Ahmet Turan Tiryaki

Ahmet Turan Tiryaki

Yazar
9.4/10
13 Kişi
·
31
Okunma
·
4
Beğeni
·
108
Gösterim
Adı:
Ahmet Turan Tiryaki
Unvan:
Yazar
“Okuduğum bir bilge yaşamak yaralanmaktır” demişti, “hâlâ yaşadığına göre yaraların sıcaktır” diye de ekledi."
Sonra "Ağaç öldü" diyorlar!
Ben ölmedim Dulcinea! Ne tuhaf, şövalye hikayeleriyle dalga geçmek için beni yaratan Cervantes öldü! Onun için üzgün müyüm, bilmiyorum. Üstünden dört yüz yıl geçti. Cervantes beni yazarken belki de eğlenmişti. İnce uzun bacaklarımı yeni doğmuş bir tay gibi titrek göstererek, bırak canavarlara karşı savaşabileceğimi, ağır zırhları bile taşıyamayacağımı ima etmişti. Kafama altın miğfer diye bir berber tasını oturttuğunda kendince büyük iş yapmış, milyonlarca kişiyi bana güldürmüştü. Güya ben doğru düzgün muhakeme yapamayacak kadar ihtiyar, hatta bunaktım. Bütün bunlar yetmezmiş gibi benim sevgili dostum Rocinante ile "katır" diye dalga geçmişti. Ne olmuş yani Dulcinea, ne olmuş! Diyelim ki bütün bunlar doğru olsun... Şimdi ben de Cervantes'e bakıp, beni çelimsiz bir bunak gibi gösteren adamın toprakta çürüyüp kaybolan cesediyle dalga mı geçeyim? O öldü! Hala hatırlanana adını bile güçlü kollarına, sağlam muhakeme yeteneğine veya bindiği güzel atına değil, bana borçlu Dulcinea, bana! Don Quixote De La Mancha'ya...
Ah leydim! Ben zaten hiç aldırmadım bana gülenleri. Benim güçsüz kollarımın ne önemi var ki? Rocinante çelimsiz bir beygirse, canavarlar korkunç ve çok güçlüyse ne olmuş? Asâlet ve aşk için ölümü göze alacak bir yürek yoksa en hızlı ata binip, en kuvvetli mızrağı savursan ne olur ki? Hesaplanmış ve nasıl olsa kazanılacak bir savaşta, en şiddetli hücum bile aslında korkakça ve zavallıdır. Ayağımı bastığım şu yeryüzü; çağlar boyunca kazanamayacağı savaştan uzak durmuş ve bugün külleri çoktan rüzgâra karışmış, bedenleri toprakta çürüyüp gitmiş akılcı korkakların cesetleriyle dolu. Çünkü onlar; asâlete değil güce, hakkaniyete değil çıkara, cesarete değil mâkul olana inandılar. Tatlı canları; bırak canlarını malları, güçleri, itibarları biraz riske girecek olsa her türlü rezilliğe göz yumup adını da alçakça akıllılık koydular. Oysa biz akıllı olduğumuz için canavarlar korkunç olmaktan vazgeçmiyor, biz her şeyi çok iyi hesapladığımız zaman zalimler zulmetmekten geri durmuyordu. Bilakis, bütün bu hesaplar sebebiyle savaşmaktan uzak durduğumuz her mevzi canavarların, zalimlerin, büyücülerin eline geçiyor; bir sonraki mevzi için bizim umudumuz azalırken zalimlerin cesareti artıyordu. Zulüm ve bayağılık ortadan kalkmadıktan sonra çok akıllı olmanın övünülecek ne tarafı var ki? Bak DuIcinea, hala bütün canavarlar beni görünce yel değirmeni taklidi yapıyor! Benim kafama berber tasını geçiren ve hikayemi gülünç göstererek anlatan Cervantes'in ise berber tası geçirecek bir kafası bile yok bugün. Çünkü ben kazanıp kazanamayacağımın hesabını yapmadım. Çelimsiz bacaklarımla korkunç canavarların havada dönüp duran kollarını mukayese etseydim; kılıcımı bir kez bile kınından çıkaramaz, Rocinante'nin yelelerini rüzgârlarla sarmaş dolaş edip zulmün üstüne bir yıldırım gibi çökemezdim. Size demiştim sevgili leydim, iman şövalyeliktir!
Ahmet Turan Tiryaki
Sayfa 144 - Tün Kitap
204 syf.
·8/10
Yazarı Ayarsız dergisinden tanıyorum ve severek okuyordum. Kitabı da oldukça severek okudum. Çoğu hikaye zaten dergide yayımlanmış ama yeni hikayelerde var. Bir solukta okudum. Hikaye okumayı sevenlerin mutlaka bakması gereken bir kitap. Son olarak, kitabı okurken yüreğinize dokunan bir cümle ile karşılaşacağınıza eminim.
204 syf.
·5 günde·10/10
Ahmet Turan Tiryaki... Yazarın her satırında gönle dokunan bir söyleyişi var. Hikayeler, nağmeler eşliğinde yazılmış sanki. Mazruf Baba'nın demini aşktan alan, Göğercin Efendinin,omuzları güvercin başına benzeyen yar sevmesine sebep sırra kadem basan hikayesini, Altınay'ın yani hüznü mücevher gibi taşıyan o kadının yürek burkan bekleyişini okurken mekandan ve zamandan uzaklaşıyorsunuz.Bir yandan Chopin yanı başınızda piyona çalarken, diğer yandan Tanburi Cemil Bey'in Gülizar Taksim'inin ezgileri arasında kayboluyor, kendinizi Kuzguncuk'ta bir kafede karadut suyu içerken buluyorsunuz. Nihayet Akdeniz'in ortasında yapayalnız kalan Bereketçilerden Vehbi, Celal ve Asaf'ın hikayesini büyülü bir sesten dinliyor ve kitabı tılsımlı bir kelime ile noktalıyorsunuz: Elefteria!
Gönlünden süzülen her kelime için sağ ol Tiryaki!
204 syf.
·3 günde·10/10
Ayarsız dergisinin muhtelif sayılarında yayımlanmış yirmi hikayeye dört yeni hikayenin eklenmesiyle vücut bulan bu eser ile Ahmet Turan Tiryaki, büyünün sürüp gitmesine katkı sunuyor. Hayata büyüyü getirenlere aşk olsun... - Takdim yazısından-
-> Müslüm Baba
-> Bir Günde Ölen Umutlar
-> Kalbim Çok Ağrıdı ( Aytmatov’un babası Törekul Aytmatov’un katli)
“Baba ben senin nereye defnedildiğini bilmiyorum. Bu eserimi sana atfediyorum. Törekul Aytmatov...- Toprak Ana kitabının başında yazıyor-
->Rüya Gibi Bir Gece (Azerbaycan bağımsız olmadan önce Türkiye’den umutlu)
-> Canandan Uzak ( Çanakkale savaşları deva ederken süren ayrılık sancısı ve son)
-> Ömrüm Şarkılarda Geçti
-> İki Resim
-> Elefteria (Kıbrıs Türkleri)
.
.
Bu kadarıyla bile anlamışsınızdır ne kadar dolu bir kitap olduğunu...
#birkutukitap özel seçkisiyle tanıştım bu kitapla. İyi ki okudum. Öykü sevmeyenler bile okumalı diyorum.




“...bazen canımızı acıtsa da hayata anlam katanlar olmasaydı, belki de insanın bir ruhu var mı tartışmasını yapma ihtiyacı hissetmezdik.”
.
.
“Kalbimdeki aşkını hayalimle süsledim. İnan bana güzelim, seni candan özledim.”- Canandan Uzak-
.
.

“Her şeyden vazgeç, her şey senin olsun.”
.
.
“Yere bakma güvercinim, bütün gökyüzü senin. Beni sever gibi uç, uçar gibi hatırla beni. Ben bir güvercini alnından öperim seni hatırlayınca; sen de uçtuğunda gökyüzünü öp alnından...”
204 syf.
·Beğendi·10/10
Ahmet Turan Tiryaki Güvercinköy adlı hikaye kitabında Ayarsız Dergisi okuyucusunun okuma fırsatı bulduğu ya da bu kitapla ilk kez okuyacağı24 değerli hikaye ile okuyucuyu buluşturuyor.

Edebiyatın maharet isteyen zor bir türü olan hikayeciliği ile yazar hünerini de konuşturuyor. Chopin ile Cemil Bey’in melodileri arasında karadut içmeye var iseniz, Müslüm Gürses namı değer Müslüm Baba ile alakalı okuduğunuz okuyacağınız en enfes en Müslüm Baba hikayesine var iseniz, Merzifon ovasında Sıdki Baba ile Piri Baba ile deyişler söylemeye dinlemeye var iseniz, Lazzat’ın da katıldığı Kazakistan Kurtuluş Mücadelesine gönüllü olmak, Altınay’ın Lazzatsız diktiği her bir mumda gözyaşı dökmeye var iseniz, Azerbaycan Türkü’nün Rus’dan Fars’tan gördüğü zulmü duyduğunuzda hayata ve bu dünyaya küsmemeye var iseniz, Törekul’un , Stalin’den çektiği çekeceğini duyduğunuzda gözleriniz dolsa da sükunetle kalmaya var iseniz, Sovyetlerin Türk’e reva gördüklerini şeytan görse şaşardı, donardı veyahut buz keserdi de sen Sovyet’in marifeti tek suçu Türk olmaları nedeni ile toplu mezarlardan kemiklerini çıkartıp Baba- Abi özlemi çekenlere kavuşturmaya onları kendi mezarlarıyla buluşturmaya var isen, Kızıl Moskof’un Sovyetler denen canavara dönüşüp Bakü gecelerine çöktüğü vakitte Çırpınırdı Karadeniz’i Kırım’ın en güzel sesi Nesrin Sipahi ile söylemeye var isen Güvercinköy isimli kitapla buluşmak için fazla bekleme o zaman.

Her hikaye ile sizi alıp başka bir aleme başka bir duygunun içine bırakan yazar o anı üslubu, dili, kurgusu ile öyle güzel anlatıyor ki yaşıyorsunuz o anda. Kimi zaman tanınmış kişilerin yanına götüren yazar sanki hep orada onlarlaymışsınızı size hissettiriyor. Hele Türk Dünyasının ikliminde ya üşüyorsunuz donuyorsunuz zalimlerin işkencehanesinde zulme uğruyorsunuz yada kanat çırpıyorsunuz umuda ve hürriyete.

Yazarın akıcı dili ile kitabı okumaya devam ederken ya sayfaların üstüne düşen gözyaşlarınızla duruyorsunuz ya da dalıyorsunuz bildiğiniz bilmediğiniz yerlerin düşünde. Her hikayede bir başka an’a bir başka konuya bir başka yaşama konuk olduğunuz için kafa dağıtmak için değil kafa yormak için okunacak bir kitap Güvercinköy.

Kitaba ismini veren hikaye ise daha bir okutuyor kendini usul usul… Okutmakla kalmıyor düşündürüyor sonunu okuyucu düşünsün kendi de hikayeye ortak olsun diye kahramanları çekiyor aradan size bırakıyor gerisini.

Mustafa ve Güldane aşkında ah – vahlar da kaldıysanız sonrasında bir mola verin soluksuz okunacak kitabın ortasında. Üç arkadaşın ölen arkadaşlarının bıraktığı garip vasiyeti karşısında siz ne yapardınız acaba ben çok düşündüm çıkamadım işin içinden. Yazar Kırmızı Ayakkabılar ile size dünyadan bir hikaye boyu alıp dünyadan çok uzaklara uzaya götürüyor. Bu hikaye bittiğinde yeniden dünyaya ışınlanacaksınız merak etmeyin.

Beşyüz liralık Vatan’ı kitabın yazarı sonlara saklamış bu kitabı hiç unutmayın diye sanırım Kemal Öğretmen beklenen, umulan, umudun ete kemiğe bürünmüş hali, geldiğinde varlığı ile içimizi ısıtan bütün sorumluluklarımızı o yapar diye üstüne yıktığımız Kemal Öğretmen.Saddam’ın zulmünden nasiplenmiş suçu Türk olmaktan başka bir şey olmayan yine başka acılı Türk coğrafyasının başka bir ailesi ve onların dramı hayalleri, umutları istekleri ve tabi ki Meryem Hanım’ın tek isteğinin gerçekleştiği vakit dilimleri okuyucuya bu kitapla sunuluyor.

Yazarımız Ahmet Turan Tiryaki kitabın başından sonuna kadar yüreğimize o kadar çok dokunuyor ki Türk coğrafyasında o kadar yüreğimizi acılarımızı hatırlatıyor ki acıların içinde zor tutuyoruz duygularımızı, gözyaşlarımızı, söyleyeceklerimizi son hikayesinde Kıbrıs’a uzanıyor. Türk Mukavemet Teşkilatı mücadelesi ile Rahmetli Rauf Denktaş’a selam durduktan sonra o duygu yoğunluğu ile kitabı sonlandırıyor okuyucu. Okumak gerekli ise ufkumuzu genişletmek için bu kitap özellikle her Türk Gencinin genelde de herkesin okuması gereken bir kitap.


#KitapŞuuru

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Turan Tiryaki
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 31 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 9 okur okuyacak.