Ahu Sıla Bayer

Ahu Sıla Bayer

Çevirmen
8.3/10
61 Kişi
·
132
Okunma
·
0
Beğeni
·
3
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
•STATÜ : Bir kimsenin bir toplumda ya da topluluk içindeki durumu, yeri, kazandığı saygınlık, makam.

Tanımsız yola çıkmak istemedim. Statü sahibi olmak mühim çünkü !

Toplumdaki yerimiz , değerimiz , özgürlüğümüz hatta sevilmemiz bile 'Ne İşle' meşgul olduğumuza bakıyor. Statümüz birde yüksekse Allah değmesinler keyfimize! Ee malûm
'Yüksek Statünün' getirisi pek keyifli ,pek rahat, pek havalı.Beni ne "Doktorlar" ne "Mühendisler" ne "Savcılar" istedi de....Başka meslekten bahsettiğimizi duydunuz mu hiç ?? :)) Daha ne örnekler var.. saymakla bitmeyen .Hayatımızın her döneminde duymaktan , yüzleşmekten kaçacağımız bir kavram olur kendileri...

Statü Endişesine neden olan sebepler ;
•Sevgisizlik
•Snopluk
•Beklenti
•Meritokrasi
• Güven
Ve birde buna çözüm olarak
•Felsefe
• Sanat
• Politika
•Hıristiyanlık
•Bohemlik

Toplumun statü değerlerine uymayan , uymayı reddeden , 'bir hiç' yaftasını kesinlikle hak etmeyen karakterlere anlaşılır ve sürükleyici felsefesiyle çözüme götürmüş bir kitap.
nedenleri ve çözümleriyle şahane bir kitap olmuş.
Bir solukta okuyacağınız , hak vereceğiniz , nefesleneceğiniz , daha önce okusaydım diyeceğiniz bir kitap.
Şiddetle tavsiye ediyorum , keyifli okumalaaarr !
Eğer felsefeyi gündelik hayatın getirdiği her şeyin içinde görebiliyor, kişisel becerilerinizin içinde eritebiliyorsanız Alain De Botton'u anlamışsınız demektir. Harika bir yazar, eğlenceli bir üslup ve anlaşılabilir bir felsefe. Statü Endişesi isminden de anlaşıldığı gibi, toplumdaki etiketlerimiz hakkında geniş ve bir o kadar keyifli bir kitap. Hepimizi yiyip bitiren o "ne olacağım" sorusu var ya, işte onun o kadar da hastalıklı bir duruma dönüşmemesi için uğraş vermiş yazar. İçinde yaşadığımız toplum ve değerleri, bireye bir şey değilsen hiçsin'i aşılıyor. Herkes zengin olmak istiyor. Alabileceği en çok paranın olduğu işi seçmek istiyor. Çünkü biliyor ki, bir şey olmak zorunda! Olmazsa toplum tarafından çöpe atılacak. İhtiyacımız olmayan şeyler ihtiyacımızmış gibi kafamıza işleniyor, Bilinçaltı sürekli baskı altında. İnsanlar sevdiği değil, en yüksek mevkiye gelebileceği işleri tercih etmek zorundalar.
İşte bu durumdan biraz olsun sıyrılıp, kadrajı farklı görüntülere çevirip düşünmek gerekli. Kitap bunu o kadar güzel anlatıyor ki, filozoflar, sanatçılar, şairler, siyasetçiler de bu süreçte sana yardımcı oluyorlar. Kafandakilerin aslında senin istediğin şeyler olmadığı gerçeğini sana yansıtıyorlar.
İş hayatında sıkıntılarla boğuşuyorsan (hangimiz değiliz ki), mevki savaşlarından yorgun düştüysen, insanların kafana zorla iteledikleri janjanlı hayat politikasından bıktıysan, biraz yüzeye çıkıp bir nefes almanın zamanıdır! Herkese önerimdir.
Statü endişesi, başarılı bir yaşamla başarısız bir yaşam arasındaki farkı idrak ettiğimiz zaman ödediğimiz bedeldir.


