Geri Bildirim
Alexandre Dumas (oğul)

Alexandre Dumas (oğul)

8.4/10
243 Kişi
·
687
Okunma
·
29
Beğeni
·
1.379
Gösterim
Adı:
Alexandre Dumas (oğul)
Unvan:
Alexandre Dumas'ın Gayrimeşru Oğlu,Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 27 Temmuz 1824
Ölüm:
Marly-le-Roi, Yvelines, Fransa, 27 Kasım 1895
Ünlü Fransız yazar Alexandre Dumas’nın gayrimeşru oğlu olarak Paris’te doğdu. Annesi Marie-Catherine Labay isimli bir kadın terzisiydi. 1831 yılında babası onu resmi olarak oğlu tanıdı ve iyi bir eğitim görmesini sağladı. Institution Goubaux ve Collège Bourbon’da eğitim gördü. Gayrimeşru oluşunun yanı sıra koyu esmer olan teni yüzünden de zorluk çekti. Özellikle okul yıllarında rengi nedeniyle arkadaşlarının şakalarına ve küçümsemelerine maruz kaldı. Renginin nedeni babasının atalarının soyundaki Haitili bir kadındı. Okulu yazma aşkı yüzünden terk etti ve yazmaya başladı. Kendini yazmaya verdi, bu nedenle de maddi sıkıntılar yaşamaya başladı. 21 yaşına geldiğinde büyük bir borcu vardı. 1844 yılında eşinden ayrılan babasıyla yaşamak için Saint-Germain-en-Laye’ye taşındı. Burada zengin erkeklerle beraberlikler yaşayan Marie Duplessis ile tanıştı. Bu kadın, Dumas fils’in başyapıtı olacak “Kamelyalı Kadın” (“La dame aux camélias”) isimli romana ilham kaynağı oldu. Bu ünlü yapıtını daha sonra oyun haline getirdi. İngilizce’ye “Camile” ismiyle adapte edilen yapıt, Verdi’nin 1853 tarihli La Traviata isimli operasına da kaynaklık etti. Dumas fils yazım hayatına şiir ve romanla başlasa da daha çok piyes yazmaya ilgi duymuştur.

Kamelyalı Kadın ilk zamanlarda pek bir ilgi toplayamamıştı. Birçok tiyatro tarafından reddedildi. Sonunda Théâtre du Vaudevilletarafından kabul edilip sahnelendi. Roman olarak Kamelyalı Kadın ünlendi ve yazarın ününün yayılmasını sağladı. Dumas fils kazandığı para ile borçlarının bir kısmını kapattı ve annesine maddi yardımda bulundu. 1852 yılına kadar yaklaşık on iki roman daha yazdı, daha sonra kendini didaktik oyunlar yazmaya adadı. Bu oyunlarda özellikle ahlâki bozukluklara değinmekteydi. Ayrıca kendi yaşamındaki birçok olay ve beraberlik bu oyunlarına yansımıştır.

Evli bir kadın olan Nadeja Naryschkine ile gizli bir ilişki yaşamıştır. Bu ilişkisinden 1860 yılında bir kız çocuğu dünyaya geldi. Çocuğun doğumundan dört yıl sonra, 1864’te evlendiler. 1867 yılında ise yarı otobiyografik bir roman olan ve daha sonraları en önemli eserlerinden biri sayılacak, L’affaire Clemenceau’yu kaleme aldı. 1874’te Académie française’e kabul edildi. 1894 yılında da Légion d'Honneur ile ödüllendirildi. Bu arada 1885 tarihli Denis ve 1887 tarihli Francillon ile ününü arttırdı. Karısının ölümünden sonra sekiz yıllık metresi Henriette Régnier ile evlendi.

