Ayraç  Dergisi

Ayraç Dergisi

YazarDergi
7.8/10
40 Kişi
·
182
Okunma
·
29
Beğeni
·
585
Gösterim
Neden hayatta her şey kazanmak üzerine kurulu ve ölüm duygusu neredeyse hiç yokmuş gibi davranılıyor. Ölümsüz bir hayat kurgusu var yaşadığımız dönemde.
Oysa klasikler keşfedilmeyi bekleyen, hiçbir zaman tükenmeyen, her zaman söyleyecek sözü olan zengin metinlerdir. Üzerinden yüz sene, yüz elli sene, iki yüz sene geçse bile...
Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza"da sorduğu o paslı soru vicdanımızın sesi adeta: "Ne yaman bir gerçek! Tanrım, ne yüce bir gerçek bu! Ne alçak bir yaratık şu insanoğlu!"
Toplum içerisindeki statünüz ne olursa olsun hepimiz gün içinde birbirinden sahte insanlar, sahte gülüşler ve sahte ilişkilerle iç içeyiz.Dışarıdan bakıldığında bulunduğumuz konum bizi ne kadar dünyanın en mutlu insanı gibi gösterse de aslında hiçbirimiz göründüğümüz kadar mutlu yahut hayatından memnun değiliz.
Kızıl derilileri kovmaktan öte yok eden, Avrupa Halkları, hiç bir zaman tek millet olamayıp, kendileri dışındaki milletleri yok etmeye devam ettiler. Bunun küçük bir örneği Amerika’da ki siyahi insanlardır. Amerika’yı istila eden zihniyet, oranın gerçek yerlisini yok ederek, siyahileri getirerek kendilerine köle olarak devam edeceğini zannettiler. Yanıldılar! Peki neden günümüzde ki siyahilerin “kayıp haklarını” sor muyorlar? Bu soru, cevabı karmaşık olmakla, kapitalist sistemin bir sindirme/pasifleştirme haline getirildi, diye biliriz.

Malcolm, 1960’ların Amerika’sında “Beyaz Adam ile Öteki yani Siyahi” çatışması içinde; kendi özünün bir sesi olmayı başarmıştır. Acıdır ki bu ses dört yüz kişilik bir konferansta 21 Şubat 1965’te herkesin gözü önünde kurşun yağmuruna tutularak şehit edildi.
88 sayı olarak şubat 2017’de Ayraç Kitap ve Eleştiri Dergisi, “Malcolm X” özel dosyasını hazırladı ve kitapyurdunda sadece 4992 okurla buluştu. Bu sayısında Kadir Pektezel, Yusuf Yavuzyılmaz, Şahin Torun, Yunus Özdemir ve Rüstem Bal; “Malcolm X Hayatı ve Hakikat Serüveni ile Muhammed Ali ile ilişkisi, Afro-Amerikan Kültürü” hakkında analizler yapıldı.

Asım Öz ile Gökhan Özcan felsefe ve psikoloji konularında Adam Sharr, Joe Herbert kitaplarından çıkarımlarda bulunarak, sayıya çeşitlilik kattılar. Diğer önemli bir çalışma ise Ekrem Kuşçu'dan araştırmacı Abdurrahman Arslan’ın “Kıbleyi Kaybettiren Dönüşüm” adlı kitabıyla İslamcılığın Entelektüel Muhasebesi başlığı olmuştur. İz yayınların hikayecilerinden Abdullah Harmancı ile yapılan bir söyleyişi var. Bu başlıklar dışında okunmayı bekleyen on başlık ile Ayraç Dergisi 88ci sayısı okurlarını bekliyor. Son bir şey daha “Derisi Kara, Yüreği Ak: Malcolm X” başlıklı yazımdan son yarısını sunmak istiyorum.

