Ali Cevat Akkoyunlu

Ali Cevat Akkoyunlu

YazarÇevirmen
8.5/10
3.334 Kişi
·
9.980
Okunma
·
2
Beğeni
·
387
Gösterim
Adı:
Ali Cevat Akkoyunlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1949
1949’da İstanbul’da doğdu. Saint-Joseph Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nden sonra Viyana’da lisansüstü eğitimini tamamladı. Yirmi beş yıl süren ticaret hayatının ardından 1999 yılında kendini emekliye ayırdı ve kitap çevirmeye başladı. Beş yılda tarih, gerilim, polisiye türünde kırkın üzerinde kitap çevirdi. "Hedef İblis" Akkoyunlu’nun ilk romanıdır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

- VAY GAVUR GORBAÇOV VAAAAAY!!! -

Ey bu incelemeye az sonra gark olacak olan siz canikolar canikosu , lamborghinimin krikosu , robdöşambr üstünde , elinde viski , havuz başında havana purosu ile iştirak eden ve işsizlik özlemiyle kavrulan saygıdeğer ve biricik 1K okuru çokoprens ve prensesler .. İşte "İŞSİZLİK RÜZGARLARI" eserken bir incelemeyle daha beraberiz..Normalde polisiye romanlara , siyasi ve tarihi araştırma kitaplarına inceleme yazmak pek adetim değil.. Çünkü olan biten zaten belli ( pek tabii alternatif tarih severlerdenseniz onu bilemem ).. Neyse efenim ...Bu kitaba da inceleme yazmak niyetinde değildim ama gördüğüm en saçma sapan ve mega bombastik rüyalardan birini bu kitabı okuduktan sonra bu sabah görüp kendi rekorumu kırınca bunda bir "hayır" var diyerek sizinle de paylaşmaya karar verdim =)) Takip edenler bilir bu rüyaları ama ilk kez karşılaştıklarımız için bir kaç örnek vereyim hemen ..

Örneklerden birkaçı için bkz:

* Tuncer Kurtiz ile üstümde Raiders formasıyla arzı endam ettiğim ve Toronto'da KADI ?!?!? olarak görev yaptığım sırada rakı sofrasına oturduğumuz ve sonrasında çıkan anlaşmazlıktan (Yiğit Bulut mezeleri silip süpürünce ) kelli mekanı bmx ile terk ettiğim rüyam..

Bir de yine burda paylaştığım kar yağarken 1 milyoncu tezgahı açmama mutakip yandaki karpuzcuyla anlaşamamızdan kelli karpuzcuyla dövüştüğümüz ve sonrasında emmoğlusu ile benim tezgaha baskın verip ısuzu bir kamyonetten tezgahıma karpuz atmaları suretiyle tezgahımın harap olması sonucu "çok" üzülerek uyandığım rüyam..


Rüyayı anlatıcam son kısımda .. Tatlılar sona kalır ...O yüzden ısrar etmeyiniz.. Yavaş yavaş, sindire sindire ve SLOVAKEEE!! (Slovake ne olaki diyenler.. Fakir Baykurt incelememe bakınız : #26316052 )

Geçen haftasonu yine bir başka sefer "vallahi de billahi de tillahi de kitap almıcam" diyerekten , kendime sözler vererekten indim kızılaya ..Daha önce sipariş verdiğim 2 adet özel basım siparişimi alıp gelmekti amacım sözde Gülden abladan (Kitapçı Yusuf) .. Tabii yine aynı tablo.. Ve tabii yine 3-5 liraya görünce dayanamayıp aldığım bir sırt cantası dolu kitap.. Normalde yazarı sağda solda , korsan kitap satan tayfanın tezgahında falan görüyordum .. Kültür bakanlığında çalışan ve zararlı neşriyat kontrol eden bir arkadaşımla konsere giderken onun arabada ve sitede takip ettiğim bir kaç arkadaşın yorumlarında da rastgelince bir bakayım dedim , yazdım aklımın bir köşesine .. Gülden ablayla kakara kikiri derken baktım onun kasanın önünde polisiyelerin orda duruyor attım çantaya geldim eve .. Azıcık bir ar - ge ve BİNGO !!! soğuk savaş dönemi..

Kitap tarihin görüp görebileceği en cani diktatörlerden biri olan Stalin 'in döneminde , Rusya' nın savaştan muzaffer ayrılıp Hitler' i kovalıyorum diyerek Avrupa ' nın yarısını yuttuğu , söz konusu bölgeyi "Demir Perde" çekerek dünyanın geri kalan kısmından izole ettiği , buna karşılık Amerika' nın Manhattan projesiyle Nukleer KINA GECELERİNE göz kırptığı Soğuk Savaş günlerinde geçiyor .. Meraklısı için bu kısım dahi kuzu çevirme - rakı - yoğurt ve KARPUZ (çilek yasaklansın!) dörtlüsünden oluşan bir sofranın üstünde tesadüf eseri uçmakta olan Yumoş reklamlarındaki sevimli ayının bilmem kaç bin fitten paraşütle atlayıp zedelenmeksizin işbu sofrada baş köşeye "KUF" (yere çarpma ses efekti =) ) diye inivermesine eşdeğer şanslara kapı aralıyor.. Şans diyorum çünkü böylesi kitaplara rast gelmek cidden büyük şans..Kurgu mükemmel.. Trafik ve olay örgüsü muhteşem senkronize edilmiş ... Hani bazen olur bir tarafta nefesler tutulur olay koptu kopacak orda araya diğer hikaye girer top yan ağlarda kalır falan fıstık .. Bu amca adrenalinin azalmasına kati suretle müsade etmiyor .. Konuya gelecek olursak ... Dediğim gibi iki büyük dev , iki nükleer güç ve kapının eşiğindeki 3. Dünya Savaşı ile beraber Stalin'e yapılacak olan suikastin startının verilmesi .. Ve son olarak şunu belirteyim kitapta geçen her ama her karakterin geçmişi ve yaşamı muazzam bir şekilde oluşturulmuş , dengeler cidden çok iyi sağlanmış ( şu an Buz Kapanı' nı okuyorum diyebilirim ki aynı özen bu romanda da gösterilmiş.)Roman polisiye gerilim statüsünde geçiyor ama tarih macera gerilim ne ararsan mevcut .. Alıp okuyacaklara zerre sıkılmayacaklarının garantisini veriririm ..

