Antonio González Iturbe

Antonio González Iturbe

Yazar
8.4/10
87 Kişi
·
160
Okunma
·
5
Beğeni
·
258
Gösterim
Adı:
Antonio González Iturbe
Unvan:
Yazar
Doğum:
İspanya, 1967
Antonio González Iturbe, 1967 yılında İspanya’da dünyaya geldi. Barcelona’nın balıkçı mahallesi olarak bilinen Barceloneta’da büyüyen Iturbe, üniversite öğrenimini Barcelona Otonom Üniversitesi’nde, bilişim bilimi alanında tamamladı. Öğrencilik yılları boyunca geçimini sağlayabilmek için fırıncılıktan bilet satıcılığına kadar birbirinden farklı pek çok işte çalışan Iturbe, en sonunda kültür – sanat gazeteciliğinde karar kıldı. Halen Que Leer dergisinin yazı işleri müdür yardımcılığını yürütmekte olan Iturbe, romancılık kariyerine 2005 yılında “Rectos Torcidos” adlı mizah türündeki kitabıyla başladı. Günümüzde çocuk edebiyatı türünde eserler veren Iturbe’nin kaleme aldığı ve Alex Omist’in resimlediği “Dedektif Çito ve Çin Ce-Sur’un Maceraları” serisi, yayımlandığı her ülkede büyük beğeniyle karşılanmaya devam ediyor.
Edebiyatın yaptığı şey, gece yarısı bir dağ başında yakılan kibritle eşdeğerdir. Bir kibrit çok az ışık verir ancak çevrenin ne kadar karanlık olduğunu görmemizi sağlar.
Antonio González Iturbe
Sayfa 9 - Pegasus Yayınları 1. Baskı 2020
Aslında Dönüşüm'ün yazarı , olacakları herkesten önce tahmin etmişti : İnsanların bir gece içinde canavar yaratıklara dönüşebileceğini görmüştü.
Antonio González Iturbe
Sayfa 111 - Pegasus Yayınları 1. Baskı 2020
Akıl hastanesine kapatılırsan başına gelebilecek en kötü şey aklının başında olmasıydı.
Antonio González Iturbe
Sayfa 235 - Pegasus Yayınları 1. Baskı 2020
-Sizde nasıl bir izlenim yarattı peki?
-Oldukça kibar bir genç olduğunu düşündüm.
-O kadarcık mı ?
-Bu az şey mi? Bu zamanda seçkin insanla karşılaşmak çok zor.
Büyükler asla bulamadıkları bir mutluluğu boş yere aramakla vakit kaybederken çocuklar mutluluğu avuçlarının içinde filizlendirirlerdi.
408 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Gerçekten çalışmak özgürleştirir mi bay Hitler ?
Başlıktaki yazı Auschwitz toplama kampının girişinde yazan ironik bir yazıdır. "Çalışmak özgürleştirir "diyor. Diyor ama öldürmenin özgürlestireceginden emin olanların kurduğu bir kampın girişinde yazması da ayri bir tuhaflik katıyor olaya.

Gelelim kitaba...

Auschwitz ,Ocak ,1944 ile 1. Bölüm başlıyor. Tüm dünyanın yüz karası yönetim sistemlerinden biri olan hitler yönetiminin ikinci dünya savaşında "Yahudi" halkını ehlileştirmek ve sonunu getirmek amacıyla Polonya'da, kurbanları insan olan bir mezbaha kuruyor. Başına da Dr.Mengele denilen üst düzey hitler subayı ve insanlar üzerinde deneyler yapan cani bir doktoru getiriyor. Kitaptaki hikayeye ise tam bu cehennemin ortasında geçiyor. Dita Kraus'un ve ailesinin 6 yıl esirlik hayatı boyunca yaşadıklarını bizlere aktarıyor.

Kitabın yazarı romancı,gazeteci,araştırmacı Ispanyol Antonio Iturbe'dir. Iturbe bu kamp ve hitler ile ilgili araştırma yaparken tesadüf eseri bir mail aracılığı ile Israil'de yaşayan ve tanistiklarinda 80 yaşında olan Dita 'ya ulaşıyor. Dita ile Prag'da buluşuyor. Dita bu kampla ilgili yaşadıklarını yazara anlatıyor ve yazar da bu kütüphaneci kızın hikayesini roman hâline dönüştürüyor. Buraya kadar tamam. Tamam da... Bu cehennemde kütüphanenin işi ne ? Insanlar tek öğün beslenmeye mahkum bırakılırken,hergün krematoryumlarda binlerce insan yakılarak öldürülürken kütüphane bir lüks değil miydi?

Savaş sadece topla tüfekle yapılmaz. Savaş psikolojiyle, dayanma ile ,bilmek ve düşünmekle de olur. Kampta Alman asıllı bir yahudi olan Hirsh 31. aile koğuşunu bir arada tutup çocuklara belli saatlerde eğitim verip onlara spor çalışması yaptırıyor. Buldukları ya da bir parça ekmek karşılığında mahkumlardan satın aldıkları birkaç kitabı ise Dita aracılığı ile okumak isteyen insanlara veriyor. Dita, kitaplara gözü gibi bakıyor. Ss subaylarına rağmen,öldürülme tehlikesine rağmen. Esir kıyafetinin ic tarafina cepler diktiriyor ve bu ceplere kitaplarini saklayarak ayaklı kütüphane görevini üstleniyor. Kitap biyografik roman olma özelligi ile de sizleri inanilmaz bir kaosun içersine cekiyor.

Bilginin azizliğini, kitapların önemini ve insan yaşamının kutsaliyetini hissettiren ve insan denilen düşünen(!) hayvanın ne kadar canilesebilecegini, savaşın soğukluğunu ve aslında meselenin yahudi,müslüman,fakir,zengin,eğitimli ya da çocuk,kadın,erkek olamadığını insanlık olduğunu acı bir şekilde ifade ediyor.

Öldurmediğim her yahudi için bana küfredeceksiniz! dediği söyleniyor Hitlerin. Hadi ordan. Vicdanı olan herkes, inancı olsun ya da olmasın farketmeksizin vicdanı olan herkes öldürdüğün her çocuk için sana küfrediyor bay Hitler.

Caniligin perde arkasında ise çocuklara o şartlarda bile eğitim vermeyi sürdüren, onların morallerini yüksek tutmaya çalışan, ceset çukurlarının yanıbaşında hayal kurmalarını sağlayan, kitapların kutsaliyetine inanan öğretmenleri ise bir eğitimci olarak sevgi ile anıyorum ve onlara hayranlık duyuyorum.
408 syf.
·Beğendi·10/10
Beni fena etkileyen gerçek bir yaşam öyküsü okudum diyebilirim. Dönem hikayeleri okumayı çok seviyorum, hele bu II. Dünya savaşında geçen hikayeler ise bunlar, beni hüzünlendiriyor, ağlatıyor.

14 yaşındaki kitap kahramanımız Dita, Auschwitz'deki tutsaklardan biridir. Prag'dan ailesiyle birlikte Auschwitze getirilen Dita buraya gizlice sokulan sekiz kitabın koruyucusu ve Auschwitz'in gizli Kütüphanecisi oluverir. Her sayfasından ayrı etkilendiğim bu kitabı ağır bir dram ve ya umuda dair bir yolculuk olarak değerlendirebiliriz. Bu arada kitabımızın kahramanı Dita Kraus halen hayatta. Direnen ruhu ve asla kaybetmediği umuduyla çoğu kişiye örnek olacak biri. Kitabı okurken burayı alıntılara boğmak istedim, ama kitaba dalmaktan yapamadım.
Benim 2020 favorilerimden biri olan bu kitap, yine bir II. Dünya savaşı hikayesi ve beni derinden etkiledi. Siz de okuyun.
408 syf.
·6/10
Auschwitz gibi ölüm kampında gizli bir örgütün kitapları saklayarak kendilerini tehlikeye attıklarını ilk kez bu romanda öğrendim ve pek bana inandırıcı gelmedi. Gerçek hayat hikayesi olduğu belirtiliyor fakat bu kadar cesur çocukların olması beni şüphelendirdi. Bence kitabın yarısı kurgu yarısı gerçek. Kitapta birkaç yazarın romanlarından bahsediliyor. Bazı yazarların kitaplarını biz yetişkinler okurken zorlandığımız halde, bunları çocukların okuduklarına inanmıyorum.

Sürü psikolojisinin ne demek olduğunu aramızda bilmeyen yoktur sanırım. Bir şeye inanan kişilerin sayısı arttıkça, diğer kişiler de bu akıma dahil olur. Buna kitaplar da dahil. Herkes beğendiyse, ben de beğendim diyeyim, herkes bu kitabı okuyorsa ben de okuyayım gibi. Son zamanlarda okunan, "Yeşilin Kızı Anne, Sabahattin Ali, Stefan Zweig" örneğinde olduğu gibi bu akıma kendini kaptıran o kadar okur var ki, aralarında kitabı sevmedikleri halde, beğendim diyen okurlar mutlaka vardır. Fakat ne yazık ki bunu dile getiremeyen okurlar mevcut.

Kitaba gelelim. Bu kitaba yapılan yorumları okudum. Bir kere kitap akıcı değil. Beni ağlatan satırlar da olmadı. Sadece toplasan 20 sayfası heyecanlı o kadar. Ayrıca aynı hikayeyi defalarca okumuş gibi hissettim. Diğer kitaplardan bir farkı yok yani. Bir çemberin içine sıkışmış, sil baştan aynı noktaya gelip durdum sanki. Bir müddet bu tarz kitaplardan uzak durmak en iyisi.
Aslında kitabı almayı da hiç düşünmüyordum. Maalesef ben de sürü psikolojisine kapılıp sırf kargo ücreti ödemeyeyim diye atmıştım sepete.

Kütüphaneci kız olarak anlatılan Dita Kraus'un kim olduğuna baktım. Bu kitabın yazarı gerçekten yanına gitmiş ve yazdığı kitabın bir kopyasını ona vermiş. Fakat Dita Kraus, yazılanları komik bulmuş ve bunların hiçbiri yaşanmadı diye belirtmiş. Evet, bazen kampa kitap parçaları gelirmiş fakat ne romanda bahsedildiği gibi özel sınıflar olmuş, ne de romanda bahsedilen kitaplar olmuş. Sadece bir harita ve rus dilinde yazılmış kitaplar varmış ve bunları çocukları eğlendirme adına kullanmış o kadar.
408 syf.
·3 günde·10/10
Donem hikayeleri okumayı cok seviyorum hele hele 2. Dünya savaşında geçen hikayeleri. Beni cok hüzünlendirse de en sevdiğim kitaplar hep bu donemi anlatan kitaplar oluyor.
.
.
14 yaşındaki kahramanımız Dita Auschwitz'deki tursaklardan biridir.  Pragtan ailesiyle birlikte Auschwitze getirilen Dita buraya gizlice sokulan 8 kitabın koruyucusu ve Auschwitz'in gizli Kütüphanecisi olur.
.
Her sayfasından ayrı etkilendiğim bu kitabı ağır bir dram ve ya umuda dair bir yolculuk olarak nitelendirebiliriz aslında.  Siz kitapta hangisini görürseniz o olur. Bu arada kitabımızın kahramanı Dita Kraus hâlâ hayatta. Kendisiyle tanışmayı cok isterdim. Mucadeleci ruhu ve asla kaybetmediği umuduyla çoğu kişiye ornek olacak bir şahsiyet.
.
  Kitabı okurken burayı alıntılara boğmak istedim, durun düşünün ve sindire sindire okuyun.
.
Hiç kuşkusuz benim 2020 favorilerimden olan bir kitap, yine bir 2. Dünya savaşı hikayesine vuruldum. Siz  de okuyun, siz de vurulun. Cok seveceginize eminim .✌
.
.
.
408 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Herkesin muhakkak okumasını tavsiye edeceğim bir kitap.Gerçek bir öykü olması hem etkileyici hem üzücü.İnsan o satırları okurken “Hayır bunlar hayal ürünü gerçeklerle bir ilgisi yok.Yazarın hayal gücü diyor.”Ama ne yazık ki bütün dünyanın bildiği kan dondurucu bir gerçeğin sözcüklere dökülmüş hali.Fazla söze gerek yok aslında,eğer siz de Nazi Almanya’sı ve yahudi soykırımını detaylarını merak ediyorsanız bir de bu kitapla bakın olaya derim ve keyifli!!! okumalar dilerim
408 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Savaş... Erkekler savaşıyor ama kadınlar ve çocuklar tutsak oluyor.
Su, yiyecek bulmak güçken; bir kaç kitapla kütüphane kurup çocuklar için okul tasarlamak, onları bir nebze mutlu etmek adına yarışmalar, oyunlar düzenlemek... çocukların sevincini ve ümitlerini hep canlı tutmaya calismak esaret altında bile öğretmenlerin ne kadar özverili, fedakar olabileceğinin kanıtı.
Kitabın sonunda esaretten kurtulanların Israil e yerleşmesi muamması... bu kadar zulmü yaşamış insanların Filistin halkına zulmedebilmesi... ayrı bir başlık altında incelemesi gereken bir konu.
Her ne olursa olsun, dili, dini, ırkı,... Savaş en çok kadınları ve çocukları vuruyor...
408 syf.
·5 günde·10/10
Ölüm meleği Mengele burnunuzun dibinde olsa nasıl yaşardınız? Kitabın kahramanı yaşıyor. 1940 Nazilerin katliamları toplama kamplarından sağ çıkanlardan birinin hikayesi. 500 e yakın sayfayı 4 günde okutan kitap.
408 syf.
·4 günde
"Aslında Dönüşüm'ün yazarı , olacakları herkesten önce tahmin etmişti : İnsanların bir gece içinde canavar yaratıklara dönüşebileceğini görmüştü."


Daha önce benzer kurgu taşıyan Auschwitz Dövmecisini de okumuştum. Nazi dönemine ilgim olduğundan bu tür kitapları kaçırmamaya çalışıyorum. Kitap, Nazi Almanya sında yaşananları bu kez Prag'da yaşamını süren Yahudi bir kızın gözünden anlatmış. Kitaplara aşık bir kızın gözünden. Aslında içerikte benim en çok ilgimi çeken bu kısmını olmuştu. Kitapların her zaman olduğu gibi zor zamanlarda, birilerinin hayatına yaptığı dokunuşlar. Kalın bir kitap olmasının aksine akıcı bir dili var sıkılmadan okuyorsunuz.


Kitlelerin ölüme sürüklendiği, gaz odalarında öldürülüp yakıldığı zamanlardan bahsedilmiş. Gaz odalarına götürülürken ne olduğunu anlayıp itiraz etmemeleri ve kargaşa ile uğraşmamak için türlü dolapların çevrildiği, insan hayatının yok sayıldığı dönemin bilinen en ünlü kamplarından birinde yaşananlar.

Ana karakterimiz olan 14 yaşındaki Dita, Auschwitz'de anne ve babası ile birlikte hayatta kalmaya çalışan onlarca tutsaktan biridir. Bu korkutucu kampta, 31.Blok da kitapların yasak olduğu bir okulda, yaklaşık 8 kitaptan oluşan gizli bir kütüphane kurulmuştur. İşte Dita bu 8 kitabın kütüphanecisidir. Hayatı pahasına hemde. Dita nın, ailesinin,  arkadaşlarının pislik içinde, açlıkla, bir çeşit ırkçılığa karşı yaşama tutunma mücadelesi. Kitapta  hoşlanmayacağımız bölümler olabilir. Benim oldu en azından. Ezilmiş, işkence görmüş bir topluluğu anlatırken bir yandan da üstün ırka sahip olma vurgusu vardı. Ki yer yer katılmadığım başka  noktalar da olsa da bu bölümlerin keşfini okuyacak olanların yapması daha doğru olacaktır.

Önceki satırlarda yazdıklarımın yanında kitabın bir döneme ışık tutması ve  gerçek bir yaşam öyküsü olduğunu belirtmekte fayda var. Bu da okuyucuyu etkiliyor. Kitabı insani yönden değil de siyâsî olarak ele alıp bugünkü devlet stratejileri ile değerlendirirsek bu tür uygulamaları normalleştirmiş oluruz.Malcom X'in şu sözlerinde belirttiği gibi "Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır."Dönemi okumayı sevenlere tavsiyemdir
408 syf.
·Beğendi·9/10
Kitabın yazarının gerçek kahramanı olan Dita Kraus ile buluşması olağanüstüydü. Kitabın dili oldukça akıcı. Olayları gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Gerçek bir hayat hikayesi olması ve sonundaki sürpriz, bir solukta okuyacaksınız...

Yazarın biyografisi

Adı:
Antonio González Iturbe
Unvan:
Yazar
Doğum:
İspanya, 1967
Antonio González Iturbe, 1967 yılında İspanya’da dünyaya geldi. Barcelona’nın balıkçı mahallesi olarak bilinen Barceloneta’da büyüyen Iturbe, üniversite öğrenimini Barcelona Otonom Üniversitesi’nde, bilişim bilimi alanında tamamladı. Öğrencilik yılları boyunca geçimini sağlayabilmek için fırıncılıktan bilet satıcılığına kadar birbirinden farklı pek çok işte çalışan Iturbe, en sonunda kültür – sanat gazeteciliğinde karar kıldı. Halen Que Leer dergisinin yazı işleri müdür yardımcılığını yürütmekte olan Iturbe, romancılık kariyerine 2005 yılında “Rectos Torcidos” adlı mizah türündeki kitabıyla başladı. Günümüzde çocuk edebiyatı türünde eserler veren Iturbe’nin kaleme aldığı ve Alex Omist’in resimlediği “Dedektif Çito ve Çin Ce-Sur’un Maceraları” serisi, yayımlandığı her ülkede büyük beğeniyle karşılanmaya devam ediyor.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 160 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 198 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.