Bahar Kılıç

Bahar Kılıç

Çevirmen
8.6/10
1.245 Kişi
·
2.982
Okunma
·
2
Beğeni
·
574
Gösterim
Adı:
Bahar Kılıç
Unvan:
Akademisyen ve çevirmen
Doğum:
İzmir, Türkiye, 1985
1985 yılında İzmir'de doğan Bahar Kılıç, Ankara Üniversitesi Sinoloji Anabilim dalı mezunudur. Pekin Üniversitesi'nde Çağdaş ve Modern Çin Edebiyatı üzerine yüksek lisans yapmıştır. Halen aynı üniversitenin Diplomasi bölümde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Çeşitli dergilerde Çince ve Türkçe makaleler yazan Kılıç aynı zamanda tercümanlık da yapmaktadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
210 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bazı kitaplar vardır gerçekten hakkında çok konuşmaya gerek yoktur. “Al, oku” deyip geçeceksin, o depremi okuyunca okuyanın kendisi yaşayacak ama ben kendime not düşmek ve kitabı birilerinin radarına düşürmek için yine de yazacağım. Bitirdiğim günden beri inceleme yazmak için yanıp tutuşuyordum. Nihayet kendi çapımda yaptığım araştırmayı bitirip yazmaya başladım. Çok büyük ihtimalle yazdığım ve yazacağım en uzun inceleme olacak. Birilerine ulaşırsa ne mutlu bana.

Kitap, Çin’de köyleri gezip köylülerden dinlediği hikâyelerle halk şarkıları derleyen bir gezginin, kitabın kalanındaki anlatıcımız olacak olan Fugui ile karşılaşması ve Fugui’nin ona anlattıklarıyla gelişiyor. Olayların yaşandığı dönem, Mao’nun Çin’in lideri olduğu ve sözümona Büyük İleri Atılım projesini gerçekleştirmeye koyulduğu zamanlar. İncelemenin kalan kısmında bu projeyi BİA diye kısaltacağım ve Mao’nun kendi halkına yaşattığı acıları ve zulmü dilim döndüğünce anlatacağım.

Öncelikle yaşanmış tarihi bir döneme ışık tuttuğu ve beni derinden sarstığı için bu incelemeyi yazmasaydım da kitaba kaynaklık eden Mao dönemi Çin’i kesinlikle araştıracaktım.

Yazarımız Yu Hua kendi çocukluğunda , yine Mao döneminde yaşanan Kültür Devrimine tanıklık ediyor. Bu dönemin onda yaşattığı travmanın izleri de yazdığı her kitabında yer bulmuş. Bu Kültür Devrimi’ne aşağılarda BİA ile birlikte detaylı olarak değineceğim.

Kitap yayımlanır yayımlanmaz Çin’de yasaklanıyor. Sonra filme uyarlanıyor, hızını alamayan devlet anında filmi de yasaklanıyor. Bir ülkenin yüzleşmekten ve başkalarının da haberdar olmasından korktuğu utanç dolu bir geçmişe sahip olması ne acı. Çin tarihini elimden geldiği kadar kısaltıp özet geçeceğim. Benim de çok bilgim yok, az şey okudum. Eksiğim, yanlışın olursa affola. Belirtirseniz düzeltirim.

Çin’in 8 bin yıllık köklü bir tarihi var. İlkokul ve ortaokuldan az çok biliyoruz medeniyete öncülük eden keşiflerini de. Kağıt yapımıdır, matbaasıdır, pusulasıdır, barutudur, sismografisidir, matematikteki pi değeridir, KONFÜÇYUS’udur vs. Her alanda birikimli, gelişmiş, zengin bir geçmiş yani. Gerek tıp alanında gerekse sanayi ve sanatta gelişime imzasını atmış bir toplum. Araştırmaya başladığımda taa Milattan Öncelere kadar gitmiştim ama baktım işin içinden çıkacak gibi değilim, aldığım notlar derya olmuş. Dedim “Bahar sakin ol” (((:::: Daha yakın tarihten itibaren başlayacağım o yüzden.

Şimdi 1912 yılına kadar Çin hanedanlıkla yönetiliyor. Sonrasında nüfus artışı ve Afyon Savaşları sonucu çıkan iç isyanlar sebebiyle bu hanedanlık sistemi sona eriyor. Fakat hanedanlık yıkılıp cumhuriyet ilan edildikten sonra da Çin uzun süre huzur yüzü görmüyor.

Devletin başında milliyetçi rejim var. 1920-21 yıllarında Çin Komünist Partisi kuruluyor. Rejimin başındaki General Chiang egemenliği eline alıp komünizm unsurunu şiddet yoluyla ekarte etmeye çalışında iç savaşın fitilini ateşlemiş oluyor. Komünistler silahlanıp örgütleniyor. II. Dünya Savaşı’na kadar Çin bu iç sorunlarıyla meşgulken Japonya Çin’e saldırıyor. Hâl böyle olunca komünistler ve milliyetçiler kendi aralarındaki sorunları “bir süreliğine” askıya alıp dış düşmanlarına karşı tek yumruk olarak mücadele veriyor ve Japonya’yı yenilgiye uğratıyorlar. Savaşla beraber ittifak da bitiyor ve iç savaş kaldığı yerden devam ediyor ama bir farkla: bu Japonya’yla olan mücadeleden komünistler güçlenerek, milliyetçiler güç kaybederek çıkıyor.

Bundan sonra, 1949’dan itibaren Mao’nun 27 yıl sürecek olan devri başlıyor. Dananın zart dediği yere geldim sonunda. Şimdi Çin’e, bugün lanetleyerek andıkları kitapta geçen zamanları yaşatan kişiden, Moa’dan 1-2 cümleyle bahsedip geçiştirmek olmaz.

Araştırmaya ilk başladığımda zalim bir diktatör mü yoksa kahraman bir lider mi anlayamamıştım. Youtube’dan birkaç video izledim, sonra videoların altındaki yorumları okuyunca her iki fikirden de insanlar olduğunu anladım. Siyasetten de, gizli kapaklı olaylardan da nefret ederim. Asla güvenemediğim tüm bu bilgi kirliliği içinde benim şahsi kanaatim kesinlikle cani olduğudur. 2-3 günlük bir araştırma sonucu vardığım kanı budur tabii ki yanlışım olduğunu düşünen, fikri başka olan varsa yazsın enine boyuna tartışıp konuşalım. Ben şimdi kendi araştırmalarım sonucu kafamda biçimlenen Mao portresini kelimelere dökeyim.

Adamın çocukluğundan arıza bir tip olduğu belli. 3 ayrı okuldan atılmış ama okuma hevesi bitmemiş ve durmamış. Askerliğe heveslenmiş, orduda da dikiş tutturamayıp ayrılmış. Düşünceleri ve görüşleri okuduklarıyla şekillenmiş. Tabi Mançu hanedanlığının yıkılışına tanıklık etmesinin etkileri de vardır mutlaka. Çocuklukta yaşadığınız her şey ömrünüz boyunca sizi etkiler. Yazarımızda da böyle olmuş, girişte yazdıklarımı hatırlayın. Neyse Mao’ya dönelim tekrar. Marksizmi çok genç yaşta tanıyıp benimsemiş. Çin Komünist Parti’sinde de daha ilk kurulduğu yıllardan aktif rol almaya başlamış. Adından o zamanlar söz ettirmeye ve parlamaya başlamış ama Mao denince akla ilk gelen olay Uzun Yürüyüş oluyor. Destekçileri onu bu olayla efsaneleştiriyor. Bu Uzun Yürüyüş’ün çok detayına girmeyeceğim. Rivayet edilen o ki; Mao ve yoldaşları, Chiang Kai Shek önderliğindeki 700.000 kişilik ordu ile kuşatılınca 9.000 km uzunluğunda bir yolu kaçarak geçmek zorunda kalıyor. Bu açlık ve sefaletle dolu yolculukta 80.000 civarı kişiden sadece 10.000 kadarı hayatta kalmayı başarıyor ve halk nezlinde kahraman konumuna erişiyor. Burda başkahraman olarak görülen kişinin kim olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım. Bu olay Mao’yu artık tamamen etken ve olayların merkezinde kontrol sahibi biri yapıyor ama ilginçtir ben bu Uzun Yürüyüş’ü araştırırken aslında Mao’nun bu yürüyüşe hiç katılmadığına dair iddialar da okudum. Meydanlarda propogandası yapılmak amacıyla ve sadece kahramanlık öyküsü olsun diye Mao kaynaklı uydurulduğunu söyleyenler var. Muhtemelen iddialar doğrudur çünkü gözümde katil birinin dürüst olduğuna inanacak değilim. Katil demişken halkına yaptığı zulümlerden, Büyük İleri Atılım ve Kültür Devrimi’nden de bahsedelim artık. BİA ile ilgili aşağıdaki dört paragrafı Cafer Tayyar Karadağ’ın yazısından olduğu gibi alıntıladım. Özet geçmek istemedim çünkü kitapta yaşanan acılara kaynaklık eden olaylar tam da bunlar. Kitabı okurken bizzat duyacaksınız o acıları.

“1957 yılının Kasım ayında Moskova’da düzenlenen Komünist Partilerin Enternasyonel Konferası’nda Mao ilk defa Çin’in 15 sene içerisinde Büyük Britanya’yı çelik üretiminde geçeceğini belirtecekti. Mao bu amacı doğrultusunda her yöntemi mübah olarak görecek ve Çin halkı bu uğurda büyük bedeller ödeyecekti.

      Bu çerçevede 1958 tarihinde daha çok “Büyük İleri Atılım” olarak bilinen ikinci beş yıllık kalkınma projesi başlatılmış ve ilkinden farklı olarak Sovyet modelini örnek alan bir planın yerine Çin usulü bir yol takip edilmiştir. Bundaki en büyük etken ise ÇHC-SSCB ilişkilerinin bozulması ve Mao’nun Çin’in Sovyetlerden farklı bir yapıya sahip olduğunu, dolayısıyla kalkınma için farklı metotların benimsenmesi gerektiğini düşünmesidir.

    BİA projesi en basit anlatımıyla tarım ve endüstrinin büyümesini öngörmekteydi. Mao, bu ikilinin büyümesinin diğer alanlarda da büyüme sağlayacağına inanıyordu. BİA projesine sanayi ve tarım üretimini ikiye katlayacağı sloganıyla start verilmişti. Bu bağlamda köylülerin kişisel üretimi yasaklanmış ve binlerce kişiden oluşan dev komünler oluşturularak kolektif üretime zorlanmışlardı. Fakat bu komünal sistemin yanlış istatistiklere neden olması kısa zamanda yaşanacak olan faciaları tetiklemiştir.

Nitekim bu yanlış verilerden yola çıkarak ülkede gerektiğinden fazla tahıl ve pirinç stokuna sahip olduğunu zanneden ÇKP ileriki yıllarda komünlerin farklı alanlara yönelmesi gerektiğine karar vermiş ve tarlalardan çekilen işçiler kanal, köprü, çelik üretiminde çalıştırılmışlardır. Özellikle 1957’de Mao’nun verdiği demeci gerçekleştirebilmek amacıyla çelik üretimine büyük önem verilmiş ve müthiş bir üretim sürecine girilmiştir. Ancak üretilen çeliğin kalitesiz olması ve neredeyse hiçbir işe yaramaması büyük bir kaynak ve emek israfına neden olmuştur.
ÇHC’nin bu radikal projesi sonucunda ekonomik kriz patlak vermiş, kıtlık baş göstermiş ve milyonlarca Çinli hayatını kaybetmiştir. BİA politikası ile köylü toplumu bir anda sanayi toplumuna dönüşmüş, dünün çiftçileri birden fabrika işçileri olmuşlardı. Bu politikanın yanlış olduğunu belirten yetkililer vatan haini ilan edilerek, idam edilmiş ve Mao ne pahasına olursa olsun hedefe varmak için sonuna kadar bu facianın devam etmesine göz yummuştur. Bu noktada şu soruyu soracak olursak; Mao bu proje ile amacına ulaşabilmiş midir? Cevap kısa ve nettir; Hayır.”

Mikrofon tekrar bende. Gelelim Kültür Devrimi dönemine. Faciayla sonlanan BİA’nın ardından Mao’nun geçmişinde ikinci bir kara leke olan bu olay “on yıllık kaos” olarak adlandırılıyor (1966-76)
Eylemin sloganı şu: Dört eskiyi - eski düşünceyi, eski kültürü, eski adetleri, eski alışkanlıkları - yok et. Düşünebiliyor musunuz bir devlet, kendi eliyle milletinin tüm tarihini, kültürel birikimini “devrim” “reform” adları altında kendi elleriyle yakıp yıkıyor. Eski kitaplar, tablolar toz buz ediliyor, düşünürler yargılanıp idam ediliyor.

Günümüzde bu “Kültür Devrimi” Çin ders kitaplarında artık yer almıyor ve şimdiki yönetim tarafından lanetleniyor.

Benim anlatacaklarım bunlardı. İstemediğim kadar uzun oldu. Çin tarihine de bu kitabı okuyana kadar hiç ilgim yoktu. Yu Hua sayesinde araştırıp öğrenmiş oldum. Son zamanlarda okuyup en çok etkilendiğim kitap oldu ki salya sümük ağladığım da nadirdir ama oldu. Benim incelemem sizi cezbetmediyse (ve buraya kadar da incelik gösterip okuduysanız) lütfen kitabın internetteki başka incelemelerini de okuyun. Ben okudum, içeriği ve yazarı çok güzel anlatan, tahlil eden yazılar var. Yaşamak gerçekten şaheser. Bu kitaptan kendinizi mahrum bırakmayın. Yazımı okuyan herkese teşekkür ederim.
210 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
"Sabahın toprakta bıraktığı izlere benzer kağıt üzerindeki satırlar. Yaşamın her şeyi kaplaması gibi, 'Yaşamak' da hayatı olduğu gibi kucaklar. Doğumları ve ölümleri, mutsuzlukları ve umutlarıyla..."

Bu kitap bende derinlemesine bir etki bıraktı. Yaşamanın aslında ne olduğunu en acı haliyle görüyoruz bu kitapta. Bu kitabı okumuyor, direkt yaşıyorsunuz.
210 syf.
·3 günde·10/10
İşte huzurlarınızda okunmaya değer bir hayat öyküsü. Fugui nereden bakarsanız bakın kötü bir adam ama yine de iddia ediyorum başına gelenlere "oh olsun" diyemeceksiniz. Dram ki ne dram. İronik olansa kitabın adı. "Buna yaşamak denir mi?" diye düşündürüyor. Ya da belki asıl 'yaşamak' denen şey tam da budur: Ölmek için sayısız sebep varken hayatta kalmayı tercih etmek.
210 syf.
·Puan vermedi
Kitap, Çin'de köy köy gezip köylülerden dinlediği türküleri derleyen bir gezginin kitabın kahramanı Fugui ile karşılaşması ve Fugui'nin ona hayatını anlatması ile gelişiyor. Gerçekten 'Yaşamak ' kitap için en uygun isim olmuş. Acaba Fugui'nin başına daha ne gelebilir ki? diye düşünmeden yapamıyor insan. Yaptığı hatalar ile sadece kendi hayatını değil, en yakınlarının hayatını nasıl etkilediğini görüp başta Fugui karakterine biraz kızıyorsunuz ama ilerleyen sayfalarda yerini hüzün alıyor. Sanki karşınızda oturmuş ve size anlatıyormuş gibi hissettiren gereksiz betimlemelere yer vermeyen akıcı ve sade bir dile sahip çok güçlü bir hikaye. Bu kitabı yorumlamak için yeterince uygun kelimeler bulacağımdan endişeliyim, beni sarsan ve içimde bir burukluk bırakan bu kitabı okumanızı öneririm.
210 syf.
Bitirdikten sonra birkaç dakika sessiz sessiz oturup düşünmeme neden oldu. Kitap içeriğine değinmeden şunu söyleyebilirim. Gerçekten “ Yaşamak” kitap için en isabetli isim olmuş. İnsanın boğazına düğümleniyor kelimeler. Okunması gereken bir kitap. Okumak isteyenlere tavsiye ederim. Çok akıcı zaten neler olduğunu merak edip şu sayfa da bitsin derken kitap bitiyor...
210 syf.
·3 günde·10/10
Fugui.. öncelikle senin hayatına dahil olabildiğim için çok mutluyum. Kitabın başlarında hiç sevemediğim bir karakterken kitabın sonunda sana sarılmak istedim. Yüzümde buruk bir gülümsemeyle kapattım kapağı. Fugui’nin hayatı boyunca yaşadığı zorlukları, aile yaşantısı, ülkenin o anki durumu... Her birini gözümde öyle kolay canlandırabildim ki sanki daha öncesinde bildiğim bir hikayeyi okuyor gibi hissettim. Fugui’nin bir başına kalmışlığının betimlemesi kalbimi çok kırdı. Hani yolda bir yaşlı görür de ona şefkatle bakar, sarılmak istersiniz ya, tam öyle hissetmek işte bu kitap. Yaşamak, bu kadarcık işte. Fugui’nin hayat hikayesi bu yedi harfin içinde.
210 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
kadere rağmen yaşamak. coğrafyaya rağmen yaşamak. dünyaya ve içindeki insanlara rağmen yaşamak. ölüme rağmen yaşamak. sevdiklerin için değil senden bi şey bekleyenler için yaşamak. biraz kendin için yaşamak.
ve az da olsa hissetmek için yaşamak mı yaşamak.
ne için yaşamak.
210 syf.
·Puan vermedi
İnsana nasıl davranılması gerektiğini hüzünlü de olsa çok güzel bir şekilde anlatan bir kitap bu kitabı olursanız insanlara karşı davranısiniz eminim değişecektir özellikle kitabın sonunda kendini tutamayıp ağlayanların çok olacağını tahmin ediyorum olursanız eğer okuduğunuza kesinlikle pişman olmazsiniz
210 syf.
·4 günde
Adına ve kapağına vurulup almıştım.Tahmin etmediğim kadar güçlü bir hikayeyle karşılaştım.Bir roman böyle basit bir anlatımla, nasıl bu kadar sürükleyici hale getirilir anlatamam. Herkese tavsiye edeceğim bir kitap.
''Yaşamın her şeyi kapsaması gibi, Yaşamak da hayatı olduğu gibi kucaklar. Doğumları ve ölümleri, mutsuzlukları ve umutlarıyla...''
210 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Merhaba arkadaşlar. Son günlerde dünyacak Çin’e karşı kendimizi koruma altına almışken(!) Çin edebiyatından bir yazarın kitabını okuduktan sonra orada yaşayan insanların zamanında neden böyle değişik değişik hayvanlar yeme eğilimi gösterdiklerini az çok anlayabiliyorum sanırım. Hoş şu an o dönemlerde değiller elbette fare, yarasa, yılan tarzı hayvanları yememeleri konusunda sıkı önlemler alınmalı; tıpkı ikinci çocuk yapmamaları konusunda alınan önlemler gibi: Tüm dünyanın huzuru için... Neyse dışarısı buz keserken, ben çok hastayken ve kendimi bu sebepten ötürü eve kapatmışken ve tabi ki de kitap bu kadar çok akıcıyken yapılacak en güzel etkinlik evde oturup 200 sayfalık kitabı bitirmek olurdu. Kitabı okumaya başladığımda Fugui karakterine çok fazla kızdım fakat ilerleyen sayfalarda hikayesinin tamamını okuduktan sonra oturdum bir güzel ağladım. Zenginliği görüp biranda kendi eliyle dibi görmeyi başaran, uçuşan mermilerin ortasında bir kuru ekmeğe muhtaç kalan, ailesi ile birlikte açlıkla savaşırken bile mücadeleyi bırakmayan, sevdiklerinin yaprak dökümü gibi gerçekleşen kaybını gören bir insanın hikayesini okuyan kaç kişi ağlamadan durmayı başaracak bunu merak ediyorum... Bir zamanlar Mao ve türevleri gibi adamlar hakkında az çok araştırma yapıp o dönemdelerde halklarına ne tür acılar çektirdiklerini okumuştum lakin bu şekilde okuyunca sanki şu an TV’de sinema filmi izliyormuşum gibi hissettirdi. Kendi ideolojilerinin kurbanı edilmiş nice halk!Yazık..
Yaşamak işte tam da bu sanırım..

Yazarın biyografisi

Adı:
Bahar Kılıç
Unvan:
Akademisyen ve çevirmen
Doğum:
İzmir, Türkiye, 1985
1985 yılında İzmir'de doğan Bahar Kılıç, Ankara Üniversitesi Sinoloji Anabilim dalı mezunudur. Pekin Üniversitesi'nde Çağdaş ve Modern Çin Edebiyatı üzerine yüksek lisans yapmıştır. Halen aynı üniversitenin Diplomasi bölümde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Çeşitli dergilerde Çince ve Türkçe makaleler yazan Kılıç aynı zamanda tercümanlık da yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 2.982 okur okudu.
  • 91 okur okuyor.
  • 2.117 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.