Aslı Zengin

Aslı Zengin

YazarÇevirmen
7.2/10
10 Kişi
·
21
Okunma
·
0
Beğeni
·
518
Gösterim
Adı:
Aslı Zengin
Unvan:
Sosyolog
Doğum:
Samsun,Havza, 1981
Samsun Anadolu Lisesinin ardından eğitimine Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümünde devam etti. 2004-7 yılları arasında aynı üniversitenin Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Yıllar içerisinde hem bağımsız hem de Amargi Kadın Akademisi’ne bağlı olarak çeşitli feminist çalışmalarda bulundu. Halen Toronto Üniversitesi Antropoloji ve Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları ortak doktora programında çalışmalarına devam etmektedir. İlgi alanları arasında beden, toplumsal cinsiyet, cinsiyet, devlet şiddeti ve adalet çalışmaları yer almaktadır.
Seks işçisi kadınların hayatlarına dair genel geçer olarak bildiğimiz başka bir hikaye ise aile kurumunun, erkeklerin karılarına (ve dolayısıyla çocuklarının annelerine) atfettiği kutsallık ekonomisine "yakışmayan" fantazilerin gerçekleşebildiği bir alan sağlayabiliyor olmasıdır. Birçok erkek karısından talep edemediği "ahlak aşırı" fantazilerini gerçekleştirebilmek için seks işçilerine koşuyor. Bu fantazileri kendi eşlerinden talep etmek karılarını "orospu"ya yaklaştıracağı ve karılarının, ya da çocuklarının annelerinin kutsallığını zedeleyeceği için seks işçileri böyle cinsel bir arka bahçenin en yakın tanıkları haline gelebiliyorlar.
Biz namusumuzla topluma karışmak istediğimizde sistem sürekli bize
geçmişimizi hatırlattı. Bizi "nereden geldiğinizi unutmayın" diye aşağıladılar ama, genelevlerden vergi toplamayı da bildiler.
Çoğumuzun bildiği gibi "milli olmak" argoda erkekler için ilk cinsel ilişki deneyimini anlatan bir ifadeyken aynı zamanda "erkeklik" ile imzalanan anlaşmanın en önemli maddelerinden biri. Türkiye'de toplumsal hayatta etkili olan namus kodları ve bu kodların kadınların cinselliği üzerinde kurmuş olduğu denetim ve baskı mekanizmalarını düşündüğümüzde, birçok erkek, hayat kadınlarını kendilerinin "milli olması"na yardımcı olan başat aktörler olarak görüyor. Hatta bazı çevrelerde geneleve henüz yolu düşmemiş gençler dalga konusu haline getirilip henüz yeterince "erkek" olamadıkları için aşağılayıcı şakalara maruz kalabiliyorlar. Hayat kadınları bu gençlerin evliliğe adım atmadan önce cinsel "eğitimlerini" tamamlamaları için tırmanmaları gereken bir basamak olarak görülüyorlar. Yıllar süren düzenli eğitimden sonra kazanılan bu bilgiler, toplumun "gerdek gecesi" diye adlandırdığı eşler arasındaki ilk cinsel ilişki gecesinde kendini gösteriyor. Çoğu erkek için bu gece, bakire kızların cinsel deneyimsizliği karşısında kendilerini gösterdikleri bir meydan muharebesine dönüşebiliyor.
Devlet ve mahremiyet ilişkisinden, devletin cinsel yaşam ve aile süreçlerine dair geliştirdiği belirli değerler ve normlar üzerinden kişilerin özel hayat alanlarını iktidarının vazgeçilmez bir siyasal alanı olarak kurmasını anlıyorum. Başka bir deyişle, gündelik hayatın evlilik, çocuk yetiştirme ve cinsel yaşam gibi mahrem alanlarını devlet iktidarından bağımsız düşünmemek gerekiyor.
Egemen toplumsal ahlak kodlarına göre bedenlerin yıkanma dışında çıplak kalabildiği tek ev içi mekan yine yatak odasıdır. Kısacası cinsellik ve çıplaklık bir ailenin yatak odasının dışına taşmamalı ve misafırler de yatak odasının mahremliği konusunda uzlaşarak oraya adım atmamalıdırlar. Bu örneğin fuhuşla analojisini kuracak olursak, biz fuhşun kontrolünü üzerine almış kurumlarda çalışmayan "misafirler" olarak, fuhuşla ilgili alanlara adım atmamamız gerektiğini bilmek zorundayız. Çünkü seks işçileri görünür olduğunda, dile geldiğinde veya haklarında izin verilenin dışında konuşulduğunda, cinselliğinin ve mahreminin istismarı üzerinden devletin çıplak bedeniyle karşılaşmaktayız. Devlet ise, üzerine giyindiği protokollerle çıplaklığını örterek, kendisi ve seks işçileri arasındaki ilişkiyi konuşmanın yollarını görünmez kılmaktadır.
Bu eğitim çalışmalarının yanı sıra, proje kapsamında çalışan kişiler mobil araçlarla geceleri barları, pavyonları, gazinoları ve sokakları dolaşarak seks işçilerine ulaşmaya çalışıyorlar ve ulaşabildikleri seks işçilerine içerisinde prezervatif, ücretsiz HIV test kuponu ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili bilgi alabilecekleri yerlerin adreslerini içeren broşürlerin bulunduğu bir çanta dağıtıyorlardı.
19. yüzyılda genelevlerin açılması izne bağlanmış ve bu genelevlerde genellikle gayrimüslim kadınlar çalışır olmuşlardı. Müslüman kadınların ise fuhuş yapması resmi olarak yasaktı. Hatta bu yasak edebiyat alanına dahi sıçramış ve Halit Ziya Uşaklıgil'in fuhuşa sürüklenen Müslüman genç bir kızı anlattığı romanı "Sefile" sansüre takılarak yasaklanmıştır. Fakat Aksaray, Kadıköy ve Üsküdar gibi Müslüman mahallelerinde fuhuş yapıldığına dair bilgiler mevcut.
Günümüzde genelev olarak bilinen yerlerin adı o zamanlar "umumhane"dir. Umumhaneler dışında, fahişelere kiralanan pansiyonlar ve "rendezvous" evleri de fuhuş yapılan yerler kapsamında tanımlanır. Bütün bu fuhuş yerleri mevzuatta belirtilen yerlerin dışındaki mahallerde ve "namus sahibi" ailelerin oturdukları evlerin yanı başında veya karşısında açılamazlar. Buralarda çalışan kadınlar ise umumhanelerin bulunduğu mahaller dışında ikamet edemezler. Çalışan kadınlara İstanbul' da Polis Müdürlüğü tarafından "hüviyet varakası" verilir. Kadınlar fuhuş icra ettikleri odada hüviyet varakasını görünür bir yere asmak ve sokakta dolaşırken de yanlarında taşımak zorundadırlar.
Aslı Zengin
Hüviyet (kimlik), 1915
Fuhşun kendisini devletin sürekli sessizlik ürettiği ve üzerine konuşulmasını belli bir norma bağladığı mahrem bir alan olarak tanımlayabiliriz. Devlet fuhşa dair bilgi ve söz üretimini yasaklarken, aslında aynı zamanda kendi mahremini de kurmuş oluyor ve bu mahrem üzerinden bir iktidar alanı inşa ediyor.
Müdür yardımcısına, şimdiye kadar hastanelerde araştırma yapan birçok arkadaşım olduğundan ve hiçbirisinin izin alma sürecinde benim karşılaştığım sorunlarla karşılaşmadığından bahsettiğimde, kendisi hiç duraksamadan ve net bir biçimde, ;'Karşılaştığın zorluklar seçmiş olduğun konuyla alakalı," diye cevap verdi. Hatta bana "Neden anne ve çocuk sağlığıyla ilgili bir şeyler çalışmıyorsun? Sana hemen hastane de ayarlarız, izin konusunda hiçbir sorun yaşamazsın," diyerek başka bir konu önerme cüretini dahi gösterdi. Tabii seks işçiliği karşısına annelik üzerine bir çalışma önerisiyle çıkması çok manidardı. Hangi konular hakkında bilgi üretmenin teşvik unsuru olduğunu bir kez daha tam da fahişe/kutsal anne ikilemi üzerinden bana anlatmaya çalışmıştı.
168 syf.
·Puan vermedi
Kurgusu güzeldi özellikle sonda çok şaşırdım. Ama sürekli aşkı cinselliğe başlaması beni aşktan soğuttu. O kadar çok cinsellik vardı ki kitabın kurgusunun güzelliğini bile unuttum ve kitabı bir kenara attım.
144 syf.
·Beğendi·9/10
Aslında bildiğimiz şeylerin direk yüzümüze vurulduğu bir kitap. İktidarın işine geldiğinde nasıl "mahrem" kisvesine büründüğü işine geldiğinde de sistemin açıklarından faydalanarak çarkı kendine göre nasıl çevirdiğini gördüğümüz bir kitap olmuş.
Özellikle seks işçiliğinin hala işiçilik mi olup olmadığı tartışılan şu günlerde kadın yada erkek bedenleri üzerinden nasıl bir rant yaşandığı, insanların sağlıklarının ne kadar önemsediği ortaya dökülmüş. Hem de o kadat kısıtlı bilgiye rağmen.

Yazarın biyografisi

Adı:
Aslı Zengin
Unvan:
Sosyolog
Doğum:
Samsun,Havza, 1981
Samsun Anadolu Lisesinin ardından eğitimine Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümünde devam etti. 2004-7 yılları arasında aynı üniversitenin Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Yıllar içerisinde hem bağımsız hem de Amargi Kadın Akademisi’ne bağlı olarak çeşitli feminist çalışmalarda bulundu. Halen Toronto Üniversitesi Antropoloji ve Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları ortak doktora programında çalışmalarına devam etmektedir. İlgi alanları arasında beden, toplumsal cinsiyet, cinsiyet, devlet şiddeti ve adalet çalışmaları yer almaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 21 okur okudu.
  • 31 okur okuyacak.