Veeee bu incelememe sebebiyet veren işsiz rüyam..

Peşinen uyarayım akıl - mantık - izan töbe billah arama .. Stalin rusyası dönemindeyim .. Kendisini görmüşlüğüm yok ama bunun bilincindeyim.. Üniversite bursumu geri ödeyemeyince işi gücü bırakmış bana takmış olan politbürodan ?!?!?! tarafıma Yıldırım Gürler imzalı tehdit dolu bir mektubun yeraldığı kara bir zarf geliyor.. Tez zamanda bu borç ödenecek yoksa gulag adalarına gidersin falan filan yazıyor ..İnanılmaz sinirleniyorum.. Ulan ben size gösteririm (ne gösterecek ne yapabileceksem djhflkasjhdflakjsdf =)) ) bursu der demez kapıma pencereme kavrulmuş ve kabuğu kırık tuzlu fındıklar yağmaya başlıyor kjhdflksdjhflaksjdhf.. Beni alıyor bir korku ..Fındıklarda demir aromalı mübarek camdan sekeyim diyen YOK!!! duvara gelen delip giriyor içeri.. Sanki obusten sallıyorlar ..Eğiliyorum , bir süre sonra geçer diyerek .. Ardı arkası kesilmeyince yere yatıyorum hepten .. Bir süre sonra bombardıman yavaşlıyor .. Tabii benim oramdan buramdan boncuk boncuk terler akmakta .. Neyse cesareti toplayıp camdan bir bakıyorum kiiii!!! AŞŞAĞIDA ALNINDA KIRMIZI LEKESİYLE GORBAÇOV ?!?!? VAR !! Elini alnına götürüp ;

- "BUNUN HESABINI VERECEKSİN !" diyor ... ( Ulan Gorbaçov' un alnını da biz yarmışız jdhfaskdhljfalsdkjhfds )

En son bir tarlada koşup , bunlardan kaçarken uyandım =))Bu aradaaaa o göbekli gavur Gorbaçov nasıl koşuyoooooorr!! Herifçioğlu oldu bir ELVAN ABEYLEGESSE !!!

KAÇARKENKİ HİSSİYAT İÇİN BKZ : 7:07 ' DE GİREN PARÇA!!

https://www.youtube.com/watch?v=UL44xq8Xh78

Ve böylece rüyalarımda gördüğüm birbirinden alakasız isimler kervanına Gorbaçov ' u da eklemiş oldum .. Haydi bakalım rüya tabir uzmanları yorun neye yoracaksanız...

RÜYADA GORBAÇOV GÖRMEK!!!

Son olarak, esen ve İŞSİZ kalınız ...
SAVAŞ!

Herkesin kafasında savaş denildiğinde farklı bir görüntü oluşuyor fakat bir çoğu maalesef gerçeğin tahayyülünden bile uzak. Savaş binlerce anasız babasız kalmış çocuk demek, binlerce kesik baş, şarapnel parçalarıyla yaralamış kol bacak demek. Savaş makatına elektrik kabloları bağlanmış, sonrada eşlerinin, çocuklarının gözleri önünde tecavüze uğramış analar demek. Savaş hiç bir suçun yokken birilerinin evini basıp tüm komşularınla birlikte seni kurşuna dizme ihtimali demek. Savaş aptalca bir sürü ideolojinin peşinde beyni yıkanmışçasına kana susamış bir sürü vahşi demek. Savaş yaşadığın topraklardan sürülüp ömrün boyunca başka ülke sınırlarında mülteci konumunda yaşayabilmen demek tabi eğer bu kadar şansın varsa. Savaş ölüm demek, binler, yüzler değil milyonlar!

2.Dünya savaşı dünyada ki bütün dengeleri değiştirmiştir. Bildiğiniz gibi Adolf Hitler çok büyük bir kıyıma sebep olmuş, Sovyetler’e saldırısı sonrası St. Petersburg’da sonraki adıyla Leningrad’da durdurulmuş,Almanya büyük bir hezimete uğramıştır. Bu kısmı hemen herkes az çok bilir. Peki sonra ne olmuştur?

Sovyetler’in o dönemde başında Stalin bulunuyor. Stalin en az Hitler kadar acımasız bir lider. Samimi olmak gerekirse en az onun kadar diktatör. Kızıl devrimden sonra Sovyetler birliği sınırlarında bulunan bir çok ülke Stalin’in gazabından payına düşeni maalesef alıyor. Ukrayna’da Estonya’ya Rusya’da Stalin’in Komünist propagandasına karşı geldikleri gerekçesiyle bir çok insan en iyi ihtimalle Sibirya’ya sürülüyor, o kadar şanslı olmayanlar ise taş ocaklarında, toplama kamplarında en fazla 1 yıl içinde acılı bir ölümle hayata gözlerini kapatıyor. Aslında Stalin Yahudi katliamına devam etmek için Hitler’den bayrağı devralıyor desek yanlış olmaz.
Böyle anlatıldığında kulağa istatistik gibi gelsede burda binlerce insanın hayatından bahsediyorum. Sırf birilerinin ideolojik sidik yarışı yüzünden milyonlarca hayatın, ailenin yerle bir oluşu. 2. dünya savaşında ölen insanların resmî kayıtlara göre ortalama 60/65 milyon civarı olduğu söyleniyor. Tabii gayrı resmî ölümler hariç.


