1000Kitap Logosu
Anatole France

Anatole France

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
1.528
Okunma
121
Beğeni
7,1bin
Gösterim
Tam adı
François-Anatole Thibault
Unvan
Fransız Yazar
Doğum
Paris, Fransa, 16 Nisan 1844
Ölüm
Tours, Fransa, 12 Ekim 1924
Yaşamı
Anatole France (Anatole François Thibault, d. 16 Nisan 1844 Paris, ö. 12 Ekim 1924 Saint-Cyr-sur-Loire Tours) Fransız yazar. Klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler veren yazar, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. 1924 yılında ölmüştür.
276 syf.
·
7 günde
·
Puan vermedi
Klasikleri beğenmeme rağmen bu kitap çok da klasiklerden havası hissettirmiyor. Bir aşk romanı yazmış Anatole France. Yarım bırakmak istemediğim için okudum. Ama pek de beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Her ne kadar konu sürükleyici olsa olaylar çok hızlı gelişiyor. Karakterleri gözümde canlandıramadım bile. Dostoyevski’nin, Balzac’ın romanlarında var olan fiziksel ve kişisel tasvirler bu romanda yok. Ana karakterin çok güzel bir kadın olduğunu biliyoruz sadece. Gözümüze sokulan bu. Ama kocası, eski sevgilisi, yeni sevgilisi nasıl tipler kesinlikle gözümde canlandıramadım. Karakterler yaratılmış ama tanıtılmamış. Yazarın kelimeler ile karakterleri çizmesini isterdim açıkçası. Böyle bir isteğiniz yoksa beğenebilirsiniz. Klasikleri kolay kolay beğenmediğim olmaz. Ancak Kırmızı Zambak kitabı pek bana hitap etmiyordu. İyi okumalar.
Kırmızı Zambak
6.9/10 · 576 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
216 syf.
#1001kitap~~~
"...Ruhun ilgisi olmadan, insanın vücudu şehvete mağlup olabilir..." Fransız yazar Anatole France, klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler verip, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. Aslında "Thais" 1001kitap arasında olmasından dolayi okumak isteyip ve kaç kere sepete atıp çıkarttığım 1kitap olmuştu ki Proust un en sevdiği edebiyatçılar arasında olunca hemen kitabı öne aldım okumak için iyiki de okumuşum... Anatole France, "Thais" üzerinden insanlığın sosyal ve kültürel tarihi kadar eski bir soruyu tarihsel karakter ve olaylar üzerinden soruyor: İster Tanrı adına, ister 1yaşama tarzı tercihi olarak bedensel haz ve zevklerden vazgeçmek insanı mutlu eder, ona ruh huzuru sağlar mı? Keşiş Pafnüs ruhsal huzuru bulduğunu düşündüğü an, bastırılmış olanın rüyalarında geri dönmesi üzerine, kendi maddi varoluşu ile ruhu arasına sıkışıp kalır ve 1 yola çıkar ama çıktığı yolla vardığı yer aynı olur mu, bu yol üzerinde mitoloji, din ve felsefe ( bu kısımlarda aklıma Diderot da gelmiştir o da kitabı ayrı 1 sevme durumu oluşturdu) adına edebi zevke ulaşmak istiyorsanız kesinlikle tavsiyemdir, bugüne kadar okuduğum en sıkı metinlerden 1i bence... "...İnsanlar, dedim, 1nimet sandıkları şeyden yoksun kaldıkları için üzülür yahut da bunu elde edince tekrar kaybedecekler diye hayiflanir veya kötü sandıkları 1şeye katlanmak zorunda kaldıklarından ötürü azap çekerler..."
Thais
7.9/10 · 151 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
280 syf.
·
7/10 puan
1921 Nobel Edebiyat Ödülü " İnsanlara olan engin sempatisi, zarafeti, tipik Fransız mizacı, soylu stili ile karakterli, parlak edebi başarısı için" . Enteresan bir aşk hikayesi. Neden enteresan çünkü romanın başkahramanı olan kadın evli, aynı zamanda sevgilisi var, Fransa’dan İtalya’ya yolculuğa karar veriyor. İtalya’da başka birine aşık oluyor. Olayın örüntüsü bu. Tabi ki tüm bu olay örüntüleri sırasında seçkinler ve sanatçılar ,Siyasal yaşamın ilginç yüzleri ,şairler ,ressamlar hepsi de mevcut. Kitapta yazarın kendi yaşamından etkilendiği düşünülmüş çünkü o dönemde yazarımızda evli olup, başka bir hanım kişisiyle ilişki içerisindeymiş. Kitabın konusu,kurgusu güzel ama sıkıcı . Çevirisi muhteşem. Altı çizilesi cümleleri mevcut. . “Birbirlerine çarpıp kırılıyor insanlar, karışamıyorlar.” . "Her gün süslenen bir kadını düşündüm mü sanatçılara verdiği ders gelir hep aklıma. Kısacık bir zaman için giyinip taranır, boşa gitmeyen bir çabadır bu. Biz de onun gibi yapmalı, geleceği düşünmeden süslemeliyiz yaşamı. Gelecek kuşaklar için resim, heykel yapmak, yazı yazmak, gururun budalalığından başka bir şey değildir." . “Yazıdan ruhların anlaşılmasına inanmazdı ama harfllerin biçimine bir tür resim gibi bakardı, harflerin de kendilerine göre bir güzelliği olabilirdi.”
Kırmızı Zambak
6.9/10 · 576 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
202 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
ADALET ACILI ÇİĞ KÖFTEYE BENZER...
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku .. Bir "İŞSİZ" inceleme ile tekrar karşınızdayım sevgili GOBELLER .. ( Yokolun!! ÇORUM ÜBER ALLES!!! =)) ) Kitabı okuyalı bir kaç gün oldu .. Normalde beni böylesine etkileyen eserlere pek sektirmeden inceleme yaparım ama roman bir devri anlattığı için , daha doğrusu bir dönem romanı olduğu için ,emin olmak adına bir kaç geri besleme yapıp dönemin tarihi olaylarını gözden geçirdikten sonra inceleme yazayım istedim .. Kitabı Oda Yayınlarından okudum (şiddetle öneririm) , alıntı yaparken ise Kaynak Yayınlarından yaptım alıntılarımı .. Romanda olaylara "FRANSIZ" kalmamanız açısından düşülen dip notlar sayesinde bambaşka bir yaşam formuna dönüşeyazdım ..Tarih sevdiğim bir alandır ama bir kaç yerde ben de "bu ne artık" kıvamına evrildim.. Birkaç incelemede de dipnot yakınmasına şahit oldum ..O yüzden, bu incelemeyi , romanı okuyacak insanlara kolaylık olsun diyerekten kaleme alıyorum .. Mecbur uzun olacak .. Elim mahkum .. Zira Fransız Devrimi bu .. Sahanı ısıt , yağ koy , yumurta kır muhabbeti değil ... Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki bu eşitlik ve özgürlük ilkeleri esasen Fransa ile değil Amerika ile 1770 lerde sahneye çıktı.. Rüzgarı Fransa' yı daha sonra dünyayı vurdu .. Yalnız Avrupa kıtasında Fransa' nın rolünü de küçümsememek lazım .. Fransa dönem itibari ile Avrupa' nın EN GÜÇLÜ , EN ZENGİN ülkesi idi .. Kültürel önderiydi ..Misal Avusturya ve Rusya büyükelçilerinin birbirlerini savaşla tehdit ederken kullandıkları dil DAHİ fransızcaydı .. 1789 ' da Fransa kralı 16. Louis idi.. Yiyip içip (ulan ne panna cottta yemiştir bu adam!!) , ava çıkmadığı günlerin haricinde kitlelerle uğraşmaktan büyük haz duyan bu domdom emmimiz , kraliçesi Marie Antoinette ve hazır kart reklamlarının gözbebeği Cin Ali ' den kelli küçük oğluyla Versailles' da , bir ucundan diğerine uzunluğu 500 metreyi aşan sarayında 4000 bin hizmetçi ve 1000 kadar saray mensubuyla gününü gün etmekteydi .. Pek tabii şatafat parasız olmaz .. Borç alıyordu Fransa .. Ve borç içinde faizlere boğularak yüzüyordu .. Hal böyle olunca imdat çekici diyerekten vergilere yönelindi..Vergiden muaf olan ve o sıralar "YE KÜRKÜM YE" turnesi ile Fransa' yı turlayan soylulardan, din adamları ve hükümet görevlilerinden vergi alımı yoluna gidilmek istendi .. Ama kararı onayacak meclis bu saydığım kişilerden oluşuyorken OLACAK İŞ MİYDİ BU ? =)) Olmadı pek tabii.. Bunun yerine teee kör itin öldüğü dönemde , en son 175 sene önce 1614' te toplanan Etats Generaux denilen Umumi meclis toplandı..Krallar daha önceleri vergilere onay için bu meclise başvuruyorlardı Fransa'da..Bunu takiben meydana gelen gelişmeler sonucu Tiers Etat yani Halk Meclisi toplandı..Ve oylamadaki sistemle ilgili bir tartışma konusu ortaya attı .. Eski "müreffeh" günlerde ,halk henüz uyuyorken ve "cahalken" , HER TOPLUMSAL SINIFIN blok oy olarak oy kullanmasından yanaydı adet..Bunun uygulamadaki sonucu ise ruhban sınıfı ve soyluların yani psikopos ve rahiplerin (ULAN YİNE Mİ SİZ !!!) oyca halktan üstünlüğü idi..1614 neyse de ,modern bir ülke olma yolunda olan 1789 Fransa'sında orta sınıfı oluşturan tüccar , avukat ve küçük toprak sahipleri artık eskisi gibi oy oranlarının üçte bir olmasını kabul etmiyorlardı .."3'ün 1'ine" dur diyorlardı senin anlayacağın.. Olurdu ,olmazdı - yaparsın , yapamazsın derken ,kral da meclisi feshetmek adına toplanma yerlerini kapatınca davullu zurnalı oğlan bizim kız bizim nidalarıyla şaha kalkan işbu tayfa YENİ BİR ANAYASA HAZIRLANANA kadar dağılmayacaklarına ant içtiler .. Din adamlarına da göz dağı verip ,sınıfsal olarak değil BİREYSEL olarak oy kullanmaya davet ettiler kendilerini.. Böylece devrim start aldı .. SOL a doğru evrildi.. Ruhban sınıfı ve soylulara karşıydı.. Ama az sonra bahsedeceğim gibi ŞİDDETİN VE "TERÖR"ün de yolunu açtı ..Devrimi bu denli büyüten nedenlerden biri de şüphesiz
Açlık
Açlık
idi.1788 'de dolu ve ardından gelen kuraklık hasadı vurmuştu .. '789' a gelindiğinde tahılın fiyatı artmış ekmek bulunmaz olmuştu..Ekmek dar gelirli fransızın KARA GÜN DOSTUYDU, dolayısıyla sorun çok ciddiydi..Az da Nihat hoca tribiyle devam edeyim =)) BABALAR FÜLÜ"D" alamadıkları için OĞULLARINI DÖVÜYOR , ANNELER ÇOCUKLARINI CAMDAN ATIYOR , NİCE OCAKLAR SÖNÜYORDU.. EV KADINLARI FIRINLARI KUŞATMA ALTINA ALMIŞ, SİPER SAVAŞLARI SON HIZIYLA SÜRÜYORDU..KÖR OLASI, GÖZÜ ÇIKASICA KÖYLÜLER LOJİSTİK DESTEĞİN BELİNİ KIRMAK İÇİN TAŞRA YOLLARINDA BUĞDAY TAŞIYAN KAFİLELERİ YAĞMALIYORLARDI .. Bu sırada temmuz ayında bir kısım işçi Bastille zindanını ele geçirdi .. Amaçları kralın kent dışında bekletilen birliklerine karşı kullanmak amacıyla silah elde etmekti..Zindandaki yedi tutuklunun serbest bırakılıp zindan komutanının da öldürülmesi fransız halkı üzerinde MEKSİKA (bkz: yauw Tuco ne mübarek bir zatsın sen!!) DALGASI etkisi yarattı .. Tabii bunda varlıklı soyluların, köylüleri katlettirmek için çeteler yolladığı söylentisinin de büyük payı vardı.. Tahmin edeceğiniz gibi kaçamayan tüm aristokrat tayfa İMAMIN KAYIĞINA bindi .. Soyluların malları yağmalanıp kundaklandı .. İşte küçük bir kıvılcım, orman yangınına böyle dönüşmüştü .. Bastille harekatı kralın façasını bozmuş egemenliğine son vermişti .. Devrimle kazanılan hakları es geçiyorum..Zaten hepimiz köleliktir , özgürlüktür, eşitliktir , oy hakkıdır muhabbetini adımız gibi biliyoruz .. Gelelim kralın akibeti ve sonrasında bu kitabın konusu olacak olaylar serisine ... Kral ve kraliçe kaçarken yolda yakalandı .. 1.5 yıl sonra yargılandı ve kafası kesildi ..8 ay sonra da hanım ablamızın kelleyi uçurdular .. TÜM BUNLARI İNSANLARIN KAFASINI "İNSANCIL" BİR YÖNTEMLE KESİYOR DEDİKLERİ "GİYOTİN" İLE GERÇEKLEŞTİRMİŞLERDİ.. Sene 1793 ' e geldiğinde devrim , TERÖR DÖNEMİ dedikleri en uç noktasındaydı .. Fransa bir kraldan yoksun olduğu ve tahta da bir kral geçirmek için diğer ülkeler Fransa' ya savaş açtı .. Kitabı okurken göreceğiniz üzre dış ülkeyle yazışma yapanların birer birer kellelerini kaybetmelerinin bir sebebi de bu.. Savaş gibi olağanüstü hal koşullarında devrimin sekteye uğrayacağından korkan devrimciler, tüm iktidarı kitapta da adı geçen Kamu Güvenliği Komitesine devrettiler..Komitenin başında kitapta ismiyle sıkça karşılacağınız ve halk tarafından "NEFRET EDİLEN" Maximilien Robespierre vardı..Kendisinden bir kıple alıntı yapayım ki sonradan neler olduğunu , kitabın adının niçin "Tanrılar Susamışlardı" olduğunu anlayasınız.. " TERÖR adalet , çabukluk , yalınlık ve kararlılık demektir..TERÖR , DESPOT bir hükümetin dayanağıdır..Devrimin hükümeti despotluğa karşı ÖZGÜRLÜĞÜN DESPOTLUĞUDUR." (?!??!?) Sonrası mı ? Sonrasında 20000 "halk düşmanı" giyotinle tanışma şerefine nail oldu.. Yürürlükteki yargılamalar amacından saptı , yozlaşma başgösterdi ..Artık idam istemi için geçerli olan halk düşmanlığının yanında halkta cesaret kırıcı etki uyandırmak , kamuoyunu yanıltmak , ahlak bozmak , vatansever zatların rahatsızlığı gibi havagazı bahaneler de boy gösterir oldu .. Ve sonunda KAYIŞ KOPTU !! ADALETİN KANTARI İLE OYNAMIŞLARDI .. Bozdukları ve yozlaştırdıkları adalet en sonunda onların da kellelerini aldı .. Roman bu tarihsel olaylar çerçevesi üzerine oturtulmuş bir seyir izliyor..Kendi halinde , naif bir kişilik olan Evariste adlı bir ressamın bu yozlaşmışlık çarkına dahil olması anlatılanlar .. Bir aşk hikayesi de konuya entegre edilmiş lakin anlatım bir pembe dizi kıvamında değil de bu aşk uğruna kahramanımızın duygularıyla hareket edip , duygularını adaletin ve kanunların önüne geçirmesi şeklinde bize sunuluyor ..Bir insanı tanımak istiyorsanız ona ya PARA ya MEVKİ verin derler ya ,o mevkiyi ve ADALETİ suistimal edenler romandaki bireyler .. Dönem itibari ile ruhban sınıfının ve dinin de payını sonuna kadar aldığı bir roman bu .. Menfaat vs insan ilişkileri , toplum psikolojisi ve din eleştirisi de barındırıyor .. Ama bence verilen en güzel mesaj adalet adına alttan alttan , ince ince işlenen mesaj .. Derler ya adalet bumerang gibidir.. Ben acılı çiğ köfteye benzetiyorum esasen .. ADALET ACILI ÇİĞ KÖFTE GİBİDİR...AYRANLA TÜKETİR HAKKANİYETLİ OLURSAN KURTULURSUN ..ACILI ŞALGAMLA TÜKETİR MAZLUMUN KANINA GİRERSEN YOKOLURSUN !! HER HALÜKARDA "GÜMRÜKTE" HESABINI SORARLAR ADAMA !!! =)) Bir sonraki incelemeye dek esen kalın , İŞSİZ KALIN!! NOT : Kitabı bitirir bitirmez şu şarkı ve bu nakarata sarıldım .. tavsiyemdir .. gayet manidar sözler Fransız Devrimi yıllarını düşündüğünüzde .. al 0: 55 ' e dinle nakaratı... youtube.com/watch?v=_DDv1mTDAYk A NEW ERA has begun, the world is falling And darkness TRIUMPHS, the EMPEROR has made his CALL And now the time has come for us to dread his warning THE TERROR WILL REIGN , DEATH UPON US ALL!!!!
Tanrılar Susamışlardı
Okuyacaklarıma Ekle
Merhaba Klasik okumayı seviyorum ve yarım bıraktığım da çok çok çok az olmuştur. Kırmızı Zambak da o azınlığa dahil oldu maalesef. Aslında bir aşk romanı okuyacağımı umarak bayağı bi hevesle almıştım elime. Kişilerin çokluğu, olayların akışsızlığı, çok fazla sanat, çok fazla sosyete beni boğdu ve 100lü sayfalarda okumayı bırakma kararı aldım. Pişman değilim, yine olsa yine bırakırım. ☺ Kitapla kalın.
Kırmızı Zambak
6.9/10 · 576 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
349 syf.
·
55 günde
·
6/10 puan
Klasiklerle aram oldukça iyidir, fakat ‘’Kırmızı Zambak’’ için aynı yorumu yapamayacağım. Kitap için sitedeki yorumların çoğu olumlu olsa da ben olumlu-olumsuz eleştirilerimi sıralayacağım ayrıntılı bir inceleme yazmaya çalışacağım. Kitap çok fazla karakter ile karşıladı beni; bir salonda oturmuş, sohbet eden ve bu sohbetlerde de isimleri geçen fazla sayıda karakter. Haliyle bir kafa karışıklığı hasıl oluyor; kim kimdir, kimi önemsesem de ismini unutmasam diye. Kitaplardaki karakter fazlalıkları beni rahatsız etmez, ama bu kitaptaki inanın ki çok fazla. Çünkü hepsi biranda veriliyor ve karakterlerin çok derinine de inilmiyor. Dolayısıyla karakterler tek boyutlu olarak görünüp kayboluyor. Burada okuyuculara ufak bir yardımda bulunmak istiyorum. Bahsedeceğim karakterler dışındakileri boşverin gitsin; inanın böylesi daha kolay olacaktır. Ana karakterimiz Therese-Martin, eşi Kont Martin, Jacques Dechartre, Robert le Menil, Choulette, Vivian Bell, Bn. Marmet ilk aşamada isimlerini hafızanızda tutsanız yetecek karakterler. Hikaye ilerledikçe yeni karakterler elbette çıkıyor ortaya. Ama kim kimdi diye geriye dönmemeniz açısından bu karakterlerin yeterli olduğunu düşünüyorum. Kitapta sanat oldukça önplanda. Ama dönemin ünlü Fransız ve İtalyan sanatçılarından bahsediliyor ve ne kendileri ne de eserleri hakkında bir bilgimin olmadığı bu kişileri okumak hayli sıkıcıydı. O dönem için çok önemli kişiler olabilirler, ama şuan için pek de bilinir sanatçılar değillerdi. Ya da bilinir sanatçılar, ama benim ayıbım ve ben bilmiyorum. Böyle de olabilir. Edebiyatçılar hakkında konuşsalar ilgi duyabilirdim, ama diğer türlüsü –tekrarlayacağım- benim için sıkıcıydı. Kitabın edebi olarak dili ve anlatımı güzeldi. Örnek bir cümle ile göstermem gerekirse Hayat Neşriyat 1968 basımlı kitabın 185. Sayfasından gelsin: ‘’(…) papazlar, ilahici çocuklar, yüzleri olmayan insanlar önlerinden geçtiler; onlarla birlikte, şu şehvet dolu yeryüzünde kimsenin selam vermediği o can sıkıcı ölüm de dört-nala gidiyordu.’’ Mesela bu cümlede ölümün tasviri hoşuma gitti. Bu tarz kurulmuş cümleler genelde ilgimi çeker. ''Bilmiyordu; korkusundan, bilmek de istemiyordu. Bunun için Robert'in ruhunun çekmecelerini karıştırması gerekecekti; oysa, bu çekmeceleri açmak istemezdi.'' Sayfa 118'deki bu alıntı da hoşuma gitti. Anlatım güzel olsa da anlatılanın ilgimi çekmediğini söylemek isterim. Buradaki incelemelerde gördüm ki Anatole France kitabını yazarken ‘’Vadideki Zambak’’tan esinlenmiş. Zamanında Vadideki Zambak’ı da okumuş ve beğenmemiştim. Acaba yaşım küçüktü, anlayamamış mıydım diye düşünüyordum. Hatta tekrar okumayı düşünüyordum. Şimdi şüpheye düştüm, madem bu kitap da ondan esinlenilmiş, acaba gerçekten de bana hitap etmiyor muydu? Bu konuyu Vadideki Zambak’ı tekrar okuduğumda ele alacağım. Anlatılanın ne kadar da güzel bir aşk hikayesi olduğunu belirten fazlaca yorum gördüm. Benim aşka dair bakışım farklı sanırım. Çünkü ortada ne aşk gördüm ne de bana hitap edebilecek bir sevgi. Therese Martin asil, güzel, evli bir kadın. Bir de dostu var. Sonrasında başka birine aşık oluyor ve kitap da bu ikisi arasındaki aşktan bahsediyor. Ben kitapta aşk değil, takıntı gördüm. Çünkü işlenişi bile bana inandırıcı gelmedi. Okurken hep bir kopukluk ve eksiklik olduğunu hissettim. Aşk ne zaman başladı, ne zaman şiddetlendi? Bende bu noktalar hep eksik kaldı. Ayrıca ahlaki olarak da içime sinmeyen bir konu olduğu için aşka bak, nasıl da etkileyici diyemezdim zaten. Karakterin eşinin olanlar karşısında gözlerini kapaması, karakterin hissettikleri için suçluluk duymaması ya da eşini düşünmemesi beni oldukça rahatsız etti. O dönem Avrupası için normal durumlar bunlar, diğer edebi eserlerden biliyoruz. Ama bu denlisini okumamıştım. Karakterimiz dostları ile gezip tozuyor, herkes biliyor, ama ne hikmetse eşinin kulağına gitmiyor ya da gidiyor ama eşi umursamıyor. Kaldı ki başta umursamadığını az buçuk öğreniyoruz ama bir aşırılık var bu durumda. Günümüz aklıyla düşünmeden duramadım ve rahatsız oldum. Bahsedilen aşkta da aşırılıklar olduğunu düşünüyorum. Ayrıca karakterlerde fazla ısrar söz konusuydu. Örneğin 181. sayfadan itibaren ciddi ve rahatsız edici bir ısrar içindeki karakteri okurken sinirlendiğimi hissettim. Farklı yayınevlerinden çıkan basımlar için 16. bölümden bahsediyorum. Sayfa 295’te geçen bir alıntı beni şaşırttı. Onu da paylaşmak isterim. ‘’Çocukken, ölmek istediğim günlerde bu beni görmüştür. Bir yandan istek, bir yandan korku, öyle acı çekerdim ki! Seni bekliyormuşum. Ama, sen de öyle uzaktaymışsın ki!’’ Nasıl, neden? Karakterimizin çocukken neden ölmek istediğine dair bir bilgi verildi mi? Karakterimizin böyle bir ruh hali içerisinde olduğunu ilk sayfalardan anladık mı? Hayır. Sanki karakterimiz aradığı kişiyi bulduğunu düşününce önceki hayatını kötülemeye çalışır gibi bir ifadeye büründü. Benim hissettiğim böyle bir durum oldu, çünkü kopukluk vardı bence. Bazı klasikler evrenselken ve anlatmak istedikleri zaman tanımazken bazıları da özellikle anlattıkları dönem için önem teşkil eder. Bu durum beni rahatsız etmez. Mesela Jane Austen’ın anlattıkları daha çok kendi zamanı için önem arz eden konular üzerine olsa da zevkle okurum. Ama bu kitap anlattıkları itibari ile benim ilgimi çekemedi. Therese Martin ile biraz zaman geçirip İtalya gezisi yaptım, çalkantılı aşk hayatına şahit oldum ve sonra ayrıldım gibi hissediyorum. Pek bir kazanımım olmadı. Dolayısıyla mutlaka okumalısınız diyebileceğim bir eser değil. Ama klasiklere özel bir ilginiz varsa okuyarak Anatole France’ı da es geçmemiş ve eseri hakkında fikir sahibi olmuş olursunuz. Kitap hakkındaki düşüncelerim bunlardır. İncelememi okuyanlara teşekkür eder, iyi okumalar dilerim.
Kırmızı Zambak
6.9/10 · 576 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
320 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Anatole France, Fransız toplumunun (tek bir bireymis gibi) butun halinde acı çektiği dönemi anlatır bu kitabında.. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik savaşımında, devrimin susamış tanrıları sel gibi kan akıtırlar. France, bu romanıyla Fransız Devrimi'ne özellikle terör uygulamasına karşı kişisel düşüncesi ve tavrını da ortaya koyar; aşırılıklar, yanında yıkımı da getirir.
Tanrılar Susamışlardı
Tanrılar Susamışlardı
Anatole France
Anatole France
Tanrılar Susamışlardı
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.