Ali Ömer Akbulut

Ali Ömer Akbulut

Yazar
10.0/10
1 Kişi
·
3
Okunma
·
1
Beğeni
·
546
Gösterim
Adı:
Ali Ömer Akbulut
Unvan:
Yazar
İstanbul'da doğdu. Hatay'da öğretmenlik yapıyor. Yazmaktan çok mekan keşifleri ve okumak onu cezbediyor. Yazıları; Gece Yazısı, Cogito, MerdivenŞiir, Yumuşak Ge, Zinhar, Kitap-lık ve Karabatak dergilerinde yayımlandı.
Bilinmeyenden geldik, görünmeyenden. Şimdi bilinmeyeni bilmek, görünmeyeni görmek istiyoruz. Lakin varsa muradımıza erme imkânı görünmeyene, bilinmeyene dahil olmak, dönmek anlamına geliyor bu. Kendine dönmek, dil’i dönmek, eve dönmek.[24] Bunun için hal ve yol bilmeli. Evinin yolunu bilen kişinin yürüdüğü yoldur şefkat; eve götüren yol. Eve vardığında huzur ve sükûna erecektir. Eve vardığında artık kendi yalın hakikati içindedir. Geldiği yere, yola ait her şeyden soyunup dökünmenin, arınmanın yeridir ev. Kendi, sadece kendi olarak ikamet edeceğin yer. Yalın halde insan olarak. Bu gözümüzü göğe dikerek beklememiz gereken, iştiyakla gözlenecek bir hakikattir. Yâr’den, Yurt’tan ayrıldık bir kez.[25] Sıla hasretiyle yanıp kavruluyoruz. Hz. Peygamber; “İnsanlar arasına karışıp halkın içerisinde yaşamak buyurulmamış olsaydı bana, iki gözümü bu göğe diker, Tanrı canımı alana dek bakakalırdım,” buyuruyor.

****

26.Dönmek ve terk etmek arasındaki tehlikeli fark.”a dikkat!

[27]“Biz o mutlu birliği, kelimenin tek anlamıyla Varlığı kaybetmişiz, onu elde etmemiz için de önce kaybetmemiz gerekiyordu… Tabiatla bozuşmuşuz… Bazen dünyayı her şey ve kendimizi bir hiç görüyoruz, yine bazen kendimiz her şeyiz de dünya bir hiç imiş sanıyoruz.”Hölderlin, Hyperion II, Önsöz, s. 113, MEB.
Hayalin yâr ve yoldaştır uykuda bana
Bu uykudan ey sevgili hiç uyandırma

Değil mi ki sayısız gözcün var senin
Gözcüsüz bir hayal birak geç bana.

Ahmed Gazzali,Aşkın Halleri,s.91
Teneffüsün güçlü ve sağlıklı olmasının en önemli gereksinimlerinden biri de gözün nazar ettiği/bakışını doğrulttuğu alanı hakiki haliyle/basiretle görebilmesidir. Bu ise “okuma”dır. Bu tarz bir okuma, kendi olmaklığımızı/şahsiyet kesbetmemizi tetikler. Ma’rifetsiz ben’in işi değildir bu. Kendilik bilgisine/ma’rifete sahip olmayan kişioğlu, gerçekten uzak, gölge/sanal, fâni dünyalara hapsolmuş, taktığı maskeyle kâh gülen, kâh ağlayan bir oyuncu gibidir. Yalnızca âlemden benliğimize, benliğimizden âlemlere yüzünü döndüren kendilik bilgisi/ma’rifetiyle, sözün/yazının hakkaniyete tanıklığını kritik eder/eleştirir ve fıtratın evi, hakikatin nazargâhı kalbimizi mutmain eden anlama katılır, yakîn sahibi oluruz.
Kendi ölümüne bile açık bir kalple yönelmek şefkattir. Her tür bağdan/maddeden, cismaniyetten, “imek varlık” oluştan, elhasıl tüm yaşamsal kayıtlardan gözünü kırpmadan sıyrılabilecek feraseti göstermektir şefkat.[24] Şefkat, kendinde kendi ölümünü sürekli taşıma irfanıdır. Bunun için bilgiye sahip olabileceğini ve üretebileceğini “zann”eden bir akıldânelikten uzak olmak gerekir. Öğretilir olmaya açık olarak, öğrenebilir olmanın “yürekten” hazırlığıyla “yed-i kudretinde” bulunduğu ilahî zuhurun farkında olmak halidir bu: “Farkında ol; Allah sana öğretir.”[25]

****

24.Ölmeden önce ölünüz.” Hz. Muhammed [sav].

[25]Bakara; 282.[Kur’an]
Olan olduğu haliyle bir şey söylemiyor; söylemedikleriyle açık etmedikleriyle var söz. İşte burada şiir çıkıyor karşımıza. Bilgi, söz, logos kendini şiir halinde yok ediyor, hiçleştiriyor. Şiir dilin evi oluyor. Bilemeyen bilme rü’yetin, görülen rü’yanın ifadesi olarak remizler ve semboller halinde şiirde lemean ediyor. “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar,” fehvasınca bir rüya içindeyiz demektir. Rüyada görülen gördüğünün kendisi değildir; öyle görünmekte, kendini öyle göstermektedir.

Yaygın olduğu gibi rüyada görülen süt, süt değildir ilimdir mesela. O zaman şeylerin oldukları, göründükleri gibi müşahedesi bize hakikati vermemektedir. Hiçbir şey hakiki kimliğiyle varolmuyor demektir bu. Kim olduğumuz, ne olduğumuz, nerede olduğumuz sorusu hep askıda kalacaktır işte. Söyleyebileceğin, bilebileceğin bir şey yok. Denildiği gibi sadece kendi gördüğünü, kendi zevkî müşahedeni söyleyebilirsin hepsi bu.
Varoluş sürekli yenilenir.7 Hep yepyeni varoluşluklarda, yeni tecellilerdeyiz. İnsan “aslî kendilik”ine (A’yân-ı sâbite) nüfuz eden İlâhî İsimler’e iştiyakla bağlıdır. Hakikî insanî hâl, Rabbi Rahîm’in merhametiyle bağışladığı hayat veren nefesiyle zuhur eder. İlâhî İsimler’in her an, her dem yeniden tecellisiyle insan “aslî kendilik”ine, kemâle erer. “Bütün İlâhî İsimler [de] insanî hakikati isterler.”8 İsimlerin en seçkin parçasıdır insan. Rabbi Rahîm’in var edici Rahmânî Nefes’ini nefislere nefeslemesiyle varlık açığa çıkar. Füsûs’ta varlıklara “Rahmânî Nefes” diyor İbn Arabî.9 Rahmânî Nefes’teki belirme ve varlıkların kaynaklarına da “kelimeler.” Peygamberlere “Kelimetullah” denilmesi de buradandır, diyor.

“Gizli Hazine” ezelden beri Zat’ta varolan “aslî kendilik[ler]de (A’yân-ı sâbite)” saklı kalmış İlâhî İsimler’in bilinmeyiş hüznünü Rahmânî Nefes’le salıvermiş, bu soluklanış tekil varlıkların tümünü varoluşa uyandırmıştır. Rahmân, Allah’ın en büyük ismidir ve Allah’ın bütün yaratıklarına koşulsuz merhameti demektir. Allah’ın bir şeye rahmet etmesi esasta ona varlık vermesidir ve Rahmân isminin hâli aslisi de eşyaya varlık vermektir. Nefesi Rahmânî, her şeyi var etmekle âleme engin bir rahmeti ve iyiliği de kazandırmıştır.
Asliyetimiz, kendilik’imiz insan oluşumuz içerisinde işlerlik halindedir. Varlık’ın şefkati varolanlar üzerinden asla eksilmez. Varolanlar varoluşlarını da, birlikte hayatta oluşlarını da şefkat üzere, şefkat içerisinde sürdürürler. Şefkat; hem kendi anlamına, hem de yöneldiği şeyin anlamına er[dir]en, “kendi”ni ve “ötekini” anlayıp benimseyebilen, aynı bütünün parçaları olarak görebilen bir haldir. Yalın haliyle kendilik’imizle buluşturur şefkat, orada hesap kitap işlemez. Şefkat “yaratıldığımız” gibi pür, üryan insan olma hâlidir. Bu varolanlarla birlikteliğimizin şekline yansımaktan tutun da; evden hayata [hayat evin kapısının açıldığı avludur aynı zamanda irfanımızda] çıkarken hangi adımla çıkacağınıza, yürüyüşünüze, konuşmanıza, gülmenize, ağlamanıza, gönülden geçecek şeylere, elhasıl her hâlimize, her durumumuza yansımalıdır.
Hikmet sahibi kişi hikmetten bahseden yahut ondan faydalanan değildir; hikmet sahibi kişi kendisi farkında olmasa bile hikmetin yönettiği kimsedir.”

İbn Arabi
Şu halde ölüm sürekli yaşanan bir haldir. “Her insan, her an ölümü zevkeder.”[9] Ölümün özünde “neşe” vardır, olmalıdır. Bu şen hakikat şefkatle gelir. Zira aşk aklın edimidir, şefkat hayâlin (Berzahın bir ismi olarak hayal). Şefkat çağırabildiğinizde hazır bulunur, aşk edinilmesi gerekendir. Şefkat varlığın hakikatine tekellüfsüzce açar sizi, sevgi, muhabbet ve merhametle. Aşk acı ve ızdırabın, şefkat neşenin kaynağıdır. Bundandır; “şefkat aşktan daha erdiricidir.”(Said Nursi) Şefkat bizi sürekli “kendilik” hâlimizle var tutar.

Mevcut olmak, sürekli ölüp dirilerek insan oluş için hazır hâlde bulunmaktır. Düşünce ve şiirle, müzikle ölüp dirildikçe sonsuzlulda kundaklı bir bebek olarak mevcut oluruz. Ölümü anlamak için doğuma bakmak lazım. Doğum ilk ev (âlem) değiştirme; Cennet’ten çıkış. İnsan [hep] doğar. Ölüm doğumun içindedir, ölümle de doğar insan. Bu yüzden bilinenin aksine ölüm önce, doğum sonradır. Her doğum bir ölümdür. Başlangıca dönen bir ölüm. Hz. Peygamber “Zaman ilk anına döndü.” buyurmuştur. Bu gaflet perdesini kaldırıp görüşümüzü keskinleştirir. Bahşedilmiş bir açıklıkla [şiir belki de müzik] fıtratımızı zevk edip yaratıldığımız gibi insan olarak hayat-ı hâlimize, kendilik’imize açar bizi; insanlar arasında bir insan olarak:

“Hem bir adam ölü iken biz onu diriltmişiz ve kendisine bir nâr vermişiz, insanlar içinde onunla yürüyor.”(En'am 122)

“Senden gaflet perdesini kaldırdık; bugün artık görüşün keskindir.”'(Kaf,22)
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Ömer Akbulut
Unvan:
Yazar
İstanbul'da doğdu. Hatay'da öğretmenlik yapıyor. Yazmaktan çok mekan keşifleri ve okumak onu cezbediyor. Yazıları; Gece Yazısı, Cogito, MerdivenŞiir, Yumuşak Ge, Zinhar, Kitap-lık ve Karabatak dergilerinde yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 3 okur okudu.
  • 1 okur okuyacak.