Günümüzde de aslında değişen pek bir şey yok, emperyalist ülkeler dünyanın gözünün içine baka baka istedikleri toprakları sudan sebeplerle işgal edip bütün vatandaşlarını katlediyor. Fakat bu kez farklı bir yöntemle, kimse kimsenin kuyruğuna basmıyor mesela. İşgal eden ülke ile bir ticari bağı olan ülke kınama mesajı dışında parmağını oynatmıyor, ölen insanlar kimsenin umrunda değil. Ortadoğu senelerdir cadı kazanı kim ne yapıyor? Hiç kimse, hiç bir şey! Haberlerde ölen çocukları, kadınları, insanları 5saniye görüp üzülüyor sonra elimizde ki telefonla oynamaya devam ediyoruz. Çünkü buna alıştırıldık! Çünkü kitlesel hareket etmemiz için beyinlerimiz tembelleştirildi, benmerkezcileştirildi! Çünkü hepimiz sadece kendini düşünen küçük burjuvalar haline geldik. Bu bizlerin suçu değil böyle olması istendiği için böyle oldu.Gereksiz uzatmak istemiyorum bunlar bir çoğumuzun aklından sürekli olarak geçtiğini varsayıyorum.

Kar Kurdu 2. Dünya savaşından sonra Stalin’in Hidrojen bombasını geliştirip Amerika’ya 3. Dünya savaşını açacağı
haberinden sonra, Amerika’nın 2 ajan gönderip Stalin’e suikast düzenlemek istemesini konu alıyor. Dünya tarihinde Stalin’in beyin kanaması geçirerek öldüğü yazıyor fakat bir çokları bunun uydurma olduğu, Stalin’in bir suikaste kurban gittiği gibi komplo teorileri üretiyor. Nasıl öldüğü muamma fakat doğru zamanda öldüğü dünyanın 2. dünya savaşı akabinde bir 3.’süne girmek zorunda kalmadığı bir gerçek.


Kitap çok sürükleyici, aksiyonu hiç düşmeyen türden,iki günde soluksuz okudum. Tarihe ilgisi olan, komplo teorileri ile ilgilenen, bir solukta okunacak bir kitap okumak isteyen arkadaşlar hiç bekletmesin, nokta atışı bir kitap.

Biliyorum ki dünyada insan varlığı devam ettiği sürece savaşlarda devam edecek bu bir gerçek. Şu an tam bulunduğunuz noktada, her neredeyseniz savaşın tam ortasında kanlar içinde kalmış bir çocuğu bir dakika hayal edip, hayatınıza kaldığınız yerden devam edin.
- Kral Agamemnon Truva'ya saldırmak için bin gemisiyle birlikte Aulis limanına geldiğinde Tanrıça Artemis'in gazabıyla karşılaşır. Bu gazabın nedeni Agamemnon'un Tanrıçanın en sevdiği hayvanlardan birini öldürmesidir. Bu öfkeyi dindirmek içiin kral korkunç bir kurban vermeyi, kızı İfigeneia'yı tanrıçayı adamayı kabul eder. Sonrasında olanlar da Cerrah'ın kan ile böyle özel bağ kurup olaylar zincirine katmasının da temel noktalarından ve bu mitolojik hikayeye dayanıyor...

- Kan ile hayat arasındaki ilişki insanlığın başından beri biliniyor. Eskiler kanın kemik iliğinde üretildiğinden ya da büyük bölümünün su olduğundan habersizdi, ama kanın gücünü kabullenerek törenler ve adak ayinleri düzenliyorlardı.

- Cerrah adıyla bilinen katilimiz yarım kalan bir işi tamamlamak için yıllarca, kendini dizginleyerek, geliştirerek, her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünerek hareket etmiş. Peki neden? Elinden gelenin en iyisini yapmak içini tabii ki. Kendine basamak olarak seçtiği adımları aşmış önce. İlk kurbanlarında alıştırma yaparak kendini çoook özel olan kişiye gelene kadar ustalaştırmış. Sıra ona geldiğinde her şeyi en ustaca yapmak ve zevki doruklarına kadar yaşayarak hissetmek için. Bu aşamaya gelene kadar seçtiği kişilerle özel olarak ilgilenmiş, onlardan kendine hatıra almayı ve eski geleneği sürdürmeye devam ettiğini gördük.

- Cerrah kan ve intikam tutkusunu bize iliklerimize kadar hissettirecek şekilde canlı bir halde gözler önüne sermiş. Gerek maktullerin ölüm şeklinden, onlara uyguladığı işkenceler ve son vuruşlarından da anlaşıldığı üzere Cerrah bundan ayrı bir haz aldığını açık açık göstermiş. Katilin bu kadar tutkulu oluşunun elbette bir sebebi var. Hayatından çok büyük bir şeyin çalınmış olması. Bunun ne olduğunu sayfaları çevirdikçe kendiniz keşfedeceksiniz.

- Meslek Günü'nde bir kadın polisin gelip de okulu ziyaret etmesinden bu yana, ta on iki yaşından beri polis olmayı istemişti Boston Cinayet Masası'ndan Jane Rizzoli. Cinayet Masası'ndaki tek kadın dedektif oydu. Kadın olmanın dezavantajlarıyla polis olsa da karşılaşıyor. Bunun farkında olarak mesleğine daha sıkı sarılıp hiç kimseye pabuç bırakmamakta kararlı. Hırslı ve çalışkan polisimiz yaptığı tespitlerin isabeti sayesinde olası bir katliamı engellemeye giderek çok zor bir adım atıyor ama umduğu gibi olmuyor. Katilin kıvrak zekası kendini bir kez daha gösteriyor ve olacakları bir kez daha gözümün önüne getirerek ürperiyorum.

- Dr. Catherine Cordell.. Cerrah'ın altın çileği. Göz bebeği. Uğruna dağlar aşıp geldiği, yıllarca diline doladığı ve hafızasının her köşesine kazıdığı kişi. Bahsetmemek olur mu hiç? Bu başarılı kalp damar cerrahımızın maalesef ki kötü bir geçmişi var. Kötü derken kimsenin başına gelmesini istemediğimiz bir geçmiş. Katil ile kendisini bağlayan olay da tam olarak bununla alakalı. Bu zavallı ablamız hayatının çözüme gittiğini sandığı bir noktada öyle şeyler gelişiyor ki tekrardan her şey sarpa sarmaya başlıyor. Başarılı doktorumuz acile gelen hastalarıyla mı uğraşsın? Etrafındaki erkeklerle mi yoksa ona musallat olan Cerrah ile mi? Tası tarağı toplayıp kaçmasını istedim bir an. Böylesi onun için de bizim için de en doğrusu olurdu bence :) Hem daha fazla gerilmemiş olurduk. Cesur ablamız kaçmadı. Sonra neler oldu neler..

