Ali Naci Karacan

Ali Naci Karacan

Yazar
9.1/10
33 Kişi
·
77
Okunma
·
5
Beğeni
·
577
Gösterim
Adı:
Ali Naci Karacan
Unvan:
Türk gazeteci ve yazar.
Doğum:
1896
Ölüm:
7 Temmuz 1955
Gazete sahibi Ercüment Karacan'ın babası, Number 1 FM radyosunun sahibi Ömer Karacan'ın büyükbabasıdır. Fransız Ererler Okulu'nu ve Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Gençliğinde Servet-i Fünun'da aruz vezniyle şiirleri yayınlandı. Tasvir-i Efkâr gazetesinde üç yıl çalıştı; sonra İkdam'a geçti. Bu gazetede İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni eleştiren yazılar yazdı. Vakit'te yazı işleri müdürü oldu. I. Dünya Savaşı'na çevirmen olarak katıldı. İki arkadaşıyla birlikte Türk Kurtuluş Savaşı'nı destekleyen Akşam gazetesini yayınladı. Akşam'da Necmettin Sadık Sadak ve Falih Rıfkı Atay ile birlikte çalıştı. Lozan Antlaşması dolayısıyla İsviçre'ye gitti. İkdam'ı yeniden çıkardı, gazete kapanınca Viyana'ya gitti. 1931'de Viyana'dan döndü, sırasıyla Politika ve İnkılap gazetelerini yayınladı. Bunlar da kapandıktan sonra 1935'te Tan gazetesini kurdu. 1936'da Tan'dan ayrılıp Anadolu Ajansı temsilcisi oldu. 1948'e dek yurt dışında kaldı. 1950'de Milliyet gazetesini kurdu. Milliyet'in "Anayasa"sı adını verdiği yayın programını ve biçimini Peyami Safa ve Cemil Cahit Toydemir'le birlikte hazırladı. 1955'te geçirdiği kalp kriziyle hayata veda etti.
Hariçte etki müthişti. Yunan ordusu bozgunundan söz eden İtalyan matbuatı, askeri tarihte bir ordunun bu kadar çabuk yenilişinin ve esir edilişinin görülmediğini söylüyordu. Yunan ordusu bir günde 50 kilometre derinliğinde bir mesafeye kaçmakla, o zamana kadar görülmemiş yeni bir ricat rekoru tesis etmişti.
"İsmet Paşa, Türk milli egemenliğine aykırı hiçbir koşulu kabul etmeyeceğini söyleyerek müttefiklerin taleplerini reddetti!"
Artık Lozan Konferansı son bulmuştu!
"Bu derece şuurlu bir orduyu bizim tarihimiz şimdiye kadar görmemiştir. Bizim ordularımız, ahlaken ve fazilet itibarıyla, bütün seleflerinden yüksektir. Osmanlı orduları devrinde, daha ondan evvelki devirlerde Türk orduları daima ahlak itibarıyla hürmete layık ve itibar derecesinde üstün olmuşlardır. Fakat Millet Meclisi orduları, bütün seleflerine öncelikle gelmiştir. (Bir ses: "Çünkü millet ordusudur!")."
Lozan öncesi Ankara'ya gelen İsmet Paşa'nın hariciye vekili olarak meclis kürsüsünde yaptığı konuşmadan bir kısım.
Lord Gurzon Kürt ve Arapların cahil olduklarını, seçim sandığı nedir ömürlerinde görmediklerini söyledi ve "bunlar sandığı getirenin başına atarlar!" diye devam etti.
Aynı gün öğle üzeri, İzmir istasyonu şu telsizi yaydı:
“ Türk atlıları, bugün 9 Eylül Cumartesi, öğleden evvel on bir buçukta, halkın sevinç ve gözyaşları arasında İzmir’e girdiler.
İsviçre küçük bir memlekettir. Fakat büyük bir manevi kuvvete sahiptir. İsviçre Türkiye'ye iyi bir örnek olabilir. İsviçre'de üç millet var, fakat aralarından vatani rabıtalar pek büyüktür ve demokrattırlar. Türkiye'nin kuvvetli ve mesul olması, din ve mezhep farkı gözetmeksizin hükümranlık etmesini görmekle dünya mesut olacaktır.
Salonun havasında ve kapıdan giren delegelerin araştırıcı bakışlarında, Yunan ordusunun üzerine basarak ta Dumlupınar’dan kalkıp buraya kadar gelen zafer kazanmış Türk kumandanını görmek merak ve heyecanı göze çarpar bir halde idi.
Bazı latifeler vardır ki hoştur, insanı güldürürler; bazı latifeler de vardır ki fena şakadır. Fakat insan bunların karşısında daha fazla güler
600 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Ortalıkta Lozan ile ilgili saçma sapan bilgiler dolaştığı için Lozan araştırması yapmam gerekiyordu. Bu kitabı okuduktan sonra Lozan konusunu daha iyi araştırmaya karar verdim. Kitabın verdiği bilgiler, bir-çok soru doğurdu.
Yazar Ali Naci Karacan, Lozan'da gözlemci olarak bulunmuş. Bu yüzden bilgiler önemli.. Fakat 1943'te basıldığından tamamen İsmet İnönü açısından bakılmış. Ancak çok faydalı oldu benim için...
600 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Herhangi bir konu üzerine yapılan araştırmaların ve elde edilen bilgilerin kağıda dökülmesi durumunun objektif bir şekilde gerçekleşebileceğini şiddetle düşünmeyen ve bu düşüncemi ısrarla savunan bir okuyucuyum. Bir araştırma yapılıyor ise; araştırmacı istem dışı da olsa, araştırma esnasında kafasında oluşan soruların cevaplarını kağıda yansıtmadan duramıyor. Bu yüzden tarihi olaylarla ilgili bir kitap okumam gerekiyorsa, yazılan dönemi yaşamış olan bir kişinin kaleminden okumayı tercih ederim. Peki, bu durum kesin doğruluğu olan bilgilere ulaşmamızı sağlar mı ? Bu sorunun cevabını "evet" olarak vermekten en ufak bir çekincem dahi yok. Dönemi yaşayan kişiler, tarafından verilen bilgiler kesindir. Lakin; olayın nedeni ve gelişme biçimi gayet taraflı yansıtılabilir. Gerçekleşen bir olayın; neden ve nasıl gerçekleştiğini tarafsız bir şekilde bize vermese de gerçekleşen olayı doğru bir şekilde bizimle paylaşacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Paylaşılan olayın, neden ve nasıl gerçekleştiğinin en doğru halini ise; aklınıza takılan soruların cevaplarını mantıklı bir sona bağlayarak, yalnızca siz elde edebilirsiniz.

