Ayla Duru Karadağ

Ayla Duru Karadağ

Editör
9.1/10
5,6bin Kişi
·
17,9bin
Okunma
·
8
Beğeni
·
805
Gösterim
Adı:
Ayla Duru Karadağ
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
479 syf.
·17 günde·10/10 puan
Oğuz Atay okumak, öylesine kolay bir iş değilmiş… Bunu bir defa daha anladım, zira bundan yıllar yıllar önce “Korkuyu Beklerken” kitabını okumaya yeltendiğimi de hatırlarım; kitaba tekrardan başlarım ve anlayamazsam sinirden deliye dönerim diye kendime yediremediğimden ve korkumdan “Korkuyu Beklemeden” bir arkadaşıma hediye etmiştim.

İşin aslı sinir olmaya, kendine kızmaya, neden ben anlamıyorum demeye hiçte lüzum yoktur. Çünkü Oğuz Atay’ı anlamak bir yaşanmışlık, bir görmüş geçirmişlik, bir sevgili geçmişi, bir dost kazığı, bir aile iç çatışması hülasa bir hayat tecrübesi gerektirir. Bu sebeple her kitabın bir zamanı olduğunu düşünürüm. Şayet çok kitap okuyorsak biliriz ki, sabretmek kitap okumanın en büyük getirisidir. Kitap okuyan insanlar sabırlıdır, anlayışlıdır… Ve her kitabın sonunda sabır taşımızın az biraz daha büyüdüğünü fark etmeyenimiz yoktur; Anlamıyorsan, küsme! Unutma ki vakti henüz gelmemiştir.

Tehlikeli Oyunları oldukça uzun bir zaman dilimine yayarak okumamın sebebi Oğuz Atay’ın fikirlerinin, düşüncelerinin ve hayatı sorgulamasının bendeki hazmının kolay olmamasındandı. Her bir lokmada en hafif tabiri ile kontrpiyede kalıyordum desem yeridir. Sürekli bir ters köşeler, oyunlar, şakalar derken bir de baktım ki gerçek hayattan kendimi soyutlayıp Oğuz Atay’ın kurguladığı dünyada soluk alıp veriyorum. Ah ne oldurdu sanki o dünyada yaşasaydık da Oğuz Atay’ın o edebi havasını ciğerlerimizde solusaydık ya da kullandığı kelimelerin gücüne yaslanarak hayata karşı daha dik durabilseydik…

Maskeler. Zannediyorum ki; bir insanın salt benliği ile gündelik hayatını idame ettirmesi insanlarla dolu bir dünyada pekte olanağı olmayan bir varsayım olurdu. Düşünsenize yüzünüze tatlı, ardınızdan çamur sıçramış düşüncelerini söyleyen insanların maskesiz yani ardınızdaki yüzleri ile var olduklarını. İşte bu sebeple azizim, hiçbirimiz maskesiz yaşayamayız karşımızdakinin çamurunu görerek bizim takmış olduğumuz maskeler de buna dahildir. Oğuz Atay’ın o müthiş saptaması gibi “Başkası gibi yaşamasını bilmeyenler, başkalarını taklit etmeliydi.”

Peki kitap ne anlatmaya çalışıyor bize? Hani hayatımızın çoğu evresinde karşımıza çıkan bir seçim canavarı vardır ve her daim, “Ya ben, Ya o… seç birini?” Der de seni iki arada bir derede bırakır ya. Hah. İşte kitap, o arada kalmış bir insanın hayatını anlatıyor tüm gerçekliğiyle. Üç katlı bir binanın orta katında kalmış adamı, para uzatan yolcu ile şoför arasında kalmış adamı, iki kadın arasında kalmış adamı ve aynı zamanda insanımıza kızarken bir yandan da reçetesini yazmayı ihmal etmeyen o koca yürekli adamı anlatıyor.

Oğuz Atay, hayata, bireye, ilişkilere dair o kadar yerinde saptamalar yapıyor o kadar güzel yorumlar getiriyor ki hayran olmamak elde değil. Hayatını evrelere ayırıp, Herman Hesse’nin Bozkırkurdu’nda yaptığı gibi kişilik paradoksları ve analizleri ile kitabın en top noktasına bizleri ulaştırırken orada saygı duruşuna geçmek mecburiyetinde hissedeceğinizden eminim.

Önünde saygıyla eğiliyorum. Büyüksün Üstad.
479 syf.
·9 günde·Beğendi
DİKKAT! BU İNCELEME TEHLİKELİ OYUNLAR İÇERİR.

"Bütün dünya bir sahnedir.
Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu; girerler, çıkarlar.
Bir kişi birçok rolü birden oynar."
Shakespeare

Oğuz Atay'ın okuduğum ikinci kitabı ve ben yazarı çok beğendim. Kullandığı dili, ustalık isteyen mizahı ve zeka dolu ironisine hayran kaldım. Artık ben de üstada diğer hayranları gibi 'Oğuzcuğum Atay' diyebilirim.

Kitap kurmaca romanlardan farklı olarak üst kurmaca türü olarak yazılmış.Birçok yerde bilinç akışı tekniği kullanılmış. Belli bir olay örgüsü yok. Okurken bir paragrafı kaçırırsanız devamında anlatıcının ( yazar ya da karakter) kim olduğunu anlamayabilirsiniz. O yüzden kesinlikle kolay bir kitap değil. Emek verilerek okunması gereken kitaplardan.

Kitabımızın baş karakteri Hikmet Benol. Hikmet'in hiç yaşanılmayan bir çocukluğu, ailesine kabul ettiremediği bir gençliği ve sona ermiş mutsuz bir evliliği var. Kısacası hayata tutunamamış, hayat karşısında hayal kırıklığına uğramış bir karakter.
İnsan kurduğu hayallerde mutlu olur. Hayallerimizi istediğimiz gibi yönlendirebiliriz. Ama hayallerinde bile başarısızlığa uğramış bir karakter var kitapta.
" Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan? Hayallerine bile hükmedemez mi? "(sayfa 139)
"Hayallerimde bile yenik düşüyorum." (sayfa 294)

Yaşamaktan yorulan, sıkılan ve mağlup olan bir karakter var karşımızda.
" Yoruldum albayım, yoruldum yoruldum yoruldum." ( sayfa 339)
"Mış gibi yapmaktan usandım albayım." (sayfa 364)

Küçük burjuva Hikmet yaşadığı hayattan sıkılıp, üç katlı bir gecekonduya yerleşir. Üst katında o meşhur albay Hüsamettin Tambay vardır. Alt katında ise dul bir kadın oturur. Hikmet'in yaşadığını anlayabilmesi için oyunlar üretmesi gerekir.
Kitapta ayrıca önemli iki karakter daha var. Boşandığı karısı Sevgi ve büyük aşkı Bilge.Kitap baştan sona ironilerle dolu.Öyleki karakter isimlerinde bile ironi var. Eski eşi Sevgi, sevgisizdir. Büyük aşkı Bilge de bilgisizdir. Kendisi de kişilik bölünmesine uğramıştır. Üç dört tane Hikmet çıkar karşımıza. Soyadındaki 'Benol' ironisi de oradan gelmektedir. Bakalım Hikmet kurguladığı bu tehlikeli oyunda benliğini bulabilecek mi?

Kitaptaki Bilge karakteri birçok kişiye göre Atay'ın gerçek aşkı Sevin Seydi'dir. Zaten Atay bu kitabı Sevin Seydi kendisinden ayrıldıktan sonra yazmış. Oğuz Atay'ın hayatını biraz olsun biliyorsanız kitaptaki Hikmet'in kendisi olduğunu anlıyorsunuz. Hikmet'in Bilge'ye ya da Atay'ın Sevin Seydi'ye olan aşkı kesinlikle okunmaya değer.

Cem Yılmaz bir söyleşisinde, "Etkilendiğiniz ve beslendiğiniz bir mizahçı var mı?" sorusuna " Belli aralıklarla Oğuz Atay okuyorum ve memleketimden böyle birisi geçtiği için heyecanlanıyorum." cevabını vermiş. Gerçekten de Atay beni de heyecanlandıran yazarlardan birisi oldu.Diğer kitaplarını da okumayı büyük bir heyecanla bekliyorum.

Tehlikeli Oyunlar yazarın Tutunamayanlar'dan sonra yazdığı ikinci kitabı. İlk kitabı ummuduğu ilgiyi görmemiş. Onu da bu kitabında ironik bir dille eleştirmiş.
"Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım." ( sayfa 282)

Kendi tabiriyle Türk Edebiyatının mutfağından geçmeden doğrudan salonuna giriş yapmış bir yazar. Bence de salonda başköşeye oturmuş. Dram, mizah ve ironiyle harmanlanmış bu güzel kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.


Oğuz Atay'ın karizmatik sesinden kitaplarını anlattığı 3 dakikalık ses kaydı. Dinlemenizi tavsiye ederim.
https://youtu.be/-vRXu-sWkJM


Son olarak sevip de karşılık bulamayanlara gelsin bu alıntı :)
"Beni sevseydi, onun çok yararına olurdu." ( sayfa 412)
479 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Bütün dünyanın virüsle boğuştuğu günlerde, dünyayı ne hale getirdiğini hiç umursamadan virüsün kendi halinde içine kapandığı gibi, Hikmet 1 masasında oturmuş çok ciddi bir konu hakkında düşünmektedir. Karmaşık bir kitabı yeni bitirmiş, kitabın heyecanıyla bir şeyler yazmak istese de devamını getirebileceğinden emin değildir. Her ne kadar oyunlarla dolu kitabın yanında birkaç kitap daha okuduğunu göstererek konuya hâkim olduğu izlenimi vermek istese de durumun ciddiyetinin farkındadır.

Çünkü okullar kapanmış, ev kalabalıklaşmış, sakin kafayla yazı yazmak imkânsız hale gelmiştir. Her zil çaldığında birisi bavuluyla eve girmektedir. Hikmet zili iptal etmek zorunda kalır. Bu sırada ısrarlı bir şekilde kapıya vurulur, buna engel olmanın da bir yolu olmalı. Bunu düşünelim. Bu ses kendinden emin bir komutanın koğuşa girerken gösterdiği pervasızlığa benzer. Hikmet sesi takip ederek kapıyı bulur. Kendisi dışarı çıkmak istediği zaman bile herhangi bir sese ihtiyaç duymadan kapıyı bulabilmektedir. Evde kimsenin olmadığı zamanlarda (bunu kestirmekte güçlük çektiği olmuştur) daha önce defalarca denemiştir çünkü. Bu yüzden kapıya vurulduğunda gidip açmak onun için çocuk oyuncağıdır. Ses olmasa bile kapıyı bulabileceğini bilmenin haklı gururu benliğini kaplar. Herkes yapabilir bunu hayatı boyunca, insanlara şans verilmiyor albayım. Bir de önlerinde yeteri kadar örnek yok, nasıl yapılacağını bilmiyorlar. Sadece kapıya vardığınızda iş bitmiyor ki, kapı ne tarafa açılacak, kolu hangi yönde çevireceksiniz, gelen misafiri içeri almak isteyip istemediğinize bağlı olarak hangi tarafta durursanız misafir mesajı alabilir, bu sorunların kayıt altına alınması lazım albayım. Yoksa ev dediğimiz binalarda kapı olmazdı. Buraya kadar iyi düşünülmüş. Devamında ne yapılacağına dair büyük bir belirsizlik var. Bu konuya ben el koyuyorum. Kapıyı açmayacak mısın Hikmet? Ses yakından geliyor, demek ki kapıya kadar gelmişim. Mesafeyi çok iyi hesaplamak lazım…

Albayım senin üst katta yaşayıp yaşamadığın bile varoluş sancısının üstünde bir sorun teşkil etmektedir. Ne var ki, bu kadar zengin bir oyun için kuvvetli bir aktöre ihtiyacım vardı. Bu kişi mesleğine herkesin saygı duyacağı biri olmalıydı ki, diğer eksiklerimizi telafi etme imkânımız olsun. Eli kalem tutan biri olmalıydı hatta, biraz kitap okuyan ve oyunlarıma katlanabilecek biri. Yoksa benim deli olduğumu düşünebilirdi. Hâlâ da böyle düşünen insanların varlığından bahsedilmektedir. Oysa ben dünyada olup biteni takip ederek değişiyorum sürekli, sonra bunlara numaralar vererek sıraya diziyorum. Dünyadaki salgın hastalıktan sonra Hikmet 2 olarak insanlığın yararına çalışmaya karar verdim. O kadar güvendiğimiz bilim küçük bir virüsle baş edemiyor. İnsanlık körleşmenin eşiğinde artık. Bir yol haritamız olacak, “hep birlikte saçmalayıp aklımızı dinlendireceğiz. “ İnsanlığın bilimsel aklı mevcut sorunlarımızı çözmeye yetmiyor. Aşının canlılar üzerinde ve canlı olduğu sanılan insanlar üzerinde denemeleri yapıldıktan sonra diğer Hikmet’ler durumun aciliyetine göre devreye girecekler, biz aramızda öyle anlaştık. Diğerleri henüz anlaştığımızı bilmiyor, panik yapmamaları için bu bilgiyi gizliyoruz.

Tek çıkar yol olarak ev halkıyla birlikte bir oyun oynamaya karar verdik albayım. Dünya yüzeyine inen uzaylılar neden hep Amerika’yı tercih ediyor buna bir son verme günü gelmiştir. İnsanlığın sıkışıp kaldığı bu dönemde kurtuluşu biz başlatacağız. Evet çocuklar hep birlikte oyun oynayacağız. Ders çalışıyormuş gibi yapmayı bırakın!

Öyle bir oyun olmalı ki bu, kitap okuduğumuz belli olsun. “Baba Cioran’dan bahsedeyim mi ben?” Yok oğlum, sıkışık bir durumdayız, insanlığa ümit aşılamamız gerekiyor. Tanpınar gibi bir enstitü kurmalıyız, saatleri ayarlamaya gider gibi virüslerden kurtulmak için buraya gelmeli insanlar. Maç izler gibi haberleri takip ediyoruz artık. Bu akşamki tanı ve ölümler açıklandı mı? Nasıl da sayılara bağladık her şeyi, iyiye gidiyoruz bugün üç kişi daha az ölmüş. Sanki bir kişi öldüğünde o kişinin tamamı ölmüyor mu? Aaa ne güzel, bizim cenazemiz var ama neyse ki ülke genelinde sayı çok yüksek değil diye teselli mi buluyor insanlar? Oğlum Hikmet konuyu dağıtma. Acı var diye haklı duruma geçtiğini mi sanıyorsun, oyun değil bu, bir savaş. Savaşta ölüler her zaman olacaktır. En az kayıp veren kazanır savaşı. Çin sarayının basılmasını biliyor musun Hikmet? “Başını ve sonunu biliyorum albayım”. Ahh! Kürşad’ın yerine ben girecektim ki Çin sarayına, insanlık bu durumlara düşmezdi. Kaç kişiydiniz albayım? 40 kişiydik, ben operasyonun devamından yanaydım, re’sen emekliye sevketmeseler virüs bu kadar bulaşmazdı. Ben Hikmet 2 olarak bu konuya el koyuyorum. Kötü günler bitecek artık...

