Aslıhan Kuzucan

Aslıhan Kuzucan

Çevirmen
7.5/10
2.497 Kişi
·
6.307
Okunma
·
1
Beğeni
·
298
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
178 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
İncelememin giriş kısmında kitabı şiddetle tavsiye ettiğimi ve “ENLER” listeme girdiğini söylemeliyim.

Adem ve Havva ilk insanlar olarak cennette var oldular. Önce Adem ardından Havva geldi. İkisi de birbirlerine yabancıydı ve ikisini de birbirine çeken bir şeyler vardı. Havva bunu cinsiyete bağlıyordu.

Kitap Adem’in ve Havva’nın birbirleri, dünyayı, çevreyi anlamlandırma hakkındaki görüşlerini günlük şeklinde her ikisinin de kendi ağızından aktarıyor.
Mark Twain o kadar güzel bir üslupla kitabı kaleme almış ki. Kimi zaman bir tebessüm , kimi zaman çatık bir kaş ve düşünmekten kırışan alnınızla okuyorsunuz kitabı. Yazılandan çok çok daha fazla şey veren bir roman kaleme almış Mark Twain.

Adem’in gözünde en başta Havva rahatsız eden, sürekli konuşan, her şeye ad veren bir yabancı , bir çokbilmişten ibaretken ; Havva için Adem her zaman keşfedilebilecek bir yanı olan , saygıyı ve sevgiyi hak eden biri. Hatta Havva zekasıyla onu kırmamak için isimlerini bildiği şeyleri , bildiğini belli ederek değil de sanki öyle olduğunu hissettiğini hissettirerek aktarıyor Adem’e. Adem tarafındansa bu “çok bilmişlik” olarak algılanıyor.

Kadın ve erkek üzerine oldukça fazla şey bulabileceğimiz bir bilgi seli bu kitap. Ben Havva’yı okurken kendi kişiliğimden , mizacımdan çok fazla şey buldum. Cinsiyet kavramına bakış açımızı da genişletecek bir kaynak.

Bilim, bilgi açlığı, bilme arzusu kitabın oturduğu bir taht. Cennetten kavulmalarının sebebi olan elma bir bilginin meyvesi. Hiçbir şeyi bilmemek cennette kalmanızı sağlar ama bilginin tadına baktığınız anda kovulursunuz ve ölümle siz ve sizin soyunuzdan gelen her şey , dünyada bulunan her varlık ölümle cezalandırılır. Neden?
Tanrı neden üç yaşında bir bebekten daha fazla şey bilmeyen ve merak duygusu sürekli içinde olan bir canlıyı merak etti diye cezalandırır ? Üstelik yaratırken , her insanın mizacının farklı olduğunu ve bu mizacı onlara kendinin verdiğini söyleyerek … Neden bu acımasız cezayı verir?

Şeytanın tarih boyunca kadınlar üzerine çullanması , o çok severek okuduğumuz masallarda bile yasak elmaya ve Havva’ya gönderimde bulunulması, kadınların yıllarca aşağılanmasına, şeytan olarak algılanmasına sebebiyet veren o bilgi meyvesinin , şehvetin yeni bir bakış açısıyla kaleme alınması… Bence günah keçisi olarak görülmüş , tarih boyunca yaşayan ve yaşamakta olan tüm kadınların ve onları şeytanın ahbabı ve tehlike maddesi olarak gören tüm erkeklerin bu kitabı okuması gerekli. Kadının tehlikesinin şehvetinden , fiziksel özelliklerinden değil de zekasından dolayı olduğunu ve bunun tehlikeden çok insanlığa , dünyaya bilim adına ve bilgi adına getirileri ve artıları olduğunu kağıdına aktaran Mark Twain’e teşekkürü bir borç bilirim.

Kitap aynı zamanda felsefeyi de içinde bulunduran müthiş bir sorgulama kitabıdır.Siyaset, bilim, din , insan özellikleri hakkında rahatsız etmeyen , akıcı bir üslupla bizi bu konularda bilgi ve soru yağmuruna tuttuğu gibi bir cümleyi size ömür boyu düşündürecek, içinize kuşku tohumları ekecek cümleler kurmaktadır. Çok çok güzel bir kitap. Site içinde daha çok okunmasını temenni ederim.
147 syf.
SADECE ADEM İLE HAVVA'NIN GÜNCESİ ÖYKÜSÜNÜN YORUMLAMASI


Öncelikle bu yazıyı okurken arka fonda, aşağıda ilişik olan şarkıyı dinlemenizi hatta sonrasında klibini izlemenizi öneririm.

SOKO - First Love Never Die : https://youtu.be/-_Y2jfK06pY

---------------------------------------

Havva anamız Adem babamız veya Eva anamız Adam babamız dünya yuvamız.

Düşünsenize, gözünüzü bir açmışsınız, her yer o kadar canlı renklere sahip ki!
Her şey o kadar saf ve temiz ki aldığınız oksijen ciğerinizi yakıyor. Daha yeni doğdunuz ve yeni doğar doğmaz gözleriniz yanmaya başlıyor cennet bahçesinin zerafetinden.

Bir gün uyanmışsınız ve kaburganızda bir leke var. Yanı başınızda da uzun saçlı bir yaratık! Kim bu nereden geldi? Zararlı mı? Yaratık doğruluyor ve ses çıkarıyor.
Her şeye isim takıyor. Adem'in peşinden ayrılmıyor. Çünkü bu yaratık sevgi dolu ve yaşadığı dünyayı hayvanları bitkileri o kadar çok seviyor ki her nesne ile arkadaş oluyor.

Yıldızlar ile dost oluyor onları selamlıyor. Adem'i merak ediyor ve sonra ne oluyor biliyor musunuz???

Adem'e değer veriyor. Tabi o zamanlar aşk meşk falan yok. Ama Eva anamız Ademi çok çok çok seviyor. Onun gönlünü almak için de yasak ağaçtan elmalar topluyor Adem'e veriyor.

-"Yasak elmalar bunlar. Onun dediğine göre bir iş açacakmışım başıma. Olsun!
Onu hoşnut kılmak uğruna, başıma gelecek her işi göze almaya hazırım." diyor koca yürekli Eva.

Adem ise hep ondan kaçıyor. Onun çekip gitmesini istiyor. Miskinliğine devam etmek istiyor.

-"Yeni yaratık kendisinin dişi olduğunu söylüyor. Belki de uyduruyordur. Her neyse, beni hiç ilgilendirmez.
Başımdan çekip gitse de şu çenesinden kurtulsam tek." diye düşünüyor Adem.

O malum elmanın yenmesiyle bütün dünya değişiyor ve dünyaya ÖLÜM geliyor. Kaplanların koynunda uyuyabilirdi Eva önceden ama artık uyuyamıyor. Bütün canlılar birbirlerini yemeye başlıyor. Ölüm dünyaya balyoz gibi iniyor.

Kaçıp iki insan başka yere yuva kuruyor. Bir gün Havva ufak bir yaratık ile beliriyor. Adını Kabil koyuyorlar. Kimse bu yaratığın ne olduğunu bilmiyor. Sonrada bir tane daha yaratık geliyor. Buna da Habil diyorlar.

Artık ilk ailemiz yuvasında yaşıyor. Zaman geliyor geçiyor derken dünyaya gelen ÖLÜM, herkese tadını tattırıyor.

Bildiğimiz üzere Kabil kardeşi Habil'i yaralıyor ve ölmesine sebep oluyor. Henüz aileden kimse ÖLÜMün ne demek olduğunu bilmiyor ki! Şeytanın tasvir ettiği gibi "uzun bir uyku hali, ama bildiğin bir uyku değil.". Eva ana için ne büyük bir acı. Dünyanın ilk cinayeti, ilk ölümü, ilk acısı, ilk kaybı, ilk gözyaşı.... Bir ananın ilk feryadı. Acaba Havva ana o elmayı yediğine pişman olmuş muydu oğlunu ölü görünce? Bunu asla bilemeyiz sanırım.