Ali Naci KARACAN, o dönem toplantının yapıldığı salonda bulunan bir gazeteciydi. Bu durum; olayı, o dönemi yaşamamış olan kimselerin kitabından okumaktansa bu eserden okumayı daha mantıklı kılıyor.
600 syf.
·37 günde·Beğendi·9/10 puan
Lozan'da yapılan anlaşma sırasında basın gözlemcisi olan yazar, Lozan Barış Konferansı anılarını, belgeler ve başka tanıklıklarla pekiştirerek yeni kuşakların da okuması için 1943'te kaleme almış.
Harika bir ani ve aynı zamanda belgesel niteliğinde bir kitap olmuş.
Okumadan, kulaktan dolma Lozan fikir ve düşüncelerine inanıp bu kitaptan Lozan hakkında fikir edinebilirsiniz. Anı olmasından dolayı tarihçi olan diğer kaynaklardan da faydalanılması ve karşılaştırma yaparak ve o zamanın Türkiyesini ve şartları düşünerek algılamak gerekiyor.
Hiç sıkılmadan sanki Lozan'da siz de heyet ile birlikte oradaymışsınız gibi akıcı ve sürükleyici bir kitap.

Tarih ve Lozan ile ilgili meraklı olanlara tavsiye ederim.

İyi okumalar.
600 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bilgi sahibi olmadan yorum yapanların çok olduğu konulardan birisinin de “Lozan Antlaşması” olduğunu düşünüyorum. Lozan görüşmelerinin bizzat tanıklarından birisi olan Ali Naci Karacan, o dönemin havasını çok iyi yansıtmış. Görüşmeler sırasında yaşananlar oldukça merak uyandırıcı. Aylar süren toplantılar, sonuçsuz tartışmalar, İtilaf devletlerinin bunaltıcı baskıları, Türk delegesinin bu baskılara karşı takdir gerektiren sabrı ve direnişi, hatta çeşitli suikast girişimleri. Rus delegesi Vorovski’nin Lozan’da bir suikast sonucu öldürülmesi olayı da aslında bu görüşmelerin ne kadar zor şartlar altında yapıldığını göstermektedir. Dönemi daha iyi anlamak için bu tür anı kitaplarının okunması taraftarıyım.
Kitapta özellikle üzerinde durulan noktalardan biri de Fransa ile yaşanan krizdir. Lozan Görüşmelerinde siyasi ve askeri sorunların bile çözüme ulaştığı dönemde Osmanlı borçları ve kapitülasyonlar sorununun son ana kadar Avrupa devletleri tarafından bir baskı unsuru yapıldığını görmekteyiz. Öyle ki bu ekonomik sorunlarda bizi en çok uğraştıran ülke Fransa olmuştur. Görüşmelerin, bu sorunların çözümü ile bitmesi ve antlaşmanın imzalanması, zamanında yapılan hataların bir devleti ne kadar zor duruma düşürdüğünü göstermektedir.