Yunus Özdemir - “Derisi Kara, Yüreği Ak: Malcolm X”

Şehitler Bahçesinde Derisi Siyah Yüreği Bembeyaz: Malcolm X

Amerikalı Müslüman lider Malkom X(Malcolm X), 1925 yılında Baptist bir papanın oğlu olarak dünyaya geldi. O yıllar, ırkçılığın hat safhaya ulaştığı, beyazların siyahları sırf derisinin renginden dolayı katlettiği, karanlık dönemlerdi. Dört amcası gibi babası da beyazlar tarafından öldürülmüştü. Bu ağır travmatik şartlar. Ezilen, aşağılanan, şiddet gören bir zenci olarak beyaz adama karşı kin ve nefret duyguları içinde büyüdü. Tüm zenci çocuklarının ortak yazgısı gibi çocukluk ve gençlik yılları sokaklarda ve eğitimsiz geçti. İlk gençlik yıllarında Karlende kirli işlere bulaştı. Ve hırsızlık sucuyla hapse atılması aslında onun hayatının bir dönüm noktasıydı. İslam’la ilk kez burada tanıştı. Oysa tanıştığı İslam, Kur’an ve sünnet çizgisinde sahih bir İslam anlayışı değildi. Tanıştığı din ırkçı siyahi lider Elijah Muhammed’in Nasyonalist İslam yorumuydu. 1952 yılında hapisten çıkınca kendisini davasına adayan bu genç adam Malkom Lidır olan ismini davasının isimsiz bir hizmetkârı olarak Malkom X şeklinde değiştirdi. Kısa zamanda etkili bir hatip ve bir söz ustası haline gelmiş ve tanınmaya başlanmıştı. “Şeytan” olarak tanımladığı beyaz adama karşı siyah ırkçılığı savunan konuşmaları hitabet sanatının cazibesiyle birleşince kalabalık kitlelerin coşturan, büyüleyen yeni bir liderin doğuşunu müjdeliyordu. Oysa bu karizmatik genç lider İslam’ı hala tanımıyordu. İslam’ı beyazlara düşmanları öğütleyen, siyahların dini zannediyordu. Keza bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmeye Elijah’ın dini çarpıttığını anlamaya ve İslam ülkelerini de temsilcikleriyle irtibata geçerek, gerçek İslam’ı kavramaya başlamıştı. 1963 yılında Elijah’la yollarını tamamen ayırdı.

Ve 1964 yılında Haç görevini yerine getirmek üzere Mekke’ye gitti. Kâbe’de renk ve ırk farkı gözetmeksizin, bütün müminlerin hep birlikte huşu içinde Rablerine ibadet etmeleri, birbirleriyle dostça ve kardeşçe ilişkiler içinde olmaları, Malkom’u büyülemişti. Mekke’den eşi Betty’e yazdığı mektupta duygularını şöyle ifade ediyordu: “İnanmayacaksın ama tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan su içtim. Aynı tabaktan yemek yedim. Hepimiz kardeştik. Ben artık ırkçı bir Müslüman değilim. Gerçek Peygamberimiz olan Hz. Muhammed(sav) ırkçılığı yasaklamıştı.”

Mekke’de Malik El Şahbaz ismini alan Malkom, Hac’tan döndükten sonra ırkçılığı bıraktığını acık bir bicimde tekrar etti. Konferanslarında ve medya organlarında hem siyahi topluluğa hem de tüm Amerikan toplumuna İslam’ı anlattı. İslam, ilk defa evrensel boyutta ve geniş çapta Amerika’nın gündemine geliyordu. Amerika İslam’ı anlamaya muhtaç, zira Amerikan toplumunda ırkçılığı ortadan kaldıracak tek din İslam’dır, diyordu. Malkom X’in ırkçılığı reddetmesi, İslam Kardeşliğine yönelmesi, İslam Dünyasıyla ilişkiye geçmesi ve Amerika’da yeniden güçlü ve örgütlü bir İslam toplumu oluşturmaya yönelmesi onu hem ırkçı Müslüman topluluğun hem de gizli güçlerin hedefi haline getirmişti. Onun, için zor günler başlıyordu. 13 Şubat 1964 gece yarısı evi bombalandı. Eşini ve çocuklarını zorlukla dışarıya çıkartarak kurtara bildi. Sürekli izlenen ve ölüm tehditleri alan Malkom, öldürüleceğini hissediyor ancak inandığı davasını anlatmaktan verdiği mücadeleden vazgeçmiyordu. Yine böyle bir gündü. 21 Şubat 1965, konferans vermek için kürsüye çıktığı sırada aralarında eşi ve dört çocuğunun da bulunduğu dört yüz kişilik bir topluluğun gözleri önünde kimliği belirsiz kişilerce kurşun yağmuruna tutularak şehit edildi. Malkom X ya da diğer adıyla Malik El Şahbaz, bir İslam şehidi olarak, şehitler bahçesinde ki yerini aldı. Irkçılığı lanetleyen İslam’ın gür sesini Amerika’ya ve bütün dünyaya haykıran, İslam kardeşliği ve İslam davası için mücadele eden ve bu uğurda canını veren, derisi siyah yüreği bembeyaz bu adam tıpkı peygamber dostu Habeşli simsiyah derili Bilal efendimiz gibi çağımızın önde giden Müslüman önderleri arasında ki muhteva yerini aldı.


