Aykut Günaydın

Aykut Günaydın

Yazar
8.7/10
43 Kişi
·
76
Okunma
·
24
Beğeni
·
1.734
Gösterim
Adı:
Aykut Günaydın
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Giresun, Türkiye, 14 Mayıs 1995
14 Mayıs 1995 yılında Giresun'da doğdu. İlköğrenimi ve Liseyi İstanbul'da tamamladı. Müjdat Gezen Sanat Merkezi (MSM), Yaratıcı Yazarlık bölümünde eğitim aldı. Müziğe duyduğu ilgiden dolayı Beşiktaş Sanat Merkezinde, Piyano eğitimi gördü. 2017 yılında Yaratıcı Drama Kursunda eğitim gördüğü sırada, yazdığı bir Tiyatro oyununu romanlaştırarak ''Pranga'' adında ki ilk kitabını yazdı.
Kocaman evrende bizim kadar gösterişi seven başka hangi varlık var ki? Yıldızlar örneğin, onları görmemiz gerekmez, onlar geceleri biz görelim diye de çıkmaz. Ya da güneş bizim ona yüklediğimiz anlamları umursamaz. Kaç martı var bizi bir başka martıyı çok sevdiğine inandırmaya çalışan, güzel bir hayat yaşadığına bizi ikna etmeye çalışan kaç köpek tanıdınız?
Aykut Günaydın
Sayfa 9 - Vaveyla Yayınevi
Ölüm... dedi, ne garip şey, varlığın bu dünyadaki son hali üzerine serilmiş toprak, hemen yanı başında mezar taşı. Bil diye, burada kim yatar, ne zamandan beri yatar... Duygular da gömülüyor ölen için. Ama hayatta kalan için mümkün mü bu? Unutmak, belki biraz hafifletir acıyı, her acı unutulmak zorunda çünkü. Her öleni yaşatan türküler, ağıtlar var neyse ki. https://youtu.be/hluVrTixQwI
Aykut Günaydın
Sayfa 52 - Vaveyla Yayınevi
120 syf.
·10/10
Ve nihayet benim bebeğim doğdu. Her ne kadar üvey anne olsam dahi onu dünyaya getiren kadar büyüten de bir annedir.

İki sene süren bir emek vardı daha doğrusu eziyet. Çünkü bir roman yazma fikrinin böyle elle tutulur bir kitap haline gelme süreci çok sancılı geçiyor. Halbuki ben bir kalem kağıt alıp yazıp basıyorlar bizler okuyoruz zannediyordum. Öyle şeyler yaşadım ve gördüm ki artık kimsenin kitabına kötü yorum yapmayacağım. Zor oluyormuş çok zor. İki satır bir diyalog oluşturma konusunda bile ne kadar çok düşünmek gerekiyormuş meğer.

Bir konu hakkında bilgi istediğim Aykut çok güzel bir yorum yazısı yazmıştı bana. Usta bir yazar gibi yazdın dediğimde "usta değilim anca çırak olurum" dedi. Dur bakalım dedim kendi kendime, çok şahane yazarım, bir taneyim demediğine göre güzel yazıyordur diye düşündüm. Ben öyle kendini çok öveni sevmiyorum. Bir durum övülecekse bırakın ben öveyim. Kendisi çok şahane yazdım diyenler kesinlikle en berbat yazanlardır. Gerçekten güzel yazanlar ise kendilerini hiç beğenmez. Hep daha iyisi olsun isterler.

Sadece kötü yerleri bulup işaretlememi isteyen Aykut romanını bana gönderdiğinde zaten bitmişti. Yani Aykut bittiğini zannediyordu ama bazı eksik yönleri vardı. Aslında Aykut çok umutsuz olduğu için romanı rafa kaldırmıştı. Bu yüzden eksik kalmıştı. Zaten kendisinin de çok şahane yazdım gibi bir iddiası yoktu. Tam tersi kendini hiç beğenmiyordu ama ben onun kaleminin ucunda bir ışık görmüştüm.

Elimdeki polisiye romanı en heyecanlı yerinde bırakıp Aykut’un yazdıklarını okumaya başladım. Aykut’un kalemini sevmiştim. Bazı sayfaları çok şahaneydi bazıları kötüydü. Yani şöyle anlatmam gerekirse roman yapı itibariyle çok güzel mesajlar veriyordu okuyucuya ama olay örgüsünde biraz sorun vardı. İsteseydi tabiki onları da düzeltirdi ancak çok umutsuz olduğu için uğraşmamıştı. Bu roman olmadı ben ikinciye başladım onu bastıracağım diyordu.

Madem o uğraşmıyor ben uğraşayım, benim içinde bir deneyim olur dedim. Benim yazar olma yazma gibi bir niyetim yok ama bu dünyayı tanımak istedim. "Kitabı ben çıkartacağım bana yardım et. Beğenmeyenler beni beğenmesin sen gölge yazar olarak kal dedim" ve kabul etti. Oturduk baştan sona hatalı gördüğümüz her cümleyi, her karakteri elden geçirdik. Burada bunu yapmasın, burada bunu söylemesin. Şuraya gitsin, şöyle olsun falan.

Çok uğraştım, çok yıprandım, bazen intihar edesim bile geldi. Allah'ım ben bu işe nereden bulaştım dedim. Romanla değil tabi Aykutla uğraştım. Ben şurası olmamış dedikçe Aykut dibe vuruyor siliyorum dosyayı deyip duruyordu. Çok kez psikolojik şiddet uyguladım. Öyle ya da böyle yine her defasında kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Bazen ona çok kızdığımda bana Aslı'dan bile betersin diyordu. Aslı romanın kötü karakteriydi. Kendisini hiç sevmiyordum ama yeter ki başladığımız işi bitirelim Aslı nedir Kill Bill deki Uma Thurman bile olurum dedim.

Bazen kavga ettik, bazen güldük, bazen sinirlendik. Yok o diyalog olmadı, yok bu karakter oturmadı, bu mesaj fazla ağır oldu diye diye günlerce gecelerce savaş verdik. Bir bölümde yaptığımız düzeltme ertesi gün hoşumuza gitmiyordu baştan başlıyorduk. Ama sağ olsun beni hiç kırmadı ne söylediysem o şekilde düzeltti. Ve nihayet dosyayı tamamlayıp yayın evine yolladık.

Yayıneviyle de çok uğraştık. Aykutu kanser etme noktasına getirdiği için bir şeyler söylüyorum ama içimden söylüyorum sizler tahmin edersiniz. Bir yayınevi sözleşmeleri vardı ki en zoru buydu. Madde madde saçmalıklarla dolu prosedürler. Aykut soruyor bana böyle maddeler var imzalayayım mı? Tabi ki imzala o kadarcık madde mecbur olacak diyordum. Yayınevleri sözleşmeleri neredeyse canını bize teslim et diyorlar. Sinir oluyordum ama Aykut’a belli etmiyordum. Ufacık bir şey söylesem sözleşme yırtacak dereceye geliyordu. O kadar uğraştık çöpe gitmesin diye Aykut’a hep olumlu konuştum. Umarım maddeler yüzünden başına bir hal gelmez.

Sonra isim konusu geldi. Çeşit çeşit seçenekleri eledik oylamalar yaptık sağa sola haber saldık isim konusunu hallettik. Sonra kapak fotosuna geldi biraz hayal ettiğimiz şeyi kapağa yansıtamadık ama bu hali yine çok güzel oldu. Sonra işte dizgisi bilmem nesi derken bilmediğimiz bir yolculuğa çıkmış olduk ve son durakta elimizde bir kitapla yolculuğumuzu bitirdik.

Çok mükemmel bir eser oldu Dostoyevski’yle yarışır demiyorum elbette. Çünkü Aykut bir usta yazar değil. Ama çok kötü olmadığını söyleyebilirim. İleride daha güzellerini yazarak iyi bir yerlere gelebileceğine inanıyorum tabi sık sık karamsarlığa düşüp motivasyonunu bozmazsa ve kendine inanırsa bunu başaracaktır. Hatta ikinci romanı yazıyor. O romanın ilkinden daha şahane olduğunu söyleyebilirim. Bir amaç varsa eğer gerçekten özverili çalışılınca oluyormuş.

Ve mutlu sona ulaştığı için onun adına ve kendi adıma çok mutluyum. Kitaptaki teşekkür kısmında bana yer verdiği ve ilk kitabı benim için imzaladığı için ben de kendisine teşekkür ediyorum.

Son olarak her ne kadar kızsa bu tabirden hoşlanmasa da ben ona küçük Livaneli diyorum. Evet küçük Livaneli umarım çok büyürsün, büyük yerlere gelirsin bende seninle gurur duyarım. Valla ağlayacağım. Bu kadar yazı yeter.
176 syf.
Aykut
Önce özür dilerim diye başlamak istiyorum yazıma. Kitabı yollaman üzerinden epey bir zaman geçti şimdiye kadar çoktan inceleme yazılmadıydı ama umarım bunu bir kasıt olarak algılamazsın. Bir dönem ilgim sadece şiir kitaplarına oluyor, içimi şiir mısraları ile dökesim artınca da ihmalkarlık doğuyor affola.
‘’Müfreze Dağı Sarar
Dağda Kaçaklar Arar
Geçit Vermez Kayalar
Hızlan Be Halil İbrahim’’
Mısralarını ve Halil İbrahim’in hikayesini okurken öyle güzel bir anlatım ile ifade etmişsin ki dayanamadım türküyü de defalarca dinledim.
Sadece bu türküyü mü hayır sonrasında Karadeniz ağıdını da ilk defa ama kaç defa dinledim. Teşekkür ederim)


‘’Ağamız büyük adamdır , sizin öküzünüzle onun öküzü bir mi? Allah bile farklı muamele eder onun hayvanına. Siz de yerinizi bilin kardeşler’’ cümlelerin bana rahmetli Kemal Sunal’ın oynadığı defalarca zevkle izlediğim Kibar Feyzo filmindeki ‘’ Ağanın b..unun üstüne b..k olur mu’’ repliklerini hatırlattı da gülümsedim.
Ama ne senin Baran ağa, ne Maho Ağa, ne de senin köyünde Kibar Feyzo var.
Ağalık boydan değil soydan gelir söyleminin ispatını gözler önüne serdiğin soysuz sopsuz Baran Ağa, hem de boysuz ağa, ondan sonra da ağa olacak ise soysuz sopsuz boysuz oğlu Sabri.
Zavallı, silik ezik karakter Sabri, ağa oğlu olsa ne fark eder ki? Okumayı kızlara hava atmak amacıyla , hatta bunu günümüzde sıkça rastladığımız sosyal medya fenomeni olmak için yaptığını anlatarak toplumun acınacak durumuna parmak basmışsın bunu çok beğendim.
Zeynep, bir ara romanın ana karakterlerinden olacak aşk meşk işleri dolu sayfalar gelecek derken ‘’ Kendine iyi bak demiştin bana, kalbimi benzettiğimden beri zindanlara, çok çizik atan oldu duvarlarıma. Sokak lambalarının bile aydınlatmadığı, kimsenin üzerine yazı yazmaya bile değer görmediği bir duvar oluverdim..’’ yazdın da Zeynep, imkansız aşk oldu ve sayfalarda pek yer almadı ya bunu da takdir ettim.
Bir de Çeto var ki akıllara zarar. Ağanın kuklası, insanlığın acınacak parçası. Onun jandarma sorgusu evet polisiye tadını tam hissettirdi.
Aaaa bunları yazıp duruyorum nerede ana karakter evet ya nerede?
Halil, nerede kaldın da unuttum seni? Zeynep’e olan aşkından vazgeçen, amacı yazar olmak olan, annesinin anlattığı hikayeleri tekrar anlatırken zihnime iyice yerleşsin diye türküleri de ekleyen ya da dinlediği türkülerin hikayelerini hatırlatan Halil, unutmadım seni sadece daha iyi anlatmak için bu ana bıraktım.
Babasının katilini bulmak için İstanbul’dan köyüne geri dönen ağanın eziyetlerine katlanan, ağanın kurbanı olmuş Elif’in,
‘’Bir ay doğar ilk akşamdan geceden neydem neydem geceden
Şavkı vurur pencereden bacadan
Dağlar kışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben
Uykusuz mu kaldın dünkü geceden neydem neydem geceden’’ ezgisinin https://www.youtube.com/watch?v=ZifwSWWfgX4
belki de umudu olmasını istediğim
imkansız aşkı Halil.
Köye tayini çıkan öğretmen Mustafa’nın en yakın yardımcısı destekçisi ‘’ Korkaklar, korkak olduklarını kendilerine söyleyebilecek kadar cesur mudur? Yoksa bu bir kabullenişin mi ürünü? ‘’ cümlelerin sahibi korkusuz Halil. Öğretmen Mustafa’dan bahsederken Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz’ü rahmetle anmama sebep olan kısımlar için de minnettarım sana.
Fikir Kapısı, Düşünce Bahçesine yorulmadan yardım eden çocukları da hatırlamak gerek değil mi Aykut? Ne kadar yaratıcı , özgürlükçü bir çalışma idi hayran kaldım imrendim emeğine sağlık bu bölümler için.
Olayları açıkça anlatıp okumak isteyenlerin meraksız kalmalarına sebep olmak istemiyorum.
Aklınıza gelebilecek her türden anlatım, toplumsal yara, kulluk, kadın hakları, susmak zorunda kalmak ya da cesur olup haykırmak , cinayet , eğitim mevcut bu kitapta.
Çokça beğendiğim betimlemeler , ifadeler oldu. Hele de Elif’in itiraf oyunu aferin kız işe bu dedirtti.
Çok haklısın Aykut, aynen yazdığın gibi
" Kader biraz da eğitimden geçer’’

Her ne kadar ağa ‘’ tek geçerli saat bizim saatimizdir ‘’ desen de Aykut ne güzel bitirdi seni ve eziyet ettiğin saatleri son cümlesi ile;
‘’Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz’’


Keyifli okumalar
120 syf.
·Puan vermedi
Kendi kitabına inceleme yazmak çok garip bir duyguymuş. :) Baştan söyleyeyim kitabın olay örgüsü, işleyişi gibi konular hakkında bilgi almak isteyenler okumayı burada bırakabilir. Çünkü kendi yazdığım bir kitap üzerinde tespitler yapmak ne derece doğru ve etik bilmiyorum. Öz eleştiri hakkımı da kendime saklamak bunları okuyacak olan insanlardan duymak istiyorum açıkçası. :)

Benim bahsetmek istediğim şey daha çok süreçle alakalı aslında. Belki kitap yazmak, bastırmak isteyen kişilere de bir faydam dokunmuş olur böylelikle. Bu süreç beni oldukça yıpratan, strese sokan bir süreç oldu.Yıllarca emek verip ortaya bir şey koyup karşılığında kalite değil sadece magazin arayan, yani popülarite ile ilgilenen yayın evlerini karşımda görmek üzücüydü. Onlara hak verdiğim bazı noktalarda var aslında, neticede kimse duyulmamış bir yazarın kitabını basmaya yanaşmıyor. Kurdukları en basit denklem; ''Dostoyevski veya duyulmuş bir yazarın kitabını basmakta aynı masraf, senin kitabını basmakta. Neden riske gireyim'' şeklinde. Küçük hesaplar peşinde koşanlar için denklem doğru olsada bu bakış açısı hiçbir yenilik kazandırmayacaktır.
Para vererek bastırmakta mümkün elbette. Fakat bu kadar emek verip üzerine beni sadece maddiyat olarak gören kişilerle çalışmayı da ben istemedim. Yine bu süreçte adını vermek istemediğim bazı yayın evlerinin dolandırıcılığına, emek hırsızlığına, sözleşme üzerinde yaptığı küçük gibi gözüken ama ciddi sonuçlar doğuran maddelerine şahit oldum. Kitabın telif haklarını, tüm formatta ki haklarını, sonra ki olası kitapların haklarını ve hatta çok daha fazlasını isteyen maddeler ile karşılaştım, bu durum oldukça yordu ve üzdü diyebilirim. Fakat mutluluğum kazasız belasız bu süreci atlatmış olmak. Bu süreçte yanımda olan insanlara kitabın ilk sayfasında zaten teşekkür etmiştim, ama onlar kendini bilir bir de buradan teşekkür etmiş olayım. :) Son olarak da okuyacak olan arkadaşlar umarım beğenir, ya da yaptıkları eleştiriler bana bir şey katacak hatamı düzeltmemi sağlayacak seviyede eleştiriler olur. :)
120 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Her okuyan değil
Okuduğunu anlayan
Anladığını uygulayabilen insan,

Her yaşayan değil
Yaşadıklarından ders çıkaran,
Aklıyla vicdanıyla hareket eden
Insan olabilmeyi başarmış insan,

Her konuşan değil
Ne konuştuğunu bilen insanlar lazım bize...

Iyinin kötü yaşanmışlıklardan ders çıkarabildiği,
Kötülüğün bir Pranga gibi ruhumuza yapıştığı ve dönüp dolaşıp tekrar kötüleri bulduğu,
Kötünün kötüyle sınandığı bir hikaye Pranga ...

Ve baş karekterin hikayenin sonunda fark ettirdigi bir şey daha;

"Her duygu aşk degildir
Her sevgi derin duygular beslemez..."

Çok değerli genç yazarlarımızdan Aykut Günaydın hocamın ilk göz ağrısı olan Pranga kitabını bana imzalı olarak hediye ettiği icin çok çok teşekkür ederim :)

Benim için bir anısı olan ve bazı özel sebeplerden dolayı incelemeyi geciktirdiğim icin Aykut Günaydın hocamın beni anlayışla karşılayacağından eminim :)

Aykut Günaydın Hocam emeğinize yüreğinize ve kaleminize sağlık :)
O güzel kalemin ve mürekkebin hiç dinmesin nice güzel eserler yazman dileğiyle tekrar tekrar teşekkür ederim :)
120 syf.
·Puan vermedi
Hayatin parçaları vardır. Her parcada bizden kişiler vardır ve her parca önümüzden bölümler içerir. Aykut kardeşimiz de böyle bir parçayı almış tabiri caizse kitap gibi önümüze koymuş. Tam olarak yaşandığına inanmaya başlamıştım ki bir kaç diyalogdan sonra kurgu olduğuna karar verdim.
Kitaptaki isimler de rast gele seçilmemiş bence. Her isim kelime anlamını temsil ederek kisilestirilmis. Spoiler olmasın diye isimleri söylemiyorum.
Bir bölümde Aykut kardeşimiz kendi görüşü acısından Türk edebiyatını sol görüşlü yazarlara indirgemiş gibi hissettim. Orada adı zikredilen yazarları elbette okuyor ve seviyorum lakin sanki orada anilmasi gereken bir kaç ismi bilerek es geçilmiş gibi hissettim.
Bir de olaylara hep entellektüel açıdan bakıldığı için gerçek hayatla düşünceler arasına sıkışmış kısır noktalar var. Zamanla aşıp daha iyi eserler verecektir.
Basit kurgu, az karakter, sade anlatım ve okuması kolay, sayfa sayısı az bir kaç saatte okunacak bir kitap. Değindiği noktalar içimizde hep kanayan yaralarımız. Yarayı anlatması güzel de çözüm önerisi olmaması kötü. Bu yazarın değil ülkemizin eksiği.
Sonuç olarak yaşayan ölür, hak eden mutlu olur, hırsına yenilen kaybeder, hayatındaki kişilerin kıymetini bilmeyen ona muhtaç olur. En önemlisi de şu ki umutlar hapisten çıkmalı. Duygular umutsuz kalmamalı kanaatindeyim.
Iyi okumalar diliyorum herkese.
120 syf.
Hayatta görünmez prangalar ayağımıza takılıyken düşe kalka devam ederiz yolumuza, devam etmemiz gerekir çünkü nefes aldığı sürece insan bir şekilde düştüğü yerden kalkıp seke seke de olsa başı dik devam etmelidir yoluna...
Durun şimdi bu ne alaka bunun kitapla ilgisi yok sadece isminden dolayı böyle düşüncelere daldım...


Fırından yeni çıkan bir kitabımız Pranga, Aykut/Duvar/ arkadaşımızın çok heyecanla beklediği ilk göz ağrısı. Pek muhabbetimiz olmasa da bir iki kere konuşmuştuk kendisiyle çok heyecanlıydı bu kitabı için, kitabın çıkma aşamalarındaki zorluklarıda biliyorum az çok... Ne kadar uğraştılar o yüzden bir gözün aydın diyorum kendisine =)

Kitaba gelirsek kitap 112 sayfalık karakter sayısı ve olay örgüsü yönünden hafif, güzel yormayan akıl karıştırmayan tarzda, belki de bir süredir tek nefeste, kitabın burasında bir ara vereyim demeden okuduğum bir kitap oldu. Gerçi kitabın üvey annesinin (DUA/Duvar/)
verdiği spoi yüzünden benim kitabın sonunu takip etmem çok zor olmadı tüm tahminlerim tuttu =) ben de size bir spoi vereyim kitap okuyunca bitiyor arkadaşlar :))
Kitaba katılan edebi bilgiler bilmemiz gereken, büyük yazar/şairlerin hiç bilmeden araştırmadan kullanılan sözlerini akla getiren ve okuru üzen satırlar... Bilmiyoruz efendim elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz...

Karakterlerin dışa vurdukları duygularının aksine içe dönük yaşadığı psikolojik bunalımlar...
Kitapta çok güzel alıntılarım bulunuyor bir satır iki satır derken bir bakmışsım ki paragraf sonuna gelmişim :)
ayakta alkış verebileceğim bir yer ise hiç tereddütsüz " Bir keresinde bir barınakta zayıflıktan kemikleri sayılan, keneden gözleri kapanmış, vücudu yaralarla dolu, kendi pislikleri içinde yatan onlarca köpek görmüştü. Hayvanla, hayvanlık arasındaki farkın ortaya çıktığı en iyi örneklerden biriydi. Hayvan olmak o canlıya yüklenmiş bir görev, yaratılış, fakat hayvanlık, yalnızca insanlara özgü, diye düşünmüştü "(12)satırlarıydı.

Sanırım yazarımızın istediği gibi bir inceleme olmadı. Kendisi ile konuştuğumuzda hep beni eleştirin ki yanlışlarımı göreyim diyordu ama ben o kadar iyi nitelikli bir okur değilim ve ilk kitabın özrü olmaz diyerek öyle çok sert eleştiri yapılacak bir yer göremedim =)
96 syf.
·Puan vermedi
Aklımda bu kitaba inceleme yazmak yoktu. Ama böyle diye diye iki kitaba inceleme yazınca, bir alışkanlık gelişti sanırım. :)
Gerçi içeriğe dair bilgi verecek değilim, bu incelemeyi de yazıyor olma sebebim yine teşekkürü borç bildiğim insanlardan kaynaklı...
En başta çalışmaktan zevk aldığım ve onlarla çalışmayı bir şans bildiğim; Vaveyla Yayıncılık ve Editörü Arzu Alan Hanım, Değerli hocam Ümit Dağcı, Grafikerimiz, Ressamımız...
Hepsi öylesine güzel çalıştı ve emek verdi ki, bu durum benim onlarla daha fazla bütünleşmemi sağladı.
Sonra fikir ve görüşlerini esirgemeyen, Samet Ö. , bhmflzf , Salih ilk kitaptan beri yanımda olan, °°° Vaveyla °°° , DUA her birine ayrı ayrı teşekkür ederim.
Teşekkür faslını geçip kitaba gelecek olursak, içerik hakkında bilgi vermeyeceğimi söylemiştim. Fakat yine de bıraktığı duygu ve çalışma süreci boyunca ki ruh hali hakkında birkaç kelam etmek isterim.
Çok zor bir dönemin ürünüydü...
Belki de bu yüzden ana teması acıydı ve onunla baş edemeyişten ibaretti. Yine de adı gibi, benim de kendimle Yüzleştiğim ve bu yüzleşmeyi evrensel bir niteliğe taşıma gayesinde olduğum bir kitap oldu. Ne kadar başarılı oldu, takdir okuyucunundur, kendi yazdığım bir kitap üzerine tespit, eleştiri çok doğru gelen bir durum değil.
Ama beni tatmin etti ve ayrı bir yere koymamı sağladı. Saatlerce bilgisayar başında oturup cebelleştim, ki bu da yalnız hikayenin kendisinden ötürü değildi.
Bir zaman sonra yazdığım karakter beni ele geçirdi.
Bitmeyecek dedim...
Olmayacak dedim...
Silmeyi düşündüm...
Ama netice de bitti ve okuyan üç beş insandan çok güzel geri dönüşler almanın yanında, kendi değerlendirmemde de bir tatmine ulaştım.
Dilerim okuyanlarda aynı tatmine ulaşır.
Yazdığım süreç boyunca en çok dinlediğim müziği de buraya bırakmış olayım. :)
https://youtu.be/fEzpsVi1Qd0
Hatta kendime not niteliğinde diğerlerini de bırakmış olayım;
- https://youtu.be/Teir874BSaE
- https://youtu.be/AJpOYnZjnRw
- https://youtu.be/uI7T0k5brKo
- https://youtu.be/JasTrlrDuc0
- https://youtu.be/ce3mVyk73Tc
- https://youtu.be/z8VdYv4cr2g
- https://youtu.be/sazBC8fCCMY
- https://youtu.be/4KVY2xNDzvE
96 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Tasavvufta meşhur bir mesel vardır;
Pervane ile ateşin aşkı. Çok değişik üsluplarda, değişik kelimelerle anlatılır da anlatılır ama her seferinde merakla dinlenir. Kısa bir uyarlamasını da benden dinleyin;
Pervane, vuslat aşkı ile dönerken ateşi görür, bir anda vurulur, o ne güzelliktir öyle, o ne parlaklıktır, işte güzelliği bulmuştur sonunda. O güzellik ki bize faniliğimizi bir anda unutturur, büyük bir coşkuyla ateşe uçmaya başlar, parlaklıktan gözleri kamaştıkça coşkusu giderek artar da artar, ateşe daha yakın olmak, yalnız onu arzulayan zavallı bir yaratıkçık olmak arzusuyla döner, yaklaştıkça ateşin buhurundan yanmaya başlar, ama yandığını hissetmeyecek kadar büyük bir uhrevi alemdeki zihni daha da yaklaşmak, en sevgiliye dokunmak isteğiyle döndükçe döner, yaklaştıkça kanatları tutuşur, bu rahatsız etmez onu, hatta bundan duyduğu garip hazda acının etkisi hepten silikleşir, belki manasız hayatına bir mana bulmuş gibi hisseder bir anlığına, diğer kanadını da uzatır daha sonra ve diğer kanadı da kül olup toprağa, doğduğu yere karışır, artık ateşle bütünleşme arzusu öyle boyuta varır ki, ateş ile küçük ve anlık bir kucaklaşma için son uçuşunu yapar. Sonunda yere düşer ince külden bir toz bulutu...

Ateş burada tanrıyla 'bir' olmayı(fena-fillah derecesi) ya da benliğinin en iç noktasıyla dış noktası arasında mesafenin yokolması, yani tam anlamıyla ben'leriyle 'bir' olabilmek manalarına gelir. Bazı kaynaklar da ateşi Yunan mitoslarına dayanarak(Prometheus'un kaderini hatırlayınız) bilme arzusuyla yanıp tutuşmak olarak yorumlar ki yine isabetlidir. Gelelim bunu neden anlattığıma, kitapta bu mesel'in özü, arkaplanda işlenen çarpıcı temalardan biridir. Kişi içinde taşıdığı onlarca ben'den ibarettir temelde. Biz bunları tek kişiymiş gibi algılamak pahasına bu iç seslerden bazılarını susturur, bazılarını zihin tahtına oturturuz. Zor zamanlarımızda dayanabilen ben'ler de vardır, içimizdeki çocuğu yansıtan ben'ler de. Devam edelim.

"Varoluş sancısı bayım, yok olacağını düşünen insanın lüzumsuz düşünceleridir."
(S. 5)
Daha ilk cümleden neyle karşılaşacağımıza dair bir ipucu veriyor yazarımız. Yine arka fonda işlenmiş varoluşçu temaların parçaları, ruhunuzdaki oyuklara doluyor zaman zaman.
Size 'yazar bize çok canlı bir acı portresi sunmuş' gibi beylik laflar etmeyeceğim. Onun yerine Tutunamayan bir adamın, belki de kapak yazısını yazan Ümit Dağcı beyefendinin de dediği gibi 'dili şişmiş bir sarhoşun' geçmişine, biraz da bugününe, badem gözlerle bakacağımızı söyleyeceğim yalnızca. Burada sağlam bir konu yakalamış yazar, spoiler vermeyeyim ama ben özgün buldum.

Tanıdığımız, sevdiğimiz insanlar bazen birer kelepçe oluyor, bazen de birer mahkeme misali yargılayan hakimlere dönüşebiliyor. Her halükarda birlikte yaşadığımız toplum, özgürlüğümüzden parça parça koparıyor. Bize kalanla idare etmeye çabalarken de hayatı kaçırabiliyoruz. Bu gönüllü kelepçelerin sınırlarını iyi çizmek gerek. Başkaldırmak, bireyselleşebilmek gerek. İnsan ne kadar isterse istesin bir koyun gibi sürüye bağlı kalamaz uzun süre. Başkaldırmak onun fıtratıdır.
Başkaldırdığınızda ise bir anda yargılanmaya başlarsınız. Toplum kendinden ayrıksı olana iyi gözle bakmaz. Bir anda seyyar mahkeme salonu kurulur, sizse Kafka'nın Josef K.'sı gibi neden yargılandığınızı dahi anlayamadan oradan oraya sürüklenir, en sonunda da canınızı topluma teslim edersiniz.

Yeni yazara karşı genel okur, her zaman bir önyargı taşır. Bir kendini kanıtlama yeteneği istenir yazardan, biraz şöhret istenir mümkünse, ya da kendine özgü bir delilik beklenir. Garip adamlar olması istenir.
Hadi seçimlerimizle yüzleşelim biraz, başta klasikler olmak üzere en beğeni toplayan kitapları okuduğumuzda, her zaman genel beğeninin hipnozu altında kalırız. Ama kabul edelim, bir kitap söylediklerinden çok söylemedikleriyle, ya da daha doğru ifadeyle 'söyler gibi olduklarıyla' güzeldir.
Ne de olsa bu dünyada hiç hududa gelmez meseleler var. Bunlardan en büyüğü de yazarın kitabında bize anlatmayarak derinden hissettirdiği ACI.
Ama her acı içinde bir umut da taşır, "ne kadar yoğun olursa olsun geçecek" hissi. Her gecenin ardından bir gün de doğar, yeter ki beklemeyi bilelim.

Neticede kolay değil 'Egzistans' (varolmak), ve bunun farkındalığıyla ezilmek. Böyle zor konuları yormadan, akıcı bir dille, altı çizilecek sözlerle yazmak da meziyet tabii. Yazarı bu yüzden takdir ediyorum, umarım kendisinden daha nice konularda nice kitaplar okuruz.
120 syf.
·24 günde·Beğendi·7/10
İncelemeye başlarken belirteyim, böyle bir kitabın ilk baskısına, imzalısına sahip olduğum için kendimi şanslı addediyorum. Bunun için sevgili Aykut Günaydın kardeşime teşekkür ederim. Peki yazarı tanıyor olmam, onu eleştirmeyeceğim anlamına mı geliyor? Tabi ki hayır :)
Pranga’nın yayınlanma sürecinde yazarın heyecanına ve sancılarına ben de ucundan kıyısından tanık oldum. Tüm bunlar karşısında sıkıcı motivasyon konuşmalarından başka katkım olmadığının hatta bunun bir katkı da olmadığının bilinmesini isterim. Neticede yolundaki bütün taşları bir şekilde temizleyen yazar emeğinin karşılını sonunda alabildi ve sanıyorum bütün sancılar yerini yepyeni bir heyecana bıraktı.

Kitabı genel olarak değerlendirecek olursak; basım korsan kitapları andırıyor. Yazar kızmasın şimdi, teşbihte hata olmaz. Gözü yoran bir sayfa tasarımı var. Ancak içerik tüm bu olumsuzlukları gözardı etmek için yeterli. Hikayesinin kesinlikle gerçek bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Karakterlere verilen isimlerin de alelade seçilmeyip kitabın ruhunu yansıtması hakikaten takdire şayan bir hareket. Yazar, hikayeyi geri planda tutarak daha çok vermek istediği mesajlara odaklanmış. Bu mesaj kaygısı bazı noktalarda hikayeden keskin bir kopuşa sebep olsa da bütün olarak bakıldığında beklentiyi karşılayan bir tablo çıkıyor ortaya. Hatta hikayeden ve romandan çok fazla anlamayan biri olarak benim beklentilerimi aştığını bile söyleyebilirim.

İncelemenin bu bölümü yayınevine bir taşlamadır.
Kitabı basan bilindiği üzere Düşülke Yayınları. Bakınız bu yayınevinin sloganı ne: “DÜŞLERİMİZDEKİ ÖZGÜR YERYÜZÜNE...” Ne kadar güzel değil mi? E kardeşim adı üzerinde Düşülke diyebilirsiniz. Ama sloganıyla bile özgürlük çanları çalan sevgili yayınevinin biraz cesur olmasını beklemek de hakkımız sanırım. Özgürlük demek yazılan herşeyi basabilme anlamına da gelmiyor elbette. Ancak yayıncının Pranga’dan çıkardığı ya da çıkarılmasını düşündüğü paragrafların ortak noktasının gücü elinde tutanları rahatsız edebilecek mesajlar olması akılda tek soru işareti bırakmıyor. Tüm bu sansüre rağmen yine de etkili mesajlar vermeyi başaran yazarı tebrik ediyorum.


İyi kitaplar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Aykut Günaydın
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Giresun, Türkiye, 14 Mayıs 1995
14 Mayıs 1995 yılında Giresun'da doğdu. İlköğrenimi ve Liseyi İstanbul'da tamamladı. Müjdat Gezen Sanat Merkezi (MSM), Yaratıcı Yazarlık bölümünde eğitim aldı. Müziğe duyduğu ilgiden dolayı Beşiktaş Sanat Merkezinde, Piyano eğitimi gördü. 2017 yılında Yaratıcı Drama Kursunda eğitim gördüğü sırada, yazdığı bir Tiyatro oyununu romanlaştırarak ''Pranga'' adında ki ilk kitabını yazdı.

Yazar istatistikleri

  • 24 okur beğendi.
  • 76 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 52 okur okuyacak.