Kitabın sonunda Atatürk’ün anlatımıyla Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan itibaren Türklere düşman devletlerin sunduğu 4 barış önerisinin karşılaştırması yapılır. Bunlar Sevr Antlaşması, I.İnönü Savaşı’dan sonraki teklifleri, Sakarya Zaferi’nden sonraki teklifleri ve Lozan Antlaşması’dır. İkinci ve üçüncü teklifler zaten Sevr’in ufak çapta değiştirilmiş halleridir. Bu karşılaştırmayı iyi okuyarak da Lozan’ın önemini kavrayabiliriz.
600 syf.
·26 günde·Beğendi·7/10 puan
Lozan demek bağımsızlık demektir. Türk ulusunun, Mustafa Kemal Atatürk cumhuriyetinin temelidir, tapusudur... Bu eserde İsmet İnönü ve arkadaşlarının Lozan Anlaşmasını ne çetin görüşmeler sonrasında imzaladığının gün gün anlatıldığı, tam bağımsızlığın tam olarak kazanıldığı, günümüzde ise giderek unutturulmaya, kıymeti olmayan ve masabaşında kaybettiğimiz bir antlaşmaymış gibi gösterilmeye çalışılan Türkiye Cumhuriyeti tapusunun, aslında ne kıymetli ne anlamlı bir değer olduğunun göstergesidir.
600 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Lozan ı Türk Basını olarak yerinde takip eden Ali Naci Karacan ın kaleminden.
Durum gösteriyor ki savaş sadece cephede değil asıl masada kazanılır savaşı zaferle bitiren Türk milleti yeni devletini tescil ettirmek için Lozan a gitti orda ne görsün Dünya karşımızda sahada olmayan ülkeler ki Japonya bile masada ve bu ekibin başında tam bir siyaset cambazi olan Lord Curzon Dünyanın sahibi edasıyla toplantıyı yöneteceği ni düşünürken birden kürsüye Türk Delegasyonu başkanı İsmet İnönü kendinden emin tavırlar la geliyor ve biz galip tarafiz masada da söz sahibiyiz diyerek dengeleri bozmasi dünyayı şok etmiştir dokuz ay süren Lozan sürecinde Ankara'da Atatürk Lozan da İnönü vermiş oldukları olağanüstü mücadeyle ülkemiz Yokluk lara rağmen son şeklini almıştır
Musul neden kaybedildi diyenlere o şartlarda almamız mümkün değildi petrol savaş ları bunun en iyi örneğidir Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa Musul petrolü için mücadele ederken oranın bize verilmesinin imkansız olduğunu bunun için bu ülkelere karşı yeniden savaşmamiz gerektiğinı görüyorum ki buna rağmen petrol gelirlerinden ülkemize yıllık hisse verilmiştir.
Dünya ülkeleri Lozan da Türk ler kazanmıştır derken içimizdeki Yunanlar Lozan başarısızlıktır diyor.
Şahsi düşüncemdir çokta merak ediyorum, Lozan anlaşmasını beğenmeyen günümüzün hükümet Delegasyonu Lozan da bizi temsil etseydi o günün şartları altında sonuç ne olurdu. Sadece merak...
600 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Lozan konusunda şu ana okuduğum en kapsamlı eserdir. Cumhuriyet tarihi sevenlerin kesinlikle okumasını tavsiye ederim. Sürekli gündeme getirilen Lozan antlaşması ile ilgili sorularınıza cevaplarınızı bulabileceğiniz bir eserdir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Naci Karacan
Unvan:
Türk gazeteci ve yazar.
Doğum:
1896
Ölüm:
7 Temmuz 1955
Gazete sahibi Ercüment Karacan'ın babası, Number 1 FM radyosunun sahibi Ömer Karacan'ın büyükbabasıdır. Fransız Ererler Okulu'nu ve Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Gençliğinde Servet-i Fünun'da aruz vezniyle şiirleri yayınlandı. Tasvir-i Efkâr gazetesinde üç yıl çalıştı; sonra İkdam'a geçti. Bu gazetede İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni eleştiren yazılar yazdı. Vakit'te yazı işleri müdürü oldu. I. Dünya Savaşı'na çevirmen olarak katıldı. İki arkadaşıyla birlikte Türk Kurtuluş Savaşı'nı destekleyen Akşam gazetesini yayınladı. Akşam'da Necmettin Sadık Sadak ve Falih Rıfkı Atay ile birlikte çalıştı. Lozan Antlaşması dolayısıyla İsviçre'ye gitti. İkdam'ı yeniden çıkardı, gazete kapanınca Viyana'ya gitti. 1931'de Viyana'dan döndü, sırasıyla Politika ve İnkılap gazetelerini yayınladı. Bunlar da kapandıktan sonra 1935'te Tan gazetesini kurdu. 1936'da Tan'dan ayrılıp Anadolu Ajansı temsilcisi oldu. 1948'e dek yurt dışında kaldı. 1950'de Milliyet gazetesini kurdu. Milliyet'in "Anayasa"sı adını verdiği yayın programını ve biçimini Peyami Safa ve Cemil Cahit Toydemir'le birlikte hazırladı. 1955'te geçirdiği kalp kriziyle hayata veda etti.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 77 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 51 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.