Giriş Yap

Ahmet Şerif İzgören

Yazar
8.6
12,4bin Kişi
Unvan
Yazar, Konuşmacı, Kişisel Gelişimci
Doğum
İzmir, Türkiye, 1965
Yaşamı
1965 yılında İzmir’de doğdu. 1983 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1987’de Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dilbilimi Bölümü’nü bitirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde üsteğmen rütbesine kadar görev yaptı. 1991 yılında ordudan istifa etti. Aynı yıl Ankara Üniversitesi TÖMER Bursa Şubesi’ni kurdu ve bu şubenin müdürü olarak dört yıl görev yaptı. Bu dönemde, Bursa’nın ilk kültür merkezini açtı. Türkiye’nin tek çeviri dergisini çıkarttı. On altı tiyatro, müzik, resim kulübünün fahri başkanlığını yaptı. 1995 yılında özel sektöre transfer oldu; iki ayrı firmada genel müdürlük yaptı. 1996 yılında AIESEC Yüksek Danışmanlar Konseyi Üyesi olarak hizmette bulundu. İngiltere (Sunley Management Center) ve Türkiye’de zaman yönetimi, finans, liderlik, beden dili, işletme yönetimi ve yönetim modelleri, satış ve pazarlama, iletişim, şirket fonksiyonları, karar alma teknikleri, stres yönetimi, motivasyon, yaratıcı liderlik, benchmarking vb. konularda birçok seminere katıldı ve eğitim aldı. Daha sonra bu alanlarda yurt içinde ve yurt dışında eğitimler verdi. Liderlik, takım çalışması, yönetim ve iletişim alanında yurt dışı da dâhil olmak üzere birçok üniversite ve platformda 500’ü aşkın seminer verdi. Hâlen bu konularda Türk ve yabancı birçok kuruluşa, eğitim ve danışmanlık hizmeti vermektedir. İzgören, çalıştığı kurumlarda değişim yaratması ve sistem oluşturmasıyla tanındı. Kurucusu olduğu Academy International / İzgörenAkın Eğitim ve Danışmanlık firmasının 1996’dan beri; ELMA Yayınevi’nin (Akademi Artı Yayıncılık AŞ) 1999’dan beri Yönetim Kurulu Başkanlığı görevindedir. İş ve yönetim ile kişisel gelişim konularında kitapları yayınlanmıştır. Türkiye'de konusunda çalışan bir bilirkişi.

İncelemeler

Tümünü Gör
136 syf.
·
2 günde
Öyle bir hayat yaşadım ki!
Ahmet Şerif İzgören
'i, ilk defa katıldığım bir “iletişim semineri”nde tanıdım. Harika bir konuşma üslubu vardı ve konuşurken beden dilini çok iyi kullanıyordu. Semineri, katılımcıları anlattığı konulara ortak ederek veriyordu. Sorular soruyor, fıkralar ve anekdotlar anlatıyor, yaşanmış insan hikâyelerinden örnekler veriyordu. Seminer boyunca bazen güldürüyor, bazen hüzünlendiriyor, bazen de düşündürüyordu. • • • Seminerden sonra aklımda neler kaldı ve kendimi nasıl hissediyorum diye zihnimi şöyle bir yokladığımı hatırlıyorum. O gün kendimi tüy gibi hafiflemiş ve enerjiyle dolup taştığımı hissetmiştim. Hatta o gün “Acaba yalnız ben mi bu duyguları hissediyorum” diye arkadaşlarıma sormuştum, onlar da “Biz de aynı duyguları yaşadık” demişlerdi.        • • • Seminer’den sonra İzgören’in bazı kitaplarını okumuş ve seminerlerindeki üslubunu aynen kitaplarında da kullandığını görmüştüm. Bilindiği gibi insan her zaman konuştuğu gibi yazamaz ve bunu başarabilen çok az yazar vardır. İzgören’in bunu başarmış önemli yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Nitekim o,  seminerlerinde olduğu gibi kitaplarında da sizinle adeta konuşuyor. Bu konuşma esnasında duygu ve düşüncelerinizi avucunun içerisine alıyor ve kitap bitene kadar da bırakmıyor.            • • • Uzun bir aradan sonra “
Avcunuzdaki Kelebek
”i okurken de aynı duygu ve düşünceleri tekrar yaşadığımı belirtmeliyim. İzgören, bugüne kadar yayınladığı kitaplarında etkili iletişimden beden diline, takım çalışmasına, yönetim ve organizasyona ve zaman yönetimine kadar birçok konuyu işliyor. Üç bölüm olarak tasarladığı bu kitabında ise temel olarak kendimizi nasıl keşfedebileceğimizi, hedeflerimizi nasıl belirleyebileceğimizi ve hedeflerimize giden yolda nasıl ilerleyebileceğimizi anlatıyor. Bunun için de kitap boyunca “Ben kimim? Ne yapmak istiyorum? Nereye ulaşmayı amaçlıyorum? Bunu nasıl yapabilirim? Niçin?” sorularına cevaplar arıyor. • • • İzgören bu sorulara cevap ararken, bizi hayata kendi çabalarımızın bağladığını dile getiriyor. Yaşamı değerli kılan şeyin ise belirlediğimiz amaçlarımızın olduğunu belirtiyor.  O, gelecekle ilgili hayallerimizin zor günlerde bize yol gösterdiğini ve bizi ayakta tuttuğunu; sahip olduğumuz değerlerin ise hayatla ilgili kararlarımızı alırken yaşamımızı kolaylaştırdığını ifade ediyor. Bu uzun yolculukta insanı ayakta tutan en önemli özelliklerin ise sahip olunan kişiliğin, olumlu düşüncenin, üretkenliğin ve mücadele ruhunun olduğunu söylüyor.       • • • Gerçekten de “
Avcunuzdaki Kelebek
”, akıcı bir dile sahip, okurken yazar sizinle konuşuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Anlatılan fıkralar, anekdotlar ve yaşanmış hikâyeler sizi bir yandan güldürürken, bir yandan da düşündürüyor. Bu esnada kitabı ne zaman bitirdiğinizi fark edemiyorsunuz. Velhasıl, okurken insana kendini keşif yolculuğunda yardımcı olan, amaç ve hedeflerini belirlemede ışık tutan, yaşama bağlılığını ve umudunu artıran, mücadele azmini ve cesaretini güçlendiren bu eseri, tüm okura tavsiye ediyorum. İncelememe kitabın ruhunu yansıttığını düşündüğüm Şebnem Ferah’ın “Perdeler” albümündeki şu şarkı sözleriyle son veriyorum.   Öyle bir hayat yaşadım ki Cenneti de gördüm cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de Bazıları seyrederken hayatı en önden Kendime bir sahne buldum oynadım Öyle bir rol vermişler ki Okudum okudum anlamadım Kendi kendime konuştum bazen evimde Hem kızdım hem güldüm hâlime Sonra dedim ki: “Söz ver kendine” Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin Öyle bir hayat yaşadım ki Son yolculukları erken tanıdım Öyle değerliymiş ki zaman Hep acele etmem bundandı anladım (s.84).   Yaşamı bir ömür boyu korkarak kıyısında geçirip, son demde, “Keşke biraz açılaydım” dememek için sürekli okuyup araştıranlara… Keyifli okumalar dilerim! 
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
160 syf.
·
2 günde
·
7/10 puan
Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı- A. Şerif İZGÖREN
"Çünkü kitapların da ömrü var, insanlar gibi. Çok az kitap sonsuza dek yaşar." Bu cümleyi çok sevdim. O yüzden incelememi böyle açıyorum. İlk defa Ahmet Şerif İzgören okuyorum. Kişisel gelişim adına okuduğum çoğu kitap bana beklediğimi veremedi bugüne dek. Yanlış anlaşılmasın "Okudum, hop beni geliştirsin." Gibi bir beklentim yok ama geneli basmakalıp ifadeler üzerine kurulu oluyor. Yazar eserde "dürüstlük, çalışkanlık, yan gelip yatmama, vatanseverlik, hoşgörü" ifadeleri üzerinde durmuş. Anlatmaya çalıştıklarını yurdun her yerinden örnek insanlarla desteklemiş. Örnek insanlar... örnek hikayeler... Akıcı bir üslubu var. Toplumsal gelişimin nasıl olabileceğine değiniyor: "Bu kitabı kişisel gelişmeyin diye yazdım, toplumsal gelişin. Etrafa da gram katkınız olsun." Ne kadar iyi ifade etmiş değil mi yazma amacını? Beğenmediğim tek nokta devletin birçok kesimine, birçok meslek grubuna birkaç istisna dışında olumsuz genellemelerde bulunması. Ben öğretmen olarak birçok öğretmen tanıyorum bir çocuğun hayatına dokunmuş. Benim hayatıma da dokunan birçok öğretmen vardır. Neredeyse herkesin hayatında buna benzer örnekler var. Birçok doktor vardır geceli gündüzlü çalışan ve birçok memur çocukları haram lokma yemesin diye elinden gelenin fazlasını yapan. Tabii ki olumsuz örnek daha fazla ama eserdeki bana "büyük bir genelleme" gibi geldi. Yine yazar oluşturmuş oldukları güzel bir projeden bahsediyor eserde. "Türkiye Uğur Böcelleri Projesi" Gönüllü, hayatını insanlara adayanların yer aldığı bir proje... Ve eserin sonunda o projeye dair hoş bilgiler, örnekler anılara yer veriyor. Okunabilecek, olumlu değişim oluşturabilecek kitaplardan... Şimdiden keyifle okuyun.
136 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Amacı Olmayan İnsan Boş İnsandır! ..
İnsanlar, yaşadıkları çevrede devamlı olarak bir şeylere ihtiyaç duyar ve bu ihtiyaçlarını karşılayabilmek için de çalışmaya yani emek vermeye mecbur kalır. Çünkü hepimizin bildiği üzere bu hayatta emek vermeden yemek olmuyor. İşte bu sebeptendir ki insanlar günümüz dünyasında birer köle olarak nitelendirebileceğimiz şekilde çalışıyor ve monoton, sıkıcı bir hayat sürüyor. Biz insanları, bu şekilde bir monoton yaşama ve köle gibi devamlı başkalarına hizmet etmeye ne zorluyor derseniz buna cevabımız olarak da elbette ki eğitim sistemimizi örnek olarak gösterebiliriz. Türkiye'de yaşayan öğrenciler bilir, bizdeki eğitim sistemi ne yazık ki yeteneklerimiz ve ilgi alanlarımız dahilinde ilerlememize olanak tanımıyor. Önümüzde, her şeyi ezbere ve ileride işimize yarayıp yaramayacağı bile bir soru işareti olan sıkıcı ve zorlu teorik bilgilerle, tanımlarla kafamızı allak bullak eden bir eğitim sistemi (!) var. Bu eğitim sisteminin meyveleri de haliyle yavaş yavaş hayat enerjilerini kaybeden ve her şeyi paraya endekslemeye başlayan insanlar oluyor. Evet eğitim sistemimiz ne yazık ki iyi değil hatta birçok insana göre iyi kelimesinin yanından bile geçmiyor ama bizim yapmamız gereken bir şeyin hep kötü tarafını görüp hayat enerjimizi ve amacımızı kaybederek o kötüye göre hareket etmek olmamalı. Yapmamız gereken; bir şey her ne kadar kötü olursa olsun o kötü şeyden kendimize iyi bir yan bulup ona göre kendimize bir hayat amacı belirlemek, ona göre hayatımızı şekillendirmek ve o amacımız uğrunda bolca çaba harcamak olmalı. Yani sözün kısası bu hayatta insanın bir amacı olmalı, bir insan hayatını amacı olmadan sürdüremez, bu yıllardan beri böyle süre geldi ve böyle de olmaya devam edecek. Çünkü unutmayalım ki çevremizdeki intihar vakalarının hemen hemen hepsi yaşam amacını kaybetmiş insanlardan oluşuyor. İşte tam da burada Yaşar Kemal'in  "İnsan düşleri öldüğü gün ölür" sözü devreye giriyor. Az önce verdiğimiz bilgiden sonra bu sözün haklılığı ve gerçekliği ikiye katlanmış oluyor sanırım.. İnsanın her daim bir amacının olması gerektiğinden bahsettik. Ama bu amaçların, hedeflerin nasıl olması gerektiğini bilmeden de kafamızda oluşturduğumuz bir amaca sıkı sıkıya bağlanmamalıyız. Her şeyde olduğu gibi hayallerimizin,  hayal olmaktan çıkıp birer amaç haline gelmesinin de birtakım kriterleri vardır. Yani öyle her aklımıza esen şey bizim hayat amacımız olmuyor. Kişisel hedeflerimizi koyarken biraz TOMBUL olmalarına dikkat etmeliyiz. Eğer hayallerimiz TOMBUL' sa hedef olurlar, değillerse hayal olarak kalırlar. "TOMBUL" olsun ne demek mi? Hedeflerimizin; - Tatmin Edici (Koyduğumuz hedefe ulaştığımızda o hedef için "evet yaptığıma değdi, istediğim tam olarak buydu" diyebilmek.) - Ortak (Kişisel hedefimizi belirlerken o hedefe doğru ortak hareket edeceğimiz insanların fikrini almamızın gerektiği.) - Mantıklı (Koyduğumuz hedefin akla ve mantığa sığar bir şey olmasının gerektiği.) - Belirgin (Koyduğumuz hedefimizin net ve iyi tanımlanmış olması gerektiği.) - Ulaşılabilir (Çıtanın biraz yukarısında olan fakat asla ulaşılamaz olmayan hedefler belirlemek.) - Limit Konulmuş (Koyduğumuz hedefte özellikte alttaki üç başlık açısından bir limit ve sınır belirlememizin gerektiği.) a) Zaman b) Finans c) Sayı bu kriterlere uyması demektir.. Genellikle kişisel hedefimizi belirledikten sonra bu yoldaki en önemli ve zorlayıcı kısmı halletmiş olduğumuzu düşünürüz. Ama aslında öyle değildir. Nasıl ki kişisel hedefimizi hayal olmaktan kurtarıp bir amaç yapmış olmamız önemliyse hedefimize ulaşmak için yürüdüğümüz yol da bir o kadar önemlidir. Yürünülen yolda çıkan her zorlukta pes edilecekse eğer herkes hedef koyar. Bir amaç için yürünülen bu yolda zorluklarla başa çıkıp hedefe ulaşmaktır asıl önemli olan. Kişisel hedefimize ulaşmak için yürüdüğümüz yolda karşımıza elbette ki türlü zorluklarla, sıkıntılar çıkacak. Ama hayatımızı monotonluktan kurtaran kısım da işte tam olarak burada başlıyor. Yani zorlukları aşmak için verdiğimiz mücadelede ve çabada. Birçok kişi kabul etmese de zorluklara karşı vermiş olduğumuz mücadeleler bizlerin olgunlaşmasında büyük rol oynar. İşte bu yüzdendir ki karşımıza çıkan zorluklara karşı hiçbir zaman umutsuzluğa düşmemeliyiz. Eğer kendimize TOMBUL kriterine uyan bir hedef belirleyebiliyorsak karşımıza çıkan zorlukları da kolayca yenebilecek güce sahibiz demektir. Yeter ki sadece kendimize her daim inanalım, kötü gibi görünen bir şeyde bile o şeyin iyi bir yanını bulmaya uğraşıp olumlu düşünebilelim ve tabi ki ne olursa olsun belirlediğimiz hedeften asla vazgeçmeyelim. Bunları yaptıktan sonra inanın her şey daha kolay görünecek gözümüze. Ve sonra bir bakmışız ki önümüzde ne engel ne de zorlu yollar kalmış. O türlü engellerle dolu olan yolumuz çiçeklerle bezenivermiş bir anda. Gördüğünüz gibi her şey olumlu düşünebilmekte ve kendimize ne kadar güvenebildiğimizde bitiyor. İşte bu yüzden de siz siz olun bir olay karşısında asla hep bardağın boş tarafını görmeyin. Çünkü unutmayın ki marifet bardağın dolu olan kısmını görebilmekte ve o dolu olan kısımdan kendimize pay çıkartabilmekte. Ahmet Şerif İzgören, insanın bu hayatta daima bir amacının olması gerektiğinden başlayarak daha bunun gibi birçok insan hayatını monotonluktan kurtarmaya yardımcı olacak bilgileri ve tüyoları okuruna hiç o sıkıcı kişisel gelişim kitaplarının tadınını vermeyecek şekilde bu kitabında toplayarak amaçları olan insanlara bir nebze de olsa yol gösteriyor. Bizler de bu yazarımızı kırmayıp daha doğrusu her şeyden önce kendimize bir iyilik ısmarlayarak hiç durmadan hedeflerimizin ve hayallerimizin peşinden koşalım. Bir olay ve zorluk karşısında daima kendimize güvenelim. Çünkü unutmayalım ki bu hayatta bize bizden başka kimse yardım edemez.. Kendimize en büyük iyilikleri ve hiç unutulmayacak olan güzellikleri de yine biz kendi çabamızla yaparız. Her şey biz gençlerin elinde... 》》"Avucunuzdaki Kelebek" kitabı kişisel gelişim kitaplarına karşı önyargısı olan okurlara gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim ve okurken insanı alıp çok başka yerlere götürerek okurunu hiç sıkmayan kişisel gelişim kitapları listesinde, üst sıralarda yerini almış olan bir kitaptır benim için. Hayalleri olan fakat hayallerine ulaşmak için yürüdüğü yolda sıkıntı çeken kişilere tek tavsiyem acilen bu kitabı okumaları gerektiği olur.. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar diliyorum...                     Okumayla ve öğrenmeyle kalın :)
·
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.48