.

Şunu da belirtmek gerekir ki Çukurova şairi olarak da değerlendirebiliriz ırgat işçiliği ve taşra izlenimleri bu eserinde mevcut.
Aynı zamanda Türkiye'nin doğusundan batısına gezdiği yerleri edindiği izlenimleri betimlemiş.

Yer yer sıkıldığımı söyleyebilirim 150 ve 250. sayfalar özellikle çok da hitap etmedi, tarihi şahsiyetlerin diliyle de kendini konuşturmayı beceren bir şair kitabın sonları da zevkle okuduğumu söyleyebilirim.

İlk İncelemesi de böylece bana nasip olmuş oldu. :)

Efendim şimdiden keyifli okumalar...
74 syf.
·8/10
İçerisinde birbirinden güzel şiirler, şiirlerden öte yaşanmışlıklar olan bir şiir bir anı kitabı. Unutulmasın diye sonsuzluğa bırakmaya çalıştığımız izlerden geriye kalan 3 okunma :)

Popülerlikten biraz daha çıkıp başka şeyler okumalıyız, başka hayatların içerisinde kendimizi aramalıyız. Hepimiz birer Süreya, İlhan, Uyar, Özel olduk. Hepimiz bu kadar mı aynıyız. Her okuduğumuz kitap için " beni anlatmış bu kitap " mı diyeceğiz.

Konuşmak istiyor simsiyah kesilmiş bir sesle,
İçimizdeki delilik..

İçindeki deliliği dinleyenlere..
750 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Bu kitabın yeni baskısı çıkmış. Ben Yapı Kredi'den çıkanı okudum. Sevindirici bir haber aslında yeniden basım yapması. Ama öyle görünüyor ki bu kitap da tarihin tozlu rafları arasındaki yerini alacak. Her neyse..

"Yoktur 'yıldırım aşkı'. Aşk oluşturulur,üretilir yüreğin
dipsiz karanlığında. Siyah pelerinlidir ve Orakla dolaşır.
Önceki acıların, önceki anıların hasatçısı! Biç ne bulursan! Biç!"
Kara bir yüzyıla kara şiirler.
74 syf.
·1 günde·Puan vermedi
"Tren tünele girerken öptüm seni/
yeni ölüm haberleri almıştık,
ama çoktan pıhtılaşmıştı kalbimizdeki yara."
Günbatımından gelip, Cehennem Hai-kuları'ndan geçen
(yine siyahi şiirler: Karabasanlar, kışk ırtılan ten ve tin...

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki;müthiş bir şiir kitabı okudum.Ahmet Oktay'ın bu kadar yetkin,donanımlı,ufku ve vizyonu geniş şairlerden biri olduğunu bilmiyordum.Kendisini geç tanımış olmak beni üzdü.75 sayfada bütün hislerimi allak bullak etti!75 sayfaya sığdırmış beni.

Biraz Ahmet Oktay'dan bahsetmem gerekirse; 1933 yılında Ankara'da doğdu. Yazmaya çok erken başladı: ortaokul sı-
ralarında. İlk şiiri, 1949-1950 yılları arasında Gerçek dergisinde yayımlandı. Öğrenimini
lisede yarım bırakarak çalışmaya başladı. Ahmet Oktay, 1950'li yıllarda İkinci yeni hareketine öncülük ettiği söylenebilecek olan Mavi Hareketi içinde yer aldı ve aynı adlı
dergide yazılan ve şiirleriyle etkin bir rol oynadı. 1961 yılında Yeni İstanbul gazetesinin
Ankara bürosunda "parlamento muhabiri" olarak profesyonel gazeteciliğe başladı. A n-
kara Ekspres, iktisat ve Piyasa, Vatan gibi gazetelerde muhabir olarak çalıştıktan sonra
1965 yılında TRT Haber Merkezi'nde çalışmaya başladı. 1976 yılında, siyasal iktidar de-
ğişince TRT'den istifa ederek Akajans, ardından da Dünya gazetesi haber müdürlüğü
görevlerini yürüttü. 1978'de yeniden TRT'ye döndü. 1982'de buradan emekliliğini isteyip ayrıldı. Daha sonra M illiyet gazetesine geçti. 1993 Şubat'ında yazı işleri müdürlerin-
den biri olduğu Milliyet'ten ayrılarak kendini tümüyle yazmaya verdi.

Okunması gereken,kendi tabiriyle "kimliksiz bir anonim"o !
Saat beşe beş var
Aramızdaki bir şu kadar yol
Bir şu kadar karanlığa rağmen
Benimlesin hâlâ
Hâlâ en güzel rüyaları benim’çin görüp
Benim’çin çığlık çığlığa
Benim’çin sıçrayarak uyanmadasın
Ben yokum, saat beşe beş var
Çıplak bir dağ başında bile
Bu kadar yalnız kalamazdın
Bu kadar naçar
Düşer ayaklarının ucuna
Bir sarı yaprak hüznünü duyarsın
Ağlamak istersin birden
Bir küfür sonbaharın yüzüne
Tut ki ağladın
tut ki küfrettin
Yine aramızda bir şu kadar yol
Sen bir tarafta, ben bir tarafta
Gözünü yıldırmasın hiçbir şey
Bakarsın çıkagelirim ansızın
Buruşturup geceyi avuçlarımda
Ben yokum saat beşe beş var
Evinin sokağında olursun nerdeyse
Kirpik uçlarındadır
Yüreğinde yer eden bezginlik
Şimdi sana kalbimden başka bir şey
Sana yaşamakla karışık, kıvançlı
Sana, erkekçe bir şey sunabilsem.

Ahmet Oktay
-söz acıda sınandı-

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Oktay
Tam adı:
Ahmet Oktay Börtecene
Unvan:
Türk Şair, Yazar ve Gazeteci
Doğum:
Ankara, 21 Ocak 1933
Ölüm:
3 Mart 2016
1933 yılında Ankara'da doğdu. Yazmaya ortaokul sıralarında başladı. İlk şiiri, 1949-1950 yılları arasında Gerçek dergisinde yayımlandı. Öğrenimini lisede yarım bırakarak çalışmaya başladı.

Ahmet Oktay, 1950'li yıllarda Mavi Hareketi içinde yer aldı ve aynı adlı dergide yazıları ve şiirleriyle etkin bir rol oynadı. 1961 yılında Yeni İstanbul gazetesinin Ankara bürosunda "parlamento muhabiri" olarak profesyonel gazeteciliğe başladı. Çeşitli gazetelerde ve TRT Haber Merkezi’nde muhabirlik, haber müdürlüğü yaptıktan sonra 1982'de TRT’den emekli oldu. Bir süre daha Milliyet gazetesi’nde çalışmaya devam eden Ahmet Oktay, 1993 yılında görevinden ayrılarak kendini tümüyle yazmaya verdi.

Başlangıçta yazdığı şiirlerle Ahmed Arif şiirinden etkilendiği izlenimini verirken, 1960’lardan sonra toplumcu gerçekçi bir yaklaşımla İkinci Yeni’ye doğru yöneldi. Şiirlerinde destansı bir söyleyiş kullandı, zengin sözcük dağarcığı ile kendini hemen belli eden bir tarzla şiirler yazdı.

Şiir kitaplarından özellikle Yol Üstündeki Semender (1987) Behçet Necatigil Şiir Ödülü almasının da ötesinde içerdiği şiir isimleriyle de önem kazanmıştır. Her bir şiirinde intihar etmiş bir şairi şiire dönüştürmüş ve o şairin biçemiyle kendi biçeminin karışımı enfes bir biçem ortaya koymuştur. Türkiye'de birçok şiirsever bu şiir kitabı nedeniyle gizli kalmış Türk ve yabancı şairleri farklı yanlarıyla öğrenebilmiştir.

Yapıtları: Şiir: Gölgeleri Kullanmak (1963), Her Yüz Bir Öykü Yazar (1964, Yeditepe Şiir Ödülü), Dr. Kaligari'nin Dönüşü (1966), Sürgün (1979), Sürdürülen Bir Şarkının Tarihi (1981), Kara Bir Zamana Alınlık (1983), Yol Üstündeki Semender (1987, Behçet Necatigil Şiir Ödülü), Ağıtlar ve Övgüler (1991, Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi Ödülü), Bir Sanrı ıçin Gece Müziği (1993), Toplu Şiirler (1995), Gözüm Seğirdi Vakitten (1996), Söz Acıda Sınandı (1996), Az Kaldı Kışa (1996), Hayalete Övgü (2001). İnceleme/Araştırma: Bir Yazı'nın Arayışları (1981), Yazın, İletişim, İdeoloji (1982), Yazılanla Okunan (1983), Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları (1986), Kültür ve İdeoloji (1987), Toplumsal Değişme ve Basın (1987), Karanfil ve Pranga (1990), Raffaello'nun Direnişi (1990), Zamanı Sorgulamak (1991), Kabul ve Red (1992), Şair ile Kurtarıcı (1992), Sanat ve Siyaset (1993), Cumhuriyet Dönemi Edebiyat-1923/1950 (1993), Türkiye'de Popüler Kültür (1993), Medya ve Hedonizm (1995), Şiddet, Söz, Yaşam (1995), İnsan, Yazar, Kitap (1995), İsrafil'in Sûr'u (1997), Şeytan, Melek, Soytarı (1998), Siyasal İslama İtirazlar (2000), Modernist Tahayyüle İtirazlar (2000), Şairin Kanı (2001). Anı/Anlatı: Gizli Çekmece (1991). Günlük: Gece Defteri (1998). Oyun: Kurt Dişi (1971 ve 1973 yıllarında Devlet Tiyatroları'nda sahnelendi).

Yazar istatistikleri

  • 36 okur beğendi.
  • 80 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 54 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.