1000Kitap Logosu
Ahmet Şerif İzgören

Ahmet Şerif İzgören

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.5
10,7bin Kişi
39,9bin
Okunma
2.721
Beğeni
43,8bin
Gösterim
Unvan
Yazar, Konuşmacı, Kişisel Gelişimci
Doğum
İzmir, Türkiye, 1965
Yaşamı
1965 yılında İzmir’de doğdu. 1983 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1987’de Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dilbilimi Bölümü’nü bitirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde üsteğmen rütbesine kadar görev yaptı. 1991 yılında ordudan istifa etti. Aynı yıl Ankara Üniversitesi TÖMER Bursa Şubesi’ni kurdu ve bu şubenin müdürü olarak dört yıl görev yaptı. Bu dönemde, Bursa’nın ilk kültür merkezini açtı. Türkiye’nin tek çeviri dergisini çıkarttı. On altı tiyatro, müzik, resim kulübünün fahri başkanlığını yaptı. 1995 yılında özel sektöre transfer oldu; iki ayrı firmada genel müdürlük yaptı. 1996 yılında AIESEC Yüksek Danışmanlar Konseyi Üyesi olarak hizmette bulundu. İngiltere (Sunley Management Center) ve Türkiye’de zaman yönetimi, finans, liderlik, beden dili, işletme yönetimi ve yönetim modelleri, satış ve pazarlama, iletişim, şirket fonksiyonları, karar alma teknikleri, stres yönetimi, motivasyon, yaratıcı liderlik, benchmarking vb. konularda birçok seminere katıldı ve eğitim aldı. Daha sonra bu alanlarda yurt içinde ve yurt dışında eğitimler verdi. Liderlik, takım çalışması, yönetim ve iletişim alanında yurt dışı da dâhil olmak üzere birçok üniversite ve platformda 500’ü aşkın seminer verdi. Hâlen bu konularda Türk ve yabancı birçok kuruluşa, eğitim ve danışmanlık hizmeti vermektedir. İzgören, çalıştığı kurumlarda değişim yaratması ve sistem oluşturmasıyla tanındı. Kurucusu olduğu Academy International / İzgörenAkın Eğitim ve Danışmanlık firmasının 1996’dan beri; ELMA Yayınevi’nin (Akademi Artı Yayıncılık AŞ) 1999’dan beri Yönetim Kurulu Başkanlığı görevindedir. İş ve yönetim ile kişisel gelişim konularında kitapları yayınlanmıştır. Türkiye'de konusunda çalışan bir bilirkişi.
nalkan
Avcunuzdaki Kelebek'i inceledi.
136 syf.
·
2 günde
Öyle bir hayat yaşadım ki!
Ahmet Şerif İzgören'i, ilk defa katıldığım bir “iletişim semineri”nde tanıdım. Harika bir konuşma üslubu vardı ve konuşurken beden dilini çok iyi kullanıyordu. Semineri, katılımcıları anlattığı konulara ortak ederek veriyordu. Sorular soruyor, fıkralar ve anekdotlar anlatıyor, yaşanmış insan hikâyelerinden örnekler veriyordu. Seminer boyunca bazen güldürüyor, bazen hüzünlendiriyor, bazen de düşündürüyordu. • • • Seminerden sonra aklımda neler kaldı ve kendimi nasıl hissediyorum diye zihnimi şöyle bir yokladığımı hatırlıyorum. O gün kendimi tüy gibi hafiflemiş ve enerjiyle dolup taştığımı hissetmiştim. Hatta o gün “Acaba yalnız ben mi bu duyguları hissediyorum” diye arkadaşlarıma sormuştum, onlar da “Biz de aynı duyguları yaşadık” demişlerdi.        • • • Seminer’den sonra İzgören’in bazı kitaplarını okumuş ve seminerlerindeki üslubunu aynen kitaplarında da kullandığını görmüştüm. Bilindiği gibi insan her zaman konuştuğu gibi yazamaz ve bunu başarabilen çok az yazar vardır. İzgören’in bunu başarmış önemli yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Nitekim o,  seminerlerinde olduğu gibi kitaplarında da sizinle adeta konuşuyor. Bu konuşma esnasında duygu ve düşüncelerinizi avucunun içerisine alıyor ve kitap bitene kadar da bırakmıyor.            • • • Uzun bir aradan sonra “Avcunuzdaki Kelebek”i okurken de aynı duygu ve düşünceleri tekrar yaşadığımı belirtmeliyim. İzgören, bugüne kadar yayınladığı kitaplarında etkili iletişimden beden diline, takım çalışmasına, yönetim ve organizasyona ve zaman yönetimine kadar birçok konuyu işliyor. Üç bölüm olarak tasarladığı bu kitabında ise temel olarak kendimizi nasıl keşfedebileceğimizi, hedeflerimizi nasıl belirleyebileceğimizi ve hedeflerimize giden yolda nasıl ilerleyebileceğimizi anlatıyor. Bunun için de kitap boyunca “Ben kimim? Ne yapmak istiyorum? Nereye ulaşmayı amaçlıyorum? Bunu nasıl yapabilirim? Niçin?” sorularına cevaplar arıyor. • • • İzgören bu sorulara cevap ararken, bizi hayata kendi çabalarımızın bağladığını dile getiriyor. Yaşamı değerli kılan şeyin ise belirlediğimiz amaçlarımızın olduğunu belirtiyor.  O, gelecekle ilgili hayallerimizin zor günlerde bize yol gösterdiğini ve bizi ayakta tuttuğunu; sahip olduğumuz değerlerin ise hayatla ilgili kararlarımızı alırken yaşamımızı kolaylaştırdığını ifade ediyor. Bu uzun yolculukta insanı ayakta tutan en önemli özelliklerin ise sahip olunan kişiliğin, olumlu düşüncenin, üretkenliğin ve mücadele ruhunun olduğunu söylüyor.       • • • Gerçekten de “Avcunuzdaki Kelebek”, akıcı bir dile sahip, okurken yazar sizinle konuşuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Anlatılan fıkralar, anekdotlar ve yaşanmış hikâyeler sizi bir yandan güldürürken, bir yandan da düşündürüyor. Bu esnada kitabı ne zaman bitirdiğinizi fark edemiyorsunuz. Velhasıl, okurken insana kendini keşif yolculuğunda yardımcı olan, amaç ve hedeflerini belirlemede ışık tutan, yaşama bağlılığını ve umudunu artıran, mücadele azmini ve cesaretini güçlendiren bu eseri, tüm okura tavsiye ediyorum. İncelememe kitabın ruhunu yansıttığını düşündüğüm Şebnem Ferah’ın “Perdeler” albümündeki şu şarkı sözleriyle son veriyorum.   Öyle bir hayat yaşadım ki Cenneti de gördüm cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de Bazıları seyrederken hayatı en önden Kendime bir sahne buldum oynadım Öyle bir rol vermişler ki Okudum okudum anlamadım Kendi kendime konuştum bazen evimde Hem kızdım hem güldüm hâlime Sonra dedim ki: “Söz ver kendine” Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin Öyle bir hayat yaşadım ki Son yolculukları erken tanıdım Öyle değerliymiş ki zaman Hep acele etmem bundandı anladım (s.84).   Yaşamı bir ömür boyu korkarak kıyısında geçirip, son demde, “Keşke biraz açılaydım” dememek için sürekli okuyup araştıranlara… Keyifli okumalar dilerim! 
Avcunuzdaki Kelebek
Okuyacaklarıma Ekle
3
108
Azra Barutçuoğlu
Avcunuzdaki Kelebek'i inceledi.
136 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Amacı Olmayan İnsan Boş İnsandır! ..