Yunus Özdemir.
İnsanlığın muhatap olduğu iki olgudan örnek verirsek; geçmiş ile gelecek diye biliriz. Geçmiş, hüzün ile pişmanlık arasında birikmiş iken gelecek; umut ile telaş arasında yol almakta. Temmuz 2017’de iki dosya ile Mostar Köprüsünden İslam'ın Hilâli suya düştü. Ama 2100 yılında “Hayat Neye Benzeyecek?” sorusunu aradı, Ayraç Dergisi 93. sayısı.

Balkanlar, 19. Yüzyılda Osmanlı’nın adaleti kalkınca, Avrupa tarafından buradaki kardeşleri birbirine düşürdüler. 19 ile 20 yüzyıllar Balkanda ki Müslümanların, Hristiyanlar tarafından katledilmelerine, göç ettirmelerine sahne oldu. Bu sahnenin son örneği ise 1991 – 1993 arasında Sırplar tarafından yapılan Bosna Hersek katliamıdır. Şahin Torun, Nurullah Aydın, Ruhi Konak Bosna Hersek dosyasını analiz ettiler. Sadık Yemni'nin Yuval Noah Hararı'nın “Holo Deus – Yarının Kısa Tarihi" adlı kitabıyla insanlığın gelecekteki halini düşünme ve anlama zahmetinde bulundurmaya çalışıyor.

İki önemli röportajla Cemal Şakar ile Hasan Harmancı ile yapılmakta.


Yunus Özdemir.
Ayraç Eylül 2017

Insan, bir yolun yolcusu... Ayak izlerinin sanatçısı... Bu uzun yolun emektarı... Acz halinin yabancısı... Yorulmaz bir yaramaz...

Iç benliğinden dışa yansıyan bir ayna gibidir. Dünya yolunda iç aynamızı rehber edinirsek, dikkatlice kendimize bakarsak kendi yolumuzdan ayrılmayız, kanımca. Gökhan Özcan'ın Ayraç Dergisinin 95. Sayısında Psikolog Heinz Kohut'un "Kendilik Psikolojisi" ekolü temsilcisinden bahseder. Empati kavramı hakkında bizi biz yapan bir çekirdek olduğunu söyler.

Kafka, mâruz kaldığı her şeyin bir birikimi olarak, "Dönüşüm" adı verdiği yaşantısı olmuştur. İnsan, olma mücadelesi ve sabrı onu farklı bir hale getirmişti. Anlam dünyası kendisine has bir şekle dönüşmüştür. Bu sayıda Ziya Kibar, "Dönüşüm" ü insan ruhunun sistem karşısında tarifini anlatmaya çalışıyor. Kafka'nın içtenlikten uzak, asla sürekliliği olmayan insan ilişkilerine dediği tek cumlesi: "Hepsi yerin dibine batsın!"

On sekiz başlık, görünen şeylerin aslında gerçekten olduğu gibi midir? Soruna cevap arayan farklı konuların bir bütünlüğüdür, Ayraç, Eylül 2017 sayısı.

Yunus Özdemir.
Edebiyat dergisi arayışımın bir sonraki durağı Ayraç dergisi oldu.

Kapağında yazdığı gibi, "Aylık kitap tahlili ve eleştirme dergisi." İçerikte ağırlıklı olarak kitap incelemeleri ve eleştirileri mevcut. Aralara serpiştirilmiş kaliteli deneme-öyküler de var. Kitap incelemesi olarak bakmayın çünkü her bir inceleme bir deneme, anlatı gibi.

İyi bir okuyucu olmak için eleştirel olmak gerekir. Bir kitabı okuduğunuzda onu ne kadar kapsamlı eleştirebilirsek, tahlilini yapabilirsek o kadar iyi okuyucuyuz demektir. İyi bir eleştirici olmak içinde kitap eleştirmeleri ve incelemeleri de okumak gerekir. Şuan 33. kitap incelememi yazıyorum ve ilk yazdığımdan şimdiye kadar çok fark var. Hem de anlamda. Nasipse yazacağım 1000. incelememle şimdi ki arasında da çok fark olacak. Bunun için eleştiri ve inceleme okuyorum. Konuyu getirmeye çalıştığım şey şu: Özellikle 1k ailesinde inceleme yazanların Ayraç dergisini takip etmesini önermek isterdim fakat bende incelemeyi yazarken öğrendim ki Ayraç dergisi aktif olarak yayımlanmıyormuş. Sosyal medyası olmaması ve benim dergiye zor ulaşmam(ikinci el) bu yüzden olsa gerek. Elimde 15 adet sayısı var, bununla yetineceğim.

Kitap önerisi isteyen, yeni kitaplar arayan okurlar içinde çok faydalı olabilecek bir dergiymiş aslında. Her sayısında ortalama yirmi kitaptan bahsediliyor. İlginizi çekenleri okuyacaklarınıza ekleyebilirdiniz. Tabii yayım hayatına devam etseymiş, keşke.

Evet, benden bu kadar. Kesinlikle özel bir dergi. Konsepti kitap eleştirisi ve tahlili olduğu için isteklerimi tam anlamıyla karşıladı desem, kendime küserim. Yani, aradığım edebiyat dergisi diyemem ama kesinlikle takip edeceğim (elimdeki 15 adet sayısı) bir dergi. Çünkü şimdiye kadar okuduğum dergiler arasında en çok zevk aldığım dergidir kendisi. İçerik olarak biraz daha edebiyata yönelmiş olsalarmış, yayım hayatına devam etmesi için kapılarında yatabilirdim.(ironi)

Keşfetmeye devam...
Anksiyete Çağı: Korku, Umut ve Huzur Arayışı

Vitrin özelde ayın kitabı olarak Zeynep Kanbay edebiyatımızın yaşayan dev çınarı Rasim Özdenören'in İz Yayınları'nca yayımlanan "Uyumsuzlar"ının hikayesini bizlere anlatıyor.

Editörümüz Hüseyin Çelik 1950'li yıllarda Mustafa Baydar'ın dönemin tanınmış veya yeni yeni tanınmaya başlanmış edebiyatçıları ile gerçekleştirdiği ve o dönemdeki edebiyat dergileri ve gazetelerde tefrika ettiği röportajları sonrasında bir araya getirerek ilk baskısı 1960 yılında yapılan 2015 yılında yedinen gözden geçirilerek İletişim Yayınları'nca yayımlanan "Edebiyatçılarımız Ne Diyorlar" kitabını değerlendiriyor. Diğer editörümüz Ömer Faruk K, Say Yayınları'nın yayımladığı Henr David Thoreau'nun ölümsüz eseri "Sivil Itaatsizliği" köşesine taşıyor.

Bu sayımızda dergimizin kapağına taşıyarak gündeme getirdiğimiz çok önemli bir konuyu Anksiyete rahatsızlığını dergimizde işliyoruz. Yazarımız Kadir Pektezel son zamanlarda dünyada ve yaşadığımız ülkede yaşanan şiddet olaylarının ruhumuzda yol açtığı yaraların hepimizde bir Anksiyete hastalığı belirtisi oluşturduğunu ve bunun tüm dünyada genelleşmesi ile artık Anksiyete Çağı'nda yaşadığımız tezini öne süren yazar Scott Stossel'in Anksiyete Çağım kitabına bizleri odaklıyor.

Fatma Zehra Sunay, Kanaviçe ismi ile Timaş yayınlarınca yayımlanıp raflarda yerini alan kitabın yazarı Bahadır Yenişehirlioğlu ile okuyucularımız için hem çok güzel bir röportaj gerçekleştirdi hemde Ayraç için Kanaviçe kitabı hakkında bir yazı kaleme aldı.

Yine Timaş tarafından yayımlanır yayımlanmaz çok ses getiren Nazan Bekiroğlu'nun "Mücella" kitabını Gülnaz Eliaçık, Erdem Yayınları'nca Nazarzede Kliniği ismi ile yayımlanan Sadık Yemni'nin yeni kitabını Nurullah Çınar, Türkçülük akımının ideologu Ziya Gökalp'in Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmış kitaplarının genel bir değerlendirmesini Pirali Çağrı Şensoy ve Mostar Yayınlarınca yayımlanan Osmanlı'nın Balkan Rüyası kitabını Emrah Sarıbıyık 74.Sayımızda Ayraç okurları için değerlendiriyor.

Bu sayıda yaptıkları kitap tahlilleri ile Asuman Demir, Veysel Altuntaş, Saliha Farşadoğu,Tuğba Nur Özbey, Yunus Özdemir, Sude Sözügeçen, Ahmet Kanter, Kübra Nur Uzun, Tuba Dere, Elif Ergin, Züleyha Yıldırım , Neslihan Altuntaş ve çocuk edebiyatı bölümümüzde Melike Melal ve Özge Gökdaş, Ayraç Kitap Tahlil ve Eleştiri Dergisi'ne 74.Sayıda omuz verenler olarak içindekiler bölümüne isimlerini yazdırıyorlar.

Kaynak: http://www.kitaphaber.com.tr/...r-arayisi-k2131.html
Aylık Kitap Dergisi Ayraç, 50. ve 51. Sayılarını birlikte çıkardı. 50. Sayıya özel bir dosya hazırlayan dergi ekibi, tarihin tahrif edilme yöntemlerini tartışıyor ve soruyor: Tarih tahrif edilir mi?

Akademik çevrelerin yayınlarında kalan Osmanlı tarihimiz ve genel olarak tarihle ilgili konuların, görsel ve yazılı medyada orta sınıf okuyucu kitlesine hitap eden bir dil ile ele alınması, son dönemlerde tarihin nasıl tahrif edildiğini de gösteren bir işarete dönüşmüş durumda. Osmanlı tarihini dizilerden öğrendiğimiz, tarihin popüler bir alana hitap etmesinden kaynaklanıyor elbette. Tarihle bu kadar içli dışlı olmamıza rağmen, tahrif edilen bir tarih anlayışıyla, tarihin ideolojilere sıkıştırılması ne derece doğru peki?

Toplumun nazarında tarihin belli bir dozda tartışılması aslında, toplumun tarihsel bilincini açmak bakımından temenni edilen iyi bir şey, buna kabul. Ama tarihsel bilincin tahrif edilen anlayışa ve metotlarına hizmet etmesi; diğer bir ifadeyle tarihsel bilincin tahrif edilen anlayışı benimsemesi ve okura yönlendirmesi ne derece sağlıklı?

Bugün artık her kesimin kendi yayınevleri ve televizyonları bulunuyor. Herkes tarih ve tasavvuf kitapları, dergileri, romanlar, tarih ve tasavvuf programları ve dizileri yayımlıyor. Neredeyse her ay yeni bir yayınevi, adı hiç duyulmamış bir yazarın Osmanlı tarihine dair kalınca bir kitabı veya tarihsel romanıyla yayın hayatına giriyor. Ciddi bir editörlük kurumundan yoksun bu tür yayınevleri, yazarlarının tarih metodolojisinden bihaber, ikinci veya üçüncü el kaynaklardan gelişigüzel toplanmış, özümsenip kritik edilmemiş bilgilere dayalı, basit kompilasyonlar mahiyetinde, yüzeysel, ama büyük iddialarla, tezlerle dolu, hamaset yanı ağır basan kalın kitaplarını kolayca basıyorlar. Peki, tarih ve tarih metodolojisi bundan mı ibarettir?

Ayraç Dosya: "Tarih Nasıl Tahrif Edilir?"

Dosya Yazarları: Abdullah Yavuz Altun, Alper Gürkan, Abdurrahman Üzülmez, Salime Kaman, Ali Hasar, Hasan Parlak, Ayşe Eroğlu, Mürvet Sarıyıldız
Yunus Emre Tozal ve Murat Çiftçi, uluslararası literatürde Halil İnalcık’tan sonra en çok atıf yapılan isimlerin başında olan Osmanlı Tarihçisi Prof. Dr. Suraiya Faroqhi ile konuştular.

Osmanlı Tarihçisi Prof. Dr. Suraiya Faroqhi:
“Marx elbette önemli bir düşünür ama kâhin filan değil."


Kaynakça: http://www.kitaphaber.com.tr/...kte-cikti-k1535.html


○○○
61 syf.
·13 günde·Beğendi·8/10 puan
Ayraç dergisi yine her zamanki gibi farklı farklı konuları ele almış ve bunları güzel bir şekilde işlemiş. Gerçekten okurken sıkmayan ve de öğrenmeyi sevenler için bir çok yeni bilgi barındırıyor. Her sayıda da bir yazar hayatını ve eserlerini derinlemesine inceliyor. Bu sefer de Peyami Safa'yı inceledik ve eserleri hakkında bilgiler edindim. Boş bir dergi değil değil kesinlikle. Ele aldığı konular, dili, onları işleyiş şekli gerçekten güzel. Ayrıca okuma listenize yeni kitaplar eklemeniz ve karar verebilmeniz için de güzel bir fırsat.
Sabit takip edilenler arasında kalacak gibi görünüyor :)
Ayraç ile 76. Sayısı
•••

Bu sayıda Editör Ömer Faruk; Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Sabah Gazetesi köşe yazarı Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman’la okumak, yazmak, sahaflara düşmüş imzalı kitaplar ve meşhur kütüphanesi üzerine; muhafazakârlık, modernleşme, fotoğraf sanatı ve küratörlüğünü yaptığı sergiye dair kaçırılmayacak güzellikte bir söyleşi gerçekleştirdi.
Söyleşide “Okumak nedir? Bu ihtiyaç neden doğuyor?” Sualine: “Okumak aslında insanın kendisine bir cevap aramasıdır. Bir çare üretme aracıdır okumak.”
“Bir kitap nasıl okunmalı?” Sorusuna verdiği cevap ise oldukça dikkat çekiyor:“Birkaç okuma vardır. Bir tanesi roman okumak... Gençliğimde felsefi roman çok sevdiğim için onları da altını çizerek okurdum. Ama romanları hiçbir zaman masa başında okumadım. Kütüphanelerde okumak zorunda kaldığım birkaç tanesi hariç... Ama romanları hayatım boyunca bir yere uzanarak okudum. Düşünce kitaplarının da binde birini bile bir yere uzanarak okumadım. Onları da daima masa başında çizerek okudum.” Şeklinde yanıtlıyor.
Bu sayıda yine Ayşegül Uyar ve Gülnaz Eliaçık’ın Öykücü Nilgün Bıyıklı ile yaptığı röportajı okurken ayrı bir dünyanın pencerelerini aralayacaksınız.
Röportajda “Öykü ve anlatılarınızda insanları cezbeden şey sizce nedir?” Sorusuna Nilgün Bıyıklı: “Sanırım insanlara ayna tutuyorum. Yapamadıkları veya söylemek isteyip de dile getiremediklerini çatır çutur söyleyince sahici geliyor bütün bunlar. Yüksek edebiyat gibi bir derdim hiç olmadı. Ağdalı dil, metaforlu cümleler bir okuyucu olarak beni de yorduğundan, nasıl metinler okumayı seviyorsam, o tarz yazıyorum.” İfadelerini kullanıyor.

Ayraç 76.Sayı yine güncel ve gündemden hiç bir zaman düşmeyecek olan kitaplarla ilgili bu sayıda Meltem Salacak, Ömer Yalçınova, Bahar Uysal, Gökhan Özcan, Tuba Dere, Fatma Zehra Sunay, Sedat Palut, Asuman Demir, Oktay Özbayrak ve Özge Uysal’ın oldukça önemli birbirinden güzel yazıları ile dergilikten alınıp okunmayı bekliyor.

http://www.ayrac.com.tr
http://www.ayracblog.com

Kaynak: http://www.kitaphaber.com.tr/...76-sayisi-k2218.html
Ayraç Selim İleri Hakkında Bir Kaç Kelamı
𑁍︎ 𑁍︎ 𑁍︎



Bu sayıda "Oğuz Atay Arabeski" yazısında Ömer Faruk K. son zamanlarda adeta popüler kültürün tüketim malzemesi haline dönüştürülen Oğuz Atay ve edebiyatını inceliyor. Oğuz Atay: "Aşk acısı çeken varoluş bunalımları yaşayan ergenleri değil... Toplumla, kendisi ile çatışan küçük burjuva aydınlarının dramını anlattı" ifadesini kullandığı yazısında konu ile ilgili önemli tespitlerde bulunuyor.
Psikolog Gökhan Özcan İş Bankası Kültür Yayınları'n dan çıkan Dostoyeveski'nin "Öteki" romanının psikolojik tahlilini yaptığı "Parçalanmış Bir Bilincin Hikayesi: Öteki" yazısında "Tutarlılık insan zihninin kategorileştirdiği, olmasını talep ettiği bir vehimdir. Çünkü insan gerçek ile arasındaki perdeleri tamamıyla kaldıramaz. O nedenle tutarlılık, insanın 'olduğu' ve 'olmak istediği' kişi arasındaki fark kadar anlamlı olabilir ancak." saptamasında bulunuyor dikkat çekici yazısında.

Ayraç Dergisi bu sayısında edebiyatımızın önemli kalemlerinden Selim İleri ile çok güzel bir söyleşi sunuyor okuyucularına. Söyleşide nitelikli okuru tanımlayan Selim İleri: "Nitelikli okur, çok okuyan birisi değil bence, okuduğunun neyi anlattığına, neyi nitelediğine kafasını yoran okurdur" ifadesi ile tanımlıyor zihnindeki ideal okur profilini.

Yine bu sayıda da birbirinden önemli konuları işleyen kitaplarla ilgili değerlendirme yazılarına yer verilen dergide Sedat Palut; Doğan Kitap'tan çıkan Andre Clot'un "Fatih Sultan Mehmet", Ziya Başak; Kırmızı Kedi'den çıkan Necip Mahfuz'un "Düğün Evi", Tuğba Nur Özbey, Nesil Yayınları'n dan çıkan Can Güzel'in "Kösem Sultan", Bahar Uysal; Koton Kitap'tan çıkan Stello Vretou'nun "Kırmızı Rugan Ayakkabılar", Asuman Demir; Deli Dolu'dan çıkan Mehmet Atilla'nın "İskandil", Kübra Nur Uzun; Say Yayınları'ndan çıkan Ahmet Aydoğan'ın "Adler Psikolojisi Üzerine Düşünceler", Sude Sözügeçen; YKY'den çıkan David Mark'ın "Kış Karanlığı" , Yunus Özdemir; Kafka'dan çıkan Mahmut Devletbadi'nin"Albay", Hakan Şahin; Metis'ten çıkan Nurdan Gürbilek'in "Sessizin Payı", Oktay Özbayrak; Dergah'tan çıkan Mustafa Kutlu'nun "Hesap Günü", Gülnaz Eliaçık; Ebabil'den çıkan "Hüseyin Karacalar'ın şiir kitabı "Cevapsız Aramalar", Tuba Dere; Dedalus'tan çıkan Necip Tosun'un "Günümüz Öyküsü", Ümmügülsüm Özdemir; Timaş'tan çıkan "Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikayesi" ve son olarak Ömer Yalçınova; Şule'den çıkan Mehmet Sabri Genç'in "Şey ve Tan" eserlerini Ayraç okuyucuları için kaleme alarak dergiye bu sayıda omuz veren yazarlar.Ayrıca Erkan Oruç'un "Cabiri hangi zeminden konuşuyor?" ve Nupel Azizoğlu'nun "İslam Soyolojisi'nin mümkünlüğü üzerine bir deneme" incelemeleri dergiye bu sayı da farklı bir renk katıyor.

Ayraç Dergisi

http://www.ayracdergisi.com - info@ayracdergisi.com
Esentepe Mah. Büyükdere Cad.Ecza Sok. Pol Center Plaza No:4 / 20 Levent - İST
Tel +90 212 212 03 06

Kaynakça: http://www.kitaphaber.com.tr/...-arabeski-k2168.html
"Biz Böyle Delikanlılar Değildik"

13 Mart büyük romancımız Kemal Tahir’in yüz altıncı doğum günü. Kemal Tahir, 1910 senesi Mart ayında Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmakta olduğu bir dönemde dünyaya geldi. 21 Nisan 1973 günü vefat etti. Bu hesapla, Kemal Tahgir’in ölümünün üzerinden kırk üç sene geçmiş

Vefatından kırk üç sene sonra Kemal Tahir okumak ne ifade ediyor? Kemal Tahir okumak neden gerekli? Yeni bir Türkiye’den söz edilen, Osmanlı’ya özlem duyulan, resmi tarihin eleştirilip yargılandığı, yerelliğin önemsendiği bu dönemde muhafazakâr kesimin en çok gönderme yaptığı ve andığı isim Cemil Meriç ve Tanpınar ile beraber Kemal Tahir… İşbu nedenle, Kemal Tahir tekrar okunsun, gündeme gelsin, tartışılsın istediğimiz için az sonra okumaya başlayacağınız “Kemal Tahir Özel Sayısını” hazırladık. Bu özel sayıda neler var?

Kemal Tahir’in manevi kızı Ayşegül Durugün Karaköse, “Kemal Tahir’in Sohbetleri” kitabının yazarı ve arkadaşı İsmet Bozdağ ve Çorum cezaevinden mahkum arkadaşı Kemal Erdoğan ile yaptığımız söyleşileri okuyacaksınız.
Ömer Faruk K. Kemal Tahir ve Cemil Meriç arasındaki düşünsel akrabalığı, Ayşen Yıldırım Kemal Tahir’in Türk ve Dünya Edebiyatına bakışını, Berkay Çetin onun düşünür yanını, Yaşar Öztürk Kemal Tahir’in aydınlarla olan çatışmalarını, Pirali Çağrı Şensoy Kemal Tahir’in devlete bakışını, Salim Olcay da son basılan tefrika eserleri hakkında yazdı.

Daha çok Türk Yunan mübadelesi üzerine çalışmaları ile tanınan gazeteci yazar İskender Özsoy ise Kemal Tahir’in ilk üç kitabının yayınlanma hikâyesini anlattı. “Esir Şehrin Hür İnsanı: Kemal Tahir” adlı kalınca bir biyografi araştırma kitabı da bulunan Akademisyen Sezai Coşkun, “Yol Ayrımı” romanı üzerine yazdığı inceleme yazısı ile birlikte ayrıca dergimize özel olarak arşivinden çıkardığı, yayıncısı Ahmet Tevfik Küflü'nün Kemal Tahir'e gönderdiği bir mektupla katkıda bulundu.

“Türkiye Defteri” dergisinin Şubat 1974 tarihli dördüncü sayısında yayımlanmış “Yaşar Kemal ve Kemal Tahir ile Eşkıyalık Üzerine” adlı konuşma Yaşar Kemal’in vefatının birinci, Kemal Tahir’in doğumunun yüz altıncı yılı anısına yine AYRAÇ sayfalarında…

Bu özel sayıyı önemli ve değerli kılan metinlerden birisi de, Kemal Tahir’in Çorum cezaevinden koğuş arkadaşı Kemal Erdoğan ile yapılan söyleşinin ve kendisinin bize sunduğu Kemal Tahir ile çekildiği fotoğrafın ilk kez yayınlanıyor oluşu! Ayrıca Kemal Tahir’in ölümünün onuncu yılında, 1983’de anısına hazırlanan bir programda, TRT arşivinden dinletilen bir ses kaydının çözümü de yine ilk kez AYRAÇ okurları için yayınlanmaktadır.

İthaki Yayınları Kemal Tahir Kitapları Editörü Selçuk Aylar, kendisiyle yaptığımız söyleşide, Kemal Tahir’in müstear isimle yazdığı, gazete köşelerinde kalmış, unutulmuş metinleri, roman ve hikâyeleri okurla buluşturmaya devam edeceklerinin müjdesini verdi.

Kaynakça: http://www.kitaphaber.com.tr/...77-sayisi-k2274.html

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 29 okur beğendi.
  • 182 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 76 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları