Ali Bahadır Sevinç

Ali Bahadır Sevinç

Yazar
8.0/10
1 Kişi
·
3
Okunma
·
1
Beğeni
·
19
Gösterim
Adı:
Ali Bahadır Sevinç
Unvan:
Yazar
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış. Neden mi? Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara büyük bir servet dahi teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış: “Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. İnsan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var ne de atın” demişler.
İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz
ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi yoksa bir şans mı? Henüz bunu bilmiyoruz.”
Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de vadideki on iki vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyara gidip özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu, şimdi bir at sürün var.”
“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.”
Köylüler bu defa açıkça dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu ihtiyar sahiden saf” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden ihtiyarın tek oğlu vahşi atları terbiye ederken attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.
“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz” Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer…”
“Siz gene erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen tek bir gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Tanrı biliyor.”

Lao Tzu’(MÖ6yy)ya ait bir hikâye
"Hayat, sadece ilk üçe girenlere madalya takılan bir yarış da
değildir. Daha çok herkesin kendi kulvarında yol aldığı bir meydan okumaya benzer hayat. İnsan sayısı kadar kulvar olmasına rağmen yaşarken kulvar çizgilerinin aşıldığı anlar olur. Bu, bazen düşeni kaldırmak veya yorguna omuz vermek içinse ne yazık ki bazen bir başkasına çelme takmak içindir."
bi insan
bi insan Başarı, Huzur ve Mutluluk Yolunda Tomurcuklar Açsın Diye'yi inceledi.
197 syf.
Her şeyden önce bence, bu kitap bir çırpıda okunmayabilir.. Belki de ben öyle yaptığım için böyle düşünüyor olabilirim, bilemiyorum. Aralıklarla okuduğum bu kitapta, kişisel olarak "Benim için cazip olan ne idi? Ben ne buldum? İncelememi daha çok bu açıdan yapacağım:
Yer yer, Ali Fuad Başgil'in "Gençlerle Başbaşa" sını anımsatıp motive edici olsa da Kitap, ne tam bir kişisel gelişim kitabı ne de tam bir motivasyon. Düşünen her insan gibi içten içe derin felsefik soru ve kaygılarla bakıldığı da anlaşılabilen, hayata ilişkin verilmiş, yer yer doğu ve yer yer de batı yaklaşımlarını içine alan, temelde kişisel ama dikte edici olmadan başka herhangi bir insana da hitap edebilme becerisine sahip, hayat yolunda derli toplu cevapları ve motive unsurlarını barındırıyor içinde. Bu bakımdan, felsefe, ideoloji ve kişisel gelişim kitapları gibi "iddialı olmaktan" uzak, ama bireysel olması bakımından "emekçi" ve "samimi" bir demet. Aslında bir eseri değerli yapan da temelde bu samimiyet ve emek değil mi? İşte beni cezbeden de, bireysel tecrübelerle kamuya bu cesurca açılış olsa gerek. Yazar, bu cevapları verirken geçirdiği zihinsel süreçleri paylaşmıyor, eriştiği kişisel cevaplarını paylaşıyor; toplumsal, yaygın ve bazen de az bilinir hikaye, menkıbe veya yaşanmış hem doğudan hem de batıdan örneklerle.. Yazarın deyişiyle; "Aristo ile Ibn-i Rüst’ün, Sokrates ile Ben Franklin’in, Mevlâna ile Yunus Emre’nin veya Hz. Isa ile Peygamber Efendimizin sözlerini yan yana koydugumuzda, geçmis zaman kissalari ile günümüz olaylarini karsilastirdigimizda hayretle ne kadar benzer olduklarini görüyoruz."
Ve dolayısıyla eser, ne popülist ne de felsefi.. veya hem biraz popülist hem de felsefi.. hayatın griliklerinden bir gri aslında..
Her ne kadar kitaba, çok baskın olmamakla birlikte muhafazakar bir dil hakim olsa da, hayata dair ele alınan konulara yaklaşımlar daha çok yaygın ve mevcut kültüre yine kültürel ve evrensel donelerle yön vermek isteyen cinsten..
Zaten yazar açıkça da diyor ki; "Kitaba başlarken amacım, hayatta bana güç veren, beni motive eden, doğru yolda yürüdüğümü hissettiren duygu ve düşünceleri bir kitapta toplamaktı."
Modern günün geçlerini, Yazarı veya çağdaşlarını bile motive eden unsurlara göre daha çok somut nesnelerin heyecanlandırdığını ön görürsek, kitabın başarılı mütevazi bir cesaret ve iz bırakma gayreti olduğunu düşünebiliriz.
Kitaptaki somut örneklerle, hikayelerle ve satır aralarındaki felsefik çıkarımlarla, zaman zaman yazara katılmasanız bile yapacağınız değerlendirmelerle düşünce dünyanıza doğrudan ve dolaylı ama "gerçek" olan bir katkı sağlayacağını düşünüyorum.. Keyifli okumalar.
semih özer
semih özer Başarı, Huzur ve Mutluluk Yolunda Tomurcuklar Açsın Diye'yi inceledi.
197 syf.
·7 günde·8/10
Zaman zaman bilinen ve çok okunan kitapların dışına çıkarak yeni yazarları denemenin, onların hayal ve düşünce dünyalarını keşfetmenin yararına inanıyorum. Bundan da müthiş keyif alıyorum. Bu aralar bu bağlamda seçtiğim ilk kitap Ali Bahadır Sevinç’e ait “Tomurcuklar Açsın Diye.”
Kitaba uzaktan baktığınızda, kitabın ismiyle uyumlu kapak resmi sizi hemen cezbediyor. İlk etapta bir romanla karşılaştığınızı düşünüyorsunuz. Sonra, lotus çiçeğini anlatan arka kapak yazısıyla birlikte düşündüğünüzde kapaktaki resmin bir lotus olduğunu anlıyorsunuz.
Yazarın ilk çalışması olduğunu söylediği kitap, bir çırpıda okunabilecek akıcılıkta. Açıkçası, kişisel gelişim kitaplarında rastladığınız pek çok şeye kitapta rastlıyorsunuz. Yazarın, anlatımı kuvvetlendirmek ve okuru dinlendirmek için aralara serpiştirdiği kısa hikayelerin ve kıssaların da bir kısmını farklı kaynaklarda ve sosyal medya ortamlarında okumuş olabilirsiniz. Ancak, klasik kişisel gelişim kitaplarında bulunmayan yeni, farklı ve ilginç tespit ve yorumlar da az değil.
Örneğin önleyici bakışı ve hayata dair görecelikleri konu alan bölümleri başka kişisel gelişim kitaplarında görmedim. “Hayat nedir?” adındaki giriş bölümü iyi bir giriş olmuş. İyilik, cesaret ve sevgi üzerine kaleme alınan son üç bölüm, kitaba ayrı bir renk ve duygu katmış. Yazarın, batı ve doğu düşünürlerine ait özdeyişleri, başarı hikayelerini ve kıssaları kendine özgü bir üslup ve başarılı bir kurgu içinde sunabilmesi kitabı önerilebilir kılıyor. Yazar özellikle belirtmemiş ama ben, kitabın hayata yeni adım atan on sekiz ve otuz yaş aralığındaki gençler için faydalı olabileceğini düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Bahadır Sevinç
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 3 okur okudu.
  • 1 okur okuyacak.