İnsanlar, yaşadıkları çevrede devamlı olarak bir şeylere ihtiyaç duyar ve bu ihtiyaçlarını karşılayabilmek için de çalışmaya yani emek vermeye mecbur kalır. Çünkü hepimizin bildiği üzere bu hayatta emek vermeden yemek olmuyor. İşte bu sebeptendir ki insanlar günümüz dünyasında birer köle olarak nitelendirebileceğimiz şekilde çalışıyor ve monoton, sıkıcı bir hayat sürüyor. Biz insanları, bu şekilde bir monoton yaşama ve köle gibi devamlı başkalarına hizmet etmeye ne zorluyor derseniz buna cevabımız olarak da elbette ki eğitim sistemimizi örnek olarak gösterebiliriz. Türkiye'de yaşayan öğrenciler bilir, bizdeki eğitim sistemi ne yazık ki yeteneklerimiz ve ilgi alanlarımız dahilinde ilerlememize olanak tanımıyor. Önümüzde, her şeyi ezbere ve ileride işimize yarayıp yaramayacağı bile bir soru işareti olan sıkıcı ve zorlu teorik bilgilerle, tanımlarla kafamızı allak bullak eden bir eğitim sistemi (!) var. Bu eğitim sisteminin meyveleri de haliyle yavaş yavaş hayat enerjilerini kaybeden ve her şeyi paraya endekslemeye başlayan insanlar oluyor. Evet eğitim sistemimiz ne yazık ki iyi değil hatta birçok insana göre iyi kelimesinin yanından bile geçmiyor ama bizim yapmamız gereken bir şeyin hep kötü tarafını görüp hayat enerjimizi ve amacımızı kaybederek o kötüye göre hareket etmek olmamalı. Yapmamız gereken; bir şey her ne kadar kötü olursa olsun o kötü şeyden kendimize iyi bir yan bulup ona göre kendimize bir hayat amacı belirlemek, ona göre hayatımızı şekillendirmek ve o amacımız uğrunda bolca çaba harcamak olmalı. Yani sözün kısası bu hayatta insanın bir amacı olmalı, bir insan hayatını amacı olmadan sürdüremez, bu yıllardan beri böyle süre geldi ve böyle de olmaya devam edecek. Çünkü unutmayalım ki çevremizdeki intihar vakalarının hemen hemen hepsi yaşam amacını kaybetmiş insanlardan oluşuyor. İşte tam da burada Yaşar Kemal'in  "İnsan düşleri öldüğü gün ölür" sözü devreye giriyor. Az önce verdiğimiz bilgiden sonra bu sözün haklılığı ve gerçekliği ikiye katlanmış oluyor sanırım.. İnsanın her daim bir amacının olması gerektiğinden bahsettik. Ama bu amaçların, hedeflerin nasıl olması gerektiğini bilmeden de kafamızda oluşturduğumuz bir amaca sıkı sıkıya bağlanmamalıyız. Her şeyde olduğu gibi hayallerimizin,  hayal olmaktan çıkıp birer amaç haline gelmesinin de birtakım kriterleri vardır. Yani öyle her aklımıza esen şey bizim hayat amacımız olmuyor. Kişisel hedeflerimizi koyarken biraz TOMBUL olmalarına dikkat etmeliyiz. Eğer hayallerimiz TOMBUL' sa hedef olurlar, değillerse hayal olarak kalırlar. "TOMBUL" olsun ne demek mi? Hedeflerimizin; - Tatmin Edici (Koyduğumuz hedefe ulaştığımızda o hedef için "evet yaptığıma değdi, istediğim tam olarak buydu" diyebilmek.) - Ortak (Kişisel hedefimizi belirlerken o hedefe doğru ortak hareket edeceğimiz insanların fikrini almamızın gerektiği.) - Mantıklı (Koyduğumuz hedefin akla ve mantığa sığar bir şey olmasının gerektiği.) - Belirgin (Koyduğumuz hedefimizin net ve iyi tanımlanmış olması gerektiği.) - Ulaşılabilir (Çıtanın biraz yukarısında olan fakat asla ulaşılamaz olmayan hedefler belirlemek.) - Limit Konulmuş (Koyduğumuz hedefte özellikte alttaki üç başlık açısından bir limit ve sınır belirlememizin gerektiği.) a) Zaman b) Finans c) Sayı bu kriterlere uyması demektir.. Genellikle kişisel hedefimizi belirledikten sonra bu yoldaki en önemli ve zorlayıcı kısmı halletmiş olduğumuzu düşünürüz. Ama aslında öyle değildir. Nasıl ki kişisel hedefimizi hayal olmaktan kurtarıp bir amaç yapmış olmamız önemliyse hedefimize ulaşmak için yürüdüğümüz yol da bir o kadar önemlidir. Yürünülen yolda çıkan her zorlukta pes edilecekse eğer herkes hedef koyar. Bir amaç için yürünülen bu yolda zorluklarla başa çıkıp hedefe ulaşmaktır asıl önemli olan. Kişisel hedefimize ulaşmak için yürüdüğümüz yolda karşımıza elbette ki türlü zorluklarla, sıkıntılar çıkacak. Ama hayatımızı monotonluktan kurtaran kısım da işte tam olarak burada başlıyor. Yani zorlukları aşmak için verdiğimiz mücadelede ve çabada. Birçok kişi kabul etmese de zorluklara karşı vermiş olduğumuz mücadeleler bizlerin olgunlaşmasında büyük rol oynar. İşte bu yüzdendir ki karşımıza çıkan zorluklara karşı hiçbir zaman umutsuzluğa düşmemeliyiz. Eğer kendimize TOMBUL kriterine uyan bir hedef belirleyebiliyorsak karşımıza çıkan zorlukları da kolayca yenebilecek güce sahibiz demektir. Yeter ki sadece kendimize her daim inanalım, kötü gibi görünen bir şeyde bile o şeyin iyi bir yanını bulmaya uğraşıp olumlu düşünebilelim ve tabi ki ne olursa olsun belirlediğimiz hedeften asla vazgeçmeyelim. Bunları yaptıktan sonra inanın her şey daha kolay görünecek gözümüze. Ve sonra bir bakmışız ki önümüzde ne engel ne de zorlu yollar kalmış. O türlü engellerle dolu olan yolumuz çiçeklerle bezenivermiş bir anda. Gördüğünüz gibi her şey olumlu düşünebilmekte ve kendimize ne kadar güvenebildiğimizde bitiyor. İşte bu yüzden de siz siz olun bir olay karşısında asla hep bardağın boş tarafını görmeyin. Çünkü unutmayın ki marifet bardağın dolu olan kısmını görebilmekte ve o dolu olan kısımdan kendimize pay çıkartabilmekte. Ahmet Şerif İzgören, insanın bu hayatta daima bir amacının olması gerektiğinden başlayarak daha bunun gibi birçok insan hayatını monotonluktan kurtarmaya yardımcı olacak bilgileri ve tüyoları okuruna hiç o sıkıcı kişisel gelişim kitaplarının tadınını vermeyecek şekilde bu kitabında toplayarak amaçları olan insanlara bir nebze de olsa yol gösteriyor. Bizler de bu yazarımızı kırmayıp daha doğrusu her şeyden önce kendimize bir iyilik ısmarlayarak hiç durmadan hedeflerimizin ve hayallerimizin peşinden koşalım. Bir olay ve zorluk karşısında daima kendimize güvenelim. Çünkü unutmayalım ki bu hayatta bize bizden başka kimse yardım edemez.. Kendimize en büyük iyilikleri ve hiç unutulmayacak olan güzellikleri de yine biz kendi çabamızla yaparız. Her şey biz gençlerin elinde... 》》"Avucunuzdaki Kelebek" kitabı kişisel gelişim kitaplarına karşı önyargısı olan okurlara gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim ve okurken insanı alıp çok başka yerlere götürerek okurunu hiç sıkmayan kişisel gelişim kitapları listesinde, üst sıralarda yerini almış olan bir kitaptır benim için. Hayalleri olan fakat hayallerine ulaşmak için yürüdüğü yolda sıkıntı çeken kişilere tek tavsiyem acilen bu kitabı okumaları gerektiği olur.. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar diliyorum...                     Okumayla ve öğrenmeyle kalın :)
Avcunuzdaki Kelebek
Okuyacaklarıma Ekle
4
52
G.G
Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır'ı inceledi.
226 syf.
·
8 günde
Merhabalar efendim. Önyargılarımı kırıp geçen bir kitap incelemesi ile geldim sizlere. Kitabın adını fazlasıyla duydum. En büyük önyargımda tam olarak burada başladı. Kitabın adını duydukça, “kesin içi boş şöhretli kitaplardan biri” diye düşündüm. Sonra bir gün kitap alışverişi yaparken önüme fazlasıyla indirimli bir şekilde çıkınca ne kaybederim ki diye düşünüp aldım hemen. İyiki de almışım! Kitaba ba-yıl-dım! Öncelikle evet, klasik iletişim kitaplarından biri. Fakat diğer iletişim kitaplarından ayıran en büyük özelliği, okurken sizi sıkmıyor. Hiç sıkılmadım. Bir paragrafta kahkaha attım. Birinde, gülümsetti. Diğerinde düşündürdü derken hayatım boyunca yapmadığım şeyi yaptırdı bana: kendimi sorguladım. Kendimi, Karakterimi, Vicdanımı, Geleceğimi sorguladım. Bir de anladım ki okurken; büyük mutluluklar ve kocaman sevgiler, küçük detaylarda saklı. Lütfen okuyun. Okuduğunuzda sizlerde bir şey kaybetmezsiniz ama inanıyorum ki çok şey kazanacaksınız benim güzel ‘okur arkadaşlarım’.
25
Hilal
Avcunuzdaki Kelebek'i inceledi.
136 syf.
·
29 günde
·
8/10 puan
Kişisel gelişim kategorisindeki eserlerden biri. Diğer kitapları gibi doğal bir anlatıma sahip olan klasik bir Ahmet Şerif İzgören kitabı. Bana göre kitabın içerisindeki en etkileyici öykü, kitabın adını almış olduğu öyküdür. Öykü şu şekildedir: Kızlardan biri '"iki elimin arasına bir kelebek koyacağım ve bilgi adama soracağım, 'avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı, ölü mü? Ölü derse kelebeği bırakacağım. Canlı derse avucumu hafifçe bastıracağım. Her ne derse cevabı bilemeyecek." Kız, kapalı tuttuğu elini bilgeye doğru uzatmış. Ve sormuş: "Avucumun içinde bir kelebek var, canlı mı ölü mü?" Bilge adam cevap vermeden önce uzun süre kızın gözlerine bakmış, bakmış ve cevaplamış: -"Senin ellerinde kızım. Senin ellerinde..."
Avcunuzdaki Kelebek
Okuyacaklarıma Ekle
24
Zeynep Arslanoğlu
Avcunuzdaki Kelebek'i inceledi.
136 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
“Ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız!”
Kitabı az önce bitirdim, yaşadığım duygu yoğunluğunu anlatmam mümkün görünmüyor. Sadece kesinlikle şiddetle tavsiye ettiğimi bilmenizi isterim. Aslında kişisel gelişim kitabı düşmanıyımdır, sevemediğim bir türdü her nedense. Ancak şuan hiç planda olmadan elime aldığım bi kitabın şokunu yaşıyorum. Hayat bu belki de, hiç ummadığın bir anda gelen şok dalgaları. Beni şu yaşadığımız zaman diliminde en en olumlu duygulara sevk ederken, pek tâbii bir şekilde olumsuzlarına da fırlatabilir. "Fırlatmak" bunu ifade etmeye çalışırken en yerinde tâbir bence :") 'Kişisel gelişim' demişken bir uyarı yapmalıyım, aslında yazar kitaplarını bu tanımla sınıflandırmıyor. Buyrun kendi kaleminden dinleyelim, bu giriş kısmı çok hoşuma gitmişti: Size, kitap boyunca “şunu yapın, bunu yapın” diye ders vermeye çalışmadım. Bu “kişisel gelişim” kitapları da sıktı zaten değil mi? Emin olun, ben hiçbirini okumadım. Sürüyle yeni yetme Amerikan zibidisi size bu yeni hayatın kurallarını öğretiyorlar. Ben kural öğretemem. Yemin ederim, başarının formülünü de bilmiyorum. Tanım yapmayı da hiç bilmem zaten. Tek bildiğim; sizin hayal gücünüzü büyülemektir. Öyle bir büyü ki o, bu kitaba dokunduğunuz anda başka bir dünyanın kapısını aralar gibi olmalısınız. Kimi kitaplarda ben böyle duygular yaşadım. Onlar benim başucu kitabım oldu. İnşallah “Avcunuzdaki Kelebek” de sizin için öyle bir kitap olur. Hayatınızı etkiler ve yıllarınıza hayat katar. Ve hayatınıza hayaller, Hayallerinize dostlar, Ve dostlarınıza hayat... Beraberce yaptıklarınız sonsuzlukta yankılansın. Sizi de çok çook etkilemedi mi? Ben bu cümlelerle vuruldum kitaba ve son yaprağını çevirdiğimde gördüm ki hayatıma hayat, hayallerime hayal, dostluklarıma dostluk kattı. Kendisini de dostlarım arasına katmış oldu. Aslında hep ilk kitabı anlatırdım, şimdi hissiyatlarıma hakim olamadığım için küçük bir ertlenme yaşıyoruz :") Eserimiz genel olarak gelecek hayalimizi, hayat amacımızı, değerlerimizi ve hedeflerimizi nasıl belirlememiz gerektiğini anlatıyor. Ama öyle bir anlatımı var ki, kitabı kapatınca bi güzel sarılıp öptükten sonra bağrınıza basasınız geliyor. Şerif Bey, 'başucu kitabı' duasının kabul olduğunu binlerce kişiden aldığı cevaplarla anlamıştır. Ahh, kitaba dönelim! İlk bölüm yazarın kategorisiyle "Avcunuzdaki Kelebek, Gelecek Hayaliniz, Hayat Amacınız" başlıklarından oluşuyor. Kim olduğumuz ve hayat felsemiz üzerine. İkinci bölüm "Değerleriniz, Hedefleriniz". Geleceğimizi ve hedeflerimizi nasıl belirleriz, temennilerimizin hedef olabilmesi için hangi kriterlere uyması gerekir? Üçüncü ve son bölüm "Olumlu Düşünce, Kişilik, Yaratıcılık, Mücadele Ruhu". Burada bizi ve geleceğimiz arasındaki yolculuğu konuştuk. 'Nasıl Başarırız?' sorusuna yanıtlar vermeye çalıştık. Bunu yaparken yukardaki dört nitelik, hedeflerimize giden yolda bizlere yol gösterdi. İnşallah gerçek hayatımızda da yol gösterir, göreceğiz Şerif Bey... Göreceğiz... :D Bu arada yazar anlatımlarına kendisine ait ve arkadaşlarından duyduğu anıları, seminerlerinde geçen bazı diyalogları, haber küpürlerinde gördüğü ilginç olayları, ünlü filozof ve bilim adamlarının veciz sözlerini, binbir gece masallarından veya Tutiname'den fırlamış gibi görünen ibretlik öyküleri ve kendi yazdığı ufak hikayeleri katıştırmış. Derlemiş toplamış, okumuş okutmuş ülkesinin insanlarının avuçlarına bu değerli eseri bırakmış. Kitabın isminin neden "Avcunuzdaki Kelebek" olduğu da güzel bir hikayeye bağlanmış. Merak ediyorsanız derhal alın ve okuyun deriim. Sayfa 122 :D Şimdi de birkaç alıntı paylaşayım sizlere: “Açıldıkça bulma şansıyla birlikte artar yitirme ihtimali... Zor bulanlar çabuk yitirir bazen... Acımasızca yağmalanır ve sonuçta elde bir kılçıkla kalakalırlar. Yenilgi değildir onlarınki aslında... Olsa olsa fazla açılmışlardır. Ama insanlık, kısmen de onların fazla açılması sayesinde ilerler.” Dengiz Murat, Takım Çalışması Teknikleri “İşte hayat budur kızım” dedi. “Bazen çok yorulduğunda kendini hayata bağlayacak bir şey ararsın.” “Kendinizi en başarısız hissettiğiniz anlar, belki de geleceğin tohumlarını atmanız için rn uygun zamanlardır.” “Etrafınızda her şeyi para ve başarıya bağlayan bir sistem var. Oysa değerli olan, doğru bir amaç uğruna harcanan çabalardır.” “Size 'başarı, başarı' diye öğrettikleri şey, belki de başarı değildir. Hani şu eğitimler var ya, Amerikalıların tüm 3.Dünya ülkelerine sattıkları... 'Birilerini modelle, onun yaptıklarını yap, sen de başarırsın.' Hayat bir yarış değil. Eğer öyle olsaydı çoğumuz kaybeden olurduk değil mi? Ne de olsa yarışların tek bir kazananı olur, gerisi kaybeder.” “Fizik kanunlarına göre iki cisim aynı anda ve aynı yerde bulunamaz; yani beyninizde olumlu düşünce varsa olumsuz düşünceye yer yoktur, olumsuz düşünce varsa olumluya yer yoktur.” “Geçenlerde haberlerde izledim, insanların böbreklerini çalıp 75.000 dolara satıyorlarmış. Beyin herhalde en az 500.000 dolar eder. Organlarımızın toplam değeri en azından bir milyon eder. En parasızım diyen bir adamın bile en azından doğduğunda, Allah'ın verdiği bir milyon dolarlık bir serveti var. Hiç bu açıdan düşünmüş müydünüz?” “Konfüçyüs der ki: 'Hiçbir şey karanlık bir odada siyah bir kedi aramak kadar zor değildir. Hele odada siyah bir kedi yoksa.' Hayata iyi bakın kardeşim. Çünkü aksine hakkınız yok.” “Bu ülke dünya yolsuzluk sıralamasında 4.sırada. Her alanda yolsuzluk, hırsızlık yapılan bir ülkede, bilgi konusunda hırsızlık yapılmama ihtimali yok.” (...) Altını çizdiğim, post-it yapıştırdığım daha niceleri var, fakat parmaklarım daha fazlasını kaldıramaz gibime geliyor. Belki bu sözler size alışıldık gelmiştir, artık her şey öyle raddelere geldi ki devamlı gördüğümüz şeyler belleğimizde önemini yitirmeye yüz tuttu. Ancak bu tabii ki doğruluğundan hiçbir şey götürmez. Ben böyle hissettim açıkçası. Size daha çok hikayelerin ve anıların sonundaki ana düşünceleri yazmaya çalıştım. Yani anlayacağınız kuru kuru yazmamış adam. Sevgili Ahmet Şerif İzgören'in deyimiyle «Dostlukla» kalın :)
Avcunuzdaki Kelebek
Okuyacaklarıma Ekle
48