Altan Kar

Altan Kar

Yazar
7.5/10
2 Kişi
·
5
Okunma
·
0
Beğeni
·
464
Gösterim
Adı:
Altan Kar
Tam adı:
Yard. Doç. Dr. Altan Kar
Unvan:
Öğretim üyesi, yazar
1988 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nden mezun oldu. İstanbul'un Mahalle Muhtarlarının Sosyokültürel Yapılarını konu alan bir mezuneyite tezi hazırladı. "Kadının Aile İçindeki Karar Süreçlerine Etkisi" başlıklı yüksek lisans tezini ise, Mimar Sinan Üniversetise Sosyoloji Bölümü'nde 2002 yılında tamamladı. Aynı bölümde doktora derecesini, "Sembolik Kültürel İlişkiler ve Armağan Örneği" başlıklı bir tez yazarak aldı. Küreselleşme, popüler kültür, tüketim davranışları ve iletişim teknolojileri konularında ulusal ve uluslararası yayınları vardır. Halen Yeditepe Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta, kültürel farklılıklar ve davranış biçimleri alanlarına yönelik dersler vermektedir.
Şiddet göstererek, korkutarak sindirmek erkeklerin kendi yetişme yıllarında öğrendikleri bir davranıştır. Bu nedenle şiddet göstermek bir huy değil, öğrenilen bir davranıştır.
Bir kötü söz, aşağılama, hakaret, tokatla başlayan şiddetin derecelendirilmesi son derece sakıncalıdır. Yaşanan şiddetin "sadece birkaç tokat" şeklinde algılanması, şiddetin önemsizleştirilmesi ve sonucunda şiddeti uygulayanın mazur görülmesini yaratmaktadır. Bütün bunlar şiddettir ve daha birçok biçimde kadınlar şiddeti deneyimlerler. Örneğin, bir eve kapatılmak, evde parasız bırakılmak, bir birey olarak kadınların sahip oldukları hakları kısıtlamak gibi.
Sömürü ve şiddet ister fiziksel ister cinsel olsun aynı zamanda duygusal sömürü ve şiddeti de içerir. İşte, bu çocuklar yaşantıladıkları kötülüklerin neden olduğu duygusal travma sonucu duydukları şiddeti asıl hedef olması gereken sömürene yönlendirme beceri ve güçleri olmadığından bunun acısını kendilerini incitmekte, yaralamakta, öfkelerini kendi kendilerine yöneltmekte ve böylece dışa vurmaktadırlar.
Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler. Erkekler kadınları seyrederler, kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. Böylece kadın kendisini bir nesneye, özellikle görsel bir nesneye, seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur.
Ötekine öteki olarak saygı duyulması, evrensel bir ahlaktan bir farklılıklar etiğine geçişin de anahtarı olabilecek bir farklılıktır.
Bronzlaşma, spor, moda ve temizlikten makyaja kadar bütün uğraşlar
"özgürleşme" söylemi altında sözde, "bedenin yeniden keşfi" adına
yapılır. Hatta özgürleşen tek itki satın alma itkisiymiş gibi görünür (Baudrillard, Tüketim Toplumu, s. 160-163)
Popüler sistem tarafından tüketimin bir nesnesi durumuna gelmiş olan beden ölçüleri sürekli değişmekte ve yeniden üretilmektedir. Burada temel amaç, sağlık, estetik, spor merkezleri gibi, belirlenen ideal ölçülere ulaşmayı sağlayacak güzellik endüstrisinin ayakta kalabilmesidir.
Bugünün dünyasına ait olmak demek, gözle görünür bir biçimde modern ve batılı vücut ölçülerine sahip olmak denektir.
Modern tıbba yönelik başlıca eleştiriler arasında biyolojik indirgemecilik, bedenin tamir edilebilir bir mekanizma gibi ele alınması ve teknolojiye aşırı bağımlılık sorunları ön plandadır. Biyoteknoloji alanındaki gelişmeler bu eleştirileri tümüyle doğrular ve pekiştirir niteliktedir.
Aydınlanma ile birlikte sosyal hareketlilik alanı genişlemiş insanın kendisinden ve bedeninden sorumlu olduğu fikri ortaya çıkmıştır. Kişisel mutluluk peşinde koşmak adına insanın kendi bedenini kendisinin kontrol edeceği fikri hayata geçmiştir. Bu fikir estetik cerrahinin gelişmesinin ideolojik önkoşulunu oluşturmuştur.
Kadın bedeni üzerinde geliştirilen ve adına estetik denen ve hiç estetik olmayan bir çılgınlığın tarihini ele alıyor kitaptaki denemeler.

Psikanalitik çözümlemelerden, Hayao Miyazaki sinemasında kadın bedeninin ve doğanın özgürleşmesine kadar çok iyi analizler var.

Kapitalist dünya sadece ruhlarımızı değil bedenlerimizi de aynı şekilde kontrol altında tutuyor hemde matematiksel ölçülerle.

İnsana bakışımızı şekillendiriyor. Kendimize bakışımızı köreltiyor. Soluğu estetik müdahalelerde alıyoruz. Kimi zaman bu estetik müdahaleler güzel olacağız derken bizi mahvediyor.

Kapitalizm uysal bedenler (Foucault) istiyor.

Özgürleşmiş bir beden ancak bize dayatılan ve bir karaborsa haline gelen arzu politikalarından kurtulmakla mümkün. Estetik cerrahi ve kadın bedeninin erotize edilerek bir sex objesi olarak sunumu bu arzu politikalarının bir parçası.

Kadın bedenini keserek, kırparak, biçerek ve onu sonu gelmez bir güzellik doyumsuzluğunun peşinde bir felaketin hatta kimi zaman intiharların ölümlerim pençesine sürükleyen bir piyasa mevcut.

Bedeniyle barışık yaşayan bireyler olmak zor değil oysa. Bunu başarmak dileğiyle. İyi okumalar :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Altan Kar
Tam adı:
Yard. Doç. Dr. Altan Kar
Unvan:
Öğretim üyesi, yazar
1988 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nden mezun oldu. İstanbul'un Mahalle Muhtarlarının Sosyokültürel Yapılarını konu alan bir mezuneyite tezi hazırladı. "Kadının Aile İçindeki Karar Süreçlerine Etkisi" başlıklı yüksek lisans tezini ise, Mimar Sinan Üniversetise Sosyoloji Bölümü'nde 2002 yılında tamamladı. Aynı bölümde doktora derecesini, "Sembolik Kültürel İlişkiler ve Armağan Örneği" başlıklı bir tez yazarak aldı. Küreselleşme, popüler kültür, tüketim davranışları ve iletişim teknolojileri konularında ulusal ve uluslararası yayınları vardır. Halen Yeditepe Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta, kültürel farklılıklar ve davranış biçimleri alanlarına yönelik dersler vermektedir.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 14 okur okuyacak.