- Kitabımız sadece gerilimden ibaret değil. Yer yer duygusal yerleri paylaşıyoruz. Sinirlendiğimiz, sevindiğimiz yerler de var. Hatta bazı olay yerlerine kahramanlardan önce gitmek istedim. Rekabet var, özellikle polisler arasında. Baş kahramanımız Rizzoli çetin ceviz dediğim gibi, ekibin içindeki tek bayan ama Dedektif Moore'da yardımlarıyla olayın çözülmesine çok büyük katkılar sağlıyor.

- Cerrah'ın diliyle anlatılan Agamemnon miti ise tam bir efsaneydi bence. Öyle güzel yerlerde katil araya girip, hayatından kesitlerle hikayeyi harmanlıyordu ki; işte şimdi kurt yuvadan çıkıp avlanacak diyordum ve sıradaki avını dört gözle bekliyordum. Miti anlatmamış resmen yaşamış yazarımız. Daha önce duymadığım için kitabın sayfalarıyla birlikte araştırdım ve mitte en az kitap kadar etkileyiciydi bence.

- Yazarın anlatımı çok akıcıydı. Olayların sıralanışı nefes kesiciydi, neredeyse boşluk yok ve bir sonraki sayfada ne olacağını tahmin bile edemezsiniz. Bu tarz kitaplar hep hoşuma gitmiştir. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.


- Tess Gerritsen CERRAH adlı eseriyle çok güzel bir iş başarmış. Okumanızı tavsiye ederim.

-İncelememi okuyan herkese teşekkürler.
Yazar hakkında

Tess Gerritsen Çin asıllı, doktor, yazar. 12 Haziran 1953 yılında ABD'nin San Diego kentinde doğdu. Stanford Üniversitesi'nde antropoloji konusunda lisans yaptı, California Ünüversitesi'nde tıp diplomasını aldı. Film yapımcısı olan Jacob Gerritsen ile evlendi. İlk kitabı olan 'Cerrah'ı 2001 yılında yayımladı.

Kitaba nereden başlayacağımı düşünüyorum, nasıl bir başlangıç yapacağımı, ne tür bir giriş yapacağımı...

Öncelikle kitap kapağından ve isminden başlayayım. Kitap kapağı polisiye kitaplarında olduğu gibi dikkat çekici, gözler sargı bezi ile kapanmış, acı bir şekilde çığlık atan bir kuru kafanın resmi. Kitap ismine gelirsek ki bu daha da ilginç gelecek. ''Cerrah'' kitap hakkında hiç araştırma, öneri ve bilgisi olmayan herhangi biri kitap isminden nasıl bir içeriğinin hatta yazarın mesleğini tahmin edebilir. Açıkçası araştırmadan önce tahmin etmiştim. Araştırmama gelince, Tess Gerrıtsen'i baya araştırdım, birçok siteden kitapları hakkında yorumları okudum. Dikkat çektiğim birkaç şeyi paylaşmak gerekirse, birçok kişi kitabın 'tıbbi' terimlerinden dolayı sıkıcı ve karmaşık olduğunu yazmıştı. Aslında onları yadırgamıyorum, insanı daha önce duymadığı hatta bazen terimleri bile söyleyemediği bir takım terimler sıkıcı gelebilir. Ancak önemli olan bu terimleri öğrenmektir, bağdaştırmaktır, birleştirmektir.


Kitapta, geçmişte tecavüze uğramış kadınları hedef alan seri katilin geçmişini ve neden bu cinayetleri işlediğini anlatmaktadır. Seri katilin peşinde düşen Boston polis teşkilatından dedektifler işin peşine düşmektedir. Polisiye kitaplarının hemen hemen hepsinde olduğu gibi bir karakter ön plana çıkar, 'kararlı, kurnaz ve vazgeçmeyen' biri olan Jane Rizzoli dişiliğinin verdiği hırs ile bu işin üstesine diğerlerinden çok daha kararlı adımlarla gitmeye çalışır. Seri katilimiz olan Warren Hoyt, Tıp fakültesi 1. sınıftayken okuldan kovulmuştur. Gecenin bir vakti kadavranın rahmini çıplak ellerle çıkardığını gören Prof. onunla bir anlaşma yaparak bu işin duyulmasını engeller ve okuldan kovar. Aynı sınıfta olan Catherine Cordell'i hedef alan seri katil rahmini çıkaracağı an, Cordell'in pratikliği ile öldürülür. Her şeyin bittiğini düşünen Cordell, Boston'a taşınır ama kendini yeni bir çıkmazın içinde bulur. Çünkü onun öldürdüğü seri kati değil, sadece bir kopyasıdır. 'İkili kombinasyon'

Kitapta yukarıda da belirttiğim gibi çok fazla tıbbi terim vardı. Yani bilinmedik ve karmaşık olarak görünen birçok terim. Kitabın karakterlerini beğenmedim, çünkü akılda kalıcı değillerdi. Kitabın yayınevinden mi kaynaklı emin değilim ama yer yer kopuklar oluştu. Cerrah'ın ismini de beğenmedim, erkek olup olmadığına dair git geller yaşadım. Sadece kadın dedektif 'Rizzoli' ve 'Moore'in ismini beğendim.

Rizzoli'nin özelliklerini de sevdim, kararlı, kendine pek bakmayan, hırslı, dirençli, güçlü, sert bir kişiliği olmasını sevdim. Bir kadın da olması gerekenler diyebilirim.

Tess Gerrıtsen'in diğer kitaplarnı tıbbi terimler ve kendini geliştirmiş mi diye okuyacağım. Öncelikle iki kitap sipariş ettim, ama bu kitaptan sonra diğerlerini de okuyacağım. Evet, belki ilk kitabı diye bazı aksaklıklar ve hatalar gözardı edilebilir, önemli olan sonrasıdır. Tıpkı Aleın Kentigerna gibi, ilk kitabı her ne kadar iyi olsa da, son kitabına kadar çıtayı baya yükseltmiş ve kendine 'hayran' bırakmıştır. Bu yüzden tıbbi terimler bakımından güzel bir polisiye kitap. Aslında çok basit yazılmış, zevkle okuyabilirsiniz.

Daha önce duymadığım, okumadığım birkaç tıbbi terimi kitaptan yazmak istiyorum.

Disseminated intravascular coagulation: Yaygın damar içi pıhtılaşması.

Cardiopulmonary resuscitation: Kalbi ve solunum durmuş bir kişide suni solunum ve kalp masajının bir arada uygulandığı bir ilk yardım yöntemi.

Central venous pressure: Sentral venöz basınç.

Torakotomi: Göğüs kafesinin cerrahi girişimle açılması. Çoğunlukla kalp-damar cerrahisi ve göğüs cerrahisinde kullanılır.

Kitaptan beğendiğim birkaç yer paylaşmak istiyorum.

''Hayatında belirli bir düzeni ne kadar korumaya çalışırsan çalış, kendini yanlışlara, kusurlara karşı ne kadar korumak istersen iste, her zaman gözden kaçıracağın bir leke, bir hata olacaktır. Seni hep bir sürpriz bekleyecektir. '' (40)

Tek bir cümle ile açıklamam gerekirse: Umudun tükendiği an, umudun yeşermiştir. Elman çürüdükten sonra, sağlam bir portakal alacaksın.

2- ''Çoğu katil adayı, toplumun güçsüz üyelerine saldırır. Fahişeler ya da otostopçulara. Avlanan bütün yırtıcılar gibi, sürünün dışına çıkanlara yaklaşırlar.'' (73)

Burada bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Burada bahsedilen sıradan, zevk uğruna cinayet işleyen sıradan katiller. Çünkü bu kesim ne polis teşkilatının ne de başka birilerinin üstüne gitmeyeceği kişiler. Çünkü onlar dışlanmış olarak lanse edilen insanlar. Hayır, seri katillerin amacı farklı, psikolojik yapısı farklıdır. Öldürdüğü her insanın neden öldürdüğüne dair bir açıklaması vardır. Karıştırmayın.

3- ''Mantıklılık, ne zamandan beri duygusuzluk anlamına geliyordu?'' (147)

İşte bu tespite şapka çıkardım. Çevrenize bir göz atın, mantıklı olduğunu düşündüğü birkaç adım, mantıklı olarak düşündüğünü birkaç söylemden kaçınma gibi bir durumda kişinin duygusuz olduğunu söyleyebilir misiniz? Evet mi? Yani sırf size göre mantıklı olmadığı için mantıklı mı değil? İyi de siz, sen kimsin? Umurumda mısın? Değilsin! Başkalarının sırlarına dokunmaktan vazgeç! Elleme bile, okşama, hissetme bile. Seni ucube!

4-'' Kanın sadece görüntüsü bile bazı erkeklerin bayılmasına neden olabiliyor; insanlar kanın döküldüğü kaldırımlara basınçlı su tutarak ya da televizyonda şiddet sahneleri gösterildiğinde elleriyle çocukların gözlerini kapatarak böylesi korkunçlukları halkın gözünden saklamaya çalışıyor. İnsanlar aslında kim olduklarını, neden yaşadıklarını yitirmiş.''

Şapkayı takmayın, elinizde dursun.

Tarihi önemli bir bilgi ile sonlandırayım.

Aztekler insanın kalbini çıkarmak için çapraz torakotomi denen bir yöntem kullanıyor. Kesik, sternumun bir tarafında, ikinci ve üçüncü kaburgaların arasından başlayıp, göğüs kemiğinin öbür yanına yarıyor. Kemik çaprazlamasına, muhtemelen sert bir kesik darbesiyle kırılıyor. Bunun sonunda, ortaya kocaman bir delik çıkıyor. Dış havayla temasa geçen ciğerler o anda sönüyor ve kurban bilincini yitiriyor. Yürek çarpmaya devam ederken, rahip elini göğüs boşluğuna sokup, atardamaları ve toplardamarları kesiyor. Hâlâ titreşen yüreği kavrayıp, kanlı beşiğinden çıkarıyor ve havaya kaldırıyor.

Keyifli okumalar.
Üstünden altmış dört yıl geçmesine rağmen Stalin'in ölümünün doğal yollarla gerçekleşen bir ölüm mü olduğu, yoksa Rus liderin cinayete mi kurban gittiği sorusu hala cevap bulamadı. Kitapta da belirtildiği gibi Stalin'in yakın ailesi onun resmi açıklamada yer alan beyin kanaması nedeniyle ölmediğini, öldürüldüğünü ve ölümün gerçek nedeninin de devlet güvenliği gerekçesiyle örtbas edildiğini iddia etti ve bunu destekleyen tarihi gerçekler de var.  Glenn Meade de Kar Kurdu'nda bu konuyu ele alıyor, tabii ki kurgulayarak. Kar Kurdu yaşayan insanlarla bir bağ oluşturmak için yazılmamış olsa da kitapta yer alan bazı olaylar belgelenmiş tarihten alınmış. Kar Kurdu'nu mükemmel yapan noktaların başında da bu durum geliyor. Gerçeklik ve yazarın hayal gücünün bir araya gelmesi sonucu ortaya tek kelimeyle harika bir eser çıkmış. Kar Kurdu için tüm olumlu sözlerin, beğeni ifadelerinin yetersiz kalacağını düşünsem de bu kitabın bugüne kadar okuduğum en iyi kitaplardan biri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Glenn Meade okumaya karar vermemin ardından okumak için ilk olarak Kar Kurdu'nu seçtim. Kitap hakkında tek bir olumsuz yorum görmedim ve açıkçası bu kitap için yapılacak herhangi bir olumsuz yorumu kabul edeceğimi de sanmıyorum. Kitabı bitirdiğimde ilk düşüncem bu kitabın çok farklı bir seviyede olduğuydu.

Kar Kurdu Soğuk Savaş yıllarında yaşanan olayları konu alıyor. Milyonlarca kişinin hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı sona ermiş, ABD ve Rusya arasında dünyanın tek süper gücü olmak için kıyasıya bir mücadele başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı'nı, verdiği atom bombası  kullanılması kararıyla bir anlamda bitiren Başkan Truman Oval Ofis'i Eisenhower'a devredecektir. SSCB'nin başında ise Stalin bulunmaktadır. CIA'nin eline Stalin'in psikolojik durumunun her geçen gün kötüye gittiği bilgisi ulaşır, rapor bizzat Stalin'in doktorlarının imzasını taşımaktadır. Ayrıca ABD ile Rusya arasında sular kaynama noktasına gelmiştir ve  Stalin önderliğinde Rusya hidrojen bombası çalışmalarında bir hayli öndedir. Stalin'in bu bombayı kullanma tutkusu sadece iki ülkeyi değil tüm dünyayı yeni bir savaşa sürükleyecektir. ABD'nin 34. Başkanı Eisenhower koltuğu devraldığında tüm dengeleri değiştirecek bir operasyonun da startını verir: Kar Kurdu Operasyonu. Operasyonunun amacı ise Stalin'i öldürmektir. Operasyon hazırlıklarına başlayan üst düzey yöneticilerin bilmediği şey ise, SSCB'nin gizli servisi KGB'nin bu operasyon hakkında bilgisi olduğudur.

Tarih, macera, polisiye ve daha birçok öğenin bir araya geldiği Kar Kurdu okura adeta ziyafet sunuyor. Kitabın başlarında isimler, olaylar biraz karmaşık gelse de, kısa süre sonra isimlere alıştığınızda sayfalar su gibi akıp gidiyor. Glenn Meade şaşırtıyor, bilgilendiriyor, bu tarz bir kitaptan isteyebileceği her şeyi okura veriyor. Çeşitli nedenlerle gitmek istediğiniz ülkeler veya şehirler vardır ve ben belki de sırf bu kitap nedeniyle Moskova ve kitapta sözü geçen diğer yerleri görmek istiyorum. Bir kitapta polisiye öğeleri, dramatik öğeler ve macera öğeleri ancak bu şekilde ustalıkla bir araya getirilebilir. Genel olarak tarihi çok seviyorum ve Kar Kurdu'nun konusunu tarihten alması, geçtigi yıllar kitabı daha ilgi çekici hale getiriyor. CIA, MOSSAD, KGB gibi kurumlar, önemli devlet yetkilileri, çıkar çatışmaları, toplama kampları ve bu şekilde daha birçok unsurla okuyucuyu buluşturan Glenn Meade Kar Kurdu ile size bambaşka bir boyuta taşıyor. Meade okuru alıp o dönemde giriş çıkışların çok zor olduğu, çetin kış şartlarının hüküm sürdüğü Rusya'ya bırakıyor ve olayları okura adeta yaşatıyor.

Yazarın Kar Kurdu için oldukça detaylı bir araştırma yaptığı belli, zaten yazar kitabın giriş kısmında ABD, Rusya ve Finlandiya gibi ülkelerde görev almış birçok kişiden yardım aldığını belirtiyor. Yazım aşamasında bu denli özen gösterilmiş kitaplar ve bu araştırmaları yapan yazarlar daha fazla saygıyı hak ediyor. Son olarak, Stalin'in öldüğü sıralarda ABD'nin normalden daha fazla CIA ajanını Moskova'ya göndermiş olduğu, Stalin'in yaşamının son dönemlerinde psikolojik anlamda gerçekten de rahatsızlıklar yaşadığı, Stalin'in hidrojen bombasını ABD'ye karşı kullanmak şeklinde bir tutkusu olduğu gibi konular göz önünde bulundurulduğunda Rus liderin ölümü daha da gizemli bir hale geliyor. Stalin'in rahatsızlığa yakalandığının bildirildiği günün sabahında kapıdan çıkarılan iki ceset ve bu cesetlerin Moskova'da gömüldüğü mezarlarda yer alan taşlarda isim olmaması gibi noktalar da diğer soru işaretleri. İncelememin son cümlesinde ise şunu söylemek istiyorum: Kullanılan dil, olayların kurgulanışı, konu seçimi, kitaba katılan gizemli durumlarla Kar Kurdu olağanüstü tanımının karşılığı.
Kitap bitirildiğinde şunları dememek olanaksız: Muazzam bir kurgu ve aksiyon. Mükemmelik. Yüksek gerilim. Şaşırtıcı, gerilim dolu son sayfalar, Hayal gücünü zirveye çıkaran olağanüstü betimlemeler ve daha fazlası. Grangé bir polisiye romanında olması gereken hatta daha fazlasını satır satır işlemiş Leyleklerin Uçuşunda.
Yolculuk. Bir gazeteci olan Louis Antioche Leylekler ile ilgili araştırma yapmak için Max Böhm'le tanışır. Leyleklerin Gizemli dünyası Louis'in monotonlaşan hayatında yeni seyahatler ve yolculuklar için sebep olacaktır. Kayıp Leyleklerin güzergahını takip edip sırrını çözmek için çıktığı arayışları onu, Bulgaristan'ın çingene mahallelerinden, Lozan'a, Viyana'ya, işgal altındaki Filistin gibi topraklara, Orta Afrika Cumhuriyeti'nin balta girmemiş ormanlarından, Suriye'ye, Paris'e, İsrail'e, hatta İstanbul'a kadar uzanan korkutucu yolculuklara götürecek, gerilimi tırmandıracaktır.

Elmaslar ve Leylekler. Grangé, siyahilerin yaşam sürdüğü Orta Afrika'daki Kapitalizmi elmas kaçakçıları Max Böhm, Otto Kiefer ve Van Dötten üzerinden aktarmış. Elmas Madenlerine giren işçiler şüpheye yer bırakmamak için çıplak olarak çalışma emrini yine bu sömürü izin vermiştir. Köleliğin sadece efendiye itaat olamadığını; sömürünün de insanları "beyaz"ların kölesi yaptığı, acı, önünde durulamaz gerçeklerden. Grangé bunu anlatıyor.

Max Böhm kısa sürede ölü bulunur. Cesedini "Leylekler" yemiştir. Olayın soruşturmasını Müfettiş Dumaz inceler. Louis Antioche, Max'ın evinde çarpıcı, bir o kadar ilginç bulgulara rastlar. Max Böhm'ün kalbi nakildir ve evindeki dosyalarda kalp filmleri, kanlı zarflar ve organlar bulunur. Spoilerin içine daha fazla girmeden Max'ın ortağı Otto Kiefer'in bir vahşi olduğunu söyleyelim. Rayko Nikoliç ve Gamounlu genç kızın kalplerinin çalınarak öldürülmesi, olayların daha çok karışmasına yol açar. Çingenelerin çok sevdiği cüce doktor Milan Çuriç, Rayko cinayetini incelemeye başlar...

Elmas kaçakçılığı, Leyleklerin gizemi, "bir kalp" yüzünden canlı canlı öldürülüp kalbi alınan insanlar... Anlaşılan o ki "Kimse görüldüğü gibi değil." Verilen birçok mesajdan bir tanesi. Kabul edilmesi gereken bir gerçek. Gerilimi tırmandıran sahneler... bağlantılı olaylar söz konusu olunca, merak ve heyecan kesintisiz oluyor. Yazarın ne kadar zeki olduğuna bakmak için kurguyu fark etmek yeterli sanırım. Ve şunun da altını çizmek gerekir ki, sadece aksiyonla sınırlı değil, Louis birçok yeri dolaştığı için bilgiler de ediniyorsunuz.
Yazarın ilk kitabını okudum ve bir sonraki kitabı (Kızıl Nehirler) okumak için sabırsızlanıyorum.
1 puanı nereden kırdığıma gelince, doğrudan yaşamıma etki eden bir kitaba tam puan veriyorum. Belki ileride değiştirip 10 yaparım.
Efsane bir kitap, fazla bekletmeyin,
Keyifli okumalar.
Rizzoli&Isles Serisi'nin ilk kitabı Cerrah ile tanışmam yine bir öneri üzerine oldu. Aslında birkaç sene evvel bu seriye dahil olduğunu bilmeden serinin 2 kitabını okumuşum. Okuduğum kitaplar baya merak uyandırıcı, heyecanlı ve bol ayrıntılıydı. O kitaplarda gördüğümü serinin ilk kitabında da gördüm. 11 kitaptan oluşan Rizzoli&Isles serisinin tamamını okumaya kararlıyım. Eğer merak ve heyecan, akıcılık ve sadelik istiyorsanız Tess tam size göre.

Şimdi, geçmişlerinde tecavüze uğramış, yaşadıkları saldırı nedeniyle hayatları alt üst olmuş kadınları ve bu kadınları kendisine kurban olarak seçip aynı zamanda kurbanlarının rahimlerini hatıra olarak alan bir katili düşünün. Katilin peşinde de Boston Polis Teşkilatı'ndan 4'ü erkek 1'i kadın -seriye ismini veren, zeki, cesaretli ve pes etmeyen kadın dedektif Jane Rizzoli- 5 kişilik bir ekip. Boston'da başlayan seri cinayetlerin çok benzerleri Savannah'ta da görülmüştür. Savannah seri cinayetlerinin katili, kendi seçtiği kurbanı Dr. Catherine Cordell tarafından cinayeti işleyeceği anda öldürülür. Bu olaydan sonra Boston'a taşınan Cordell, başlayan seri cinayetlerle kendini yeniden bu kaosun içinde bulur. Rizzoli ve ekibin diğer kalanları bu kaos ortamını nasıl yönetecek? Kötü şeyler olmadan katil yakalanacak mı?

Adından da anlaşılabileceği gibi tıbbi terim ve kelimelerin bolca yer aldığı Cerrah, soluksuz diyalog ve maceralarıyla size mükemmel bir kitap okuduğunuzu hissettirecek. İyi okumalar.
Sıradaki kitabım bu olacak.

Kan kokusu sevenler bu yaZarı takip etsin derim:)

Sayın Doktor Tess Gerritsen sen bu tarz konulu yazarlar arasında kesinlikle 1 numarasın.
Kitap Hindistan kralının dördüncü eşi Begüm Hazret Mahal adına yazılmış. Hindistan 'da yıllarca süren sömürgeyi, batının sözde en büyük insan hakları savunucularından İngiltere ' nin yaptığı işkenceleri anlatıyor. İngilizlerin himayesinden , sömürüsünden kurtulmak için mücadele veren hintlilerin bağımsızlık destanının Gandhi' den ibaret olmadığını anlatmış yazar. Kitap bir çok belge ve araştırma üzerine yazıldığı için belgesel tarzında olmuş. Hintlilerin şaşalı gösterişli hayatları, kültürleri, siyasi ve dini inançları ayrıntılarıyla anlatılmış. Kitabı okurken İngilizlerin yaptığı kan donduran işkencelere rağmen, mücadeleden vazgeçmeyen Hintlilerin azmi, kahramanca mücadeleleri Hint halkını gözümde çok üstlere çıkardı. Kitap Hindistan' ın bağımsızlık destanını en iyi şekilde anlatmış.
Dünya tarihi ile birlikte, milyonlarca kişiye kan kusturmuş ya da insanların refahı için insana yaraşır biçimde gerçekten çabalamış kişiler hep süregelmiştir. Bu kişilerin yaşamları boyunca yaptıkları, gerek iyi gerek kötü, hep konuşulmuş, kimilerince Kafdağı’nın ulaşılmazlığına kadar yüceltilmiş, kimilerince de aşağılık bir eylem olarak anılmıştır. Böyle kişilerin yaşamları boyunca yaptıkları bu kadar konuşulmuşsa varın ölümlerinde ne kadar konuşulduklarını siz düşünün. Kitabımız Kar Kurdu da yaşamında çok konuşulan, ölümü hakkında çokça soru işareti bulunan, kendi emelleri uğruna milyonlarca masum insanın kanına girmiş Josef Stalin hakkında. Kitap kurgu ama tamamen gerçekle bağını da koparmıyor. Böyle bir kitap katiyen ezbere ya da düşünerek yazılmış olamaz. Sayısız araştırma yapılmış, bu konulara hakim kişilerin görüşleri alınarak meydana getirilmiş bir eser Kar Kurdu.

Soğuk savaşın insanlar üzerindeki etkisini fazlasıyla hissettirdiği bir dönemde geçiyor kitaptaki olaylar. Nagazaki ve Hiroşima’ya atom bombasının atılması emrini veren ABD başkanı Harry Truman görevini Dwight Eisenhower’a devretmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası Stalin önderliğinde sivrilerek her alanda gelişme gösteren SSCB Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatmak için yer aramaktadır. Bu istekliliğin en önemli nedeni hidrojen bombasını üretmekte büyük aşama kaydetmeleridir. CIA Josef Stalin’in ruhsal dengesizlik içinde olduğuyla alakalı bir istihbarat alır. Bu bilgi sonucunda Başkan Eisenhower gerçekleşmesi sonucunda tüm güç dengelerini değiştirecek bir operasyon için düğmeye basmıştır: Kar Kurdu Operasyonu. Operasyonun amacı Stalin’e suikast düzenlemektir. Ama hesaplarında olmayan bir şey vardır. KGB bu operasyonun yapılacağı bilgisini almıştır. Buradan sonra olacaklar tam bir mini savaş niteliğinde. Okunmaya değer.

Kar Kurdu genel itibariyle parçadan bütüne giden olay örgüsünden oluşuyor. İlk 150 sayfada gelişen olaylara ve adı geçen kişilere alışmak biraz zaman alıyor. Kitaba alıştıktan sonra rahatça okuyabiliyorsunuz. Kitapta karakter ve mekân bolluğu var adeta. Amerika, Rusya, Finlandiya gibi ülkeler mekân olarak olaylara ev sahipliği yapıyor. Olayların arasında herhangi bir kurgusal kopukluk kesinlikle yok. Dolayısıyla sizde okurken herhangi bir şekilde kitaptan ve anlatılanlardan kopmuyorsunuz. Tarih kimine göre sadece tekerrür, kimine göre düz bir çizgi kimine göre de Tanrı’nın iradesi içinde oluşan bir olgudur. Tarih biraz da kurgusal olmalıdır bana göre. Çünkü tarihte yaşanan bazı olayların yaşanıldığını düşünmekten ziyade bu olayların kurgu olduğunu düşünmenin insanı biraz avutacağını düşünüyorum. Ki gerçeklerin acıtıcı olacağını düşünürsek bunu istemem de doğal olsa gerek. İşte tam da burada Kar Kurdu gibi kitaplar bu düşüncemi biraz destekliyor. Gerçeği kurguyla öğüterek bize sunan Kar Kurdu, konu bakımından Stephen King’in 22/11/63’üne benziyor. Aralarındaki fark birinde suikast gerçekleştirilmek istenirken birinde suikast engellenmeye çalışılıyor. Glenn Meade Kar Kurdu’nda harika bir iş ortaya çıkarmış. Çerez kitap tamlaması bu kitap için çok çok gülünç kalır. Zamanınızı bu kitaba ayırdığınız için kesinlikle pişman olmayacaksınız.

Gelelim kitapta öldürülmeye çalışılan Stalin’e. Ölümü hakkında çokça soru işaretleri olduğunu söyledik. Kaynaklara beyin kanaması olarak geçmiş ölüm sebebi. Bazı kaynaklar Lavrenti Beriya’nın yönetimi ele geçirmek için Stalin’i zehirlediğini yazmış. Ailesi de ölüm sebebinin beyin kanaması olmadığını, öldürüldüğünü, bunun da devlet güvenliği için örtbas edildiğini savunmuş. Ne şekilde olursa olsun Stalin öldü. Ama milyonlara işkence etmiş, kardeşi kardeşe vurdurmuş bu adamın iyi biri olarak ya da daha doğru bir ifadeyle savunduğu görüşü empoze etmek için bunları yaptığını savunan insanların kalplerinde vicdanın olup olmadığı sorusunu hep merak edeceğim. Kitap bol aksiyon ve heyecan içermesinin yanında gücü elinde bulunduran, sadece Stalin değil, kişiler hakkında da güzel tespitler sunuyor. Buyurun, bunlardan iki tanesi:

“Kremlin'dekilerin ilgilendikleri tek şey, güç. Nazilerin aynadaki görüntüsüne bakıyorsun sanki. Tek fark, gamalı haçın yerine bayrakta orak, çekiç ve kızıl bir yıldız bulunması.” Sayfa 77

“Göçmen gazetelerinden Kızılların tüm Sibirya köylerini nasıl göçe zorladıklarını, yollarına çıkan herkesi nasıl ezdiklerini, Josef Stalin'in tarım reformlarına karşı çıkmaya cesaret ettikleri için kulak adı verilen on binlerce küçük çiftçinin nasıl katledildiklerini öğrenecekti. Aileler bütünüyle kayboluyor, köyler yıkılıp halk göçe zorlanıyor, tek bir adamın iktidar tutkusu yüzünden milyonlar kurşuna diziliyordu.” Sayfa 91

Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Cevat Akkoyunlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1949
1949’da İstanbul’da doğdu. Saint-Joseph Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nden sonra Viyana’da lisansüstü eğitimini tamamladı. Yirmi beş yıl süren ticaret hayatının ardından 1999 yılında kendini emekliye ayırdı ve kitap çevirmeye başladı. Beş yılda tarih, gerilim, polisiye türünde kırkın üzerinde kitap çevirdi. "Hedef İblis" Akkoyunlu’nun ilk romanıdır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 9.980 okur okudu.
  • 128 okur okuyor.
  • 3.379 okur okuyacak.
  • 110 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları