Ahu Sıla Bayer

Ahu Sıla Bayer

Çevirmen
8.3/10
221 Kişi
·
619
Okunma
·
0
Beğeni
·
103
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
335 syf.
·3 günde
•STATÜ : Bir kimsenin bir toplumda ya da topluluk içindeki durumu, yeri, kazandığı saygınlık, makam.

Tanımsız yola çıkmak istemedim. Statü sahibi olmak mühim çünkü !

Toplumdaki yerimiz , değerimiz , özgürlüğümüz hatta sevilmemiz bile 'Ne İşle' meşgul olduğumuza bakıyor. Statümüz birde yüksekse Allah değmesinler keyfimize! Ee malûm
'Yüksek Statünün' getirisi pek keyifli ,pek rahat, pek havalı.Beni ne "Doktorlar" ne "Mühendisler" ne "Savcılar" istedi de....Başka meslekten bahsettiğimizi duydunuz mu hiç ?? :)) Daha ne örnekler var.. saymakla bitmeyen .Hayatımızın her döneminde duymaktan , yüzleşmekten kaçacağımız bir kavram olur kendileri...

Statü Endişesine neden olan sebepler ;
•Sevgisizlik
•Snopluk
•Beklenti
•Meritokrasi
• Güven
Ve birde buna çözüm olarak
•Felsefe
• Sanat
• Politika
•Hıristiyanlık
•Bohemlik

Toplumun statü değerlerine uymayan , uymayı reddeden , 'bir hiç' yaftasını kesinlikle hak etmeyen karakterlere anlaşılır ve sürükleyici felsefesiyle çözüme götürmüş bir kitap.
nedenleri ve çözümleriyle şahane bir kitap olmuş.
Bir solukta okuyacağınız , hak vereceğiniz , nefesleneceğiniz , daha önce okusaydım diyeceğiniz bir kitap.
Şiddetle tavsiye ediyorum , keyifli okumalaaarr !
112 syf.
·3 günde·7/10
Herkesin bir gün içerisinde yapmış olduğu rutin şeyler vardır. Bu hareketlerin ne kadarının anlamı var? Sebebinin, sonucunun bilincinde olarak uygulanan kaç davranış sergileyebiliyoruz? Bütün bunları sadece yapmış olmak için mi yapıyoruz yoksa gayet farkında mıyız?
Günlük hayatımızın her anında olan, ama sadece eylem olarak tamamladığımız, gayesini göremediğimiz veya görmeye çalışmadığımız konulara yer verilmiş kitapta.
Yazar bizden durup değerlendirmemizi istiyor. Söylemlerini, davranışlarını bir sorgula, neden?
Mutlu mu oluyorsun? Seni bir noktadan, farkı bir noktaya taşıyor mu? Olumlu veya olumsuz sana getirilerini görebiliyor musun?
Öncelikle yaşadığın olayı, yaşıyor oluşunun bilincinde ol. Sorgula sonra da mantık süzgecinden geçir. Farket.
Kitabın konusunun en güzel ve temiz özetinin adında verilmiş olmasıyla beraber içeriğinde resim, edebiyat, felsefe gibi sanatın her dalından örnekler sunulmuş.
Bahsi geçen sanatkârlarla benim gibi daha önce tanışmamışsanız biraz zorlayıcı olabilir.
Yazarın diğer eserlerinden derlenmiş bir kitap olduğu söyleniyor, ben ilk defa deneyimledim bilemiyorum.
Fazlasıyla sade bir dil.
Kitabı okuduktan sonra farkındalık kazanacağınız kesin, ama derin bir iz bırakacağını sanmıyorum. Fazla beklentiye girmeyin.
335 syf.
·Beğendi·10/10
Eğer felsefeyi gündelik hayatın getirdiği her şeyin içinde görebiliyor, kişisel becerilerinizin içinde eritebiliyorsanız Alain De Botton'u anlamışsınız demektir. Harika bir yazar, eğlenceli bir üslup ve anlaşılabilir bir felsefe. Statü Endişesi isminden de anlaşıldığı gibi, toplumdaki etiketlerimiz hakkında geniş ve bir o kadar keyifli bir kitap. Hepimizi yiyip bitiren o "ne olacağım" sorusu var ya, işte onun o kadar da hastalıklı bir duruma dönüşmemesi için uğraş vermiş yazar. İçinde yaşadığımız toplum ve değerleri, bireye bir şey değilsen hiçsin'i aşılıyor. Herkes zengin olmak istiyor. Alabileceği en çok paranın olduğu işi seçmek istiyor. Çünkü biliyor ki, bir şey olmak zorunda! Olmazsa toplum tarafından çöpe atılacak. İhtiyacımız olmayan şeyler ihtiyacımızmış gibi kafamıza işleniyor, Bilinçaltı sürekli baskı altında. İnsanlar sevdiği değil, en yüksek mevkiye gelebileceği işleri tercih etmek zorundalar.
İşte bu durumdan biraz olsun sıyrılıp, kadrajı farklı görüntülere çevirip düşünmek gerekli. Kitap bunu o kadar güzel anlatıyor ki, filozoflar, sanatçılar, şairler, siyasetçiler de bu süreçte sana yardımcı oluyorlar. Kafandakilerin aslında senin istediğin şeyler olmadığı gerçeğini sana yansıtıyorlar.
İş hayatında sıkıntılarla boğuşuyorsan (hangimiz değiliz ki), mevki savaşlarından yorgun düştüysen, insanların kafana zorla iteledikleri janjanlı hayat politikasından bıktıysan, biraz yüzeye çıkıp bir nefes almanın zamanıdır! Herkese önerimdir.
112 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Alain de BOTTON – Görmek ve Fark Etmek