İlk önce kelimeleri çözeceğiz. Çok fazla anlam verilmiş onlara. Sonra bütün insanlık bu duyguları yaşamak için kendimizi mecbur hissediyoruz. Âşık gibi görünmeye çalışmaktan âşık olmaya vakit kalmıyor. Başkaları nasıl âşık olmuşsa onlara benzemeye çalışıyoruz. Dışardan bakanlar akıl sağlığımız konusunda endişeye kapılıyor. Bir masala inanıyoruz, sonra uyuyunca göremiyoruz rüyamızda, uyuduk mu uyumadık mı ondan da emin değiliz. Ölüm konusunda bile tam bir mutabakat yok. Bu kadar örnek görüyoruz ama binlerce yıldır çözemiyoruz. İnsanlar daha iyi anlasınlar diye savaşlar ve salgın şeklinde daha kalabalık ölümler görüyoruz, görmemiş gibi yapıyoruz. Buna bir son vermemiz lazım artık. Zamanımızı çok iyi değerlendireceğiz. Her duyguyu yeni baştan yazıp onlara isimler vereceğiz. Bu isimler onların olmasını istediğimiz kalıplara uygun fakat gerçekten uzak olmayacak. Bilge deyip, Bilmezge’ye çevirmeyeceğiz sonra. Hikmet bütün insanlığa yayılmalı, her yere yetişmem mümkün değil. Bu iki katlı gecekonduda insanlığın büyük bir trajediden kurtulması için devrim yapacağız. “Çılgın bir kalabalığın ortasında nereye döneceğimizi bilmeden koşup durmayacağız.”

Güvenilebileceğimiz çok az sayıda kişinin katılmasını istiyoruz. Nurhayat hanım katılabilir bize, çok kahve içmemiz gerekecek. Hatta hemen şimdi başlatıyorum bu büyük devrimi.

Bu kadar büyük bir devrim için kapılardan başlamak gerekiyor albayım. Yoksa insanlık kapılarda sıkışıp kalacak. Bazen içeri giremeyecek, bazen de dışarı çıkamayacak insanlar. Kimin içerde, kimin dışarda olduğunun netliğe kavuşması lazım. Ülkeler nasıl istediği zaman sınırlarını ve havaalanlarını kapatıyorsa insanların da böyle bir özgürlüğü olmalı. Bunun için de kapı kolunun ne yöne çevrileceğini ve kapının hangi tarafa açılacağını bilmesi lazım. Senin gibi emekli bir asker bile merdiven boşluğunda kalırsa insanlık bunun altından kalkamaz. Senin yaşın 65 in altında değil mi albayım, buna dikkat etmemiz gerekir. Gençler hafta içi, yaşlılar Pazar günleri, bunu unutmayalım. Önemli, önemli, önemli... Pazar günü gelirken Mütercim Arif’in kitabını da getir ki, yazdığımız yazıyla uyumlu hale getirmeye çalışalım, yoksa bu yazıyı toparlayabilecek gibi görünmüyoruz...

Kalabalık bir yemek vereceğiz bu gece, oyunda adı geçen herkesi bu yemekte görmek istiyorum. Bunun son yemeğimiz olmaması için sosyal mesafeye dikkat etmemiz gerekiyor. Masaların köşelerine ve çapraz oturalım lütfen, insanlığa bir sözümüz var. Virüs küçük bir yerden dünyaya yayılabiliyorsa kurtuluş da bir gecekondudan yayılabilmeli. Evet bunu iyi düşündüm. Nurhayat hanım, bir kahve yapar mısınız bize?

Hikmet 3 topla kağıtları, daha önemli işlerimiz var…yazmıyoruz…
479 syf.
Tehlikeli Oyunlar da, diğer Oğuz Atay kitapları gibi, yine o hüzünlü hazzı yaşattı bana. En sevdiğim kitabı mı oldu bilmiyorum ama farklı bir iz bıraktığı kesin.

Hayat tarafından hayal kırıklığına uğratılmış Hikmet'in, bir yanda sevmediği karısı, bir yanda sevdigi kadın, komşuları, arkadaşlıkları ve günlük yaşantısıyla, zihninden geçenleri okuduğumuz bir 'tutunamama' hikâyesi. Ve yine tıpkı Tutunamayanlar gibi yorumlaması zor bir kitap.

Duygusal olan, hayata tutunamayan, insan ilişkilerinde sorun yaşayan herkes, bu kitapta kendinden bir şeyler bulacaktır. Özellikle anlaşılmadığını düşünen ve bunu dert eden herkes eminim şu satırlarda kendini bulacaktır: " beni anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra beni kimse okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum..."

Fakat Oğuz Atay'ın romanlarını okumak için bence biraz sabırlı bir okur olmak gerekiyor. Ama lütfen sabredin, okuyun, çünkü Oğuz Atay okunmak istiyor. Bu nedenle Korkuyu Beklerken'i "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" diye bitirmişti.

Altını çizdiğim yerlersi dönüp tekrar tekrar okuyacağım, çok sevdiğim bir roman oldu.
Umarım daha çok okunur.

Tehlikeli Oyunlar, şubat ayı kitabımızdı. Eşlik eden herkese teşekkürler.
479 syf.
·Beğendi
(Bu yazı, kitaptan alıntılar içermektedir.)
"Bütün hayatımı kelimeler uğruna harcadım, içi boş kelimeler uğruna. Kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden onlarla oynadım. Oyunları da kelimelerin içinde tutukladım."(Tehlikeli Oyunlar, s.448)
“Tehlikeli Oyunlar”ı araya pek çok kitabı da sığdırarak ve uzun bir ara vererek tam 32 günde bitirmişim. Ben saymadım günleri de 1000 Kitap benim yerime sayıyor:) Kitabı bitirip alıntılarımı gözden geçirip bir şeyler yazmak istediğimde A4 boyutunda yaklaşık yedi sayfalık bir alıntı biriktiğini fark ettim. 1000 Kitap’a gelip alıntı eklemeye başlayınca fark ettiğim bir husus var: Bazı kitaplar öyle dolu ki elinizden gelse kitabın her sayfasından alıntı yapmak istiyorsunuz. Hatta bence bazı kitaplar öyküsünden çok cümleleri, dili ve üslubu için okunuyor. “Tehlikeli Oyunlar” da tıpkı Atay’ın diğer kitapları gibi –Bir Bilimadamının Romanı hariç- satır satır alıntılanabilecek dolulukta.
"Peki bu kitap ne anlatıyor?" diye soracak olsak herhalde aşağı yukarı kitabı okuyan herkes “Hikmet Benol ismindeki bir adamın hayatından kesitler” cümlesinde hemfikir olacaktır. Kitapta Hikmet’in evliliğinden, karısı Sevgi’den, sevgilisi Bilge’den, komşularından, arkadaşlarından kısacası bir bireyin sıradan günlük yaşamından bahsediliyor. Peki Hikmet Benol mühim bir adam mıdır? Cevabımız kocaman bir “hayır” olacak. Peki Oğuz Atay nasıl oluyor da sıradan bir adamdan 476 sayfalık hacimli bir roman çıkartabiliyor? Üstelik bu roman hemen her satırıyla dolu dolu ve her satırıyla okunmaya değer olabiliyor? O da Oğuz Atay farkı diyebiliriz. Oğuz Atay’ın ironik dili kitabın her satırına sinmiş durumda. Zaman zaman kendine göndermeler yapıyor ki bence bu göndermelerden en güzeli şu satırlar:
"Beni okumayı sakın ihmal etmeyin, bütün kitapçılarda bulunuyorum, bu herif de ne konuştu -deli midir nedir- böylesini de hiç görmemiştim şekerim adam bir türlü susmak bilmiyor demeyin arkamdan olur mu?"(s.319)
"beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım..." (s.318)

Oğuz Atay’ın sağlığında kıymetinin pek bilinmediğini, “Korkuyu Beklerken” hikaye kitabının sonunda “Ben burdayım sevgili okuyucu sen nerdesin?” cümlesiyle okuyucusuna seslendiğini düşündüğümüzde bu satırlar daha da anlam kazanıyor. Zira her yazar okunmak ister. Bu bağlamda Oktay Akbal’ın 1977 yılında yaptığı şu değerlendirmeler Oğuz Atay’ı anlamak için okur olarak üstümüze düşenleri de ifade ediyor:
“Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler, alışkanlıklardan koptuğumuz, kopabildiğimiz, rahat ve geniş zamanlarımızı güç bir kitabı çözmeye, sevmeye, ondan bir şeyler almaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay’ın romanlarını çok seveceğiz. Onlarla çağımız insanının, daha doğrusu büyük kentte yetişmiş kentsoylu bir aydının tüm duyarlığı, iç muhasebesi, kendi kendisiyle tartışması, kendini eleştirmesi, çok değişik bir güldürü havasıyla bizlere ulaştırması, sunması var…”(Cumhuriyet, 19 Aralık 1977)

Kitaba inceleme yazmak için alıntılarımı gözden geçirdiğimde oyun kelimesinin hem benim alıntılarımda hem de kitabın genelinde bir leit motif şeklinde sıklıkla tekrar edildiğini fark ediyorum. İşte içinde oyun geçen alıntılardan birkaçı:
"Yarın için senden iyi oyunlar yazmanı, yazdığın gibi, içinden geldiği gibi oynamanı bekliyoruz." (s.56)
"Birlikte oynuyoruz. Bu arada anılarımla da oynamama izin verir misiniz albayım? Oyunlar yazmayacak mıydık albayım? Aklıma takılan anılardan kurtulmama yardım etmeyecek miydiniz?" (s.45)
"Ben de bir zamanlar başını hatırlayıp sonunu unuttuğum, bazı cümlelerini aklımda tuttuğum bir ya da birkaç oyunda, küçük rolleri oldukça başarısız yorumlamıştım; seyircinin baskısı yüzünden, rolümü değil kendimi hissetmiştim." (s.60)
"Oysa ben bütün cümlelerin baş tarafını kaçırdığımı çok iyi biliyordum; oyuna geliyordum." (s.62)
Kimse rolünü ezberlememiş. Bu ne biçim tiyatro? (s.459)
"Oyuna gelmemeliydim bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim(...)Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum. "(s.63)
"Zaten biz her zaman alkışlarız. Beğensek de beğenmesek de, oyumuzu versek de, vermesek de, her şeyi oyun sandığımız için durmadan ellerimizi çırparız." (s.147)
"Bu düzmece oyun sona ermeli. Kendi benliğimizi bulmalıyız. Yalvarıp yakarmaktan vazgeçmeliyiz. Rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız. Gerçekleri rüya yapmalıyız."
"Her şeyi unutmayalım. Yağmurun dinmesini beklediğimizi unutmayalım. Hayatın bir oyun olduğunu unutmayalım. En büyük hazinemizin aklımız olduğunu unutmayalım. Aklımızı korursak bütün oyunları istediğimiz gibi oynayabileceğimizi unutmayalım." (s. 398)

Alıntıları ve kitabın tamamını düşündüğümüzde Oğuz Atay’ın genelde aydın insanın yalnızlaşmasını, bireysel sorunlar içinde boğulmasını, tutunma çabalarını anlattığını söylemek mümkün. Özelde ise Doğu ile Batı arasında sıkışıp kalmış arafta bir Türk aydını anlatılıyor. Hikmet Benol bir Bozkırkurdu belki ama bir taraftan da Atay onunla; Türk aydınının modernleşme macerası içerisinde kendisini tam olarak bir yere ait hissetmeyen arada kalmışlığını, yalnızlığını çeşitli oyalanma vasıtaları bularak dindirmeye çalışmasını –kadınlar, oyunlar, arkadaşlar, içki vs.- ama son kertede kendi kendisine yenik düşmesini anlatıyor. Hikmet Benol diğer taraftan "Siz ona bakmayın; hiçbir işte tutunamamıştır." (s. 429)cümlesinde ifade edildiği gibi bir tutunamayan aslında...
Kitapta tersten bir isim sembolizasyonu yapıldığı da görülüyor. Hikmet, isminin aksine kendine bile faydası olmayan bir adam. Karısı Sevgi’de sevgiyi değil sevgisizliği buluyor. Bilge de romanın pek çok böümünde de geçtiği gibi felsefe okumuş olmasına rağmen Bilgelikten pek nasibini almamış.

Tehlikeli Oyunlar gerek altı çizilesi cümleleriyle, gerekse asırlık yaralarımıza yaptığı nazik, ironik tespitlerle okunası bir kitap. Hayatı bir oyun olarak görmek yaraları hafifletir mi derseniz Oğuz Atay bu sorunun cevabını Hikmet Benol üzerinden veriyor. Sürprizi bozmamak adına bu sorunun cevabını kitaba bırakıp herkese oyunla gerçeği dozunda yaşadığımız, hakiki manada dolduğumuz ve doyduğumuz yaşanılası hayatlar temenni ediyorum. İyi okumalar…

BU YAZIYI ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA BLOGUMDAN OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...n-mu-bu-oynadigimiz/

TEHLİKELİ OYUNLAR'IN TİYATROSU HAKKINDAKİ YAZIMI OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...nusmesini-seyretmek/
479 syf.
·4 günde·10/10 puan
İnceleme yazmasam içimde kalacak, yazsam kelimeler kifayetsiz. İçimde kalmasın diyorum ve birkaç şey söylüyorum;

Tamamen şahsi olarak Tutunamayanlar’dan daha güzel olduğunu düşünüyorum. Belki okuduğum ruh hali, belki okuduğum ortam buna etki etti inanın bilmiyorum.

Bir “Poyraz Karayel” dizisi izleyicisi olarak biliyorum ki dizi çok fazla alıntı içeriyor. Şuan kitabını okumadan filmini izlediğim bir eserin pişmanlığı gibi bir his var üzerimde.

Beklediğimden daha kısa sürede bitti. Özellikle son 4-5 bölümün alıntılarını bekletmeden paylaştım çünkü bugün biteceği gidişattan belliydi.

Ana karakterimiz Hikmet, Tutunamayanlar’daki Selim’in reenkarnasyon hali diye okumuştum kitaba başlamadan önce bir incelemede. Büyük ölçüde katılıyorum ama reeankarnesi olacak kadar da aynı değiller. Oğuz Atay gerek ruhu gerek konusu bakımından benzer eserler yaratmış. İki kitapta da Titanik misali batan bir insanı, batmakta olan gemide keman çalmaya devam eden kemancılar gibi okuyoruz.

Kitap yer yer donuk bir gülümseme yaratırken yer yer göz dolduruyor. (Hem de benim gibi kırk yılda bir ağlayan insana.) Anlatım ve dil bakımından değişen bir şey göremedim. Oğuz Atay’ın kendine has ve mükemmel anlatımı..
Anlatımına alışmakta zorlandığım iki yazar var; Biri Stephen King diğeri Oğuz Atay. İkisine de zor alışır zor vazgeçersiniz.

Yazar bilinç akışı tekniğini yine çok güzel kullanmış. Karakterin iç dünyasında gezinirken ve kendinizi onun yerine koyarken bunu çok net anlıyorsunuz.

Tutunamayanlar’ı okuyup Tehlikeli Oyunları okumayı düşünenler; Ne duruyorsunuz? verin siparişi.

Oğuz Atay okumaya başlamak isteyenler; Tutunamayanlar kalın gözüktüğü için önce bunu okumak istediniz muhtemelen. Siz de okuyabilirsiniz. Hatta bunu önce okumanız daha iyi sizin için.

İki kitabı da okumadım, anasayfama çıktı diyenler; hayatınıza benzerini başka bir yazarda bulamayacağınız bu eseri katmak için müthiş bir fırsat. Geç kalmayın derim...
290 syf.
·42 günde
Bu kitap, benim şu ana kadar okuduğum kitaplar arasında belki de dili en sivri olan kitaptır. Okurken ben bile gerildiğimi hissettim. Hani bazı eserler insana huzur verirken bu biraz fazla şişliyor insanı en yumuşak yerinden. Konu olarak çocuğun sesini tüm dünyaya duyurma amacı var. En iyi anne babanın bile hataları olduğundan bahsediyor. Evet çocuğa istemeden de olsa verdiğimiz tüm zararları bir bir sıralamış, hatta benim aklıma gelen eksik yok bile diyebilirim. Ancak okuyana kadar aklıma gelmeyen onlarca şey öğrendim. Beni oldukça şaşırtan bölümler oldu. Bunların en basiti, beni beynimden vurulmuşa çeviren, bugüne kadar asla o pencereden bakmadığım "lütfen" ve "teşekkür ederim" kavramlarını çocuğun özgür alanı olan evde kullanmasının zararları bölümü oldu. Yani o sofra çocuğun evindeki bir sofra ve sırf edep adap öğreteceğim diye onu elini servis tabağına uzattığında lütfen alabilir miyim diye izin almaya zorlamak veya aldıktan sonra minnetle teşekkür etmesini istemek uygun değilmiş. Biz ebeveynler bu kelimeleri kullandıkça çocuk zaten görerek yapmaya başlarmış, zorla öğretmeye çalışmak alırken lütfen demelisin demek çocukta zararlı sonuçlar doğuruyormus falan. İlginç yani, üstelik bizim kültürümüzde misafirliğe gidilince annelerin kaşı gözü durmaz gözleriyle dövüverirler valla al bakayım hadi bir tatlı daha :) öyle insanlar tanıyorum ki ne kadar canı isterse istesin üç kere teklif etmediğin sürece onu oradan alıp da yemez. Demek ki yazarın gerçekten bir bildiği var gereksiz içi boş saygılara gerek yok. Hem bu sadece bizde var, niçin var? Onu bilemiyorum. Benciliz bence, çocuğum beni utandırmasin da ne olursa olsun. Edepli desinler. Falancayi annesi bir güzel yetiştirmiş desinler. Desinler de desinler. Kendimizi düşünüyoruz bunu fark ettim bu kitapta.

İçerik olarak küçük bir eleştiri, kitap sürekli reklam yapmış. Kendine ait önceki eserlerden fazla açıklamalar var. Ben şu şu kitabımda bunu detaylıca anlatmıştım gibi. Bir değil iki değil bir süre sonra yeter ama ben şu an bu kitabı okuyorum deyip YouTube reklamı kapatır gibi hissettim kendimi. Ve ve ve Alice Miller alıntılari çooook fazla. Kitaptan Alice Miller alıntılarını çıkar bence çeyreği gider. Ben Nihan Kaya okumak için kitabı elime aldım, Alice Miller okumak istesem Alice Miller okurdum deyip biraz homurdandım.

Okumanızı tavsiye ediyorum ancaak küçük bir notum olacak. Evet kitabı okuyun fakat eğer dini mevzularda aklı karışacak bir insansanız önce o eksiklerinizi tamamlayın derim. Kitapta haddi aşan paragraflar mevcut. Biraz İslam düşmanlığı kokusu barındıran hafiften deizm tadı veren yerler okudu bu gözler. Hatta bir ara vay arkadaş şimdi dinden de çıkmasak diye diye okudum ham sofu gibi. İşin ciddi boyutuna gelirsek hz amine'nin anneliğine laf söylemek kimsenin haddine düşmez, İbrahim peygamber kissasinda evladıyla imtihan olan peygambere "bence" şöyle olmalıydı demek haşa kimsenin haddine düşmez. Doğmamış çocuğa mektup kısmındaki tanrı ile ilgili düşüncelerinin değiştiğini zaten belirtmiş yazarımız ama bunu irdelemek de bizim haddimize düşmez herkes özgürdür. Sadece dinler tanrı tanımlanamaz bilinemez der ama tanrıyı öyledir böyledir diye tanimlayip durur çelişki yapar falan gibi cümleler deizm cümleleri. Bu sebepten diyorum aklı karışık olan okumasın, ben okudum geçtim ama geçemeyenler olabilir aman dikkat. İşte gibi gibi bir çok dini propaganda var kitapta bunu söylemeden geçmek yakışık almazdı. Kitap güzel, heybemizi doldurduk darısı diğer okuyacakların başına.
479 syf.
·7 günde·10/10 puan
NOT : " Tehlikeli oyunlar, Oğuz Atay'ın en güzel eseri midir albayım?" Saçmalama Hikmet. :D
( bence en güzeliydi)

NOT : Sayfa sayısı göz korkutabilir ama hızla bitebilecek harika bir eserdir.

Okumayan bir ben mi kalmıştım derken bir güzel Oğuz Atay eserinin daha sonuna geldim. Gelmeseydim keşke bitmeseydi...

Kitabımız 4 bölümden ve 18 kısımdan oluşuyor. Özellikle karakterleri yine güzel anlatmış sayın Atay. @Sultanalp hocamın karakterleri hatırlatan yorumuyla başlayan heyecan, kitabın sonuna dek sürdü. Yaşadığı konumdan tutun da her türlü ruh hali çok güzel anlatıldı. Özellikle Hüsamettin Albay ile Hikmet'in arasındaki ilişkiyi kıskanabilirsiniz. :) Olric yerine Albayım vardı bu sefer ve kalite aynıydı. Sevgi karakteri ile Bilge karakteri arasında gidip gelen Hikmet'in yaşadığı buhranın anlatımını beğenerek okuyacağınıza eminim. Tiyatro oyunları da vardı eserde ve bu yöntemini çok sevdim. Yalnızlığı seviyorum, Hikmet Benol gibi düşünmeyi daha çok seviyorum diyebilirsiniz. Bu hoş eseri herkese öneririm. Herkese keyifli okumalar dilerim
479 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Hayatın hikmetlerinden dolayı kafamız zaten karışık. Ben Atay’ın Hikmet’ine bir bakalım derim. Çünkü Albay’ı, Sevgi’si, Nurhayat’ı, Bilge’si ve diğerleri; hepsinden ortalama bir “Hikmet” çıkarabiliriz.

Arada kalmış, sayfalar arasına sıkışmış biri Hikmet. Hem kızdığı, hem hepsini birden kucaklamak istediği insanların, sevdiği kadınların, hatta oturduğu evin bile orta katında, arada kalmış bir insan. Bir gün, “Ben ölmek istiyorum sayın albayım ölmek!” deyip, başka bir gün, “Ben yaşamak istiyorum, yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum!” diyecek kadar arada kalmış biri.

Sen ne yaptın Hikmet?
Gerçeklerden düşlere, düşten gerçeklere sıçrayıp durdun. Kendinle birlikte bizi de savurdun! Kaç kişiydin sen aslında; biz hangisiydik?

Hayatla dalga geçemezsin, buna müsaade etmez kendileri. Sorgulamada kalsan, ötesine geçmesen öylesi daha kullanışlı olmaz mıydı?

“Değil mi albayım? Allah belanı versin Hikmet! Peki albayım.”

Başarısızlıklarının sebebini diğerlerinin üzerine yıkmakla içerinde huzur, dışarında dünya nimetleri bulacağını sandın. Kaçtığında sığındığın yeri savaş alanın yaptın ama insanlar ne yapar eder bozguna uğratır. Asla kaçamazsın. Yakalarlar.

Dert etme! Aklını korusan da bütün oyunları istediğin gibi oynayamazdın. Ancak yol boş olursa karşı kaldırıma geçebilirsin! Senin yolun çok kalabalıktı...

Ama artık yeni bir şey olacak mıydı? Belki de tüm olabilecekleri denedin ve bitirdin. Oyunlar oynamak istiyordun ya, beğendin mi peki? Dışarıdan göründüğü gibi değil. Oyunlar tehlikeli. Bir tarafta her zaman ne istediğini bilen insanlar, diğer tarafta sonrasını düşünmekten ne istediğini de unutanlar.

Her tarafta biraz bulunayım dersen bertaraf olursun.

Tehlikeli Oyunlar’da hiçbir şey kesin değil. Tıpkı yaşadığımız gerçek hayat gibi. Ve ben bu yolculuk boyunca Atay’ın bilinç akışında neredeyse kaybolacaktım.

Böylesi bir kayboluşa gönüllü olarak, bu harikulade eseri bir kez daha okurum.

(NOT: Önsözü kitap bitince okuyun derim.)

Yazarın biyografisi

Adı:
Ayla Duru Karadağ

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 17,9bin okur okudu.
  • 1.476 okur okuyor.
  • 14,9bin okur okuyacak.
  • 810 okur yarım bıraktı.