Ayhan Sever

Ayhan Sever

Yazar
10.0/10
6 Kişi
·
10
Okunma
·
2
Beğeni
·
62
Gösterim
Adı:
Ayhan Sever
Unvan:
Yazar
Türküler 1. Kuşağın Arabesk müzik ikinci kuşağın Muhtemelen de pop müzik 3 kuşağının dünyasını özetleyecektir. müzik kültürün somut öğelerinden biridir ve kültürün somut öğelerindeki başkalaşım manevi değerlere oranla daha hızlı gerçekleşecektir
Arabesk yaşam tarzının da tam olarak bu sebeple ortaya çıktı ileri sürebilir. Arabesk müzik ve arabesk filmler bu kültürün ana damarını oluşturur. Arabesk, umutsuzluktan beslenir. Şehre küsmüşlüğün, bu yeni yerde hayallerini gerçekleştirememiş olmanın acısını işler. Arabesk İstanbul'a yenilmişliğin ilanından ibarettir desek yeridir. En az varoluşçuluk kadar kötümserdir hayata karşı. Her yönüyle kabul görmeyişi, kabul etmeyişi, isyanı bayrak yapar kendine. Mesela şehre gelmişsiniz, bir kıza tutulmuşsunuz. Kiz apartmanda oturan, okumuş, kültürlü, zengin, güzel, şehirli ve modern bir hanımdır. Buna karşı sizin elinizde ise tertemiz bir platonik aşk vardır, başka da bir şey yoktur. Birkaç arabesk film izlemişseniz temanın hep aynı doğrultuda olduğunu görmüşsünüzdür. Umut fakirin ekmeğidir, arabesk filmlerde gerçek hayatta birbirine âşık olması nerede ise imkânsız kişiler birbirine tutulur. film de zaten bu imkânsız aşka karşı çıkıp, direnen kötü karakterlere verilen savaş üzerine kurgulanır. Çok azı mutlu sonla biter. İnsan bu kadar da vicdansız, olabilir mi dediğiniz aşağılık kom karakterlerden türlü darbeler yiyen acılı insanların gözyaşları süsler filmin her karesini. Bir süre seni hayallerinle baş başa bırakan senaryo, finalde hayatın hakikatlerini tokat gibi çarpar izleyen yüzüne. Çünkü davul bile dengi denginedir, haddini bilmelidir insan, olmayacak duaya da amin dememelidir. Cem Karaca, "Tamirci Çırağı" parçasında ne güzel özetliyor değil mi? "Bu umutsuz aşkı bir kenara at ya da göm içine, şimdi git giy o tulumları ve takımları da al gel!"
on altı yıllık evlilik hayatımda anlamını çözemediğim, yani neden icat edildiğini daha doğrusu işlevlerini idrak edemediğim ve ne yazık ki onlarla iç içe yaşamak zorunda olduğum birçok eşya var. mesela orta sehpa. uzayda yer kaplamaktan başka bi işlevinin olduğunu düşünmüyorum. salonun tam ortasında ,Kabe misali, koltuk takımına ne yakın ne uzak saçma bir mesafede konumlandırılır. yani elimizdeki çayı ve yanında verilmiş tabağı koymak için hiç işlevsel olmayan bir mesafedir bu. işe yarayabileceği belki de en güzel şey ayaklarımızı boylu boyunca uzatmaktır lakin buna da izin yoktur. alanı daraltıp geçişi zorlaştırdığı gibi ayak serçe parmağımızın da bir numaralı katili hep o orta sehpadır. orta sehpanın gereksizliğinin kanıtı zigon sehpadır. zigon sehpa işlevseldir. zigon sehpa içi içe geçen dizaynı ile yer kaplamaz. zigon sehpa orta sehpaya rağmen hemen çıkar ortaya. küçüçük yüzey alanıyla size özel bir alan oluşturur. dizimizin hemen dibinde çay ve tabağımıza vatan olur hemen. asıl sorulması gereken soru şudur: zigon sehpa varken orta sehpaya neden ihtiyaç duyarız. orta sehpa almışsanız bir de neden zigon sehpa alırsınız. her neyse...
normal şartlar altında her insan hayatında minimum düzeyde acı, elem, keder, sıkıntı, meşakkat; maksimum düzeyde haz, mutluluk,tat, huzur ve sağlık beklentisi içinde yaşar. bunun tek istisnası mazoşist kişilik bozukluğuna sahip olanlardır sanırım. zira acı çekmekten hoşlanmak nasıl bir ruh hali gerektirir bilemiyorum.
Rahmetli Barış Manço'nun isyanı da buydu sanırım: Gözümde yaş görseler erkek ağlar mı derler, gökler ağlıyor dostlar ben ağlamışım çok mu?
lakin insanların hayatta karşılaştığı zorluklarla mücadele etmesinin tek yolu savunma mekanizmalarına baş vurmak değildir. gerçekten sağlam, ayakları yere basan inançlar ve değerler insanın tarih boyunca nelere imza atabileceğini gözler önüne sermiştir. Allaha olan imanı vesilesiyle sahip olunan değerler insanın gözünü kırpmadan her şeyini feda edebilmesinin önünü açmış. bu yüzden her ölene şehit denilmez. şehit denmek için ne üzere öldüğümüz sorgulanır.
sorumluluk dendiğinde asıl akla gelmesi gereken ise özgürce, bilerek, isteyerek ve farkındalıkla yaptığımız davranışların sonuçlarına katlanmaktır. Ya da o eylemimizin altına kendi imzamızı atabilme cesaretini gösterebilmektir. zaten sorumluluk sahibi dediğimiz kişiler de eylemlerinden ziyade eylemlerinin yol açtığı iyi ya da kötü her ne varsa hepsiyle yüzleşebilen, gerektiğinde elini taşın altına sokmaktan kaçınmayandır.
144 syf.
·18 günde·Beğendi·10/10 puan
Derslerini iple çektiğim, her muhabbet edişimizden sonra yeni şeyler öğrendiğim, ufkumuzu açan değerli hocam tarafından yazılmış, her cümlesini okuduktan sonra durup üzerine düşünmek isteyeceğiniz çok iyi bir bakış açısıyla yazılmış bir kitap
144 syf.
·Puan vermedi
Kendi kitabım için inceleme yazısı yazmam abesle iştigal olur. Lakin kitapseverler buraya yapıcı yorumlar eklerler ise istifade etmek isterim...deneme tarzında sosyoloji, psikoloji ve çoğunlukla felsefi şeyler karalamaya çalıştık. Takdir okuyucunundur.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ayhan Sever
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 10 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 5 okur okuyacak.