Mutluluğu yakalamanın sadece bakış açısını değiştirmekle mümkün olabileceğine değiniyor yazar bu kitapta. Bir çok açıdan yaşanan, hayatın içinde her daim karşımıza çıkan konularda farklı ve umut dolu bakış açıları sunuyor.

Kitapta 9 bölüm mevcut ve her biri birbirinden etkileyici. Fakat beni en çok “Çalışma ve Mutluluk”, “Havaalanı” ve “Hüznün Güzelliği” derinden etkiledi ve iz bıraktı..

Havaalanı: “Bulutlar bizi sükûnete davet eder. Aşağımızda dostlar, düşmanlar, kederler ve korkular kol gezer; fakat onlar, yeryüzü üzerindeki minicik tırnak izlerinden ibarettir artık. Bunun böyle olduğunu zaten biliriz ya, yine de uçakta oturmuş, başımızı pencerenin soğuk camına dayamışken, bu gerçek daha bir doğruymuş gibi gelir bize..”

Okumanızı tavsiye ederim güzel insanlar..

Herkese keyifli okumalar kitap sever güzel insanlar..
335 syf.
·Beğendi
Statü endişesi, başarılı bir yaşamla başarısız bir yaşam arasındaki farkı idrak ettiğimiz zaman ödediğimiz bedeldir.


Etkilendiğim kitaplardan. En çok not aldığım ve yeni bilgiler öğrendiğim bir kitap. Sıkılmadan okuyacağınız akıcı bir kitap.
335 syf.
·16 günde·Beğendi·7/10
Sabahın beşinde bisiklete bineceğim diye kalkıp, camdan havlayan köpek sürüsünü görünce yorganın altında kitabı bitirmeye karar verdim. Aslında sokak hayvanlarından korkan bir tip değilim ama bisikletle olunca çok kovalıyorlar :< Onlara da yazık bana da. Neyse sonuç olarak Pazar miskinliğimi bu kitap ile yaparım derken daha gün doğmadan kitabı bitirmiş oldum.

Sürekli işten şikayet eden ben ve sürekli buna maruz kalan sizi daha fazla mağdur etmemek için bu kitaba başladım. Botton çoğu zaman bana yol gösterir, kitaplarından istediğimi elde edemesem bile, genel kültür olarak beni o kadar çok tatmin eder ki, kitabı ne amaçla okuduğumun bir önemi kalmaz. Mesela, Felsefenin Tesellisi beni felsefi açıdan daha çok doyuracak diye düşünürken, daha çok kişisel bağlamda tatmin olmamı sağladı.

Bu kitabı tamamen işteki sıkıntıları çözmek için okudum. Aslında son sayfada şunu söylemeyi umuyordum: "Amaaaan, başlarım işine! Ben gidip dağlara yerleşeceğim." Yaşıma rağmen, hala bir ne yapmak istediğini bilmemezlik var üzerimde. İşimi seviyorum ama çalıştığım insanlar hoşuma gitmiyor, her ne kadar karakter olarak iş hayatına uygun bir insan olmasam da, insanlara kendi yaşamlarında ilham vermek hoşuma gidiyor, bütün gün evde çalışabilecek kadar evcimenim, ama topluma hitap etmek hoşuma gidiyor. Eminim ki bir çoğunuz ne yapmak istediğine karar vermiş ve bu yolda ilerleyen insanlarsınız. Benim ise her gün kafamdan şunlar geçiyor: "Pastane mi açsam acaba?", "Bir yayınevinde editörlüğe ya da çevirmenliğe mi başvursam?", "Çalıştığım firmanın yurtdışı ayağına mı başvursam?", "Küçük butik bir otel açsam şahane olur?", "Evde bir şeyler yapıp satmak ne kadar mantıklı?", "Eğitmen tercüman olarak Arap ülkelerine mi gitsem?" İşte bu ve bunun gibi sorular yüzünden, hala iş hayatımda doğru yerde olduğumu düşünmüyorum ve işteki sıkıntılarım bu soruların üstüne bal çalıyor.

Ben de kendi kendime dedim ki: "Nedir senin sorunun Zeynep Can? İşinle alıp veremediğin ne? İş arkadaşlarınla olan problemleri neden çözemiyorsun?" Neyse ki Botton tüm insanlarda benim yaşadığım sorunların olduğuna dikkat çekmiş. Tüm insanlar olmasa bile onun bu sorunları yaşadığını bilmek benim için kafi zira kendisi benim sahip olmak isteyebileceğim bir karaktere sahip. En azından sakinliğinden bir parça alsam olur. "Çok sinirlisin.", "Çabuk sinirleniyorsun.", "Tez canlısın, hemen olsun istiyorsun." Evet efendim, evet! Benim mıy mıy mıy çalışan insana tahammülüm yok. Memnun değilsen işinden, hizmet ettiğin insanlara surat asıyorsan, defol git be adam! O maaşa çalışacak tonlarca işsiz insan var dışarıda. Öhöm, neyse sakinim. Velhasıl kelam, Botton kitapta bu endişeyi niçin yaşadığımı anlatmış ama çok fazla çözüm yolu sunmamış, anladığım kadarıyla çözüm yolları kişinin karakterine göre farklılık gösteriyor ve direk bir göndermede bulunmak doğru olmaz diye düşünmüş.

Şu an hala kafamda deli sorular var, ne yapacağım, böyle mi emekli olacağım ya da emekli olmak istediğim bir hayatı mı yaşayacağım, ya bohem olmak istiyorsam... gibi gibi. Tabi bu bohem olma ihtiyacı kitabı okuduktan sonra doğdu, çünkü bunla ilgili çok güzel bir bölüm var. Okuduklarımdan etkilendiğim için değil, olmak istediğim şeyin anahtar kelimesini bulduğum için sanırım aklımda böyle bir seçenek daha oluştu.

Mesela dadaizm bu yüzyılda çıksa ve ben de Gerard de Nerval gibi ıstakozuma tasma takıp yürüyüşe çıkabilsem.

https://i.hizliresim.com/ZXO4RZ.jpg

Ya da Charles Philipon gibi hükümeti özgürce eleştirebilsem. -Kendisi dönemin kralını zamanla armutlaşan bir insana benzetmiştir, burada ince bir detay var Fransızca'da armut anlamına gelen "la poire" kelimesi aynı zamanda da "ahmak" demektir. Buyrunuz:

https://i.hizliresim.com/26EARj.jpg

Ayrıca ben karikatüristin bir başka çizimi de çok beğendim:

https://i.hizliresim.com/RrOM46.jpg

Hepimize bir yerlerden tanıdık gelir belki diyeceğim ama bildiğiniz üzere tüm fabrikalar kapandı, tarıma ve çiftçiye verilen değer zaten ortada diyecektim ama olmayan şey ortada da var olamaz. Sonuç olarak ithal ettiğimiz ürünleri 2500 katı fiyatlara almakla yükümlüyüz, üstelik bu kadar verimli topraklarımız varken.

Botton'un ilginç bir yanı daha var; Faşist bir yazarı çok masum göstermek gibi. Sözü geçen kişi F.T. Marinetti . Kitabın içerisinde Fütürist yazar olarak tanıdığım ve Botton'un verdiği doğru örnekle ne kadar yaratıcı olduğunu düşündüğüm yazar aslında baya bildiğiniz bir Faşistmiş. Yani Viki amca öyle söylüyor.

"Marinetti, geçmişi hatırlatan her şeyi, müzeler ve kütüphaneler dahil yok etmeyi savunan, devrimci bir program olan Futurist Manifestolar Kitabı 'nı hazırladı."

Bense onun, Botton 'un kitabında yazdığı fütüristik yemek kitabıyla tanıdım. Alın size özellikle beylerin ve gay hanımların hoşuna gidebilecek bir tarif:

"Çilekli Meme Tatlısı: Pembe bir tabak üzerinde, Campari'yle pembeye boyanmış ricotta'dan iki adet kadın memesi. Meme uçları şekerlenmiş çilekten olacak, ayrıca ricotta'nın altında döşenmiş olan taze çilekler de her bir ısırışta yeni yeni memeler yendiği izlemini uyandıracak." (Sayfa:327)

İşte bu vesileyle, geçmişi yok etmek isteyen bir insanın, yemek üzerine tatlı düşüncelerini görünce onu bu haliyle tanımayı tercih ediyorsunuz. Yani en azından ben öyle yaptım.

Alain de Botton okudukça hayatımda şöyle bir değişiklik oldu; insanları olduğu gibi kabul etmek değil, insanları olduğu kadar kabul etmek ve pozitif yönlerini almak. Onları hayatınızda oldukları kadar kabul etmeyi ve olumsuz yönlerini reddetmeyi -yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi- öğrendiğinizde, ne mutlu size çünkü hayatınız kolaylaşıyor. Olumsuz yönleri, kanser hücrelerine benzetiyorum, o kadar hızlı yayılıyorlar ki, ve üzücü olan taraf pozitif yanların bu kadar hızlı nüfus edememesi. O yüzden bir insanın içinde ilk ne kadar pozitiflik ararsanız, bu durum sizin o kadar yararınıza oluyor. Şu an Filippo Tommaso Marinetti benim için güzel ve fütüristik yemek tarifleri veren kaliteli bir İtalyan mesela ve onu bu kadar tanımayı tercih ediyorum. Ayrıca tarifi okurken o pembelik gözümde canlandı ve ağzıma şekerli bir tat geldi, işte bu da modernize edilmiş Proust etkisi gibi bir şey :>

Daha detaylı öğrendiğim bir güzel şey "Vanitas resim" oldu. Sanat tarihi dersinde görmeme rağmen sonrasında araştırmak için fırsatım pek olmamıştı. Burada karşıma çıkması beni inanılmaz mutlu etti.

" Hristiyan topraklarında on altıncı yüzyıl boyunca resim yeni bir resim türü ortaya çıktı ve sonraki iki yüzyıl boyunca etkili olmayı sürdürdü. "Vanitas resim" adı verilen bu resim türü, adıyla Vaiz'e gönderme yapıyordu (vanitas, kelime anlamı olarak "boş, beyhude" anlamına geliyordu) ve ev içi mekanlara, özellikle çalışma ve yatak odalarına asılıyordu. Bu tür tablolar genellikle bir masanın üzerine yerleştirilmiş bir nesneler bütününü resmediyor, bu nesneler belli bir zıtlık barındırıyordu. Çiçekler, madeni paralar, bir gitar ya da mandolin, satranç tahtaları, defne yapraklarından bir taç ve şarap şişleri gibi nesneler yaşamın gelip geçiciliğini ve zaferlerin dünyeviliğini ön plana çıkarıyor; öte yandan bu nesnelerin hemen yanı başında yer alan kafatası ve kum saati, ölümü hatırlatan göstergeler olarak resimdeki yerini alıyordu." (Sayfa: 262)

Buyrunuz, Philippe de Champaigne'ın Vanitas'ı:

https://i.hizliresim.com/8aNBR7.jpg

Ve Simon Renard de St. André'nin:

https://i.hizliresim.com/V93dWZ.jpg

Sanırım André bu işin erbabı, bu konuda uzun araştırmalar yaptım ve resmin yapılış amacındaki mantığı çok beğendim. Yukarıda okuduğunuz gibi, dönemine göre baya yüklü anlamlar taşıyan bir resim türü. Tüm üst tabakayı adeta kaymak gibi sıyırıp geçiyor.

İşte böyle, hem yalnız olmadığımı anladım, hem kültürlendim, hem köpeklerden korundum, hem çözüm yolunu arayacağım yeri anladım, hem kendimin farkına vardım. Benim için böyle bir kitap oldu Statü Endişesi.

https://i.hizliresim.com/oX6vM9.jpg
Umarım sizler de okuduğunuzda benim kadar keyif alırsınız. Keyifli okumalar, güzel kadınlar ve bir takım adamlar.
335 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Kesinlikle çok keyifli bir kitaptı, gerçekten ufuk açıcıydı belki çok basit ama bir o kadar gerekli bir konudan bahsediyor. Kitap, günümüzde hepimizin endişesi olan bu durumu tüm hatlarıyla; nedenleri ve çözümleri açısından kapsamlı, akıcı, akılcı bir değerlendirme şeklinde sunmaktadır. Kısaca tavsiyemdir :)
263 syf.
·29 günde·Beğendi·7/10
Çok uzun bir zaman aldı kitabı bitirmem. Çalışmamın payı var ama Botton'un bu kitabı diğerlerine göre biraz farklıydı. Normalde kitaplarında pratik bilgiye -yani deneyimlerine- daha çok yer veren bir yazar fakat bazen teorik bilgiler vermesi gerekiyor. İşte bu teorik bilgi kısmında sıkılabiliyorum. Bu kitabında teorik bilgi çok fazlaydı. Kitabın yararlı olmadığını söylemem fakat diğer kitaplarından daha az yararlı olduğunu söylemem mümkün.
Kitabın içinde Baudlaire'den Hopper'a, Flaubert'den Ruskin'e birçok yazarın hayatından alıntılar ve gözlemler yaparak "seyahat sanatının" nasıl bir olgu olduğunu anlatıyor. Botton'un işine kendini adamış ünlü bireylerden yola çıkarak hayatımızdaki farklı olguları açıklaması bana her zaman çekici geliyor. Bu sayede de zaman, durum ve yer kıyaslaması yapmaya itiyor okuyucuyu; bir nevi tarih merakı sarıyor insanı desem yeridir.
Kitabın sonlarına doğru ilk olarak kendi iç dünyamızı gezmemiz gerektiğini, belki buna odamızdan başlamanın daha iyi ve az maliyetli bir yol olduğunu anlıyorum. İnsanın odasının ne kadar mahrem olduğu bir yana aslında bireyi yansıttığını vurguluyor. Dönüp baktığımızda tümevarım yöntemiyle ilk olarak odamıza, sonra mahallemize, şehrimize, ülkemize ve sonunda dünyanın farklı yerlerine seyahat etmemizin bizim için daha anlamlı olduğunu söylüyor. Böylece kendimizi tanıyacak ve aslında bize hangi bölgelerin daha çok keyif vereceği konusunda doğru tahminler yapıp, verimli ve dinlendirici seyahatlere çıkmamızda kendimize rehberlik etmiş olacağız.
112 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
kolayca okunan ve hoşça vakit geçirten bir kitap.

iki ufacık alıntı fikir verebilir..

"aşık olmak ne kadar kolay. birine karşı ruh halimize göre çekim, tutku ya da yanılsama olarak adlandırılabilecek bir duygu yoğunluğu hissetmek ne kadar da kolay. tren newcastle istasyonunu geçtiğinde ben çoktan onunla evlenmiş, kiraz ağaçlarının sıralandığı bir caddedeki eve yerleşmiştim, pazar akşamları başını omzuma yaslıyordu, ellerim kestane rengi saçlarında geziniyordu, sessiz ve huzurlu bir ortamda onun pişirdiği bir ortadoğu yemeğini ya da başka bir bölgenin yemeğini yiyorduk, en sonunda ben de bu dünyada yaşadığımı ve sonsuza dek burada olacağımı, artık bir yere ait olduğumu şükran duyguları içinde hissediyordum."*

"onun yanında öyle bir aşağılık duygusu hissediyordum ki, bu üstün varlığın isteklerine göre belirlenecek yeni bir kimliğe bürünmem gerektiğini düşünmeye başlamıştım. aşık oldum diye kendimden mi uzaklaşıyordum? belki sonsuza dek değil ama, şu an ciddi bir uğraş içinde olduğuma göre baştan çıkarmanın şu aşamasında, benim hoşuma giden nedir? yerine, onun hoşuna giden nedir? sorusunu sormam gerekiyordu."**
102 syf.
·9 günde·9/10
Kitapta yer alan öyküler öncelikle birçok düşünme boyutuna hizmet edecek şekilde dizayn edilmiş . Yazar cümleler arasındaki o ince nüansı yakalamayı size bırakmış. Kısa olan hikayelerde bile çok büyük bir anlamsal derinlilik var. Tabii burada çevirmeni de kutlamak gerek. Yazım, olay örgüleri bakımından kitap oldukça iyi.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 619 okur okudu.
  • 35 okur okuyor.
  • 599 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.