Etkilendiğim kitaplardan. En çok not aldığım ve yeni bilgiler öğrendiğim bir kitap. Sıkılmadan okuyacağınız akıcı bir kitap.
Çok uzun bir zaman aldı kitabı bitirmem. Çalışmamın payı var ama Botton'un bu kitabı diğerlerine göre biraz farklıydı. Normalde kitaplarında pratik bilgiye -yani deneyimlerine- daha çok yer veren bir yazar fakat bazen teorik bilgiler vermesi gerekiyor. İşte bu teorik bilgi kısmında sıkılabiliyorum. Bu kitabında teorik bilgi çok fazlaydı. Kitabın yararlı olmadığını söylemem fakat diğer kitaplarından daha az yararlı olduğunu söylemem mümkün.
Kitabın içinde Baudlaire'den Hopper'a, Flaubert'den Ruskin'e birçok yazarın hayatından alıntılar ve gözlemler yaparak "seyahat sanatının" nasıl bir olgu olduğunu anlatıyor. Botton'un işine kendini adamış ünlü bireylerden yola çıkarak hayatımızdaki farklı olguları açıklaması bana her zaman çekici geliyor. Bu sayede de zaman, durum ve yer kıyaslaması yapmaya itiyor okuyucuyu; bir nevi tarih merakı sarıyor insanı desem yeridir.
Kitabın sonlarına doğru ilk olarak kendi iç dünyamızı gezmemiz gerektiğini, belki buna odamızdan başlamanın daha iyi ve az maliyetli bir yol olduğunu anlıyorum. İnsanın odasının ne kadar mahrem olduğu bir yana aslında bireyi yansıttığını vurguluyor. Dönüp baktığımızda tümevarım yöntemiyle ilk olarak odamıza, sonra mahallemize, şehrimize, ülkemize ve sonunda dünyanın farklı yerlerine seyahat etmemizin bizim için daha anlamlı olduğunu söylüyor. Böylece kendimizi tanıyacak ve aslında bize hangi bölgelerin daha çok keyif vereceği konusunda doğru tahminler yapıp, verimli ve dinlendirici seyahatlere çıkmamızda kendimize rehberlik etmiş olacağız.
Bazı bölümleri gerçekten çok güzel. Kendinize yönelmek istediğiniz alanlar bile edinebilirsiniz. Bir şehire yada ressama ilgi duyabilirsiniz. Alain de botton un genel olarak çok ayrıntıya yer verdiği için beni sıkıyor.
Seyahat etmeyi sever misiniz? Dünyanın bir ucuna gitmek mi daha eğlencelidir yoksa evinizin odalarında gezinmek mi? Botton bu kitabında, seyahatleri yazar, bilim insanı ve ressamlarla birlikte ele alıyor. Gideceği güzergahlara bunlardan en az biri eşlik ediyor. Bu seyahat, Botton'un alışageldiğimiz tarzına uygun bir biçimde gerçekleşiyor: resimler, kitaplardan alıntılar ve ilginç fikirler. Kitaplar bana içerdikleri hazzı genelde geç açar, başlarda zorlanırken ortalara yakın bir yerden sonra hızlı akarlar. Bu kitapta tam tersi bir deneyim yaşadım. Hızlı bir açış ama iki yüzüncü sayfadan sonra bir yavaşlama. Belki de seyahatin yorgunluğu baş göstermiştir :) Gidilip görülen yerlere bakış açımızı değiştirebilecek bir kitap var karşımızda ama yapısı itibariyle de herkese hitap etmiyor. Bilgiye önem verdiğimden zevk aldığım bir okuma olduğunu söyleyebilirim. Botton alışveriş listesi yazsa okurum sanıyorum.
YAŞAMINIZA HÜKMEDEN MUTLULUK ARAYIŞI İSE, BU ARAYIŞIN DİNAMİKLERİNİ (yani demek istiyor ki bütün hareketi ve paradoxlarıyla) AÇIĞA ÇIKARAN
NADİR ETKİNLİKLERDEN BİRİ SEYAHATLERİMİZDİR..:))
Bizlerin yaşamına hükmeden en önemli şey mutluluk arayışı ve bu mutlulugu en ince ayrıntılarına kadar açıga çıkaran nadir unsurlardan biriside
gerçekleştirdiğimiz seyahatlerdir...Yeni yerler görmek keşfetmek bilgi sahibi olmak farklı kültürlerden farklı insanlarla tanışmak örf ve adetlerini kesfetmek
bilinmeyenleri bilmek, bizleri son derece mutlu ediyor digerlerine göre üstün kılıyor..
Yaşamda kimi zaman gelecek endişesi taşırız, insanlar tarafından saygın konuma gelmek için kariyer peşinde koşarız, ama, kendimize dönüp aslında ben ne istiyorum, benim için önemli olan şey kendi tatmin duygum mu, yoksa toplumun ne düşündüğü mü. Yazar geçmişten günümüze örnekler vererek insanın içini ferahlatıyor. Çok yalın bir dil ama bi o kadar da keyifliydi. Tavsiye ederim
Alain de Botton ismini ilk olarak "Felsefenin Tesellisi" adlı kitap ile duymuştum. Bir felsefe kitabının bu kadar ilgi uyandırması ve okunması dikkatimi çekmişti. Dolayısıyla "Statü Endişesi" adlı kitap elime geçtiğinde okumaya başlamak için hiç tereddüt etmedim. Öncelikle belirtmeliyim ki, kitabın konusu çok ilgi çekici, anlatımı keyifli ve pürüzsüz. Kendisini çok rahat okutuyor. Kitapta statünün anlamı, toplum tarafından sevilip değer verilmenin önemi, tarih boyunca değişen statü kavramı ve tabii neden bu kavram altında ezilmememiz gerektiği anlatılıyor. Statü endişesine; felsefe, sanat, politika, din ve bohemlik eksenlerinde çözümler sunuluyor. Özellikle son bölüm olan Bohemlik satırları mükemmel tespitlerle dolu. Buyurun birkaç alıntı:
"Lüks ürünlerin ve sözüm ona bize rahat yaşamlar sunan hizmetlerin çoğu, hiçbir biçimde vazgeçilmez değildir. Ayrıca bütün bunlar insanlığın gelişimine ket vurur. (...) İnsan, vazgeçebildiği eşya oranında zengindir."
"Bohem değerler sistemine kendini adamış insanlar, yazabilmek, resim ya da müzik yapabilmek, seyahat edebilmek ve arkadaşlarıyla beraber olabilmek için düzenli bir işe girmeyi reddetmiş ve toplumun saygısını kazanmayı gözden çıkarmışlardı."
"Bir şeyi yüceltmeye son vermenin en hızlı yolu ona sahip olmaktır."
"Kendi duruşundan emin olan kişilerin etrafındakileri aşağılamak gibi huyları yoktur. Kendini beğenmişlik ve kibrin asıl nedeni derin bir korkudur. Eğer bir kişi, etrafındaki insanlara aslında onun arkadaşlığına layık olmadıklarını hissettiriyorsa bu işin içinde bir aşağılık kompleksi olsa gerek."
"Eğer bir cezalandırma yöntemi olarak suçlunun serbest bırakılması ama toplum üyelerinin onun yüzüne bile bakmaması ve onu tümüyle dışlaması gibi bir yol keşfedilmiş olsaydı ve bu fiziksel olarak da mümkün kılınsaydı, bu yöntemden daha zalimce bir cezalandırma olamazdı."
Ben kitaptan çok zevk aldım. Sizlerin de seveceğinizi düşünüyorum. Bol kitaplı günler diliyorum...
Türkiye'nin kanayan yarası!!
Atatürk beyaz zambaklar ülkesinde kitabını askeri okullara tavsiye ettiği gibi bu kitabında ivedi olarak ve zorunlu olarak devlet kurumlarında okutulması gerekiyor hatta tüm Türkiye bu kitap üzerine hatim indirmeli ve bundan sorumlu olmalıyız

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 132 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 153 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.