1000Kitap Logosu
Arkadi Strugatski

Arkadi Strugatski

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.1
1.290 Kişi
3.038
Okunma
93
Beğeni
4.769
Gösterim
Tam adı
Arkady Natanovich Strugatsky
Unvan
Rusyalı Yazar
Doğum
Batum, SSCB, 28 Ağustos 1925
Ölüm
Moskova, Rusya, 12 Ekim 1991
Yaşamı
Strugatsky kardeşler Batı dünyasında, Andrey Tarkovsky tarafından "İz Sürücü" adı ile sinemaya uyarlanan Uzayda Piknik adlı kitapları ile isimlerini duyurmuşlardır. Ayrıca İktidar Mahkumları adlı romanları da "The Inhabited Island" adıyla sinemaya uyarlanmıştır.
Süha Demirel
Pazartesi Cumartesiden Başlar'ı inceledi.
288 syf.
Sevilla'dan Granada'ya...
Arkadi Natanoviç Strugatski ve Boris Natanoviç Strugatski kardeşlerden daha önce iki kitap okudum: "Tanrı Olmak Zor İş" (ilk yayımlanma 1964) ve "Kıyamete Bir Milyar Yıl" (ilk yayımlanma 1976). İkisini de çok beğenmiştim. İşin ilginci, en iyi kitapları diye anılan "Uzayda Piknik" (ilk yayımlanma 1972) adlı bilimkurgu romanlarını henüz okumadım. Ancak yine de kendimi bu konu da affettirebilirim, çünkü "Uzayda Piknik"ten esinlenerek, büyük üstad Andrey Tarkovski tarafından sinemaya uyarlanan ve 25 Mayıs 1979'da ilk gösterimi Moskova'da yapılan "Stalker" (İz Sürücü) filmini 8 Haziran 2021'de seyrettim. Harikulade bir filmdi, Sephia renk tonlamasında başlayıp renkli devam etti ve sonra yine Sephia'ya döndü. Filmin birebir uyarlaması olmasa da hemen hemen aynı konu işlenmişti filmde de, tabii ki böyle yapıldı çünkü kitapta anlatılan ileri düzey teknolojileri 1978 Rusyasında aynen filme aktarmak çok ama çok zor bir iş olurdu. Ne var ki filmdeki diyaloglar/monologlar sizi sizden alıyor, dehşetengiz bir film, muhakkak seyredin, ama n'olur Türkçe altyazılı Rusça ses ile izleyin, başroldeki üç fırlamanın (İzci, Yazar, Fizik Profesörü) sesleri size şiir gibi gelecek, ses efektleri de cabası, ürpertici bir film, ufuk açıcı, bir bakın... Yazar kardeşlerden Arkadi bir Japon kültür bilimcisiymiş, diğer kardeş Boris de bir astronummuş, yani iki bilim insanı edebiyatçıdan bahsediyoruz. "Pazartesi Cumartesiden Başlar" adlı eserlerinde ne bir olay örgüsü var, ne bir konu var, ne de bir akış var. Ayrıca yazarların kendi itiraflarını referans alırsak (kitaptaki sonsöz) kitap terminolojik hatalarla dolu (bunu kendileri itiraf ediyorlar ve de bundan dolayı mutlular). Neyse, ben kitabı çok beğendim. Vikipedi'de kitap için şu birkaç cümle var: "Pazartesi Cumartesiden Başlar", Arkady ve Boris Strugatsky kardeşler tarafından 1965 yılında yazılan bir bilimkurgu/bilim fantazi tarzında romanıdır. Kitap içi ilistrasyonlar Yevgeniy Migunov tarafından çizilmiştir. Roman, Rusya'nın kuzeyinde hayali bir kasabada geçer. İlk 100 sayfada sizi etkileyen, edebiyat adına pek fazla bir şey yok, bir nevi girişgah yapmış, Strugatsky kardeşler. Ne var ki esas oğlanımız YOKHİÇ'de yani "Yüksek Okültasyon Kurumu Hususi İzat Çalışmaları" tesisinde çalışmaya başlayınca işin rengi değişiyor. Bu arada esas çocuk bir bilgisayar programcısı, adı Aleksandr İvanoviç Privalov (PhD). Aradan küt diye söylemem gerekiyor. Bu eser 1965'de yayımlanmış, J. K. Rowling'in 7 kitaplık Harry Potter edebiyat serisi ise ilk basım 1999'da. Filme de uyarlanan bu edebiyat serisi, biliyorsunuz son kitabı iki bölüm yapıldı, 8 filmdir. Her ne kadar bundan beis duymuyor oslam da kitapların hiçbirini okumadım. Gerçi sekiz filmi de en az altışar defa seyretmişimdir, ki bu film uyarlamasının fanatikleri tarafından kitaptan filme iyi bir uyarlama olduğunu okumuştum daha önce. Neyse, söylemek istediğim şu: 1965'de yazılan bu eseri J. K. Rowling çok ama çok iyi etüd etmiş. J. K. Rowling 1965 doğumlu, düşünün, doğduğu yıl yayımlanmış bu incelediğim Rus bilimkurgusu, sanırım 10-15 yaşlarında İngilizceden okumuştur kitabı, 1999'da yani 34 yaşındayken de "Hiri Pıtır" serisini yayımlamaya başlamış. Şimdi nereden bu benzerliği kurdun diyeceksiniz. Çünkü YOKHİÇ aslında tam bir "Hogwarts School of Witchcraft and Wizardry" (Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu). Öğrencileriyle, asistanlarıyla, profesörleriyle, büyücüleriyle, mitolojik yılan basiliskin pençeleriyle, cinleriyle, goblinleriyle, geliştirdikleri tonlarca savunma büyüleriyle, isimleri son derece komik olan çalışanlarıyla (mesela Hokus Pokusçu Hopgeldio, yarı şeffaf bir mucit olan Viktor Boynuzluov, G. Hemenanlargil, Militan Ataizm Bölümünden Perun Markoviç Neşenibul Aldırmazov, Volodya Dizginci, Edik Amperyan, bütün beyaz "Kara ve Gri Büyü Bölümlerinin" başındaki profesör Moris-Johann-Lavrenti Göbekov-Geriden, YOKHİÇ duvar gazetesi -İlerici Büyü- küratörü Krerberos -Hades'in ölüler ülkesinin kapısında bekleyen üç başlı köpeğin adı-), işte tüm bunlar yüzünden Rowling bu kitaptan baya bir esinlenmiş. Bu benim kanaatim tabii, yurtdışı hiçbir kaynakta bunu araştırmadım. Siz de bir bakarsınız, öyle mi değil mi diye... Kitap dediğim gibi ilk 100 sayfa monoton gidiyor, ama yine de okunası, sıkmıyor, metin su gibi akıyor (Rusçadan çeviren sağolsun). Sonra esas oğlan bu YOKHİÇ'te çalışmaya başlayınca dananın kuyruğu kopuyor. Aslında kitapta belli bir konu da ya da kurgu-akış yok. Tamamen rastgele ve çoğunlukla da fantastik, büyüyle ilgili olaylar yaşanıyor. SSCB'li yoldaşlar, halklarını, yabancı ülkelerin ve hatta paralel evrenlerdeki başka galaksiler ve gezegenlerdeki muhtemel düşmanlardan korumak adına bir sürü acayip savunma büyüleri geliştiriyorlar. Bilim kurgu öğeleri aslında neredeyse 200. sayfaya dek hiç yok. ne zaman ki Louis İvanoviç Seleci'nin icadı olan zaman makinesi devreye giriyor, ah işte o zaman biraz bilimkurgu görüyoruz, çünkü esas oğlanımız bu makineyi kullanmak için gönüllü oluyor ve dünyanın yüzlerce, binlerce, hatta demokrasiyle yönetilen ve paranın kullanılmadığı milyonlarca yıl ilerisine doğru gidip bize o günlerin tuhaf teknolojilerinden ve dünyanın nasıl içine ettiğimizden haberler getiriyor. Biraz H. G. Wells'in "Zaman Makinesi" (ilk yayımlanma tarihi 1895) tadında sohbetler, anlayın işte. Yine bu noktada ilginç bir şey var: Strugatsky kardeşler, 1955-65 arasında kaleme aldıkları bu romanlarında, uz görüleriyle günümüzün birkaç çok kullanılan teknolojisini yakalamışlar. Mesela sayfa 204'te "Kör heykel ve büstlerin yerineyse, radyoteleskop antenine benzeyen göz alıcı yapılar yükseliyordu çatılarda." (Günümüzde hemen her binanın ya da balkonun tepesinde gördüğümüz çanak antenler, eskiden çok kısıtlı, akademik-askeri kullanımı vardı ve çok büyüktüler, şimdiyse 60 cm. çapa kadar indiler.) Ya da yine sayfa 204'te "Etrafıma bakınca, yürüyen bir kaldırımın üzerinde olduğumu anladım." (Günümüzde hemen her metro istasyonu ya da havaalanında kullanılan yürüyen yollar.) Unutmadan, kitaptaki "Kontr-hareket" denen şey ki çok önemli, kitaba verilen adla inanılmaz uyumlu olmuş, okuyunca anlayacaksınız. Hepiniz, Ahmet Hamdi Tanpınar "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" eserini bilirsiniz, ilk defa 1954'te yayımlandı (Remzi Kitabevinde 1961'de). Sağlam bir hiciv-yergi. Tampınar'ın eseri büroratik sistemi tiye alan bir kitaptı. Kanımca "Pazartesi Cumartesiden Başlar" da böylesi bir eser, 1950-65 arası SSCB'deki bilimsel araştırmaları ve bilim insanlarını tiye alıyor, hem de ne dalga geçmek, ben epey eğlendim okurken; Amerikayı yeniden keşfettirmese de, bilim adına bir şey öğretmese de bu kitap -kanımca- "L'écriture automatique" tekniğiyle yazılmış ve bu yüzden de absürd olmuş. (OTOMATİK YAZIN: Dadaist ve Gerçeküstücülerin ilk çalışmalarında kullanılan yöntem. 1920'li yılllarda başvurulan bu akımda aydınlar kendi dergilerini ve manifestolarını bu şekilde yazıyorlardı; mesela Andre Breton; tek başına yazılabileceği gibi kalabalık tarafından da yapılabiliyordu; örnek uygulaması: Bir topluluk-grup-güruh arasında bir boş kağıt elden ele dolaştırılır, eline kağıt gelen her kişi bu boş kağıdın bir kısmına -önceki yazılanları görmeden- aklına gelen ilk şeyi ya da cümleyi olmadı paragrafı yazardı. Kağıt elden ele dolaştırılır ve bazen farklı dillerde bile yazılan bu kakafonik metin sonra temize geçirilir ve ilgili yayınlarda basılırdı. Yıldız Teknik'te okurken ben de bu tip bir çalışmaya katılmıştım, çok zevklidir, 4-5 farklı dilde inanılmaz matrak bir sonuç çıkmıştı ortaya.) Son olarak, buna değinmeden geçemeyeceğim; Mihail Afanasyeviç Bulgakov'un "Köpek Kalbi" (ilk yayımlanma tarihi 1925) adlı eserinin Rusçadan Türkçeye ilk çevirisini ben ve Marina Petrova isimli bir arkadaşım beraber yaptık, çeviri eserimiz Eylül 2015'te Tefrika Yayımları tarafından basıldı. "Pazartesi Cumartesiden Başlar" eserinin iki yerinde, 1925'te yayımlanan "Köpek Kalbi" adlı esere -bence- iki adet gönderme var ve bu beni çok duygulandırdı, çünkü Bulgakov en çok sevdiğim Rus yazardır ve distopik eserlerinin hastasıyımdır. Şöyle ki: "Pazartesi Cumartesiden Başlar"ın 221. sayfasında "Gazilerimiz" sütununda, Cristobal Junta'nın makalesi: "Seville'den Granada'ya, 1547." diye yazar. [Sevilla’dan Granada’ya kadar: Bu şiir, Rus şair ve oyun yazarı Aleksey Konstantinovich Tolstoy’un (1817-1875) 1862’de yazdığı “Don Juan” isimli tiyatro oyununda kullanılmıştır. Şairin sağlığında oyun sahnelenemez. Ölümünden tam otuz yıl sonra 1905’de, “Adelgeim Brothers Topluluğu”, “Don Juan’ın Serenat’ı” adıyla oyunu ilk defa sahneler.] "Köpek Kalbi" eserinin baş kahramanı olan cerrah profesörümüz de devamlı olarak kitabın başından sonuna dek bu şiiri mırıldanır durur. Ayrıca yine "Pazartesi Cumartesiden Başlar"ın 127. sayfasında "Preobrajensk alayı" (Çar Büyük Petro tarafından kurulmuş, en tanınmış olan muhafız alayı) yazmaktadır. "Köpek Kalbi" adlı eserin baş kahramanı, öjenizm uzmanı, cerrah, beyefendi, entelektüel büyük insan Profesör Filip Filipoviç'in soyadı da Preobrajenski'dir, sizce de bir benzerlik yok mu? "Sevilla’dan Granada’ya" şiirinin İngilizcesinin tamamını okumak isteyenler için aşağıya koydum. Lafı çok uzattık. Edisyon çok iyiydi, çeviri de harikulade olmuş, neredeyse sıfır dizgi hatası vardı (hayret!). Bu sefer PDF'ten okuduğum "Pazartesi Cumartesiden Başlar" bilimkurgu-fantazya romanı okunası bir eser, okuduktan sonra damağınızda buruk bir tad kalacak ve hafızanızda da zerre kadar iz bırakmayacak, çünkü bu da bir nevi SSCB YOKHİÇ yapımı bir savunma büyüsüdür ;) İyi okumalar. Süha Demirel, 18 Haziran 2021, İstanbul. *** Kitabın Künyesi: Pazartesi Cumartesiden Başlar Arkadi Strugatski, Boris Strugatski İTHAKİ YAYINLARI Çevirmen: Hazal Yalın Yayın Tarihi: 1. Baskı Ağustos 2016 ISBN: 9786053754787 Dil: TÜRKÇE Sayfa Sayısı: 288 Kitap Edebiyat Bilimkurgu-Fantazya *** Don Juan's Serenade (Don Juan’ın Serenat’ı) Darkness descends on Alpujara's golden land. My guitar invites you, come out my dear! Whoever says that there are others who can be compared to you, whoever burns for your love, I challenge them all to a duel! Now the moon has set the sky alight, come out, Nisetta, oh come out, Nisetta, on to your balcony, quickly! From Seville to Granada in the silence of the nights, one can hear the sound of serenades and the clashing of swords. Much blood, many songs, pour forth for the lovely ladies; and I, for the loveliest one of all am ready to give my song and my blood. Now the moon has set the sky alight, Come out, Nisetta, oh come out, Nisetta, on to your balcony, quickly.
Pazartesi Cumartesiden Başlar
Okuyacaklarıma Ekle
4
25
Süha Demirel
Kıyamete Bir Milyar Yıl'ı inceledi.
152 syf.
Слава Богу! [Slava Bogu: Tanrı’ya şükürler olsun!]
SSCB zamanı, yer Leningrad. Esas oğlanımız bir astronom, biliminsanı. Gözlemevinde çalışan bir devlet memuru. Yakın çevresinde, arkadaş bildiği, kendisi gibi biliminsanları var: Komşusu da olan bir matematikçi ve bir fizikçi, çocukluktan kankası bir biyolog, bir de hiç tanımadığı alaylı bir mühendis ile bir sosyal bilimci. Hepsi de devlet adına araştırmalarda bulunan dahi biliminsanları. Ne var ki başlarına gelmedik nane kalmamış. Malumunuz uzay solucanlarıyla ilgili muhteşem bir buluşun eşiğindedir esas oğlanımız, hatta fizik alanında nobel ödülü beklentisi bile vardır. Kafasını toparlamak ve buluşunu kağıda dökmek adına, biraz da sabırsızlandığından, güzeller güzeli eşini ve biricik oğlunu kaynanasının yanına, Odessa’ya tatile gönderir. Artık evde yapayalnızdır ve tek istediği de mutlak sessizliktir. Ama nerde! Bi kapının zili çalar, bi telefonun zili çalar, kedisi bi yandan, bi de sokağın amansız gürültüsü, olacak iş değildir! Tam konsantre olup işe oturacakken kendisinin sipariş bile vermediği bir şarküteri kargosu gelir eve. İçinde yok yok! Salam-sucuk-pastırma, havyar ve binbir çeşit içki. Şarküteriye tonla borcu varken, bunları gönderen tam da kimdir diye düşünürken, karısının okuldan kankası, mini etekli bir afet kapıda dikilmektedir. Sanki bizim oğlan çalışmasın da buluşunu hayata geçiremesin diye tüm evren iddiaya tutuşmuştur. Ama işin ilginç yanı, bu sırf dikkat dağıtıcı mevzuların aslında tüm biliminsanı kankalarının da başına tam da o anda gelmesidir. Hepsi biraraya gelip bu yaşanan muammaya bir çözüm bulmak isterler ama nafile… Masada oturulup yenilen yemekler, içilen içkiler, tüttürülen sigaralar, özellikle de mütemadiyen demlenen Seylan çayları beni benden alıp eski anılarıma götürdü. Son 25 senedir bekar yaşayan biri olarak, bekarlığımın ilk 15 senesinde neredeyse evimde hep bu tür toplantılar ve çay içme ritüelleri olurdu, gece boyunca üç defa peşpeşe çay demlediğimizi bilirim. Hani derler ya bizde: “Hadi kalk da bi çay koy!” O hesap işte, eserdeki çay muhabbetleri eski anılarımı depreştirdi. Kainatın bu biliminsanlarıyla bir derdi vardır, acaba buluşları nedir ki evren olmadık mesajlar vererek bu idelaist adamları yollarından çevirmeye çalışmaktadır? Son derece keyifli bir öykü, harikulade bir kurgu, bilimsel mesajlar ve öğretiler olağanüstü. İthaki’nin bu edisyonu oldukça iyi olmuş, çeviri akıcı, ayrıca sansürsüz de (kitap hali hazırda -kendi ülkesinde bile- uzun yıllar sansür yüzünden yayımlanamamıştır), birkaç dizgi hatasını saymazsak usta işi bir baskı olmuş. Strugatski biraderleri okumaya devam, ikisi de iyi yazar, özellikle de bilimkurgu roman ve novella işinde, yerleri yurtları Uçmağ olsun. Süha Demirel, 21 Ekim 2020, İstanbul. *** Kitabın Künyesi Kıyamete Bir Milyar Yıl Arkadi Strugatski, Boris Strugatski İTHAKİ YAYINLARI Çevirmen: Hazal Yalın Yayın Tarihi: Aralık 2016 Orijinal Adı: Za milliard let do kontsa sveta Baskı Sayısı: 3. Baskı Dil: TÜRKÇE Sayfa Sayısı: 152 Tür: Bilimkurgu-Fantazya
Kıyamete Bir Milyar Yıl
Okuyacaklarıma Ekle
3
15
Oğuz Çevik
Uzayda Piknik'i inceledi.
200 syf.
·
5 günde
·
Puan vermedi
Arkadi ve Boris kardeşlerden okuduğum ikinci kitap olan Uzayda Piknik İthaki Bilimkurgu Klasiklerinden okuduğum 26. Kitap oldu. Bilimkurgu edebiyatının çıkış noktası Sovyet Rusya’nın önde gelen yazarlarından olan bu iki kardeşin kitapları gözlemlediğim kadarıyla ya çok beğeniliyor ya da hiç beğenilmiyor. Tarz olarak kesinlikle alışık olmadığım bir şekilde yazılmış bu kitabın ana hikayesi beni kendine bağladı. Bu aralar ders yoğunluğum arttığı için kitap okuma zamanım biraz kısıtlansa da çokta uzatmadan kitabı bitirebildim. Kitapta Uzaylılar Ziyaret diye isimlendirilen bir olayda Dünya’nın farklı konumlarına atıklarını bırakıp gidiyorlar. Atıkların veya kitaptaki ismiyle zamazingoların olduğu bu yerlere ‘Bölge’ deniliyor. Atıkların ne olduğu bilinmese de ileri teknoloji oldukları düşünülüyor. Enstitü atıklar resmi olarak toplayan bir kurum olarak bizi karşılıyor. Ancak Enstitü haricinde bölgeye gidip zamazingoları kaçıran ve satan Stalker isimli bir grupta mevcut. Kitabın ana kahramanı da Stalkerların en ünlülerinden Kızıl lakaplı Redrick Schuhart. Kitabımız onun bakış açısından ilerliyor. Her bölümde bir zaman atlamasıyla karşılaşıyoruz. Kitabın en sevdiğim kısmı ziyaretin amacının sorgulandığı diyaloglar oldu. Kitaba ismini veren teoride burada açıklanıyor. Atıkların bırakılma sebebi neydi? İnsanlarla bir iletişim çabası mı ? Yoksa kalabalık bir piknikten sonra çöplerin bu alanda bırakılmasına benzer amaçsızca bir olay mıydı? Uzaylıların gözünde piknikten sonra çöplere üşüşen böceklerden bir farkımız var mı? Dünyadaki en akıllı tür olduğumuz için bütün ekosistemleri hunharca tahrip etmeyi sürdürürken diğer canlıları düşünmeyen bizler o canlıların konumuna düşseydik yaşamlarımız nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyor insan. Kitabı okurken yoruma yazacak şey bulamayacağım diye düşünüyordum. Bu düşünceyle ters orantılı olarak uzun bir yorum oldu. Kitap herkese hitap etmeyebilir ancak bazı konular havada kalsa da ben beğendim.
Uzayda Piknik
7.3/10
· 761 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
22