Alexandre Dumas fils Marly-leRoi’de, 27 Kasım 1895’te vefat etti. Paris’teki Cimetière de Montmartre’e gömüldü.
Erkekler alıştıkça kadına hükmetmek ister, kadın taviz verdikçe erkek hep daha fazlasını bekler.
Alexandre Dumas (oğul)
Sayfa 122 - Martı yayınları- Şubat - 2016
+Yani beni gerçekten çok mu seviyorsunuz?
_Bir insan ne kadar sevebilirse, sanırım ben
de o kadar...
... insan sonunda ille de ölecekse, dumandan boğulacağına kendini ateşe atmayı yeğler.
Alexandre Dumas (oğul)
Sayfa 181 - Martı Yayınları
Bir kadın ille de annemiz, kız kardeşimiz, karımız değil diye yerden yere vurmayalım onu.
Alexandre Dumas (oğul)
Sayfa 35 - Martı Yayınları
Hiç tanımasam bile, karşılaştığım bütün insanları seviyordum. Aşk ne kadar iyi yapar insanı!
Uzun bir inceleme yazmak istiyordum aslında, okurken ve bitirince yaşadığım tüm duygu karmaşasını anlatan... Şimdi yazmak için oturunca nasıl anlatacağım konusunda kararsız kaldım, cümleleri düzgün kuramazsam bağışlayın.
Öncelikle sıkılmadan ve merakla ilerliyorsunuz. Vize haftam olmasa bu kadar merak içinde kalmaya dayanamazdım doğrusu. "Bir kadın nasıl bu kadar güzel sever, nasıl bu kadar güzel sevilir" diye düşünmeden edemedim. İçinde öyle cümleler geçiyordu ki, okurken o kısımlarda acı çektim diyebilirim oldukça. Bazı bazı kitabın ilerleyişine karışıp, akışını değiştiresim geldi. Öyle çok istedim ki olaylara müdahale edebilmeyi. Yine de en etkilendiğim kısım, sevdiği kadını son kez görmek uğruna yaptığı hareketti. Çok kez kendimi yerine koyasım geldi, " ben olsam yapar mıydım acaba?" inanın cevabını hala verebilmiş değilim kendime. Kitabı henüz bitirdim ama bildiğim tek şey varsa son bitirişim olmayacağı. Defalarca açıp açıp yeniden okuyacağım, defalarca...
Şuana kadar okuduğum en iyi aşk romanlarından biriydi. Klişe aşk romanlarını sevmem diyorsanız, kesinlikle Kamelyalı Kadın'ı okumalısınız. Aşkın çok farklı bir boyutu konu alınmış. Sıradan bir Fransız gencinin, yazarın tabiriyle bir "yosma" ya olan aşkını konu alıyor.

Yazar kitabın ilk bölümünde, olayların sonunda ne olacağını yazmasına rağmen heyecanla sayfaları çevirdim.

Bir kadın ne kadar fazla sevilebilir?

"...bir daha başkasının olmasın diye onu öldürmek geçiyordu içimden."

İşte bu kadar.

Bir erkeğin aşkı ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Yalın ve samimi diliyle tek kelime ile "mükemmel" bir aşk serüveni. Okunması gerektiğini düşünüyorum.

İyi okumalar. :)
Açıkcası bu kitabı başladığım ve yarım bırakmak istemediğim için bitirdim.Anlatımı çok basitti.Ne yazık ki beğenemedim.Asil bir gençle bir hayat kadınının sonsuz aşklarını ,ayrı dünyanın insanları olduklarını anlatıyor.Kitap üzücü bir sonla bitiyor.Çerezlik olarak bile okuyacağım bir kitap değil malisef.
Benim için okunmakta geç kalınmış bir kitaptı. Ama kısmet bu güneymiş. Oğul Alexandre Dumas'ın yazdığı, Dünya Klasiklerinde önemli bir yeri olan muhteşem bir kitap.

Çok sade ve basit bir dille anlatılmış, muhteşem bir akıcılıkla yazılmış, mükemmel ve ustalıkla yapılmış bir kurguyla, okuyucuya sunulan harika bir eser.

Kitapta, bin sekiz yüzlü yılların ortasında yaşanmış dramatik bir aşk hikayesi anlatılıyor. Genç bir delikanlının, bir fahişeyle, karşılıklı olarak yaşadığı son derece dramatik olan bir aşk, müthiş bir duygu yoğunluğu içerisinde okuyucuya sunuluyor.
Ayrıca konunun, yazar tarafından kitabın son sayfasında, gerçekten yaşanmış bir olay olduğunun bildirilmesi ise, okuyanlarda, dramatik duygusallığın dozunun daha da artmasına sebep olmaktadır.

Kitabı, mutlaka okunması gereken önemli bir dünya klasiği olarak düşünüyorum.
Babasıyla aynı isme sahip olan Alexandre Dumas bu kitabı yaşanmış bir olay üzerinden anlatmıştır ki beni en çok etkileyen de ‘’yaşanmış’’ ibaresidir.
Şahsen klasiklerde okuduğum aşklar beni çok derinden etkiliyor, uzun süre etkisinden çıkamıyorum. Günümüzdeki aşklarla kıyaslamak bir yana günümüzdeki aşk kitaplarıyla bile kıyaslayamıyorum. Kitaba gelince aslında tertemiz bir aşkın tüm çabalara ve fedakarlıklara rağmen türlü çıkar ilişkilerinin yer edindiği bu hayatta asla kavuşamayan iki gencin hikayesini anlatıyor bize. Bu hikayede yazar; gurur, ön yargı, özveri ve sadakat kavramlarını ele almış ve gerçeklerden hiç kopmadan olayları çarpıcı bir şekilde anlatmıştır. Döneminde çok ses getiren ve bence okuyanları hala etkileyen ölümsüz bir eser…
Okurken keyif aldığım bir romandı.Anlatılanların gerçek olması açıkçası beni etkiledi.Aşkın abartılmadan anlatılması romanı daha da cazip kılıyor.''Ben onundum, o ise herkesin.'' demesi çok etkiledi beni aslında ona sahip olabilecek fırsatları varken o saf ve temiz duygularla onu sevdi.Okunması gereken bir aşk romanı.
Klasik bir eserin değerlik ölçütü yüreğime dokunabilirliğiyle orantılı olduğundan benden tam not alabilmiş eser. Oğul Dumas’ın Kamelyalı Kadın’ı.
Sadelik, yalın anlatım, kısa ve kalıp cümlelerden kurtulmuş hoş betimlemeler.
Ve hüzün.
Aşkı uzun zamandır böylesine canlı okumamıştım.
Ciğerimi söktün be Dumas kardeş.

Yazarın biyografisi

Adı:
Alexandre Dumas (oğul)
Unvan:
Alexandre Dumas'ın Gayrimeşru Oğlu,Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 27 Temmuz 1824
Ölüm:
Marly-le-Roi, Yvelines, Fransa, 27 Kasım 1895
Ünlü Fransız yazar Alexandre Dumas’nın gayrimeşru oğlu olarak Paris’te doğdu. Annesi Marie-Catherine Labay isimli bir kadın terzisiydi. 1831 yılında babası onu resmi olarak oğlu tanıdı ve iyi bir eğitim görmesini sağladı. Institution Goubaux ve Collège Bourbon’da eğitim gördü. Gayrimeşru oluşunun yanı sıra koyu esmer olan teni yüzünden de zorluk çekti. Özellikle okul yıllarında rengi nedeniyle arkadaşlarının şakalarına ve küçümsemelerine maruz kaldı. Renginin nedeni babasının atalarının soyundaki Haitili bir kadındı. Okulu yazma aşkı yüzünden terk etti ve yazmaya başladı. Kendini yazmaya verdi, bu nedenle de maddi sıkıntılar yaşamaya başladı. 21 yaşına geldiğinde büyük bir borcu vardı. 1844 yılında eşinden ayrılan babasıyla yaşamak için Saint-Germain-en-Laye’ye taşındı. Burada zengin erkeklerle beraberlikler yaşayan Marie Duplessis ile tanıştı. Bu kadın, Dumas fils’in başyapıtı olacak “Kamelyalı Kadın” (“La dame aux camélias”) isimli romana ilham kaynağı oldu. Bu ünlü yapıtını daha sonra oyun haline getirdi. İngilizce’ye “Camile” ismiyle adapte edilen yapıt, Verdi’nin 1853 tarihli La Traviata isimli operasına da kaynaklık etti. Dumas fils yazım hayatına şiir ve romanla başlasa da daha çok piyes yazmaya ilgi duymuştur.

Kamelyalı Kadın ilk zamanlarda pek bir ilgi toplayamamıştı. Birçok tiyatro tarafından reddedildi. Sonunda Théâtre du Vaudevilletarafından kabul edilip sahnelendi. Roman olarak Kamelyalı Kadın ünlendi ve yazarın ününün yayılmasını sağladı. Dumas fils kazandığı para ile borçlarının bir kısmını kapattı ve annesine maddi yardımda bulundu. 1852 yılına kadar yaklaşık on iki roman daha yazdı, daha sonra kendini didaktik oyunlar yazmaya adadı. Bu oyunlarda özellikle ahlâki bozukluklara değinmekteydi. Ayrıca kendi yaşamındaki birçok olay ve beraberlik bu oyunlarına yansımıştır.

Evli bir kadın olan Nadeja Naryschkine ile gizli bir ilişki yaşamıştır. Bu ilişkisinden 1860 yılında bir kız çocuğu dünyaya geldi. Çocuğun doğumundan dört yıl sonra, 1864’te evlendiler. 1867 yılında ise yarı otobiyografik bir roman olan ve daha sonraları en önemli eserlerinden biri sayılacak, L’affaire Clemenceau’yu kaleme aldı. 1874’te Académie française’e kabul edildi. 1894 yılında da Légion d'Honneur ile ödüllendirildi. Bu arada 1885 tarihli Denis ve 1887 tarihli Francillon ile ününü arttırdı. Karısının ölümünden sonra sekiz yıllık metresi Henriette Régnier ile evlendi.

Alexandre Dumas fils Marly-leRoi’de, 27 Kasım 1895’te vefat etti. Paris’teki Cimetière de Montmartre’e gömüldü.

Yazar istatistikleri

  • 29 okur beğendi.
  • 687 okur okudu.
  • 21 okur okuyor.
  • 419 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları