Ali Aslan

Ali Aslan

Çevirmen
5.4/10
5 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
10
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Ali Baba ve Kırk Haramiler,Alaaddin'in sihirli lambası, Sinbad .. Masallarına sıra gelsin diye heyecanla okuyorum 32. gecedeyim 4 ciltlik bir seri, Alfa yayınlarından benim aldığım kitabın sayfaları okumakta zorluyor sayfalar kalın olduğundan olsa gerek kitabın iç kısımlarına doğru ne yazıyor diye iyice gözlerime yaklaştırmaktan gözlerim bir süre sonunda puslu görmeye başlıyor bu nedenle acele etmeden her gün uyumadan önce birkaç masal okuyarak devam etmeye karar verdim , sürükleyici , eğlendirici ,ibretlik masallarlarla dolu .Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık kitabının, Umberto Eco’nun Baudolino romanının Binbir gece masalların etkisini taşıdığını,Voltaire kendi öykülerini yazmaya başlamadan önce bu masalları defalarca okuduğu, Borges 'in ilham kaynağı olduğunu öğrendim ayrıca 4 cildi bitiren ölür diye Efsane varmış hiiççç acele etmeyim o halde :)
3000 syf.
·217 günde·3/10
Binbir Gece Masalları hepimizin bir şekilde duyduğu, belki başlayıp sonunu getiremediği bir eser. ben de bir iki defa başlamama rağmen bitirememiştim. bu sefer burada oluşturduğum okuma listesi dolayısıyla (#49158376) inat ettim ve bitirdim. bitirince daha önce neden yarıda bıraktığımı da anladım çünkü gerçekten sıkıcı ve çağdışı bir kitap.

aslında buna bildiğimiz anlamda bir kitap diyemeyiz. BGM farsi ve islam coğrafyasında halk arasında anlatılan masalların çeşitli dönemlerde anonim olarak derlenmesiyle oluşmuş bir metin. belli bir yazarı yok., bazı dönemlerde kişiler masalları derleyip bir araya getirmiş. masalların kaynağı kronolojik sıra ile 4 döneme ayrılıyor:

1- hint masalları
2- irandan gelen masallar (sasani imparatorluğu dönemi 224-651)
3- halife harun reşid dönemi (786-809) masalları (islam rönesansı olarak bilinen "beyt-ül hikme" aynı dönemde, aynı coğrafyada yaşandı).
4- fatımiler (909-1171) ve Memlükler (1250-1571) dönemi masalları

TARİHSEL ALTYAPISI

islam peygamberi muhammed'den sonra 4 halife dönemi yaşandı biliyorsunuz. bu dönemde islam dini arap yarım adasından çıkarak genişledi ve diğer kültürlerle kaynaşmaya başladı. 4 halife ve ondan sonra gelen emeviler-abbasiler döneminde islamiyet batıda kuzey afrikaya genişlerken, doğuda ise iran, orta asyaya yayılarak fars kültürünü içine almaya başladı. kitapta halife harun reşid'in adını sık sık duyacaksınız. bu kişi en tanınmış abbasi halifesidir (786-809). bir çok masal harun reşid ve bağdat etrafında dönüyor. bu dönemde bağdat önemli bir ticaret merkezidir ve dünyanın çeşitli coğrafyalarından (iran, çin, hindistan, afrika, avrupa) tüccarlar bağdata kervanlarla gelip ticaret yapar. harun reşid aynı zamanda "islam rönesansı" olarak da bilinen "beyt-ül hikme" ilim merkezinin kurucusudur. masalların derlenmesinde beyt-ül hikme'nin etkisi mutlaka vardır. derleyen kişi Ebu Abdullah imiş bu arada.

BGM'deki hikayelerin çekirdeğini eski bir fars (iran) kitabı olan Hazar Efsane (bin efsane) oluşturuyor. zaten islamın ilk doğduğu yıllara giderseniz, arap kültüründe sanat-kültür ürünü (hikaye, masal, yazı vs) göremezsiniz. islam, çöl şartlarında yaşayan ve kervan ticareti yapan bir grup zengin bedevi tüccar ile doğuyor. islam dünyasına kültürel zenginliği ise farslı düşünürler getiriyor. mesela, beytül hikme'de faaliyet gösteren düşünürlerin çoğu fars kökenlidir.

yani toparlarsak, BGM anonim halk masallarıdır. kaynaklık eden ilk masalları da hesaba katarsak 7-8yydan, 16yya kadar uzanan bir tarihi var. derlendiği tarih 9yy. halifelik fatımi ve memlüklere geçince, bu döneme ait yeni masallar da kitaba ekleniyor. 16yya kadar devam eden bir yazım süreci var yani. bu zaman farkını masalların kendisinde de görebiliyorsunuz. hikayelerin çerçevesini oluşturan Şehrazad olgusunun ise esere 14yyda girdiği düşünülüyor.

18yy başlarında fransız Antoine Galland (1646-1715, Fransa) çevirisi sayesinde avrupaya yayılıyor. fakat Galland, yazı dilini değiştirmek, kendisi yeni hikayeler eklemek suretiyle eseri bir miktar tahrif etmiş. bizim coğrafyamızdaki ilk taş baskısı 19yyda sultan abdulaziz zamanında yapılmış. şunu da eklemek lazım. "elin gavuru" galland, taa fransadan kalkıp istanbul ve kahirede araştırma yaparak bu eseri fransaya taşırken (ve oradan da tüm avrupaya yayılıyor), bizde ilk baskının ancak 100 yıl sonra yapılabilmesi manidardır. hem osmanlı hanedanının kendi kültürüne ne kadar sahip çıkabildiğini, hem de osmanoğlu imparatorluğunda halkın kültür faaliyeti ile ne kadar ilgili olduğunu gösteren bir işaret olarak görülebilir.

20yy başlarında, Joseph Charles Mardrus yeniden araştırma yaparak eseri çeviriyor. Mardrus'un tercümesi Galland'a kıyasla daha bilimsel bir çalışma. Yapıkredi Kültür Yayınlarından çıkan BGM seti Mardrus'un çevirisine dayanıyor mesela. Alim Şerif Onaran fransızca çevirisinden türkçeye çevirmiş.

sonuç olarak BGM şu an tüm dünya dillerine çevrilmiş ve bir çok sanat dalında (edebiyat, sinema, tiyatro, bale, resim vs) uyarlaması yapılmış bir eser.

HANGİ YAYINEVİ

bende YKY'dan çıkan setin bir iki kitabı vardı. fakat internette kısa bir sorgulama yapınca, AŞO'nun fransızca çeviriden çeviri yaptığı için eserde bir miktar anlam kaybı olduğu yorumlarına ulaştım. ne kadar doğru bilmiyorum. ben ALFA yayınlarından (Binbir Gece Masalları) okumayı tercih ettim. hem arapça aslından çevrildiği, hem de çevirinin bir kurul grubu tarafından yapıldığı için daha doğru olduğunu düşündüm. iki çeviri arasında kısa bir karşılaştırma yaptım. aralarında gerçekten büyük fark var. hem düzyazıdaki tasvirler, hem de şiirlerin kendisi farklıydı. fransızca çevirisinde anlatım sanki süslenmiş gibi geldi bana. arapça aslının hangi derlemeden yapıldığı bile çeviriyi fark ettiriyor sanırım.

ALFA arapça aslının derlemesini kimin yaptığını belirtmemiş. kitabın baskısında önsöz de yok. direkt olarak hikayeye giriyorsunuz. bu da eksi bir puan...

ALFAnın iki versiyonu var. biri 2 ciltli sert kapaklı, diğeri 4 ciltli kapaksız. hem ciltlerin hafifliği, hem de fiyatından dolayı ben 4 ciltli olanı tercih ettim, fakat kağıt/baskı/cilt kalitesi diğeri kadar iyi değil.

KONUSU

sasani imparatorunun iki oğlu var. şehriyar ve şahzaman. her ikisi de eşleri tarafından aldatılır. iki kardeş gezintiye çıktığında bir kadın ifritle karşılaşırlar. kadın bunları tehdit eder, benimle hemen ilişkiye girin diye. artık bu durum şehriyar'ın canına tak eder ve dünyadaki bütün kadınların hain, ahlaksız tıynette olduğuna kanaat getirir. bunun üzerine şehriyar saraya döndüğünde karısını, bütün cariyerlerini ve onların kölelerini öldürür... ve intikam almak için (aynen kitaptaki ifadeyi kullanıyorum!) "o günden sonra her gece bir kızla evlenip bekaretini bozduktan sonra öldürmeye başladı". bu şekilde 3 yıl her gün bir kızı öldürdükten sonra artık şehirde başka ırzına geçilecek kız kalmayınca... bir gün karşısına şehrazat diye bir kız çıkar. şehriyar bunun bekaretini bozar. sıra öldürme faslına gelince, şehrazat her gün sonunun çok merak edildiği bir hikaye anlatarak günün sonunda ölümünü öteler. şehriyar hikayenin sonunu merak ettiğinden dolayı şehrazatı öldürmeyi bir sonraki güne erteler. bu süre içinde, şehrazat 3 tane erkek evlat dünayaya getirir. bu çocukların hatırına canının bağışlanmasını ister. şehriyar da "iffetli" bir kadın olmasından dolayı ayağının altını öptürüp affeder. mutlu mesut yaşarlar.

olay kısaca bu şekilde...

---------------------------------------------------------------------

gelelim detaylarına...

açıkçası bu kadar kötü bir kitabın orhan pamuk, stendhal, tolstoy gibi yazarlar tarafından beğenilmesi beni şaşırttı. kötü derken edebi anlamda değil direkt olarak kötü olmasını kastediyorum. hükümdar ve zengin tüccar sınıfı dışındaki bütün kesimler kötü değerlerle işleniyor.

Alim Şerif Onaran da kitabın ana temasının "kadının sadakatsizliği" olduğu söyleniyor. ama siz bunu kadın düşmanlığı olarak anlayın. kitapta inanılmaz ifadeler var. alıntı olarak paylaşmıştım, mesela bir tane örnek vereyim.

... kölenin söyledikleri doğrulanmıştı. hemen bıçağımı çıkardım ve karımın göğsüne binip boğazını kestim. her bir uzvunu bir parçaya ayırdım. onları da aceleyle bir sepete koyup üzerlerine örtü serdim. onun üstüne de bir parça yaygı attım. sonra sepeti bir sandığa indirip kendi ellerimle Dicle'ye attım. ona kısas olarak hemen beni öldürmenizi istememin sebebine gelince, ahrette karımın benden hak istemesinden korkuyorum (sayfa 159).

adam cennete gitmek istiyor. pişman olmasının sebebi de bu. karısı ahirette hesabını sorar, adam da cennete gidemez cehennemde yanar diye korkuyor. halbuki öldürene kadar hiç korku duymamış, kadını parçalara keserek vahşice manyakça duygularla öldürmüş.

yani işte anatema dediğimiz şey bu.

kitapta bol bol kadın düşmanlığı, kadınların katledilerek öldürülmesi, kadının erkeğe hizmet etmek için yaratıldığı, kadının ikinci sınıf insan olması örnekleri var. bunun yanında köleler, diğer dinler ve yabancı milletler aşağılanıyor. mazlum ve yoksullara tamah etmeleri ve ahirette çektikleri çilenin ödüllendirileceği salık verilirken, tüccar kesimi için allahtan kazançlarını artırması isteniyor.

ek olarak, küçük yaşta evlilik (kızların yaşının çok küçük olduğu söyleniyor), oğlancılık, ensest ilişki, şiddet, fahişelik, kölelik ve cariyelik (köleler çarşıda mal gibi alınıp satılıyor), saraylardaki israf... bunlar da sık sık işlenen konular.

***

kitabın sonunda iffetli kadın olmasından dolayı şehrazat'ın affedildiğini söylemiştik. işte bu mutlu sondan dolayı, AŞO kitaba yazdığı önsözde, BGM'nin dünyanın ilk feminist tezlerinden biri olduğunu söylüyor. şimdi profesör mertebesinde bir akademisyenin böyle ahmakça bir çıkarımda bulunması gerçekten vahim bir durum. bir akademisyenin bu tezi ileri sürebilmesi için katıksız bir şarkiyat aşığı olması gerekir diye düşünüyorum. konunun buraya kadar gelmesi dahi AŞO'ın yanıldığını gösteriyor. yani bir hükümdar 3 yıl boyunca genç bakire kızların bekaretini bozar, onları öldürüp atar, en son bulduğu kızı da öldürecekken ondan çocuk sahibi olur, 3 yıl boyunca ha gün ha yarın öleceksin diye işkence çektirir... sonunda hiçbir suçu olmayan bir günahsızı affettiği için de, dünyanın ilk feminist tezi olur... saçmalık...

tez saçma, fakat BGM önemli bir kitap. bize erken ortaçağ döneminde, doğu toplumlarıyla ilgili önemli ipuçları veriyor. AŞO önsözünde, BGM ile boccaccio'nun decameronu ve chaucer'in canterburry hikayeleri arasında benzerlik kurmuş, her ikisinde de BGM gibi normal tabaka insanların hikayelerinin anlatıldığını söylemiş. ki bu da ahmakça bir iddia. BGM, Decameron ile karşılaştırılması, üstelik bunu bir akademisyenin yapması tam bir cehalet örneği. BGMde anlatılan sultanların ve zengin tüccar sınıfının hikayeleri iken (burada fakirler figürandır ve tüccarlar gerçekten çok zengindir), decameronda yeni oluşmaya başlayan tüccar sınıfı ve alt tabaka insanlardır (burada krallar, prensler figürandır). üstelik, BGMde şahısların ve yaşam standartlarının önemi yokken, canterburry hikayelerinde şahısların kendi müstakil ve hatta sınıfsal hayatları vardır. BGMde bırakın sınıfı, insanın beşeri bir kimliği dahi yoktur. kadınların cariye olarak satıldığı, erkek çocuklarla gönül eğlendirildiği bir ortamda insanın kimliği olur mu hiç? dolayısıyla, böyle bir karşılaştırma yapılması ve denk görülmesi yanlış. hatta, bu iddiayı bir profesörün dile getirmiş olması, türkiyede akamedik eğitimin sorgulanması gerektiğini dahi gösteriyor!

BGMde karın tokluğuna yaşayan ve ertesi gününü dahi göremeyen yoksul insanlar vardır (cilt3, sayfa 316). kitap, malı mülkü başarıyı verenin allah olduğunu söylendikten sonra (c4 s385), fakirlere, zenginlerin bu kadar malı mülkü nereden edindiğini sorgulamamaları grektiği söyleniyor (c4 s715).

***

burada bir parantez açıp sanırım şunu söylemek gerekiyor. BGM gerçekçi bir metin değil. mesela Decameron çok büyük oranla gerçekçi bir metindir. araştırmacılar, tarihi belgelerde D.daki hikayeleri karşılaştırıp bunu doğrulamış. (tabii D. ve BGM arasında yaklaşık 500 yıl zaman farkı olduğunu hesaba katmak lazım). yazılanları direkt olarak dönemin yaşantısı olarak okuyabilirsiniz. fakat aynı şeyi BGMde yapamazsınız çünkü kitapta bol cinler, ifritler, saçmasapan mucizeler vs gibi doğa dışı olaylar var. bunlar tabii ki gerçek değil. fakat bu konuların kitapta sık sık işlenmesini, o dönemde toplumun cahiliyeti olarak okumamız gerekir. yani toplumun yapısı budur. böyle topluma da böyle akıldışı masallar hitap etmektedir. günümüzde ise insanlığın ortak aklı artık geliştiğinden biz bu ifrittir, yok efendim asayla denizleri ikiye ayırdı falan bunların eski zaman masalları olduğunu biliyoruz. bilimsel gelişmeler de böyle varlıkların olmadığını, bunların uydurma masallar olduğunu kanıtlayabilir hale geldi. oysa 17yya kadar bunlar gerçekti. ifritlere gerçekten inanılıyor, müslümanların ifritinin hristiyanların ifritinden daha güçlü olduğu düşünülüyordu (tersi de doğrudur!).

o dönemin kafasıyla bir örnek vereceğim. müslümanların ifriti aklın alamayacağı derecede çoktur. bir tane ifrit komutanının altında 1000 tane ifrit çavuşu vardır (bin islam kültüründe sonsuzluğu ifade eder, o yüzden 1001 gecedir sonsuzluğun ötesinde yani). her bir ifrit çavuşunun altında da 1000 tane ifrit askerine komuta eden 1000 tane ifrit onbaşısı vardır (bu bayağı metod kitaptaki bütün mübalağlarda kullanılıyor!). haydi buyur. noldu? 9yy gariban fukarasının aklı bu kadar sayıyı almadı ve ambale oldu. sonuç nedir peki? direkt kitaptan alıntı ile söylüyorum:

"sultan allah'ın yeryüzündeki halifesidir" (c2 s657). sultan iki rekat namaz kılarak yeryüzündeki BÜTÜN cinleri helak edebilir, o yüzden sultan bütün ifritlerin komutanıdır (c4 s670).

sonuç olarak herkesin derdi şudur: mülkiyet.

doğu toplumlarında mantık şudur: "bütün mülk allaha aittir. sultan da allahın yeryüzündeki halifesi olduğuna göre, bütün mülk, toprak ve eşyaların tamamı sultana aittir". toprakların üzerinde yaşayan insanlar dahil. batı toplumlarında bu mekanizma daha farklı. mülk vardır, fakat iyi bir hristiyan bu mülkten kaçınmalıdır. doğu toplumlarında din sultanın emri altındayken, batı toplumlarında din (ruhban sınıfı, din adamları yani) ayrı bir iktidar grubudur ve kralla çekişme halindedir. doğu toplumlarında ise, din, sultanın topluma hükmetme, onlara ulaşma, ve açıkçası cahil bırakılmış halkın kafasını bulandırma aracıdır.

aslında daha söylenecek şey var fakat uzatmamak adına burada bitirmek istiyorum. son sözüm az önce dediğim şekilde. biz bugün BGMyi çoçuk masalları kitabı olarak okuyoruz, fakat aslında BGM 8-16yy arası doğu toplumlarının gerçeğidir. ve biz bugün BGMyi "aa ne kadar nostaljik cariyelik varmış, kölelik varmış, kadınları katur kütür kesiyolarmış, insanlar ifrite inanıyomuş" diye tebessümle okuyabiliyorsak, bu, anadolu topraklarından cehaleti, cariyeliği, köleliği söküp atan cumhuriyet devrimi sayesindedir.


***

kitaptaki vahim olguları sıralamak gerekirse şöyle bir liste yapılabilir:

1 kadın düşmanlığı ve kadına şiddet (adamın biri karısının organları parça parça kesip öldürüyor, sonra da cennete gidemem diye pişman oluyor)
2 oğlancılık (mesela adamın biri erkek çocuğunun güzelliğini kendi karısı ile kıyaslıyor...)
3 zenginlere mülkü teşvik etmek (başarıyı mülkü veren allahtır)
4 fakirlere yoksulluğa tahammül etmek (onlara cennette ödül vardır). ayrıca kitabın bazı yerlerinde yoksul insanlar aşağılanıyor.
5 cin, ifrit, doğadışı saçma olaylar, mucizeler
6 küçük yaşta evlilik (10 yaşında falan)
7 karşılıksız iyilik yapmamak
8 medreselerde hocaların çocuk talebelerine şiddet uygulaması ve cinsel istismar
9 cariyelik, kölelik ve köle ticareti (insanlar çarşı pazarda sokakta satılıyor, krallar sultanlar birbirlerine "insan" hediye ediyor!)
10 fahişelik
11 ahlaksızlık
12 doktorlar tehdit altında, iyileştiremeyen doktorlar öldürülüyor (yanlış hatırlamıyorsam ibni sina da bu sebeple dönemin sarayından kaçmıştı, öldürülmekten korktuğu için)
13 din istismarı, din ile insanları kandırmak
14 israf şatafat (alt tabaka insanlarda yoksulluk ve açlık hakim iken, saraylarda çok büyük şatafatlar ve israflar var)
15 eğitim yok, halk cahil
16 diğer dinlere karşı şiddet (islamın hoşgörü dini olduğu sıkça söylenir biliyorsunuz. kitapta müslümanlığa geçmediği için babasının kafasını kesip kopartan kızın hikayesi anlatılıyor. yahudiler, yezidiler, hristiyanlar sık sık aşağılanıyor, kuranı kerimden ayetler gösterilerek onlara şiddet uygulanması tavsiye ediliyor)
17 diğer kavimlere karşı şiddet (türkler, kürtler, batılılar, acemler vs aşağılanıyor ve onlara karşı şiddet uygulanması tavsiye ediliyor)
18 hurafeler (evrenin, insanın yaratılışı ile ilgili bilimdışı, doğadışı iddialar. insan vücudunu iradesel olarak kalbin yönettiğine inanılıyormuş mesela. ben detayını bilmiyorum bir arkadaşım söylemişti. aynı yanılgı kuranı kerimde de varmış. kuranın yazıldığı dönemde bilim olmadığı için tabii, vücudu kalbin yönettiği sanılıyormuş ve bu yönde de ayetler varmış. aslında beynin yönettiğini bugün ilkokul çocuğu bile biliyor)