Ömrünü sevgiye ve güzelliğe adamış Havva anamızı saygı ve sevgi ile yad ediyorum.

Adem klasik erkek, hisseder ama pek belli edemez. Adem de onu çok seviyor ve hatta diyor ki:
-Aradan geçen bunca yıldan sonra, başlangıçta Havva'yı zaman zaman yanlış anlamış olduğumu görüyorum. Cennet Bahçesi'nde onsuz yaşamaktansa, dışarıda onunla birlikte yaşamak çok daha güzel. İlkin çok konuştuğunu düşünüyordum hep, şimdi ise bir gün susmasının, sesinin günlerimden silinmesinin benim için büyük bir acı olacağını düşünüyorum.
Bizi birbirimize yaklaştıran, bana onun yüreğindeki iyiliği, ruhundaki tatlılığı tanımayı öğreten o ilk kestane bin yaşasın!

Biraz ketum olsa da Adem baba iyi birisi. Havva yı çok sevmiş sonraları. Yukarıda da diyor ya..

Adem'in güncelerinde cümleler birer ikişer cümle ile sınırlı iken Havva'nın günceleri oldukça uzun ve betimleme kaynıyor. Çünkü Eva sevgi dolup taşan bir kalbe sahip. Konuşmayı da çok seviyor :)))

Çok enfes ve mizahi yönü güçlü bir öykü idi. Herkese tavsiye ederim. Normalde tavsiye işini sevmem pek ama bu kısa ve sıcacık öykü için istisna yapabilirim. :))

Okuyacak olanlara keyifler dilerim.

Bu öyküden edindiğim çıkarımlar şunlardır:

1) Dünyaya ölüm indiğinden bu yana, hayatı çok ciddiye almak aptallıktır.
2) Sevgi sadece insana değil canlıya, cansıza, dünyaya, galaksiye, evrene beslenebilen bir duygudur.
3) Sevdiklerimizin ölümüne ağlamak, kendi bencilliğimizden ileri gelir. Biz en çok kendimizi düşünürüz.
4) Sevdiklerimizin ardından elbette göz yaşı dökeriz ama dökerken de güzel anılar ile tebessüm edebilmeliyiz.
5) Sevgi yetmez tek başına; emek, özveri, mücadele, dayanışma varsa sevgi bir anlam kazanır. Yoksa beş harfli bir kelimeden öte gidemez.
6) Sevdiklerimize kızarken, tavır alırken veya kötü söz söylerken, onların bir gün hayatımızdan göçüp gideceğini, ardından ise bize pişmanlıkların kalacağını düşünmek gerek bazen.
7) Kaybedişler aslında birer kazanımdır. Bazıları meyvelerini geç verir.
8) Sevilenler ihmale gelmez.
9) Sevdiğini söylemek, belli etmek ayıp bir şey değil.
10) Ayıp derseniz şayet, en büyük ayıbı işleyin. Şahane sevin, doğaçlama dans edin.
11) Sizi mutlu edecek şeyleri asla ve asla ertelemeyin. Mottomuz şu olsun "ŞİMDİ DEĞİL İSE NE ZAMAN"

Sevgi ile sağlıcakla, esen kalın.



Eva'nın mezarında ise şu yazılıymış:

Cennet, O'nun olduğu yerdi.
Adem

---------------------------------------
Final şarkımız da yine aynı sanatçıdan.
SOKO - We Might Be Dead By Tomorrow : https://youtu.be/hqj8_RdLoJE
360 syf.
·Beğendi·8/10
Kitabı almadan önce bu kadar populer olması abartılmış bir reklam olabilir mi diye şüphelerim vardı. Ama kendisine harcanan her dakikayı hak ediyor,kesinlikle çok iyiydi. Anlatım akıcı,kurgu sürükleyiciydi.
Trendeki kız kesinlikle tüm övgüleri hak ediyor.Son kısıma kadar katilden emin olamıyorsunuz, herkesten şüphelendim ben kitap boyunca ki bu da tempoyu çok yüksek tutmuş.
Rachel açısından kocasının kendi evinde bir başka kadınla yaşıyor olduğunu bilmek, daha da kötüsü mutlu olduklarını izlemek çok acı vericiydi bence. Aslında okurken Rachel'ın iyi bir insan olduğunu hissediyorsunuz ama sürekli içip içip Tom ve karısına bulaşması ne kadar çaresiz olduğunu hissettiriyor. Karakterlerin duygu geçişleri çok iyi anlatılmış. Anna karakteri en itici bulduğum karakter oldu.
Tam da denildiği gibi " Hergün önünden geçtiğiniz evlerde aslında neler oluyor? " .Kitap tam da bunun üzerine yoğunlaşmış... En yakınlarınızı bile aslında ne kadar tanıyorsunuz? Görmek istediğimiz kadarını kabullenip kalanını yok sayıp mutluluk oyunu mu oynuyoruz?
360 syf.
·2 günde·Beğendi
Bildiğim, sevdiğim, kurgusundan ve kaleminden emin olduğum bir yazarın, polisiye kitabını okumak için sabırsızlanırım. Bu kitap uzun zamandır kitaplığımda idi. Hiç acele etmedim. Neden? Çünkü yazarın ilk kitabı ne kadar iyi olabilir diye düşündüm. İtiraf ediyorum; yanıldım.
'Trendeki Kız' üç karakterin (aslında bence üçü de kurban) ağzından, farklı tarihlerde ve saatlerde, kendi anlattıklarıyla kurgulanmış. Rachel yani trendeki kız, sabah akşam yolculuk ettiği trende, yol üstünde gördüğü evleri izliyor ve özellikle bir evdeki çift dikkatini çekiyor. Onların birbirlerine davranışları ile ilgili romantik hayaller kurup, kendine yakın bulduğu, zihninde mükemmel çift olarak canlandırdığı bir hikaye oluşturuyor. Ta ki bu mükemmelliği bozacak bir sahne görene kadar. Bundan sonrası tam bir heyecan fırtınası.
Bir kaç yerde şüpheye düştümse de katili tahmin ettim. Yine de bu kitabı, kurgusunu, yazarın kalemini çok beğendim. Gönül rahatlığıyla polisiye sevenlere tavsiye edebilirim. Ve ben de yazar başka kitap yazarsa sorgusuz alırım ki umarım yazar.
360 syf.
·5/10
Bitince "nihayet bitti" dediğim bir kitap, o kadar reklam ve övgüden sonra almıştım beklentimin çok altında çıktı. Üç kadın karakterin hepsi agır depresyonda ve kitap baştan sona bu depresif davranışlar üzerine kurulu. Kitap yarısına gelindiğinde katil anlaşılıyor ama can sıkıcı-moral bozucu olaylar anlatıldıkça anlatılıyor. Basit bir dille yazılmış vasat bir kitap,
496 syf.
·17 günde·Beğendi·6/10
Hikaye 26. yüzyılda geçen siberpunk bir polisiye. İnsanlar BM'nin kontrolü altında farklı gezegenlerde yaşam kurmuş, teknoloji inanılmaz gelişmiş; hatta o kadar gelişmiş ki insanlar bir nevi ölümsüzlüğü bulmuş. Bilinçlerini bir bellekte saklayıp o bedene bir şey olduğunda farklı bir bedende -kılıfta- yaşamlarını devam ettiriyorlar. Buna karşı çıkan, insanların kendileri Tanrı yerine koymamaları gerektiğini söyleyen Katolikler de var.
Kılıfların kendine özgü özellikleri oluyor. Örneğin kas hafızası ya da nikotin bağımlılığı gibi. Siz sigara içmeseniz de içinde bulunduğunuz kılıf bir sigara bağımlısına aitse siz de sigara içme ihtiyacı hissediyorsunuz. Bir suç işlediğinizde belleğiniz depoda saklanıyor; suçun türüne göre bu hapis 200 yılı bile geçebilir.

Kahramanımız Takeshi Kovacs, Laurens Bancroft adında çok önemli birinin cinayetini çözmek için bizzat Laurens Bancroft tarafından tutulmuştur. Birisi Bancroft'u öldürmüş ve tabiki belleği depolandığı için yeni bir kılıfla hayatına devam etmiş ama yine de kendini kimin öldürdüğünü bilmek ister. Belleği 48 saatte bir depolandığı için de son saatlerini hatırlamaz. Kovacs, Bay City'nin arka sokaklarında bu cinayetin izini sürer.

Açıkçası kitap bende hayalkırıklığı yarattı. Kesinlikle kötü bir kitap değildi ama fazla abartıldığını düşünüyorum. Ya da ben kitabın içine giremediğim için bir okuma zevki alamadım. Bunun sebebi de duygu eksikliğiydi. Ne üzülmem gereken yerde üzüldüm ne de gerilmem gereken yerde gerildim. Hatta belli zaman sonra merak duygumun bile kaybolduğunu söyleyebilirim; bu yüzden kitabı bitirmem bu kadar uzun sürdü. Yazarın kurguladığı dünyayı da tam kavrayamadım. Kitap bittiğinde olayı anlamıştım ama bazı diyaloglarda 'bunlar neden bahsediyor' dedim. Bu hem yazarın yeterli betimleme yapmamasından - aynı şey duygular için de geçerli- hem de kurgunun içine bu yeni dünyanın kurallarını tam yedirememesinden kaynaklı. Sürekli bir olay, oradan oraya yolculuklar, ortalarda dönen twistler bunlara yer bırakmamıştı zaten. Belli bir yerden sonra da bunlar beni kitaptan soğuttu.
360 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Başta kitabın hiç ilgimi çekmediğini söyledim ve iki günde bitirecek kadar çok sevdim. Gerçekten aşırı heyecanlı, zeki bir kurgusu olan ve karakterleri gözümde tamamen canlandırabileceğim kadar güzel bir kitaptı. Okurken yaşadığımı, meraktan bırakmadığımı da söylemek isterim. Kitap karakterlerinden yalnızca üç kadının ağzından anlatılan güzel bir gerilim romanıydı. Üç kadını da o kadar iyi anladım hissettim ve yaşadım -ki yazarın ilk kitabı olmasına rağmen- ve heyecanla bitirdim. İçinde aşk, gerilim, cinayet gibi birçok tema var. Sizin de okumanızı öneririm ki bu tarz romanları seviyorsanız sizi daha çok bağlayacaktır kitaba, şimdiden iyi okumalar :)
104 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
İskoçlu yazar Robert Louis Stevenson tarafından 1878 yılında yazılmış bir kitap olan İntihar Kulübü, hayattan sıkılmışlara adanmıştır.

Viktorya dönemini (Sanayi devriminin yükselişi) İngiltere'sinde Filorizel, sıra dışı bir yolcluğa katılır. İsmini, amacını, işlevini bilmediği bir kulübe üye olur. Eski püskü ve yıkıntıların baş köşesi olan bir malikanede hayattan sıkılmış, bir beklentisi olmayan, bıkkın, toplumdan soyutlanan, yaşamın vermiş olduğu ağırlık altında, psikolojik baskı altında yaşayan kişiler kalmaktadır. Bu kişiler hayattan bıktığı ve intihar kulübünü kurdukları gibi hayatına son veremeyecek kadar korku duymaktadırlar.

Filorize, kulüp ile geçirdiği süre boyunca birçok korkunç şeyler görmüş, işitmiş ve yaşamıştır. Günler geçtikçe İntihar Kulübü'nün iç yüzünü berrak bir şekilde gözlemleyen Florize, işin korkunç boyutunu dehşetle izlemektedir.

Yine bir gün toplanan kulüb üyeleri, her akşam yapmış oldukları gibi bir kumar masası etrafında toplanıp, bir katil ve bir kurban seçerler. Yukarıda da belirttiğim gibi, İntihar Kulübü üyeleri hayatlarına son veremeyecek kadar 'cesaretten yoksun' kişilerdir. Bu süreç boyunca her geçen gün korkunun vermiş olduğu ürperti ile Florize, en sadık dostu olan Albay Geraldine ile konuşur. Albay Geraldine, çok zekice planlar hazırlayan ve bu ölümlere 'intihar' süsü veren kulüp başkanını cezalandırmak ister. Ama bunun için büyük bir kumar oynaması gerekmektedir...

Yazar Stevenson, İntihar Kulübü eserinde yapmış olduğu düşündürücü söylemleri güzeldi. Ne aşırıya kaçmış, ne de aşırılıktan uzak durmuştu. Bazı kitaplar vardır bilrisiniz, çok fazla aşırıya kaçar ve bu aşırılık ile okuyucuyu çekeceğini düşünür. Halbuki okuyucu bir süre sonra sıkılır, değişik bir şeyler tatmak ister, sürekli aynı şeyi yaşamaktan bıkkınlık duyar ve yazarın düşündüğü gibi gerçekleşmez ve bir hüsranla son bulur. İşte Stevenson bu eserinde bu yöntemi uygulamamış, doğal, yalın ve açık bir anlatım ile okuyucularını 'kandırmaktan' kaçınmıştır. Teşekkürümü iletmek istiyorum. Üstelik yer yer betimlemelere, yeni tanıştığınız kişilerin özelliklerine, sosyo ve psikolojik yapısına, toplum içinde etkinliği ve saygınlığı gibi...




Kitap ortalarına kadar çok iyi ilerliyor. Bir gizem sunuyor, sonra söyleyişler çıkıyor, söyleyişlerden bir şeyler çıkartmanıza olanak sağlıyor, sonra konu değişerek bir insanın psikolojik durumuna geçiyor. Kişilik bozukluğu olan birinin paranoyak davranışları ile yüzleştiriyor. Kitap sonlara doğru ilerledikçe bir kumar etrafında bulunuyorsunuz, karanlık, dar bir sokakta bir cinayet, zeki ve temkinli asker, habersiz bir şekilde üye olan saygın Filorize, hayattan sıkılmış ve hayatlarına son veremeyecek kadar bıkkın insanların ağıtları, farklı tiplerin sergiledikleri tuhaf hareketler, kumar masaasının etrafında dejavu yaşatan üyeler. Öğrenmek mi istiyorsun? O halde aramalısın...

Kitap ismi olağanüstü. Okurken şunu söyleyebilirsiniz,'' Bu kitabı ben yazmış olsaydım yani böyle bir isme, farklı söyleyişler ve benzetmeler, daha fazla kafa karıştırıcı birtakım eklemeler yapabilirdim.''


Fazla bir şey yazmak istemiyorum. Sadece alıp okuyun.

Yayınevi ile ilgili diyebileceğim bir şey varsa, o da İthaki Yayınları'nın çeviri konusunda, imla ve yazım hatalarında eşsiz olduğu. Eğer yayınevi ile ilgili bir sorun yaşıyorsanız, İthaki Yayınlarını hiç düşünmeden tercih edebilirsiniz.


Kitabı okurken dikkat çekici birkaç cümleyi paylaşmak istiyorum.


''Gençlik korkaklıktır.İnsan sorunları olduğundan daha kara görünür.''

Güzel tespit değil mi? :)



Hayatta kaderden başka hiçbir şey gerçek değildir ve sonuç ne olursa olsun, sonuna kadar size yardım edecek biri var.

Keyifli okumalar.
496 syf.
·4 günde
Öncelikle bu kitap distopya değil. 26. yüzyılda geçmesi onu distopya yapmıyor. Türü bilim-kurgu.
Dizisi yanlış hatırlamıyorsam geçen ay çıktı ve diziye başlamadan kitabını okumak istedim.

Daha önce hiç bu tarz bir kitap okumamıştım o yüzden nasıl bir inceleme yapacağımı kafamda oturtamadım. Kitap kurgu yönünden beni tatmin etti. Fazla detaycı değilseniz 26. yy. teknolojisi hakkında verdiği bilgileri yeterli buluyorsunuz. Zaten bence amaç o dönemin teknolojisi üzerine konuşmak değil, o zeminin hazırlanıp kahramanın maceralarını soluksuz okumak. Sanırım bu tarz romanların genel bir durumu soluksuz okumak. Ne olacak güdüsüyle sayfaları çevirmek.

Bir şeyden bahsetmek istiyorum. Yazım yanlışlarını ve cümle düşüklüklerini çok fazla buldum. Sanırım yetiştirmek için, fakat azımsanmayacak bir düzeyde bu hatalar.

-Aşağıdaki yazı kitabın içeriği hakkında bilgi barındırmaktadır.-

Biraz da konusundan bahsedeyim; ilk olarak bilinç aktarımı var. İkinci olarak kılıf mevzusu var. Bu kılıf benim anladığım/hayal ettiğim kadarıyla insansı bedenler. Herhangi bir şekilde ölürseniz bilinciniz yeni kılıfa aktarılıyor. Bunun bazı koşulları var mesela yeni kılıfta bilinç, ölümden 48 saat öncesini hatırlıyor. Yeni bir bedene aktarılmak ise paranız yoksa size o an uygun olan ve sigortanız(?) hangi kılıfı karşılıyorsa, yeni kılıf olarak ona aktarılıyorsunuz. Tabii ki burada da ekonomik eşitsizlik ve sınıf ayrımı var. Zenginseniz istediğiniz kılıfı seçip, satın alabilirsiniz. Hatta kendinizin klonunu yaptırabilir ve öldüğünüzde bilinciniz tekrar kendi kılıfına aktarılabilir. Ölümsüzlüğün değişik bir biçimini görüyoruz. Kitap çok zengin olan Bancroft'un ölümüyle başlıyor. Polise göre Bancroft intihar etmiştir fakat Bancroft kendini öldürdüğüne inanmıyor ve anlamsız buluyor. Çünkü kendisinin klonları var ve intihar etse bile aynı kılıfla geri döndüğünden polisin bu açıklamasını onu tatmin etmiyor ve öldürüldüğünü düşünüyor. Bu yüzden başka bir medeniyette yani Harlan'da yaşayan kahramanımız Kovacs'ı cinayetini çözmesi için Dünya'ya getiriyor. Nasıl getiriyor? Kovacs deneyimli bir kordiplomat askeri. Ve Harlan'da hapis cezasında. Bu hapis cezası bizim düşündüğümüz gibi değil. Bilinci veri bankasında saklanıyor ve 100 yıl ve daha fazlası gibi bir hapis cezasından bahsediyoruz. İşte bu çok zengin sayın Bancroft, Kovacs'ın verilerini alıyor ve ona yeni bir kılıf satın alarak bilincini bu kılıfa aktarıyor ve bir anlaşma yapıyor cinayetini çözme şartıyla.
Kitap bu olaylar eşiğinde şekilleniyor, daha fazla anlatmamalıyım. Dizisinin de kitap gibi etkileyici olacağını düşünüyorum, hatta bazı hayal edemediğim durumları somut olarak izleyeceğime seviniyorum. Ayrıca kitaba ne kadar bağlı kalmışlar çok merak ediyorum. Bir de Blade Runner severlerin hoşlanacağını düşünüyorum.

Benim için değişik bir inceleme oldu. :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Aslıhan Kuzucan

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 6.307 okur okudu.
  • 185 okur okuyor.
  • 3.221 okur okuyacak.
  • 231 okur yarım bıraktı.