Ayşegül Çakan

Ayşegül Çakan

ÇevirmenEditör
8.3/10
2.225 Kişi
·
11,9bin
Okunma
·
3
Beğeni
·
586
Gösterim
Adı:
Ayşegül Çakan
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
1960
Çeşitli gazete ve yayınevlerinde 1978’den bu yana editörlük yapan ve Eski Türk Edebiyatı alanında çalışmalarını sürdüren çevirmen, Türk kültürünün en eski sözlü edebiyat ürünlerinden Dede Korkut Hikâyeleri’ni Vatikan nüshasının iki katı hikâye içeren Dresden nüshasını esas alarak günümüz Türkçesine aktardı. Ayşegül Çakan’ın daha önce Fergana nüshasından yaptığı Kutadgu Bilig ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki Uygur Türkçesi ile yazılmış nüshadan yaptığı Atebetü’l-Hakayık çevirileri de Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yayımlandı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
186 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10 puan
Öncelikle Çevirmen den başlamak istiyorum.Hiç eski kitap okuyorum hissiyatı verdirmedi, işini layıkıyla yapmış helal olsun Ayşegül Çakan hanıma.
Kitap, Dede Korkut ile alakalı bilinmesi gereken bilgileri vererek başlıyor.Kitab-ı Dedem Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan tam adı.Oğuz Türkleri dönemini anlatır.1 mukaddime 12 hikayeden oluşur.Oğuz Türklerinin gelenek, göreneklerini, yaşam biçimlerini, tutumlarını düzyazı ve koşuk biçiminde bizlere anlatır.İçinde olması mümkün olmayan Deli Dumrul, Tepegöz gibi hikayelerde mevcut.Hikayeleri Korkut Ata ya da Dede Korkut olan bir ihtiyar kişinin ağzından anlatır.Son sözü her zaman o söyler.Her konuyu o bağlar.Her konudan ders çıkarılmasını amaçlayan bir yapısı vardır kitabın ve karakterin.Sürekli bir de kitapta "Boy boyladı soy soyladı" cümlesi geçer.Bunun anlamı da tahmin ettiğinizin aksine "Destanlarını bize ezgi biçiminde sundu." anlamını taşıyormuş.Garip ama öyleymiş.Genelde olaylar neticelendiği zaman Dede Korkut ortaya çıkar. "Dua edeyim hanım" diyerek iyi dileklerde bulunarak cümlesini bitiriir.Kitap besmele ile başlar.Konuşma biçimi şiirseldir.Allah, Muhammed(sav) hiçbir kelamında eksik olmaz.Dünyadaki bütün herşeyin makamın,sarayın,mevkinin boş olduğunu dile getirir.Ayrıca Dede Korkut la ilgili yapılan araştırmalarda gerçekten yaşadığı ile ilgili hiçbir kesin kanıt bulunamamıştır.Hatta çeşitli yerlerde(buna ülkemizde dahil) mezarının ve türbesinin olduğu da söylenir.
İki nüshadan oluşan Dede Korkut Destanı 2 el yazması nüshasından oluşur.Vatikan ve Dresden.24 Türk Boyu..12 Dresden 12 Vatikan nüshası olduğunu düşünülmektedir.6 kayıp nüsha olduğu söylenmektedir.

Kendi yorumuma da gelecek olursak : Kitap malumunuz intikam alan genç.Sevdiği kız için herşeyi yapan delikanlı,Babasını veya kardeşini kalleşlerden kurtaran genç,Kimsenin kurtaramadığı Shrek misali kaleye giderek evlenmek için güzeller güzeli kızımızı yaratıkları, hayvanları yenerek kurtaran genç , her önüne geleni yerle bir eden genç tarzı ilerleyen Cüneyt Arkın abimizi bol bol görebileceğiniz ve filmlerini canlandırabileceğiniz sahnelerle dolu.Olmaz o işler, yok artık, sallama Ziya sahneleri ile dolu bi kitap.Kadına atalarımız bir değer veriyomuş bir değer veriyomuş diyenlere de çok inanmayın.Valla 100 temel eser diye okudum yalan yok.Siz okumayın bişey kaybetmezsiniz.Benden demesi.Atalarımızın hatırına 7.
520 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Lise yıllarından beri merak ettiğim bir kitaptı. Ve bu yıl nasip oldu şükür :) . Eser dört kişinin münazara tarzında diyalogları şeklinde düzenlenmiştir. Bu dort kişi dört kavramı temsil eder. Hükümdar Gündoğdu adaleti, Vezir Aydoldu baht ve mutluluğu, yine Aydoldu öldükten sonra oğlu Öğdülmüş vezir olmuştur o da akıl ve zekayı, ve Öğdülmüş'ün akrabası olan zahit Odgurmuş ise dünyanın sonunu ve ahiret temsil ediyor. Hükümdar bu 3 kişiden yardım alarak ülkeyi yönetiyor. Bizlere de hayatımızı yönetecek çok güzel tavsiyeler vermiş oluyor. :))
520 syf.
·8 günde·8/10 puan
Türk edebiyatının yazılı ilk eserlerinden biri olan Kutadgu Bilig 11. Yüzyılda Yusuf – Has Hacib – adında bir kişi tarafından on sekiz ayda 6645 beyit olarak yazılmıştır. Kutadgu Bilig ismi “Mutluluk veren bilgi” olarak günümüze çevirmek mümkündür. Eser yazıldıktan sonra Hakan Buğra Han’a sunuldu, hakanın eseri beğenmesinden sonra Yusuf mabeyinci yapılarak “Has Hacib” unvanını aldı. Sivri dilli ve gözünü budaktan esirgemeyen Has Hacib’in ölüm yeri ve tarihi ise bilinmemektedir.

Eser Karahan Türkçesi ve aruz ile yazılmıştır. Eser içerisinde dört tane karakter, her karakterinde simgelediği ilkeler vardır. Bunlar;
Kün-Togdı: Hakan (Adalet),
Ay-Toldı: Vezir( Saadet, Mutluluk),
Ögdülmiş: Vezirin oğlu (Akıl),
Odgurmış: zahit (Akıbet, Ahiret).
İşleyiş bu dört karakter ve ilkelerin birbirleriyle diyaloglarıyla, ikili ya da dörtlü beyitlerle sürüyor. Kitap beş ana bölüm ve seksen sekiz ara bölümden olmaktadır. Çevirisi çok iyi, birkaç beyit hariç neredeyse eksiksizdir.

"Gönül sırrını açma değme insana
Acı çekersin eğer açtınsa"

Tür olarak kalıba sokmak istersek;
Nizamülmülk ‘ten Siyasetname ‘yi andıran bir politika ve siyaset, Farabi ‘den Mutluluğun Kazanılması gibi felsefe-din ve hatta kişisel gelişim dahi diyebilmek mümkündür. Asıl hedefin her iki dünyada mutluluğu elde etmek, bu dünyada bilgiyi ele alıp mutluluğa erişmek, hak ve hukuka aykırı olmadan bir siyaset izlemek için yazılmış bir yol haritasıdır. Felsefeden dine, ahlaktan aileye ve aklınıza gelebilecek her şeye bir karşılığı olan naçizane bir eserdir. Her bir beyiti bir atasözü gibi değerli ve okuruna birçok ders verir niteliktedir.

"Gönülsüz nereye doğru atılsa ayak
O yer nice yakın olsa da olur uzak"

Kitabı bir oturuşta okumak çok zor, okurun sıkılması çok muhtemel, kitabı bölüm bölüm okumak hem okur açısından, hem de okuduklarını tahayyül etmesi için tavsiyem olur, aksi halde kitabı yarım bırakmanız mümkündür. Eğlenceli, güldüren ve düşündüren bir eserdir.

Kitabın bir parçasının bir dönem bizim elimizde olup ve daha sonra onu para için yurtdışında bir müzeye satmamız gibi bir ayıbımızın da olduğunu söylemek istiyorum.

"Savaşta gerekmez yüreksiz kişi
Yüreksiz olmak dişilerin işi"

Ayrıca kitap içerisinde dikkatimi çeker bir husus ise dişi yani kadınlardı. Has Hacib’in kadınlara bu şekilde sert yakıştırmalar yapması ve hatta yok sayması dönemden mi yoksa ciddi bir kadın sorunundan mı olduğunu anlayamadım. Lakin tasvip edemeyeceğim bir kadın düşmanlığı gördüm beyitler arasında.

Sözün özü; zor ama eğlenceli bir kitaptı. Özellikle ilk Türk yazım örneklerinden olması ise hem okunulabilir hem de tavsiye edilebilir yapıyor kitabı. İçerisinde kişiye katacağı çok önemli şeylerinde olduğuna inanıyorum. Her yaşa hitap edebilecek tarzda bir eserdir.

Sevgi ile kalın.
89 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Servetifünun edebiyatına ait olan bu roman; benim Türk Edebiyatı Klasikleri içinde en severek okuduğum, en beğendiğim romandı. Psikolojik tahliller çok başarılı yapılmıştı, okurken bir genç kızın 1911 İstanbul'undaki hislerini çok iyi anlayabiliyor; haykırmak isterken susmasındaki çaresizliği hissedebiliyorsunuz.
* * *
Roman, bir genç kızın günlüğü şeklinde yazılmış. İzmir'den İstanbul'a gelen ve burada karakteri ve fikirleriyle kendine çok yakın bulduğu bir beyefendiye olan hislerini paylaştığı günlüğünde sosyal hayatla, görücü usulü evlilikle, yobazlıkla, kadın-erkek adaletsizliğiyle ilgili düşüncelerini çok güzel ve mantıklı açılardan değerlendirmiş.
* * *
Kitabın her satırını hak vererek ve böyle bir roman yazdığı için Mehmet Rauf ile gurur duyarak okudum. Günümüzde karşımıza çıkan geri kafalı insanları gördükçe 1914 yılında bu kadar aydın görüşlü kişiler olması beni mutlu etti. 1edebiyat1bilim1film okuma/izleme grubumuzun Şubat ayı kitaplarındandı.
Öncelikle romanımızın yazarı Mehmet Rauf'tur.
89 sayfadan oluşan kitap, bir genç kızın hayatının önemli bir kesitini, aslına bakarsanız hayat görüşünü etkileyen bir kesitini anlatmaktadır.
Sayfaları çevirdiğimizden itibaren erkek elinden çıkmış bir roman olduğu anlaşılıyor çünkü bir dramı büyük bir ustalıkla, mantık çerçevesi içerisinde inceleyip okuyucuya sunmuştur.
Bir genç kızın bu yıkım altında ne kadar mantığını harekete geçirebileceği muamma doğrusu...
Kullanılan kelimeler bakımından Tanzimat Romanı olduğunu herhangi bir sayfadan anlamak işten bile değil.
Fakat erkek bir yazarın genç kızlara hitaben verdiği öğütleri,kadın bir yazar bu denli güzel anlatabilir miydi? Bilemem... Karar sizde. şimdi içeriğe girelim bakalım :)
Genç Kız Kalbi adlı romanımızın ana kahramanı olan Pervin, çocukluğundan bu yana İstanbul'u düşleyen, hiç gitmediğine rağmen derin bir İstanbul özlemiyle kavrulan ve günün birinde İstanbul'da yaşayan amcasının yanında kalmak için ailesini zoraki ikna etme sonucu İstanbul hayatına atılmıştır.
Tabii olarak İstanbul'un yalnızca bir ütopya olduğunu görünce içler acısı hüznüyle baş başa kalmıştır. Dönemin şartlarını abes bulan; yenilikçi, ileriye dönük, duygulara inanan fakat en ufak aşırılıktan tiksinen akla dayalı tutum içerisinde yaşayan ve hayatındaki insanların onu müşkülpesent, burnu havada, egoist olarak tanımladığı bir genç kızdır.
hayatını bir ideolojiye bağlamış, dönemindeki kızlara kıyasla -benim tabirimle- olması gerektiği gibi düşünen, birçok kitap okumuş ve okuduğu kitaplardaki şaşaalı hayatlara kendini alıştırıp, inandırmış bir karakterdir.
Ailesi ise ona dönemindeki genç kızların aksine donanımlı bir eğitim hayatı sunmuş fakat diğerleri gibi yaşamasını isteyerek absürt bir davranışta bulunmuşlardır. -Tabii olarak anlam veremedik ben de Pervin de- Pervin tüm akla dayanmayan fakat hisleri de hiçe saymaksızın olağan yanlışlara baş kaldırıp isyan etmiştir. Günün birinde yaşadığı tatsız hadiseden ötürü kendisinin değil de ailesinin onun hayatına karar vermesine boyun eğip anne ve babasının yanına geri dönüp kendini ve hayatını bu şekilde idame ettirmeye muvaffak olmuştur. -Dünyayı değiştirebileceğini düşünüp, değiştiremeyeceğini anladığı vakit birinin daha boyun eğiş öyküsüydü aslında...
200 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Fuat Köprülü'nün bir sözü vardır: "Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut'u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar." Diye.

Fuat Köprülü'nün alanında ne kadar uzman olduğu ve yaptığı çalışmalar bilinir. Muhtemelen sadece çalışma isimleri bile yazılacak olsa bir kitabı doldurur. Onun düşünceleri dahi bu kitabı okumak için yeterlidir diye düşünüyorum.

Eserde Türk tarihine, Türk kültürüne ait ögeler fazlasıyla yer bulmuş: İsim koyma, kahramanlık, kadının Türk toplumundaki yeri, boyların birbirleri ile mücadeleleri, vatan sevgisi ve vatana bağlılık, akrabalık bağları, Yaradıcının varlığı ve ona duyulan saygı ve daha fazlası...

İçeriğin dışında dilin de çok başarılı kullanıldığı söylenebilir. Akıcı, şiirsel bir üslup var. Halk deyişlerine, alkışlara, kargışlara sıklıkla yer verilmiş. Genel anlamda ölçülü bir olağanüstülük barındırıyor.

Herkesin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Çocuklar için çizgi filmi de çekildi hikayelerin. Yararlı, keyifli bir eser. İşin akademik boyutuna değinmeden izlenimlerimi paylaşmak istedim.
100 syf.
·3 günde·Beğendi·5/10 puan
Ne genç bir kızın yaşam, aşk, toplum hakkındanki düşünceleri ve hisleri ne de bir psikoloji romanı. Bunların hiçbirisi değil aslında bu roman. Mehmet Rauf’un yaşama dair fikirlerini, dünya görüşünü, kadınların toplumdaki yerini vs. aktardığı bir roman okuyoruz aslında.
Pervin diye okuduğumuz ve düşüncelerini, ruhsal durumunu gördüğümüz kişi aslında yazarın ta kendisi. Mehmet Rauf kendisine ideal bir karakter yaratmış ve onun üzerinden kendisi konuşmuş.
Bu yaratılmış, ideal hale getirilmiş tip romanın yapısına ister istemez zarar verir. Kişilerin idealizasyona maruz bırakılması Tanzimat döneminden itibaren 50’li yıllara kadar edebiyatımız için büyük bir teknik kusur olarak karşımıza çıkıyor. Bu romanda da tek bir merkez kişi üzerinden mutlak bir ideal fikriyle düşünceler, fikirler aktarılıyor. Bu durum da romanı reknik açıdan -malesef- kusurlu hale getiriyor.
Romanda dile getirilen fikirlerin doğru olması, mantıklı olması üzerine bir eleştiri değil bu. Burada dikkat edilmesi gereken yazarın kendi fikirlerini anlatmak için kurguyu feda etmesi. Roman teorisi içinde idealizasyon büyük bir kusur olarak görülür ki bu roman tamamen bu ideal üzerine kurulmuş ve malesef bu ideal uğruna üzerine sağlam bir kurgu inşa edilebilecek yapı bozulmuş.
Sürükleyici bir roman okuyabilecekken elimizde bir avuç fikirler vr düşünceler yığınından başka bir şey kalmıyor malesef.
208 syf.
·17 günde·9/10 puan
Türk edebiyatının sözlü erbabı olan Dede Korkut MS sonra 9 ile 11. yüzyıllar arasında yaşamış ya da yaşadığı sanılmış Türk anlatı ustasıdır. Hz. Muhammed (sav) zamanında yaşadığı rivayet edilir, lakin mümkün olmayabilir. O vakitler Türkler İslamlaşmamış ve İslam’ı benimsememiştir. Ayrıca Anadolu’da ya da Doğu illerinden birden fazlaca Dede Korkut olması çok muhtemeldir.

Kitap önsözünde Dede Korkut için; “Oğuz’un evvel kişisi, tamam bilicisiydi. Ne der ise olur idi. Gaipten türlü haber söyler idi. Hak Teâlâ onun gönlüne ilham eder idi.” Der. Bu cümle kitap içerisindeki hikâyeler içinde geçerlidir. Çünkü yapımız gereği bir hikâyeyi aktarırken üzerine koymadan, efsaneleştirmeden devam ettirmeyiz. Bu sebeple hikâyedeki abartılar ağızdan ağza ulaştığı için bu hali almıştır.

Kitap içerisinde 12 tane muazzam derecede güzel “Epik Şiir” ile bezeli hikâyeler bulunmaktadır. 2018 senesinde UNESCO’nun kanatları altına alınmasıyla, hem iler ki nesillere aktarılmasında hem de korunmasında fayda görülmektedir.

Hikâyeler içerisinde kişilerin efsaneleştirilmesinden ziyade; dönemin yapısı, Türk adet-görenek-gelenekleri, ataya olan saygı, oğula olan sevgi, devlete ya da bağlı olduğu beyliğe biati çok güzel bir destansı havayla okuruna aktarılmaktadır. Hikâyeler birbirlerinden farklı olsa da karakterler genellikle aynıdır.

Özellikle Deli Dumrul hikayesi olağanüstü bir mesajlar topluluğudur. Kesinlikle dikkatle okunması gerekir.

Yüzde yüz Türk olan kitabın on iki hikâyecik bölümü Almanya’nın Dresden kentinde ve altı bölümden oluşan diğer bölümü ise Vatikan’dadır. Bu da diğer ilk tür ve yazım eserlerimiz gibi, kendi ayıbımızdır ki; kendi toprağından kilometrelerce uzaklarda muhafaza edilmektedir. Lakin toplam olarak asıl bölümlerin kayıp olduğundan şüphelenilmektedir. Anadolu’ya bir dalış yaptığınız zaman, neredeyse her köyde bu tarz farklı farklı ama karakterleri bir olan hikâyelere rastlamak mümkündür. O sebeple ben inanıyorum ki sayısızca Dede Korkut hikâyemiz zamana yenilip, bizlerden uzaklarda, gölgelerde kalmıştır.

Hikâyelerin yazıya aktarıldığı dönem MS. 1585lü yıllar olarak geçmektedir. 1938 – 1958 tarihleri arasında ise incelenmesi tamamlanış olup, Türkçeleştirilip, okurlarıyla buluşturulmuştur.

Okunan kitap Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndandır. Çevirisi gayet anlaşılabilir ve özenle yapılmıştır. İçerisinde eski Türkçe ya da Azeri lehçesinden kelimeler gayet güzel olarak çevrilmiş olup aşağıda bulunan çevirmen notuna dahi bakmadan anlaşılabilecek kolaylıktadır. Kitabın içerisinde “Kitab-ı Dedem Korkut Üzerine” başlığı altında bir önsöz, sonrasında Mukaddime ve devamında hikâyeler ile devam etmektedir. On iki hikâyenin bitiminde ise kitap kaynakça ile sonlanmaktadır.

Sözün özü; kesinlikle okunulması gereken bir eserdir. Özellikle kendi kültürümüz olduğu için hem tarih, hem aslımıza olan vefamızdan ötürü ve zamana yenik düşmemesi için el üzerinde tutup, baş üstünde gezdirmeliyiz.

Sevgi ile kalın.
520 syf.
·6 günde·7/10 puan
2021 adına en büyük mutluluklarımdan biri...

Eğitim sistemimizin en büyük çukurlarından biri olan “sınava dayalı ezber sistemine” çomak soktuğumuz bir okuma: #kutadgubilig #yusufhashacip
.
.
Tam 264 kitap kurdu ile birlikte...
Bu nedenle #doguyukeşfet okuma maratonu, hayatımın en özel etkinliklerinden biri oldu ve oluyor.
.
.
Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra kayda geçirilen ilk eseri olması açısından büyük öneme sahip “Kutadgu Bilig”.

Bu nedenle sınava giren her öğrenci tarafından:

“İlk İslami eserler:

1) Kutadgu Bilig=Kutsallık Veren Bilgi=Yusuf Has Hacib” şeklinde bir ezberle arada kaynatılan fakat içeriğine dair çoğu kişinin fikrinin olmadığı bu eseri okumuş olduk. Ben alanım gereği büyük kısmını ve özellikle kadınlara dair ifadeleri daha önce okumuştum fakat baştan sona nakış nakış ilk kez okuma şansı buldum. Yaşadığım en büyük mutluluk ise “tarihe tanıklık etmek ve satır aralarındaki değerli öğütlere ortak olmak” oldu.
.
.
Hacib, bu eseri Uygur alfabesini kullanarak mesnevi tarzında kaleme almıştır. Orta Asya kültürüne dair ilk ağızdan fikirler vermesi açısından çok önemli bir eser olan “Kutadgu Bilig” günümüz okurunu yer yer zorlayabilir. En büyük şikâyet ise bazı konularda yapılan tekrarlar ve kadınlara dair detaylar ile ilgili olacaktır. Ancak tüm bunları bir kenara bırakırsak XI. yy.da Karahanlı hükümdarı Ulu Buğra Han’a sunulmuş olan bu eseri okumak bir anlamda “vazifedir”. Geçmiş ile günümüz köprüsünü kurmak için yapılacak en ideal okumalardan birini yapmak isteyenlere özellikle tavsiye ediyorum.
.
.
Kutadgu Bilig 4 kişi üzerinden bir kurgu ile verir öğütlerini:

#küntoğdı
#aytoldı
#ögdülmiş
#odgurmış
.
.
Bu kişilerin yaptığı karşılıklı konuşmalar okura “devlet yönetimi, sosyal ilişkiler, töre” konuları üzerine net bilgiler verir. Ama bence verilen bilgilerden ziyade, tarihsel değerleri önemlidir.

Son bir not: Eseri ara ara elinize alıp zamana yayarak okumalı ve tadını çıkarmalısınız. Yoksa boğucu olabilir.
100 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
"Birbirini seven iki kalp için bütün dünya, bütün kâinat nasıl birbirlerinden ibaret kalıyor. Bütün afetler, bütün musibetler onlar için nasıl etkisiz, hiç oluyor!"

Merhabalar! İş Bankası'nın bastığı bu klasikleri çok seviyorum. Gerçekten hepsi çok kaliteli, çok başarılı eserler. Genç Kız Kalbi de bunlardan biri. Çok keyif alarak okuduğum bir kitap oldu.

Kitabın konusundan önce şunu belirtmek isterim. Eğer bu kitabın yazarını bilmesem kesinlikle bir kadın kaleminden çıktığını zannederdim. Baş karakter Pervin'i bu kadar iyi anlayan, iyi hisseden ve kadın ruhunu tam anlamıyla yansıtan kalemin erkek olması çok şaşırttı beni. Öylesine güçlü bir empati yeteneği var ki yazarın, hayran kaldım. Bir erkek olarak kadının kalbini, hislerini, düşüncelerini, duygularını aktarma konusunda takdir edilesi bir yazar oldu benim için.

Kitabın konusuna gelirsem; 19 yaşındaki Pervin'in İzmir'den İstanbul'a amcasının evine gelmesiyle yaşadığı olayları okuyoruz. Hem de kendi ağzından, kendi günlüğünden. İlk kez İstanbul'a gelecek olan Pervin'in, hayalinde çok büyüttüğü İstanbul çok da hayallerindeki gibi çıkmaz. Burada yazar Pervin'in ağzından İstanbul'u, İstanbul halkını oldukça eleştirmiştir. Fikirlerinden, görüşlerinden, kendilerini geliştirmeyişlerinden yakınır. Yine Pervin'in aşk ve evlilik ile ilgili görüşlerinde yazarın oldukça belirgin bir toplum eleştirisi vardır. Özellikle görücü usulü evliliklerin iticiliğinden bahseder. Yazara göre kadın kendi ayakları üstünde durması gereken, kendini geliştirmiş, âşık olduğu adamla evlenmiş bir kadın olmalıdır. Genel anlamda baktığınız da yazarın arka planda dönemin İstanbul'unu yansıttığını ve eleştirdiğini rahatlıkla anlayabilirsiniz.

Yazarın gözlem yeteneğine, betimleme gücüne, fikirlerine ve empati becerisine ayrı hayran kaldım. Ön planda Pervin'in günlüğünü okurken arka planda dönemi okuduk. Ben yazarın edebî kalemine, üslubuna da çooook ayrı bayıldım. Şiir gibi bir kalemi vardı... Okumak isteyen herkesi mutlaka beklerim bu kitaba. Çok seveceksiniz. İyi okumalar şimdiden. :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Ayşegül Çakan
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
1960
Çeşitli gazete ve yayınevlerinde 1978’den bu yana editörlük yapan ve Eski Türk Edebiyatı alanında çalışmalarını sürdüren çevirmen, Türk kültürünün en eski sözlü edebiyat ürünlerinden Dede Korkut Hikâyeleri’ni Vatikan nüshasının iki katı hikâye içeren Dresden nüshasını esas alarak günümüz Türkçesine aktardı. Ayşegül Çakan’ın daha önce Fergana nüshasından yaptığı Kutadgu Bilig ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki Uygur Türkçesi ile yazılmış nüshadan yaptığı Atebetü’l-Hakayık çevirileri de Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 11,9bin okur okudu.
  • 343 okur okuyor.
  • 3.438 okur okuyacak.
  • 158 okur yarım bıraktı.