Attilla Erdemli

Attilla Erdemli

Yazar
7.0/10
1 Kişi
·
5
Okunma
·
2
Beğeni
·
70
Gösterim
Adı:
Attilla Erdemli
Unvan:
Yazar
Doğum:
Mersin
Mersin'de dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Bir süre felsefe öğretmenliği yaptı, sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Doktora çalışmalarına başladı. 1980 yılında Felsefe Tarihi Kürsüsü'ne asistan olarak girdi. 1984 yılında "Spinoza'nın Ahlak Anlayışı" adlı teziyle felsefe doktoru oldu. 1990 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent ve 2009 yılında da profesör oldu.

Felsefe çalışmaları yaşama sorununda yoğunlaşmaktadır. Yaşama sorunu bağlamında Varlık Felsefesi, Tarih Felsefesi, Devlet Felsefesi, Aydınlanma Felsefesi ve Spor Felsefesi gibi alanlarda çalışmaktadır. Felsefede akademik etkinlikler yanında, felsefeyi topluma götürmeyi amaçlayan çalışmalar da yapmaktadır.

Farklı konularda yazdığı makaleleri yanında, yayınlanmış beş kitabı vardır: İnsan, Spor ve Olimpizm (Sarmal Yayınevi, 1996), Dağlarla (İnsancıl Yayınları, 1998), Spor Felsefesi (E Yayınları, 2002), Avuçlarımızdaki Cennet (E Yayınları, 2004) ve Spor Yapan İnsan (E Yayınları, 2008).
1965 yılında başladığı dağcılık sporunu hâlâ sürdürmektedir. 1983-2010 yıllarında Türkiye Dağcılık Federasyonu'nun İstanbul temsilciliğini yaptı. 1992-1996 yıllarında TMOK Olimpik Akademi Başkanlığı'nda bulunmuştur.

1996 yılında TMOK Fair Play Ödülü'ne layık görüldü. 1998 yılında Garanti Bankası'nın açtığı "Yarına Dört Işık" Proje Yarışması'nda birincilik ödülünü alan "Bin Olimpik Genç" adlı proje topluluğunda yer aldı. 1999 yılında Gökçe Karataş 1. Spor Ödülleri'nde inceleme-araştırma dalında ikincilik ödülünü aldı.
Türk Felsefe Derneği, Türkiye Felsefe Kurumu, Yarınlar için Eğitim Derneği, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve AKOB (Akdeniz Opera ve Bale Derneği) üyesidir.
Evli ve bir kızı vardır.
İnsan, yaşama sorunuyla doğan tek canlıdır. Belirsizlik, uyumsuzluk, bilgi, hepsi bu sorunu oluştururlar. Yaşama sorunu, insan olma sorunudur. İnsan dışında hiçbir canlı olmak üzere dünyaya gelmez. Felsefe temelde bu birbiri içine geçmiş iki sorun alanına ışık düşürme, çözüm bulma kaygısıyla başlar ve felsefe tarihi buradan gelişir. Sorunun temelinde gelişmenin taşıyıcısı olarak bilgi bulunmaktadır. Düğüm bilgidedir. İnsan bu nedenle bilgiye zorunludur.
Attilla Erdemli
Sayfa 27 - Ayrıntı Yayınları
Aristoteles, 'Bütün insanlarda doğadan bilme isteği vardır.' derken, insanın hem bilgisiz doğduğunu, hem doğasının, yapısının bilgiye ve bilmeye yatkın olduğunu hem de bilgiyi gereksindiğini dile getiriyordu.
Platon bilgilerin insana içkin olduğunu savlar, savını temellendirmek için Menon Diyaloğu’nda cahil bir köleye zor bir geometri sorununu uygun sorular sorarak çözdürür. Platon’a göre insan ruhu, daha önce mutlak bilgiyi var olduğu kendi alanında tanımış, kazanmıştır fakat bu dünyaya geldiğinde unutmuştur. Bilginin içkinliği buradadır. İnsan anımsama(anamnesis) ile o bilgileri, olabildiğince yeniden kazanabilir.
... İnsan yaşama sorunuyla dünyaya geliyor, yaşadıkça bazen sorunlarla uğraşıp çözümler arıyor, bazen sorunlardan kaçıyor ve kendisini görünen, günübirlik kaygılarla, hazlarla avutuyor ve yaşama sürecini böyle tamamlıyor.
Yaşamasının amacını soran, yaşamasından sorumlu olur. Ancak kendi yaşamasının sorumluluğunu üstlenen onun sahibi olabilir.
Çünkü birey olarak, tek olarak, ben olarak özgür olunur; biz olarak ya da topluca, özgürlük olası değildir.
Dünyaya geldiği anda insan yabancı bir yerdedir. Doğada ona ve türüne yaşama sunan hiçbir şey yoktur; her şey onun yaşamasına karşıdır. Üstelik onun yaşamada direnecek güçleri de sınırlıdır. İnsana yapacak tek şey kalıyor ya da doğa insana yapacak tek bir şey bırakıyor: kendi yaşamasını kendisinin kurması.
Sözgelimi, şimdi, burada, masamın üzerinde duran kurşun kalem bir gerçekliktir. Onu algılıyorum ve algıladığım kurşun kalemi bir başka alana, dil alanına taşıyorum; orada, dilde yeniden canlandırıyorum. Şimdi masamın üzerindeki kurşun kalem ile ilgili iki gerçeklik var: Masamın üzerinde duran kurşun kalemin bir cisim, bir nesne olarak kendisi, ve onun aktarılıp yeniden canlandırıldığı dildeki gerçekliği. Bu iki gerçeklik örtüştüğü zaman, dildeki gerçekliğin doğru olduğu söylenebilir. Doğruluk masamın üzerinde duran kurşun kalemle ilgili değildir; doğruluk onun dildeki yansıması ya da yeniden canlandırılmasındadır. Sorun somut, nesnel gerçeklikte değil; gerçeklik orada, kendi devinimi içinde duruyor, sürüyor, gelişiyor veya geriliyor. Sorun onu dile getirmede ya da dilde, yani insan olan yerde.
224 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Kitaba dair inceleme yazmayacağım, sadece okumayı düşünenler için ufak bir not düşmek istiyorum şuraya. Kitap, konusuyla ve başlığıyla son derece çekici olmasına karşın, mevzuyu ele alış tarzını beğenmediğimi belirtmek istiyorum. Bir konu aktarıldığında bu aktarım belli bir çerçeve içerisinde ve sistematik olur. Elbette bu çerçeve taşmayacak şekilde genişletilebilir; fakat Atilla Erdemli oldukça taşırdığı için bazı yerleri o kadar gereksiz buldum ki nerdeyse kızgınlığa dönüşüyordu bu. Değindiğim bu mevzuyu aşırı taşırma hissini daha önce hiç bu kadar keskin hissetmemiştim. Örneğin mitosun kadim geçmişini anlatırken satırlar bi anda sizi Mısır tıbbına filan götürüyor. Şöyle bi durup “ya ne alaka” diyesi geliyor insanın. Üstelik kitap uslup olarak sistematiklikten uzak, mitos ve felsefe ayrımı yapılmış sadece neredeyse. Ben kendim tarihsel bir sürecin yahut bir felsefe sisteminin aktarılırken açık, net ve sistematik olmasını önemsediğimden ve burada bir kargaşa gördüğümden çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Hiç mi okunmaz bir kitap, değil tabi ki. Fakat çok, çok daha iyi olabilirdi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Attilla Erdemli
Unvan:
Yazar
Doğum:
Mersin
Mersin'de dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Bir süre felsefe öğretmenliği yaptı, sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Doktora çalışmalarına başladı. 1980 yılında Felsefe Tarihi Kürsüsü'ne asistan olarak girdi. 1984 yılında "Spinoza'nın Ahlak Anlayışı" adlı teziyle felsefe doktoru oldu. 1990 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent ve 2009 yılında da profesör oldu.

Felsefe çalışmaları yaşama sorununda yoğunlaşmaktadır. Yaşama sorunu bağlamında Varlık Felsefesi, Tarih Felsefesi, Devlet Felsefesi, Aydınlanma Felsefesi ve Spor Felsefesi gibi alanlarda çalışmaktadır. Felsefede akademik etkinlikler yanında, felsefeyi topluma götürmeyi amaçlayan çalışmalar da yapmaktadır.

Farklı konularda yazdığı makaleleri yanında, yayınlanmış beş kitabı vardır: İnsan, Spor ve Olimpizm (Sarmal Yayınevi, 1996), Dağlarla (İnsancıl Yayınları, 1998), Spor Felsefesi (E Yayınları, 2002), Avuçlarımızdaki Cennet (E Yayınları, 2004) ve Spor Yapan İnsan (E Yayınları, 2008).
1965 yılında başladığı dağcılık sporunu hâlâ sürdürmektedir. 1983-2010 yıllarında Türkiye Dağcılık Federasyonu'nun İstanbul temsilciliğini yaptı. 1992-1996 yıllarında TMOK Olimpik Akademi Başkanlığı'nda bulunmuştur.

1996 yılında TMOK Fair Play Ödülü'ne layık görüldü. 1998 yılında Garanti Bankası'nın açtığı "Yarına Dört Işık" Proje Yarışması'nda birincilik ödülünü alan "Bin Olimpik Genç" adlı proje topluluğunda yer aldı. 1999 yılında Gökçe Karataş 1. Spor Ödülleri'nde inceleme-araştırma dalında ikincilik ödülünü aldı.
Türk Felsefe Derneği, Türkiye Felsefe Kurumu, Yarınlar için Eğitim Derneği, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve AKOB (Akdeniz Opera ve Bale Derneği) üyesidir.
Evli ve bir kızı vardır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 5 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 8 okur okuyacak.