Alexandre Dumas (oğul)

Alexandre Dumas (oğul)

Yazar
8.4/10
1.735 Kişi
·
5,3bin
Okunma
·
154
Beğeni
·
5,3bin
Gösterim
Adı:
Alexandre Dumas (oğul)
Unvan:
Alexandre Dumas'ın Gayrimeşru Oğlu,Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 27 Temmuz 1824
Ölüm:
Marly-le-Roi, Yvelines, Fransa, 27 Kasım 1895
Ünlü Fransız yazar Alexandre Dumas’nın gayrimeşru oğlu olarak Paris’te doğdu. Annesi Marie-Catherine Labay isimli bir kadın terzisiydi. 1831 yılında babası onu resmi olarak oğlu tanıdı ve iyi bir eğitim görmesini sağladı. Institution Goubaux ve Collège Bourbon’da eğitim gördü. Gayrimeşru oluşunun yanı sıra koyu esmer olan teni yüzünden de zorluk çekti. Özellikle okul yıllarında rengi nedeniyle arkadaşlarının şakalarına ve küçümsemelerine maruz kaldı. Renginin nedeni babasının atalarının soyundaki Haitili bir kadındı. Okulu yazma aşkı yüzünden terk etti ve yazmaya başladı. Kendini yazmaya verdi, bu nedenle de maddi sıkıntılar yaşamaya başladı. 21 yaşına geldiğinde büyük bir borcu vardı. 1844 yılında eşinden ayrılan babasıyla yaşamak için Saint-Germain-en-Laye’ye taşındı. Burada zengin erkeklerle beraberlikler yaşayan Marie Duplessis ile tanıştı. Bu kadın, Dumas fils’in başyapıtı olacak “Kamelyalı Kadın” (“La dame aux camélias”) isimli romana ilham kaynağı oldu. Bu ünlü yapıtını daha sonra oyun haline getirdi. İngilizce’ye “Camile” ismiyle adapte edilen yapıt, Verdi’nin 1853 tarihli La Traviata isimli operasına da kaynaklık etti. Dumas fils yazım hayatına şiir ve romanla başlasa da daha çok piyes yazmaya ilgi duymuştur.

Kamelyalı Kadın ilk zamanlarda pek bir ilgi toplayamamıştı. Birçok tiyatro tarafından reddedildi. Sonunda Théâtre du Vaudevilletarafından kabul edilip sahnelendi. Roman olarak Kamelyalı Kadın ünlendi ve yazarın ününün yayılmasını sağladı. Dumas fils kazandığı para ile borçlarının bir kısmını kapattı ve annesine maddi yardımda bulundu. 1852 yılına kadar yaklaşık on iki roman daha yazdı, daha sonra kendini didaktik oyunlar yazmaya adadı. Bu oyunlarda özellikle ahlâki bozukluklara değinmekteydi. Ayrıca kendi yaşamındaki birçok olay ve beraberlik bu oyunlarına yansımıştır.

Evli bir kadın olan Nadeja Naryschkine ile gizli bir ilişki yaşamıştır. Bu ilişkisinden 1860 yılında bir kız çocuğu dünyaya geldi. Çocuğun doğumundan dört yıl sonra, 1864’te evlendiler. 1867 yılında ise yarı otobiyografik bir roman olan ve daha sonraları en önemli eserlerinden biri sayılacak, L’affaire Clemenceau’yu kaleme aldı. 1874’te Académie française’e kabul edildi. 1894 yılında da Légion d'Honneur ile ödüllendirildi. Bu arada 1885 tarihli Denis ve 1887 tarihli Francillon ile ününü arttırdı. Karısının ölümünden sonra sekiz yıllık metresi Henriette Régnier ile evlendi.

Alexandre Dumas fils Marly-leRoi’de, 27 Kasım 1895’te vefat etti. Paris’teki Cimetière de Montmartre’e gömüldü.
... Kötü kuramları atın kafanızdan, gülmeye bakın;hayat çok güzeldir,dostum, ardından baktığınız cama göre değişir.
234 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar en beğendiğim klasiklerinden olan ve bizim edebiyatımızı özellik de Tanzimat Döneminde derinden etkileyen bir eser olan Kamelyalı Kadın aşkı en güzel anlatan ve muhteşem bir üslupla kaleme alınmıştır.Konu olarak Fransa’da orta sınıfta bulunan bir ailenin en genç oğlu olan Armand Duval ve Marguerite Gautier’in arasında yaşayan aşk anlatılmaktadır. Marguerite Gautier şehrin en ünlü yosmalarındandır biridir kadın yaşam tarzları farklı olmasına rağmen karşılık vermesiyle başlar ve zamanla aşkı sürdüremeyeceklerini anlarlar.Kitabı okuduktan sonra keşke daha uzun olsaydı bitmeseydi diyeceksiniz.Bir solukta okudum sizlere de tavsiye ederim.
“Ömrün ne kadar uzun olursa olsun,sizin aşkınızdan daha çok yaşayacağım.”
234 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10 puan
Babasıyla aynı isme sahip olan Alexandre Dumas Fils bu kitabı yaşanmış bir olay üzerinden anlatmıştır. Yazarımız Alexandre Dumas’ın gayrimeşru oğludur.

Kamelyalı Kadın’ı okumayan varsa daha fazla vakit kaybetmeyin derim. Anlatımda ki sadelik , üsluptaki o akıcılık her okuyucunun zevkine ve beğenisine sunulacak cinsten.

Kitapta Paris’in en bilindik hayat kadınlarından birinin yaşadığı aşk anlatılmaktadır. Kadının adı Marguerite’dir. Verem hastasıdır.
Kadını uzaktan görüpte ona aşık olan genç delikanlı Armand Duval bir gün ona açılma fırsatı bulur ve böylece ilişkileri başlar. Fakat Marguerite’nin birden fazla sevgilisi vardır. Gerçek aşkı ise sadece Armand Duval’ da bulmuştur. Gelgelelim bu iki aşığın her şeyden uzaklaşıp yaşamak için gittikleri kırda onların huzurunu bozan genç delikanlı Armand’ın Duval’ın babası olmuştur.Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bu ziyaretten sonra iki aşığın da hayatı çok başka noktalara gitmiştir.

Marguerite’ye Kamelyalı kadın denmesinin nedeni ise her giydiği kıyafete uygun elinde tuttuğu Kamelya çiçeğinden dolayıdır.🏵
239 syf.
·6 günde·8/10 puan
Marguerite Gautier yani Kamelyalı Kadın, Paris’te herkes tarafından bilinen güzeller güzeli bir kibar fahişedir. Armand ise asil bir aileden gelen genç bir hukukçudur. Kitap Marguerite ve ilk defa onun kalbine dokunan Armand’ın tutku, acı, kıskançlık, umut ve aynı zamanda umutsuzluk dolu aşkını konu alıyor.
Diğer kitaplardan farklı olarak bu aşk hikayesinin sonunu kitabın başından biliyorduk. Hikaye bize onların aşklarının başını ve dışarıdan görünmeyen yüzünü anlatıyor. Son 50 sayfaya kalbimi bıraktım desem yeridir. Armand’ın aşık olduğu kadın için yaptığı şeyler ve Marguerite’nin Armand için vazgeçtiği yaşam tarzı ama devamında gelişen olaylar.. Bu kitap “Hiçbir şey görüldüğü gibi değildir.” sözünün tam karşılığı olabilir. İyi okumalar :)
224 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kamelyalı Kadın yani Marguerita Gautier, Paris'te bir çok kişi tarafından bilinen güzeller güzeli kibar bir fahişedir. Asil bir aileden gelen Armand ise genç bir hukukçudur. Kitap Armand'ın umut, tutku, acı, kıskançlık ve aynı kez umutsuzluk dolu aşkını ve Marguerita ile ilk defa onun kalbine dokunan aşkını konu ele alıyor. Diğer bir çok kitaplardan farklı olarak bu aşk hikayesinin sonu bu kitabın başında biliniyor. Kitabı okudukça Marguerita ve Armand'ın aşklarının dışarıdan görünmeyen yüzünü anlatıyor bizlere. Diyebilirim ki, son 50 sayfaya kalbimi de birlikte bıraktım. Kesinlikle samimi ve yalın diliyle mükemmel bir anlatımı vardı.
234 syf.
Yine mi aşk? Yok canım. Evet evet aşk!

Klasikler özellikle de aşk konuluysa ilgimi çekmez benim. Hasan Ali Yücel Klasikleri okuma etkinliğim dolayısıyla okumuş oldum bu kitabı. Şunu eklemeliyim ki benzer birçok kitaba göre daha güzeldi. Konusu aşk değildi benim için. Biyografi özelliği taşıyor ve böyle romanlar daha çok hoşuma gidiyor.

Uyarımı yapayım burada. "Kitaptan nasıl bahsedersin sen?" Demeyin sonra. Kitaptan bahsetmeden, içeriğine değinmeden nasıl inceleme yazılır ki tuhaf doğrusu. Neyse haberiniz olsun.

Öncesinde iki tane Alexandre Dumas olduğunu yeni öğrenmiş oldum: Baba ve oğul. Gayri meşru bir çocuk olan oğul, bunun sıkıntısını çok yaşamış. Küçükken çocuklar ardından ne diye bağırıyormuş bunu tahmin edersiniz. Özellikle bunun da etkisiyle, annesi öyle olmasa da fahişler, metresler vb. hep ilgisini çekmiş. Onların zor hayatlarını dile getirmekten çekinmemiş.

Eserdeki kadın karaktere yani Kamelyalı Kadın'a, gerçekte de deli divane aşık olduğu ve onun genç yaşta ölümüyle derin üzüntü yaşadığı için yazma ihtiyacı hissederek böyle bir kitap yazmış.

Neler mi var?
İnsanlık daha doğrusu insansızlık...
Dışlanma, hor görülme, çıkarlar üzerine kurulu ilişkiler, kullanılmış hayatlar ve tükenenler...

Toplumda hiç hoş karşılanmayan böyle kadınlar, kendilerine yepyeni bir hayat kurmak istediklerinde, zaten toplumun etkisiyle bu hale itildikleri halde, tekrardan kabul görmeyerek daha çok darbeyle çukura gömülüyor. Yok sayılıyorlar. Böyle acımasız insanlarız...

Aşka gelelim. Kimine göre kutsal bir duygu. Benim için kitaptaki kadar acı verici değil aşk. Aşktan daha önemli şeyler olduğu kanaatindeyim. Daha büyük duyguların, daha yüce hislerin olduğu düşüncesindeyim. Aşkı bu denli yüceltenlere saygım var. Onlar içinse ekliyorum:

Aşka en yakın duygudur nefret. Hatta birbirlerini tamamlayan, birisi varsa diğerinin de kaçınılmaz olduğu iki duygudur. Aşık olduğun insandan nefret ettiğinde, onun sana yaşattığını düşündüğün ( aslında çok katılmıyorum kimse kimseye bir şey yaşatmaz bence ) acıyla daha bir acımasız olabiliyor insan. Sonunda pişmanlık olacağını bilerek.

Bunların hepsi birbiriyle bağlantılı bir şekilde yer alıyor kitapta. Sonunda ölüm var ki başı bununla başlıyor zaten. Yazar, buradaki olayların hepsini yaşadı mı bilinmez ama büyük bir aşk ve bağlılıkla, annesinin yerine koyduğunu düşündüğüm kadını sevmiş, onun ölümüyle de kederini bizlere kalemiyle aktarmış. Bunu da yoğun bir şekilde hissettiriyor.

Aşkla değil sevgiyle kalın... Sevgi ve aşkın ayrımına varmanız dileğiyle.
234 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
Uzun bir inceleme yazmak istiyordum aslında, okurken ve bitirince yaşadığım tüm duygu karmaşasını anlatan... Şimdi yazmak için oturunca nasıl anlatacağım konusunda kararsız kaldım, cümleleri düzgün kuramazsam bağışlayın.
Öncelikle sıkılmadan ve merakla ilerliyorsunuz. Vize haftam olmasa bu kadar merak içinde kalmaya dayanamazdım doğrusu. "Bir kadın nasıl bu kadar güzel sever, nasıl bu kadar güzel sevilir" diye düşünmeden edemedim. İçinde öyle cümleler geçiyordu ki, okurken o kısımlarda acı çektim diyebilirim oldukça. Bazı bazı kitabın ilerleyişine karışıp, akışını değiştiresim geldi. Öyle çok istedim ki olaylara müdahale edebilmeyi. Yine de en etkilendiğim kısım, sevdiği kadını son kez görmek uğruna yaptığı hareketti. Çok kez kendimi yerine koyasım geldi, " ben olsam yapar mıydım acaba?" inanın cevabını hala verebilmiş değilim kendime. Kitabı henüz bitirdim ama bildiğim tek şey varsa son bitirişim olmayacağı. Defalarca açıp açıp yeniden okuyacağım, defalarca...
224 syf.
·5 günde·6/10 puan
Paris’te yaşayan güzel bir kadının aşkına yenik düşmesi ve sonrasında gelişen olaylar...

Romanı bitirdiğimde derin bir hüzne kapıldım, gerçek olduğunu bilmek sanırım bu etkiyi arttırıyor. Okuduğum etkileyici kitaplardan birisi oldu.

İki insan birbirini ne kadar sevebilir? İşte sorunun cevabı Kamelyalı Kadın kitabında. Sevmek bazen vazgeçmektir, sevgilisinden ayrıldığı zaman hasta olacağını bilen hatta öleceğini bilen buna rağmen onun mutluluğu için kendisinden vazgeçen bir kadının hikayesi.

Kesinlikle okunmalı.
234 syf.
·4 günde·10/10 puan
Alexandre Dumas Fils henüz 24 yaşında yayımladığı eseri olan " Kamelyalı Kadın " ile tüm zamanların en tanınan aşk romanlarının arasında zirvede olmayı başarmıştır .
Aşkın çok farklı bir boyutu konu alınmış. Sıradan bir Fransız gencinin, yazarın tabiriyle bir "yosma" ya olan aşkını konu alıyor.

Bir kadın ne kadar fazla sevilebilir?
"...bir daha başkasının olmasın diye onu öldürmek geçiyordu içimden."
İşte bu kadar.
Yalın ve samimi diliyle tek kelime ile "mükemmel" bir anlatımı vardır .
Okumanızı tavsiye ediyorum .
İyi okumalar. :)
234 syf.
·9 günde·7/10 puan
Bir fahişe olan Marguerite ve kendi halinde biri olan Armand’ın aşkı. Kitabın başından sonunu biliyoruz, Armand kendi ağzından olan bitenleri anlatıyor. Marguerite bir yere kadar herkesin sinirini bozan, o sıradan karakterlerden biriymiş gibi hissettiriyor fakat son 30 sayfada aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlıyoruz. O acıklı aşk tüm zorluklara göğüs germeyi de beraberinde getiriyor. Yaşanmışlıklara göre insanın yer yer kendini bulabileceği, insanı burkan bir kitaptı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Alexandre Dumas (oğul)
Unvan:
Alexandre Dumas'ın Gayrimeşru Oğlu,Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 27 Temmuz 1824
Ölüm:
Marly-le-Roi, Yvelines, Fransa, 27 Kasım 1895
Ünlü Fransız yazar Alexandre Dumas’nın gayrimeşru oğlu olarak Paris’te doğdu. Annesi Marie-Catherine Labay isimli bir kadın terzisiydi. 1831 yılında babası onu resmi olarak oğlu tanıdı ve iyi bir eğitim görmesini sağladı. Institution Goubaux ve Collège Bourbon’da eğitim gördü. Gayrimeşru oluşunun yanı sıra koyu esmer olan teni yüzünden de zorluk çekti. Özellikle okul yıllarında rengi nedeniyle arkadaşlarının şakalarına ve küçümsemelerine maruz kaldı. Renginin nedeni babasının atalarının soyundaki Haitili bir kadındı. Okulu yazma aşkı yüzünden terk etti ve yazmaya başladı. Kendini yazmaya verdi, bu nedenle de maddi sıkıntılar yaşamaya başladı. 21 yaşına geldiğinde büyük bir borcu vardı. 1844 yılında eşinden ayrılan babasıyla yaşamak için Saint-Germain-en-Laye’ye taşındı. Burada zengin erkeklerle beraberlikler yaşayan Marie Duplessis ile tanıştı. Bu kadın, Dumas fils’in başyapıtı olacak “Kamelyalı Kadın” (“La dame aux camélias”) isimli romana ilham kaynağı oldu. Bu ünlü yapıtını daha sonra oyun haline getirdi. İngilizce’ye “Camile” ismiyle adapte edilen yapıt, Verdi’nin 1853 tarihli La Traviata isimli operasına da kaynaklık etti. Dumas fils yazım hayatına şiir ve romanla başlasa da daha çok piyes yazmaya ilgi duymuştur.

Kamelyalı Kadın ilk zamanlarda pek bir ilgi toplayamamıştı. Birçok tiyatro tarafından reddedildi. Sonunda Théâtre du Vaudevilletarafından kabul edilip sahnelendi. Roman olarak Kamelyalı Kadın ünlendi ve yazarın ününün yayılmasını sağladı. Dumas fils kazandığı para ile borçlarının bir kısmını kapattı ve annesine maddi yardımda bulundu. 1852 yılına kadar yaklaşık on iki roman daha yazdı, daha sonra kendini didaktik oyunlar yazmaya adadı. Bu oyunlarda özellikle ahlâki bozukluklara değinmekteydi. Ayrıca kendi yaşamındaki birçok olay ve beraberlik bu oyunlarına yansımıştır.

Evli bir kadın olan Nadeja Naryschkine ile gizli bir ilişki yaşamıştır. Bu ilişkisinden 1860 yılında bir kız çocuğu dünyaya geldi. Çocuğun doğumundan dört yıl sonra, 1864’te evlendiler. 1867 yılında ise yarı otobiyografik bir roman olan ve daha sonraları en önemli eserlerinden biri sayılacak, L’affaire Clemenceau’yu kaleme aldı. 1874’te Académie française’e kabul edildi. 1894 yılında da Légion d'Honneur ile ödüllendirildi. Bu arada 1885 tarihli Denis ve 1887 tarihli Francillon ile ününü arttırdı. Karısının ölümünden sonra sekiz yıllık metresi Henriette Régnier ile evlendi.

Alexandre Dumas fils Marly-leRoi’de, 27 Kasım 1895’te vefat etti. Paris’teki Cimetière de Montmartre’e gömüldü.

Yazar istatistikleri

  • 154 okur beğendi.
  • 5,3bin okur okudu.
  • 151 okur okuyor.
  • 1.934 okur okuyacak.
  • 51 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları