Asım Bezirci

Asım Bezirci

YazarDerleyenÇevirmenEditör
8.5/10
1.713 Kişi
·
8,4bin
Okunma
·
70
Beğeni
·
3.921
Gösterim
Adı:
Asım Bezirci
Unvan:
Türk İnceleme Yazarı, Eleştirmen, Çevirmen, Editör
Doğum:
Erzincan, Türkiye, 1927
Ölüm:
Sivas, Türkiye, 2 Temmuz 1993
Asım Bezirci (d. 1927, Erzincan - ö. 2 Temmuz 1993, Sivas), Türk inceleme yazarı, eleştirmen.
1927 yılında Erzincan'da doğdu.  1950 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Aynı yıl Gerçek gazetesinde politik fıkralar yazmaya başladı. Çeşitli dergilerde Halis Acar adıyla yazıları yayınlanan Bezirci, 1960'tan sonra kendi adıyla yazmaya devam etti.  Yakın arkadaşı Rıfat Ilgaz hakkında bir inceleme yayınladı. Uzun dönem muhasebecilik yaptı ve bu meslekten emekli oldu. 
2 Temmuz 1993'te Sivas Katliamı'nda yaşamını yitirdi.
Eserleri  

Çok Kapılı Oda (1961)
Edip Cansever (1961)
Günlerin Götürdüğü Getirdiği (1962)
Bilimden Yana Sosyalizme Doğru (1963)
Abdülhak Hamit ve Târık yahut Endülüs Fethi (1966)
Okudukça (1967)
Orhan Veli Kanık (1967)
Ahmet Haşim (1967)
Nurullah Ataç (1968)
Dünden Bugüne Türk Şiiri (1968)
Metin Eloğlu (1971)
On Şair On Şiir (1971)
Seçme Romanlar (Refika Taner'le birlikte, 1973)
İkinci Yeni Olayı (1974)
Sabahattin Ali (1974)
Nâzım Hikmet ve Seçme Romanlar (1975)
Orhan Kemal (Hikmet Altınkaynak'la birlikte, 1977)
Halk, Sosyalizm, Kültür ve Edebiyat (1979)
1950 Sonrasında Hikayecilerimiz (1980)
Seçme Hikayeler (Refika Taner'le birlikte, 1981)
Pir Sultan (1986)
Halkımızın Diliyle Barış Şiirleri (1986)
Şairlerimizin Diliyle Barış (1987)
Rıfat Ilgaz (1988)
Deyimlerimizin Sözlüğü (1990)
Temele Gül Dikenler (1993)
Güle Dil Verenler (1993)
 

Çevirileri  

Halkın Ekmeği (Bertolt Brecht)
Demokrasi, Barış, Sosyalizm (Jean Jaurès)
Seçme Şiirler (Paul Éluard)
Asıl Adalet (Paul Éluard)
Varoluşçuluk (Jean-Paul Sartre)
Sosyalist Açıdan Toplum, Sanat, Eleştiri (Georgi Plehanov)
Sosyalizm ve Edebiyat (Anatol Lunaçarski)
Felsefe Bilim ve Din (Marcel Cachin ve Rene Maublanc)
Pyrrhus ile Cineas (Simone de Beauvoir)
Diderot (Andre Cresson)
Sabahattin Ali ne demişti: “Zaten yalnızlığımın sebebi, kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları semtimde bulamayışım değil miydi?” Keşke sevdiğimiz bütün karakterler yanımızda olsa.
280 syf.
·67 günde·9/10 puan
Doğup büyüdüğü evi bugün müze haline Cahit Sıtkı Tarancı bende yeri ayrı olan şairlerden biridir. Diyarbakır'a yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Şiirlerinde hayat, aşk doğa ölüm kavraarının boy gösterdiği bu kitabında derin bir hüzün buldum kendimce. Ayrıca çok akıcı idi hangi ara bitti anlamadım. Şiirin düz yazıdan farkı; az kelimeyle çok şey söylemektir. Bazı cümleler bilerek mi yarım bırakılmış onu anlamadım. Herhalde kalanını bizim düşünüp yorumlamamız için.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
280 syf.
·10/10 puan
Sene 1900lerin sonu milenyuma gireceğiz. Ortaokuldayız. Çok sevdiğim, gecemizin günümüzün bir geçtiği, sevdiğimiz yemeklere kadar her zevkimiz ortak olan arkadaşımla tek farkımız; ben kitap okuma delisi o ise hiç sevmezdi.

Ona kitap okumayı sevdirmek istiyordum ki hiç farklı yanımız kalmasın. Okul kütüphanesinde iki adet Cahit Sıtkı Tarancı 35 yaş şiir kitabı vardı. Şiir kitabını okunması kolay olduğu için seçtim. Her gün okuldan eve dönerken sesli bir şekilde bir mısra o, bir mısra ben okuyoruz sokakta yürürken.

Bir gün ders ortasında arkadaşım bir kelimenin anlamını bulamadığını söyledi. Cebimizde telefon yok tabi bilgiye kolay ulaşamıyoruz. Sıranın altında kitabı açıp kelimeyi gösterirken öğretmene yakalandık. Kızdı bağırdı. Kitabı aldı yırttı paramparça etti bizi de disipline verdi.

Müdürün yanına gittik. Müdür de aynı şekilde kızıyor bağırıyor neden rahat durmuyorsunuz diyordu. Arkadaşım çok ağlıyordu. Bense ona karşı mahcup olmuştum. SUÇ!! benimdi. Onu okumaya ben teşvik etmiştim. Biz sustukça müdür daha çok bağırıyordu. "Vereceğim elinize tastiknamelerinizi
sizi okuldan atacağım" dedi. Okuldan atılırsam babam çok kızardı. Cümle aleme rezil olurdum. En son dayanamadım. "Biz ne yaptık, neden okuldan atılıyoruz, kitap okumak suç mu hem derste okumadık sadece bir şey gösterdi" dedim. Ayağa kalkıp gömleğinin kolunu yukarıya sıyırdı. Bizi dövecek zannettim. Feci bir yara gösterdi. Evet suç, kitap okumak suç. Ben de gençliğimde kitap okuduğum için bana bunu yaptılar dedi. Korktuk. Ağladık. Kitap okuyana neden öyle yaparlar hiç anlamadık.

Müdür, okul öğretmenin yaptığı salaklığı savunmak adına bizi harcıyordu, kısaca "derste başka şeyle ilgilenmeyin" diyebilirdi ama kitap okumayı kötüleyip kalbimizde derin yaralar açıyordu farkında değildi. "Bu seferlik sizi affediyorum. Okul kütüphanesine girmeniz yasak. Okuyacaksanız sadece ders kitaplarınızı okuyun" dedi.

Arkadaşım bir daha eline kitap almadı. Bense uzun bir süre okuyamadım sonra dayanamadım evde gizli gizli okudum, okudum, okudum. O kitap hala bende durur. Öğretmen arkadaşın kitabını yırtmıştı ama bendekini saklamıştım. Kütüphaneye girmem yasaklandığı için iade edememistim. Hala saklarım o günün anısına.

Kitap o zaman için yarım kalmıştı şimdi tekrar baştan okudum ama içimdeki o sızı hala devam eder. Kitap incelemesine gelince yaş 35 yolun yarısı eder deyip 46 yaşında ölen bir şairin kitabı için neler yazılır bilemedim.
504 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Bir ben vardır ben'den içeri"
Şiirin düz yazıdan farkı; az kelimeyle çok şey söylemektir.
Şiir yalnız duymakla değil,sevgiyle dikkatle yazılmalıdır. İşte şairlerden beklediğimizde budur.
Cahit Sıtkı Tarancı'nın_Otuz Beş Yaş,şiir kitabı muhteşemdi.
280 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir kere misafire çıkmış adın
İstesen de istemesen de gideceksin

Kısa bir süreliğine konuk olduğum bu kitapta benim de yolculuğum buraya kadarmış. Bana müsaade sevgili Cahit abicim istemeyerek de olsa gidiyorum, misafirim nihayetinde.


...


Henüz liseye gidiyordum, şuan tam olarak aklımda değil kaçıncı sınıf olduğum, bir gün edebiyat dersinin birinde sayfayı boydan boya kaplamış bir şiir, bir siir ki Allah'ım bir insanın üzerinde böyle tesir eder. O gün o derste tekrar tekrar okunmakla kalmamış gün boyu zihnimin içinde kilitlenip kalmıştı siirin mısraları.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lâzım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;

 Gözlerimin baktığı her yerde sanki kitabın sayfası duruyordu. Geçen her gün bu şiirin etkisinden çıkamamıştım. Tabi insan düşünüyor neden böyle bir tesir etti, bir şey mi hatıra getirdi acaba?
Evet o günler fikrimden çıkmayan bir kişi vardı, bana sanki onu anlatıyordu dizeleri.

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini...
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,

Bir gün gidip kitabını bulup tüm şiirlerini okumak geldi aklıma. Kitabı karıştırırken otuz beş yaş şiirini gördüm. Henüz otuzlu yaşlarında olan  canım anneme bu şiiri okumuştum o kadar beğenmiş olacak ki ömrü hayatında eline kitap almamış annem bu şiiri ezberlemek istemişti. Beraber oturup ezberlemiştik.


Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Bu şiir onun çileli hayatına değinmiş olcak. "Benim mi Allahim bu çizgili yüz" derdim, o hemen "Ya gözler altındaki mor halkalar" derdi.Yaklaşık iki hafta önce aldığım kitapların arasından bu kitap çıkınca annemle yüzümüzde bir tebessüm oluştu. Yine mi dedi, evet annecim tekrar okumak istiyorum dedim.

Son olarak bu güzel sitede tanıştığım benim için gerçekten önemli bir dost ,sırdaş bazen bir yol gösterici tam bir incelik, naiflik örneği olan sevgili Kübra ile aynı anda okumaya başladık hem de birbirimizden habersiz. Görüyorsunuz işte bende bir çok  güzel hatırası olan bu kitabı inceleme konusunda kendimi yeterli bulmasam da bu kitap hakkında birşeyler yazmadan geçemezdim.


Cahit Sıtkı.

'Sanat için sanat' ilkesine bağlı olarak şiirler yazmıştır . Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır ve gercekten de  her iki türlü de çok güzel siirler yazmistir Açık ve sade bir üslubu vardır. Durup düşünmüyorsun acaba ne demek istiyor diye .Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere,kapalı anlatıma  başvurmuştur. Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir.
Bu onu anlatan akademik cümleler bir de benim onda gördüklerim var. Bu güzel şair, sadece ölümü ve yaşama sevincini anlatmıyor; kaygıyı, umudu, denizi, gökyüzünü, kuşları, ağaçları...


Kitabı okurken kimi zaman Cahit Sıtkı bana yanlız olmadığımı söyledi, bir arkadaş gibi öğüt verdi. Yanlızlıktan şikayet ederken aşağıdaki şiiri bana bir ilaç gibi geldi:

Can yoldaşın olmazsa olmasın,
Yalnızım diye hayıflanmayasın.
Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi;
Bir anne şefkatine müsavi;
Üç adım ötede deniz;
Dosttur ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara;
Ağaç yaprak verir sır vermez rüzgâra.
Ve kış yaz
Dalda kuş eksik olmaz.
Dağ başında duman..


Belki ölümü en güzel otuz beş yaş şiirinde anlatmış olsa da bu şiirde ölümü kendi nezdinde basitleştirmiş, ki ben nedense ölüm konusunu işlediği bu şiiri daha çok beğendim.

Selâ verildiğine göre
Câmi-i kebîr minaresinde,
Günlerden Cuma olmadığı halde,
 Muhakkak ölü var mahallede.
 İşte!
Olup olacağımız bu cenaze;
Geçiyor caddeden vakur ve sâde,
Dalgalar misâli omuzlar üzerinde

İnsanı en iyi kendisini bilir, o kendisini de anlatıyor bir şiirinde:

Ben aşk adamıyım,
Sevmeye geldim insanları,
Gönlümle, elimle, kafamla sevmeye;
Hesapsız, karşılıksız,
Ayrılık gayrılık gözetmeden.
 Gün gelip gidersem şayet,
Öyle severekten gideceğim ki,

Kimi zamanda onun kaygılarına tanık oldum:

Ben ölürsem ölürüm, bir şey değil;
Ne olursa garip eşyama olur.
Bir hayır sahibi çıkar mı dersin,
Mektuplarımı iade edecek?
Ya kitaplarım, ya şiir defterim?
Yanarım bakkal eline düşerse.
Kim bilir bu döşekte kimler yatar,
Hangi rüyaları örter bu yorgan!
El sırtında böyle zarif duramaz,
Ismarlamadır elbisem, pardösüm;
Her ayağa göre değil kunduram;
Bu kravat ben bağladıkça güzeldir;
Bu şapkayı kimse böyle giyemez.

Cahit Sıtkı sıcacık bir şair, bu kitabı onun bütün şiirlerini içinde bulunduruyor ben beğenerek okudum umarım siz de beğenirsiniz,
Sevgilerle kalın.
280 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Otuz Beş Yaş şiiri ile yıllar öncesinden gönlümde yer edinmiş olan Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirlerini yeni okuma fırsatı buldum ve okurken kendimi bulduğum bir çok şiiri ile karşılaşmak, benim için hem düşündürücü hem de mısralarında kendimi bulmak büyük keyif oldu.
Bazı şiirleri okurken kendimizden anlar bulabileceğimiz, hayata yönelik planlarımızı tekrardan gözden geçirmemizi sağlayacak değerli bir kitap.
280 syf.
·1 günde·9/10 puan
Kitabı
Listen to Yedi Güzel Adam - Özlem - Entrümantal by Yedi Güzel Adam #np on #SoundCloud
https://soundcloud.com/...edi-guzel-adam-ozlem
müziği eşliğinde okumak ayrı bir huzur verdi.

Ölümden korkanlar asla bu tip şiirler yazamaz ancak ölüme seranad yazanlar bu hislerle şiir yazıp okuruna hissettirir.

46 yaşında hayatını yitirmiş. Otuz beş yaş yolun yarısı etmemiş onun hayatı için. Fakat Otuz Beş Yaş şiiri ile hayatını sonsuza çevirdiği kesin.

Her bir şiirinde ayrı yaşlara geçtiğim, şairin ağlamasını hissettiğim ve ağladığım, bunalmışlığın arasında huzuru keşfettiğim bu şiir kitabını okumak ve okutmak gerek.

Bazen diyorum. Lisede bize bu insanların hangi akıma mensup oldugunu anlatmak yerine kitaplarını okutup hislerimizi sorsalar, daha sonra hislerimizi alevlendiren yazar ve şairlerin hayatlarını merakla biz araştırsaydık edebiyata olan ilgimiz daha derin olurdu sanırım.

Ne yazık ki Lys sınavinda edebiyat sınavına girecek öğrenciler mecburen ezbere bilgileri bilmek ve bıktırıcı soğuk testleri çözmek zorundalar.

Bir öğrencim neredeyse edebi eserlerin çoğunu okumuştu, yazar ve şairlerin hayatını okuduğu kitaplara duyduğu ilgiden dolayı kendiliğinden öğrenmişti. Ben ona matematik çözerken "edebiyatı yetiştirebiliyor musun? Aran nasıl?" diye sorduğumda yukarda anlattıklarımı cevap olarak almıştım. Sonuç ne oldu: bu öğrencim edebiyat sınavından sadece bir boş bıraktı gerisi doğru idi.Bunları neden anlattım yaşayarak yaşatarak öğrenmenin önemini göstermek için.

Kendi hayatıma bir göz atacak olursam bir öğretmenimin bize Sezai Karakoç'un "Mona Roza" şiirini okurken ki hislerini yaşatması, adeta kendi yazmışcasına hissettirmesi, sesinin tonundaki titremeler... Beni şiirle tanıştıran bu öğretmenimdi. Branşı edebiyat da değildi. Hayatımda bir yol çizmeme sebeptir bu olay. Demek ki edebiyata ilgili olmak için edebiyatçı olmak zorunlu değil. Ve yaşayan bir kitap olup öğrencilere anlatmak gerek.

Keyifli okumalar.
123 syf.
·Beğendi
Jean-Paul Sartre'ın, Varoluşçuluk adıyla Asım Bezirci tarafindan dilimize kazandırılan kitabı, varoluşçuluk hakkında ön bilgi kazanmak isteyen okurlar için birebir. Kitabın girişine 21 sayfalık inceleme tadında bir önsöz kaleme alan Asım Bezirci, bu bölümde Varoluşçu felsefenin tanımından, kökenlerinden çeşitlerinden ve eleştirilerden bahsettikten sonra Sartre'ın elimizdeki kitabının ana metni olan "Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır" adlı metin hakkında da bilgi veriyor. Ardından da Türkiye'de Varoluşçuluğun etkilerinden bahsedip sözü Sartre'la bitiriyor. Kitabın 1. bölümünü Sartre'ın Varoluşçuluk'la ilgili eleştiriler üzerine kaleme aldığı "Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır" metni oluşturuyor. Bu metnin akabinde Sartre'ın Pierre Naville ile bir tartışmasına yer verilmiş. 3. Bölüm Gaéton Picon'un Sartre'a ilişkin bir incelemesine ayrılmış. 4. Bölüm ise Laffont Pompiani'nin incelemesi ile Sartre'ın yaşamı, kişiliği ve eserleri hakkında geniş bilgi içermekte.Kaynakça bölümünde ise çevirmen Asım Bezirci, bize Varoluşçuluk hakkında geniş bilgi edinebileceğimiz zengin bir kaynakça eklemiş. Varoluşçuluk kitabı, 128 sayfalık su gibi bir çeviriye sahip, oldukça zengin içerikli bir kitap. Varoluşçu felsefenin dünya edebiyatı ve bizim edebiyatımız üzerindeki derin etkileri düşünüldüğünde kitabın önemi de ortaya çıkıyor aslında. Bu anlamda bu alanda okuma yapan herkese kitabı mutlaka öneriyorum; ama şunu bilmenizde yarar var: "Varoluşçuluk" ucu bucağı olmayan bir felsefe, bu kitap ise bu felsefeye sadece ilk adım olabilir. Yüksek beklenti ile okunduğunda hayal kırıklığı yaratmaması için bu görüşümü ifade etmek istedim. Herkese iyi okumalar diliyorum.
280 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Aşk, doğa, ölüm temaları etrafında şekillenen şiirlerini , akıcı ve anlaşılır bir üslupla yazmış Üstad.
Şiir seven sevmeyen herkes, okumaktan zevk alacağı, kendinden bi şeyler bulacağı, sıcacık mısralar bulacak bu sayfalarda.
"Desem Ki " şiiri, Cemal Süreya 'nın " Aşk" ı ile birlikte en çok hangisini sevdiğime karar veremediğim iki şiirden biridir.
Ve "Sevdalı" ve "Memleket İsterim" ve "Otuz Beş Yaş Şiiri" ve daha niceleri tadı damakta bırakan, elden bırakılmayacak şiirler.
Pdf ' ten okudum ve gidip almaya karar verdim kitabı .Kitaplığımda olmasını istediğim- tıpkı Nazım' ın Henüz Vakit Varken Gülüm'ü gibi- şiir kitaplarından birisi oldu bu eser.
Okumalısın...
272 syf.
·12 günde·Beğendi
Orhan gidiyor
Elleri dost ellerinde
Kollar havaya kalkık
Yumruklar sıkılı

Orhan gidiyor
Aydın gerçekçiliğiyle
«Yaşayın, yaşayın» diyerek
«Ama eğilmeden…»

Sabri Soran

Mehmet Raşit Öğütçü’yü – ya da bilinen adıyla Orhan Kemal’i – çoğunuz tanırsınız. Murtaza’yı, Bereketli Topraklar Üzerinde’yi ya da Eskici ve Oğulları’nı elbette duymuşsunuzdur. Fakat şöyle bir baktığımızda okunma sayısı olarak oldukça düşük olduğunu görüyoruz. Ben bu incelemeyi yazdığım sırada Orhan Kemal’in 22,2 bin okunması gözüküyor. 28 romanı, 19 öykü kitabı olan bir yazarın bu kadar düşük bir okunma sayısı olması kabul edilemez. Hikmet Anıl Öztekin adlı zâtın 26,6 bin, Beyza Alkoç adlı Wattpad yazarının 27,6 bin okunmasının olduğu yerde Orhan Kemal’in 22,2 bin okunmasının olmaması gerekir. Peki bu kadar az okunması onun değerini düşürür mü? Tabii ki düşürmez. Orhan Kemal öyle alelade bir yazar değildir. Orhan Kemal toplumu yazar, çırçır katibini, yoğurtçunun kızını, küçük memur ve işçileri, yoksulları, evsizleri yazar. Hepsine ayrı sevgiyle bakar. Onların zor yaşantısını anlatırken onlarla alay etmez, aksine onları kucaklar. Toplumu kucaklar. Peki toplumun gelişmesi için bu kadar umut besleyen, toplumcu bir yazarın bu kadar az okunması yine toplumun suçu değil midir? Bizleri bu kadar yakından anlatan bir insana sahip çıkmamız, onu sahiplenmemiz gerekmez mi? Peki biz niye hâlâ saçma sapan yazarları yüceltip, gerçek değerleri hak edenlere gereken değeri vermiyoruz?

Orhan Kemal nasıl zorluklar yaşamıştır? Öyle alelade herkesin yazabileceği gibi görülen –ama asla taklit edilemeyen- romanlarını yazarken nelerle uğraşmıştır? Kendi kaleminden okuyalım:
“... Bu satırları sabahın beşinde, buz gibi odamda yazıyorum. Ne odun, ne kömür, ne de hemen odun kömür alacak para var.. Borç, borç, borç.. Tek iş yok. Ne film senaryosu, ne de roman teklifi.. Bu hiç de layık olmadığım yoksul hayata ne zamana kadar, niçin tahammül edeceğimi bilmiyorum. Gelecek günler hiç de ümit verici değil..”

Bu satırları 11 Mart 1963’te yazıyor, yani hemen hemen en iyi romanlarının çoğunu yayımlamış ve ölümünden 7 yıl önce. 49 yaşında. Toplumcu bir yazarımızın 49 yaşında böyle zor bir hayat yaşaması ne kadar üzücü değil mi? Şu satırları ne zaman okusam boğazım düğümleniyor. Belki ilerde düzelir diye düşünüyoruz ama bakın 7 Ağustos tarihli mektubunda ne demiş:
“…İki buzdolabı alıp yarı fiyatlarına satarak dört aylık ev kirası borcumla, uçan kuşlara olan borçlarımı temizledim. Yani yüzde yüz faizle borçlanıp, bütün borçlarımı koordine ettim gibi bir şey... Ne sinema, ne de gazetelerde roman üzerine iş. Durum bombok. Türkiye'den hicreti bile düşünüyorum. Dünyanın hiçbir tutunmuş romancısı, dünyanın hiçbir yerinde bu vaziyete düşmez. Düşerse hapse düşer, yoksa işsiz kalmaz, bırakılmaz...”

Böyle bir romancının, kariyerinin en yüksek olduğu dönemde böylesine açlık çekmesini hangi kelime tanımlayabilir ki? Böyle bir romancıyı işsiz bırakmaya hangi tanım yakışır? Dediğim gibi gerektiği değeri görmemesi onun değerini düşürmez, toplumun bilinçsizliğini gösterir. Hemingway bir yandan çok rahat bir hayat sürerken Orhan Kemal’in böylesine bir zorluk çekmesi koyuyor…
“Orhan Kemal, Türkiye'nin değil de başka bir ülkenin romancısı, hikayecisi olsaydı, böyle mi olurdu bugün? Hemingway, bir konuşmasında, yazdığı bir uzun hikayesinden sağladığıyla üç yıl rahat rahat yaşadığını, bunun yanı sıra da Afrika'ya arslan avına gittiğini belirtiyordu. Orhan Kemal, Hemingway'dan daha mı az ulusaldır, daha mı az gerçekçidir? Hayır, hiçbiri değil. Orhan Kemal'in tek kusuru, yazdıklarını geçerli bir dille yazmamasındadır bir; romanlarında, hikayelerinde «Büyük Düşünür» yutturmacılığına, öylesi görkemli budalalıklara sapmamasındandır, iki.”(Tarık
Dursun/Milliyet Gazetesi, 9.9. 1969)

Size bir de Bereketli Topraklar Üzerinde’yi yazarken yaşadığı bir ânı kendi kaleminden okutacağım. Fakat bir uyarı yapmam gerekir, burada bir karakterin ölüm sahnesinden bahsediyor. İpucu/spoiler yemek istemiyorsanız geçebilirsiniz.
***************************************
“Bereketli Topraklar Üzerinde'nin ilk yazılışında Adana'daydım. Kafamda bu. Öz ve biçimini tesbit etmişim de romanı yaşıyorum. Köse Hasan'ın ölüm sahnesine takılmıştım. O sırada tam Seyhan kıyısındayım. Kendi kendime mırıldanarak, Hasan'ın hemşehrisine vasiyetini en iyi biçimde vermek için nasıl dedirtmeliyim diye, bir, beş, on, tekrarlar yapıyorum. Birden istediğim klişe düştü kafama : «- Kardaşlar, beraber tuz epmek yidik. Ola ki, benim size hakkım geçmiştir. Benim iflahım kesik ... » falan der ya? Oralara gelince bir an Köse Hasan oldum sanki. Elimde kızım için satın aldığım saç tokası. Hemşehrilerime bunu kızıma götürmelerini vasiyet ediyorum. Öyle dokundu ki, başladım ağlamaya. Çevremde insanlar. Görmelerinden de çekiniyorum. Açtım adımlarımı ama, hemen kağıda kaleme sarılıp o pasajı notladım.”
***************************************
Yukarıdaki sahneyi okurken gözlerim doldu. Zaten kitabı okurken o sahnede çok üzülmüştüm, bir de Orhan Kemal’in bu sahnede ağlamasını göz önüne getirince insanın yüreği burkuluyor.

Peki Orhan Kemal’in sanatının amacı nedir? Ne içindir? 1970 tarihli yazısında sanatının amacını şöyle tanımlıyor:
“Ünlü Lincoln'ün demokrasi tarifi gibi : «Halkın, halk için, halk tarafından yönetimi» der o. Biz de neden şöyle demeyelim? «İnsanlığın, insanlık tarafından, insanlık için yönetilme çabası adına sanat.»”

Peki neden iyimser bir yazardır? Toplumun ahlakça bozuk yönlerini anlatırken bile neden taraf tutmaz? Neden kimseyi aşağılamaz?
“Toplumda gadra (merhametsizlik) uğramış insanların -sosyal bakımdan iyimserliğe ihtiyaçları var. Gerçekten iş bununla da bitmez. Çünkü iyimserlik uydurma bir şey değildir. O, yaşamının içinde, insanların tabiatlarında vardır. Bunu hiç dikkate almadan uydurmaya çalışan yazarlara ben hak vermiyorum. Yazarın bir amacı olmalı. Bu amaç, halkın yararına dönük olmalı derim.” (Nurer Uğurlu/Orhan Kemal'in İkbal Kahvesi, S. 136)

Orhan Kemal suçu hiçbir zaman insanda aramaz. Ona göre insanı suçlu yapan toplumun bozuk düzenidir. Bu konuda Kemal Tahir’le de bir anlaşmazlığı vardır.
#92296692
“Ve unutmamak gerekir ki, yurdun kırk binden çok köyünü dolduran bu insanlar, yurdun üretimini sağlıyor.. Karamsar olmak için sebep ne?..”
Karamsar olmamak gerekir, insanın olduğu her yerde umut vardır. Orhan Kemal bu fikri aşılamaya çalışmaktadır.

Şimdi de Orhan Kemal’i Orhan Kemal yapan şeyin ilk adımını paylaşmak istiyorum:
“Orhan Kemal, kızı Yıldız'ın Nisan 1938'de doğumundan yirmi gün sonra, askere çağırılır. Bedelci olarak Niğde'ye gönderilir. Orada altı ay askerlik yapacaktır.. Tezkere almasına kırk gün kala bir ihbara uğrar. Tutuklanır. Kendi deyimiyle, «komünizmin ne olduğunu bilmediği bir sırada, sırf Nazım Hikmet ile Maksim Gorki'nin kitaplarını okuduğu öne sürülerek mahkemeye sevkedilir.» Kayseri VI. Kolordu Komutanlığı'nın 11. 10. 1938 tarihli son tahkikat kararı uyarınca yargılanır. Yargılama, Orhan Kemal'in 27 Ocak 1939'da C.K.'nun 94. maddesine göre beş yıla hüküm giymesiyle sonuçlanır.”

Bu saçma sapan hapis kararı Orhan Kemal’i Orhan Kemal yapar, çünkü burada Nâzım’la tanışır. Nâzım’a yazdığı şiirleri okur, Nâzım pek beğenmez, yarıda keser. Orhan Kemal buna bozulur. Roman olarak çalakalem bir şeyler karalar. Sonra yazdığı müsveddelerden biri Nâzım’ın eline geçer. Nâzım’ın tepkisi şöyledir.
#92032775
İşin ilginç yanı, eğer o saçma sapan hapis kararı olmasaydı şu an hiçbirimiz Orhan Kemal’i tanımamış olacaktık…

Daha hikâyelerine, romanlarına ayrıca söyleyecek onlarca şey var. Ama ben bu incelemede söylemeyeceğim, okuduğum her kitabı için ayrı inceleme yapacağım. Yoksa bu inceleme okunamayacak kadar uzun olur. Bu incelemeyi yapmamın asıl sebebi Asım Bezirci’nin yazdığı Orhan Kemal biyografisini okutmak değil. Eğer hiç Orhan Kemal okumadıysanız size bu kitabı tavsiye etmiyorum. Bu incelemeyi yazmamın asıl sebebi Orhan Kemal’in okunmasını sağlamak. Her kitabı ayrı ayrı değerli olan ve hak ettiği değeri göremeyen bu yazarımızı okumak toplumumuzun boynunun borcudur. Orhan Kemal iyi bir yazardır çünkü yazdıklarını yaşamıştır. Görmeden yazmamıştır. Açlığı, işsizliği tatmış, bunların getirdiği çileyi çekmiştir. Odun, kömürüm yok, hatta bunları alacak param yok diyen bir yazar hak ettiği değeri ölümünden sonra bile görmediyse burada bir problem var demektir. Şu ana kadar Orhan Kemal’in 11 kitabını okudum ve hiçbirinden sonra pişmanlık yaşamadım. Sizin de yaşamayacağınıza eminim. Buraya kadar okuyan varsa teşekkür ediyorum. Daha önce bu kadar uzun inceleme yazmamıştım, gerçi konu Orhan Kemal olunca her zaman istisnalar olabiliyor. Uzun gözükmesinin bir sebebi de bolca alıntı paylaşmam aslında. Okuyun Orhan Kemal’i, seveceksiniz. Hepinize iyi okumalar.

#92071316

Yazarın biyografisi

Adı:
Asım Bezirci
Unvan:
Türk İnceleme Yazarı, Eleştirmen, Çevirmen, Editör
Doğum:
Erzincan, Türkiye, 1927
Ölüm:
Sivas, Türkiye, 2 Temmuz 1993
Asım Bezirci (d. 1927, Erzincan - ö. 2 Temmuz 1993, Sivas), Türk inceleme yazarı, eleştirmen.
1927 yılında Erzincan'da doğdu.  1950 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Aynı yıl Gerçek gazetesinde politik fıkralar yazmaya başladı. Çeşitli dergilerde Halis Acar adıyla yazıları yayınlanan Bezirci, 1960'tan sonra kendi adıyla yazmaya devam etti.  Yakın arkadaşı Rıfat Ilgaz hakkında bir inceleme yayınladı. Uzun dönem muhasebecilik yaptı ve bu meslekten emekli oldu. 
2 Temmuz 1993'te Sivas Katliamı'nda yaşamını yitirdi.
Eserleri  

Çok Kapılı Oda (1961)
Edip Cansever (1961)
Günlerin Götürdüğü Getirdiği (1962)
Bilimden Yana Sosyalizme Doğru (1963)
Abdülhak Hamit ve Târık yahut Endülüs Fethi (1966)
Okudukça (1967)
Orhan Veli Kanık (1967)
Ahmet Haşim (1967)
Nurullah Ataç (1968)
Dünden Bugüne Türk Şiiri (1968)
Metin Eloğlu (1971)
On Şair On Şiir (1971)
Seçme Romanlar (Refika Taner'le birlikte, 1973)
İkinci Yeni Olayı (1974)
Sabahattin Ali (1974)
Nâzım Hikmet ve Seçme Romanlar (1975)
Orhan Kemal (Hikmet Altınkaynak'la birlikte, 1977)
Halk, Sosyalizm, Kültür ve Edebiyat (1979)
1950 Sonrasında Hikayecilerimiz (1980)
Seçme Hikayeler (Refika Taner'le birlikte, 1981)
Pir Sultan (1986)
Halkımızın Diliyle Barış Şiirleri (1986)
Şairlerimizin Diliyle Barış (1987)
Rıfat Ilgaz (1988)
Deyimlerimizin Sözlüğü (1990)
Temele Gül Dikenler (1993)
Güle Dil Verenler (1993)
 

Çevirileri  

Halkın Ekmeği (Bertolt Brecht)
Demokrasi, Barış, Sosyalizm (Jean Jaurès)
Seçme Şiirler (Paul Éluard)
Asıl Adalet (Paul Éluard)
Varoluşçuluk (Jean-Paul Sartre)
Sosyalist Açıdan Toplum, Sanat, Eleştiri (Georgi Plehanov)
Sosyalizm ve Edebiyat (Anatol Lunaçarski)
Felsefe Bilim ve Din (Marcel Cachin ve Rene Maublanc)
Pyrrhus ile Cineas (Simone de Beauvoir)
Diderot (Andre Cresson)

Yazar istatistikleri

  • 70 okur beğendi.
  • 8,4bin okur okudu.
  • 206 okur okuyor.
  • 3.850 okur okuyacak.
  • 72 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları