Barış Bıçakçı

Barış Bıçakçı

YazarÇizerÇevirmenEditör
7.9/10
4.326 Kişi
·
14,6bin
Okunma
·
929
Beğeni
·
33,2bin
Gösterim
Adı:
Barış Bıçakçı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Adana, Türkiye, 13 Kasım 1966
Barış Bıçakçı 1966'da Adana'da doğdu. Hüseyin Kıyar ve Yavuz Sarıalioğlu ile birlikte, Ocak 1994 ve Ekim 1997 tarihlerinde iki şiir kitabı yayımladı. İlk romanı Herkes Herkesle Dostmuş Gibi (2000) yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. İletişim Yayınları'nca yayımlanan diğer kitapları: Veciz Sözler (2002), Aramızdaki En Kısa Mesafe (2003), Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2004)
”Birine aşık olunca, ömrün boyunca onu aramışsın da sonunda bulmuşsun gibi, geçmişini tekrar kurgularsın. Basit tesadüfler, aşkın ilahi gücünün işareti olur çıkar.”
Birine aşık olunca, ömrün boyunca onu aramışsın da sonunda bulmuşsun gibi, geçmişini tekrar kurgularsın. Basit tesadüfler aşkın ilahi gücünün işareti olur çıkar. Şimdi buraya yazınca bak ne kadar gülünç olacak: Lise sonda aşık olduğum kızın ismi Zuhal’di, yirmi yıl sonra, Nihal, demek ki, tabi ya, büyük bir aşk bu, aşkın ilahi adaleti sonunda bizi buluşturdu vesaire..
"Hiç kimseye hiçbir şeye yakın değilim. Maaş gününü bekleyen memurun duygusallığı var artık bende, ötesi yok, artık yok..."
Yirmi yıldır güldüğümüz gibi, dünyanın kıldan tüyden şeylerin etrafında döndüğünü bilerek, gülüyoruz.
Barış Bıçakçı
iletişim Yayınları-20. Baskı
Bir: Yoksunluk ve özlem bizi zinde tutuyor, zamanın dışında tutuyor.
İki: Arzuları doyurmak bizi pelteleştiriyor, zamanın içine atıyor.
167 syf.
·Puan vermedi
BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ - BARIŞ BIÇAKÇI

"Okumak kimilerine yazmayı öğretir, banaysa yazmamayı öğretti."

*Ankara'nın ortasında, ayazın çemberinde salınan iki dost. Biri biraz daha naif, ince ruhlu, çok düşünen. Diğeri biraz daha bodoslama yaşayan. Kapatıyorlar ama birbirlerinin eksikliklerini. Aynı evde, aynı tencerede pişiyor hüzünleri. Bu iki dost, yani Ender ile Çetin için, çetin bir sınav oturuyor aralarına. İki kişilik salıklar diyarına, biri daha ekleniyor. Nihal. Nihal, yakın zaman önce bir ölüm yaşamış ve abisi tarafından Ender ile Çetin'e emanet edilmiş. Tencerede üçüncü hüzün de pişecek yani. İki dostun en büyük düşmanı aynı aşktır, belki de değildir. İkisi de Nihal'e aşık olmamak için, içine gömdükleri hislerle boğuluyorlar. Yakın dostlar ya ama anlıyorlar da birbirlerini. Bir yanda emanete ihanet kıskacı, bir yanda dostun duygusuna leke sürme korkusu. Çok güzel yumuşatıyorlar ama hayat tarafından yollanan bu sert topu. Dostluk bunu gerektirir diyorlar. Geceleri Nihal oluyor, gündüzleri Nihal. Bir gün yine ayaz düşmüş, almışlar Nihal'i yürüyorlar. O park senin bu park benim. Nihal, giriyor kollarına, hayatlarına, aralarına, dostluklarına. İki kişilik yalnızlıklarına. Sonrası iki dost bir aşk ve hayat.

"Dostum, her şeyin farkında olduğun için mi yalnız ve mutsuzsun?"
167 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10 puan
Merhaba,

• Final haftam bittikten sonra kütüphanede ders çalışırken gözüme kestirdiğim kitaplardan biri olan “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” ile başladım açlığımı gidermeye. O ya da bu sebepten ötürü okumaktan uzun bir süre ayrı kalınca özlem duygusu ile doluyorsunuz ya işte o zaman artık okumak bir ihtiyaç fark ediyorsunuz…Aslında, bahanelerimizi bir kenara koyup günde yarım saat ayırabiliriz. İnsan nelere vakit ayırmıyor ki… Hakikaten nelere üzülüyor, nelere şaşırıyor, nelere zaman harcıyor olduğuma üzülüyor, şaşırıyor ve zaman harcıyorum.
Kişi burada biraz kendisiyle yüzleşti, geçelim.
Bıçakçı’nın okuduğum ilk kitabı olmakla birlikte birilerinde ya da birileri aracılığıyla övgüsünü çok duyduğum “okumalıyım hissiyatı” oluşturan kitaplardandı. Elimde görüp, sıkılırsın ama sen diyen bir kesim olduğunu da söylemek isterim. Sıkılırsın diyenleri düşünüyorum, belki siz de haklısınız. Belki anlatılmak istenen haddinden fazla basit, belki sözcükler haddinden fazla yalın… Ama, insan bazen sakinleşmek,durup düşünmek istemez mi? Sizi uyarayım okuyucular, hareketlilik ve olaylar zinciri arıyorsanız yanlış yerdesiniz. Bizim Büyük Çaresizliğimiz, durum anlatıcılığı yapılmış bir eser.

• “Yaşamak aslında birbirinden kopuk yaşantılar arasında bağlantılar kurmaktır. Bir hatırayı diğerine bir fotoğraf albümü değil yaşayan bir insan bağlar.”

Kitabın sonlarında ki bu alıntıyı not alırken onlarca sayfayı düşünme imkanı buldum. Çetin, Ender ve Nihal...

Çetin ve Ender’i birlikte yazıp Nihal’i ayrı yazmam bile seni üzerdi değil mi Ender? Bir araya gelmeleri beklenmeyen, ummadığı ve karşı koyamadıkları duygulara sürüklenmiş üç insanın hikayesi. Genç bir kadın, orta yaşlı iki erkek... Bu üçlüyü okurken, aynı zamanda onları seyrediyor gibi hissediyorsunuz. Bu üçlüyü okurken dostluk tanımı üzerine kafa yoruyor belki kıskanıyor, belki uzaktaki birine selam ediyorsunuz. Belki hikayeye hiç hakim değilsiniz, belki hikaye “sıkıcı” ama Ender, ufak ayrıntılara öyle dikkat ediyor ve onları öyle tatlı sunuyor ki bize o fotoğraf albümündeki insanlarınızı hatırlıyorsunuz... Ne kadar çok “belki” dedim değil mi? Biliyorum.
Çünkü Ender de diyor ki: “İkimizde Nihal’in birimizden birini seçmesi gibi bir olasılığı hiç düşünmemiştik. Sanki ikimizi birden sevecekti, bu tek seçenekti. Böyle bir şeyin yaşanabilir olup olmadığı konusunu ise Fransız sinemacılara bırakıyorduk.”
113 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bir apartmandaki bütün dairelerin zillerine basıp sonra başka bir binanın arkasına koşturup ev sahiplerinin gergin halini izleyen muzip bir çocuk Barış Bıçakçı. Eğer tek cümleyle yazarı tarif et deseydiniz böyle bir cümle kurardım.

Kitapla tanışmam İpek Kamuran ‘ın harika incelemesi ile oldu. Eğer öyle sevimli, bir o kadar da dolu incelemesi olmasaydı kitabı başka bir zamanda okuyabilirdim.

İpek, Herkes Herkesle Dostmuş Gibi’den bahsederken “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane.” diye bir cümle kurmuş. Kitap gerçekten de okurken katman katman açılıyor. İlk başlarda yazarın ne yapmak istediğini anlamasanız da sonradan anlayabiliyorsunuz. Spoiler vermemek için bu konudan çok bahsetmek istemiyorum. Romandaki bulmacayı çözmek okuru, bir kedinin bir yumak ipi çözmesi gibi daha mutlu edecektir.

Yine de bazı şeylerden bahsetmem gerekecek. Romanda pek çok kişinin hayat hikayesi bir arada verilmiş. Ben bazen öykülerin içine girmekte zorlandım. Art arda birçok öykü okurken güçlükler yaşadığım, odaklanamadığım oldu. Ben ki her gün yeni bir film izlememek için art arda üç yüz bölüm Kurtlar Vadisi izlemeyi tercih eden biriyim. Tembelliğime düşkünüm. Yeni karakterleri art arda tanımaktansa aynı karakterlerin maceralarını izlemek bana daha konforlu geliyor. Eğer tembel değilseniz ve saksıyı bolca çalıştırmak istiyorsanız Bıçakçı tam size göre.

Yazarın dilini ve tespitlerini ise Oğuz Atay’a benzettim. O da hayattan sıradan bir ayrıntıyı alıp, küçük bir olaya mercek tutup dahiyane bir tespit yapabilir. Barış Bıçakçı da Oğuz Atay da ironik bir dille bu işi çok iyi yapabiliyorlar. Aynı kumaştan olduklarını sanıyorum. İnce düşünen bir zekaları, saf bir dimağları var. İkisinin çocuk ruhlu olduğunu da söyleyebilirim. Hatta Mina Urgan’dı sanırım Oğuz Atay’ı bir kediye benzetiyordu. Konuşsa bir anda kedi konuştu gibi olacaktı, diyor onu bir yerde izlerken. Aynısı Barış için de geçerli olabilir belki.

Truva filminde şehri ele geçiremeyen askerler, düşmanlarına tahtadan devasa bir at hediye ederler. Gece olduğunda atın içinden onlarca asker bir anda çıkıp şehri ele geçirir. Karakterler açısından öyle bir kitap. Her taraftan birçok karakter fışkırıyor ve sizi ele geçirmeye çalışıyor. Teslim olmayın! :)

İyi okumalar.

Not: Bahsettiğim inceleme: #32403330
194 syf.
·Puan vermedi
TARİHİ KIRINTILAR - BARIŞ BIÇAKÇI

"1992 yılının Aralık ayından sonra Can kendini tamamen şiire verdi."

*Kendisini şiire veren sadece Can değildi. Annesi Sevgi ve babası Taner de şiire emanet etmişlerdi benliklerini. Meral, bir şiirde kaybolmak hissini fiile dökmüş ve gerçekten kaybolmuştu. 1992 yılının Aralık ayında, adı bilinmeyen bir şiirin, adı bilinmeyen bir şairin peşinden gitmiş ve kaybolmuştu. Bundan sonra hayat bu aileyi bilerek ve isteyerek şiirin içine gömmüştü. Kazarlarsa şiirin altını, sanki Meral çıkacaktı.

"Şiir, şairi kim olduğuna, hayatta neyi başarıp neyi başaramadığıma bakmaksızın çağırır. Şiir, şairi çağırır."

Can gazateci olmuş ve ulaşabildiği her şairle söyleşi yapıyordu. Sevgi edebiyat çevrelerine giriyor, tüm şiir kitaplarını okuyor, dergilerde yazan şairlere ulaşmaya çalışıyor, yazılmış tüm şiirlerde kızını arıyordu. Can'ın söyleşi amacı tamamen ablasını bulmak hissinden geliyordu. Konuştuğu her şaire, okuduğu her kelimeye ablasını soruyordu. Senin kelimelerin mi çaldı, götürdü ablamı diye bakıyordu yüzlerine, hislerine. Her şair de kendi hikayesini anlatıyor, Meral'e hayranlık duyuyorlardı. Kıskanıyorlardı o şairi ve şiiri. Neden benim şiirimin peşinden kimse gitmedi diye.. Bir aile şiirin içinde, kızlarının peşinde, kelimelerin gizinde boğuluyordu. Her şiir farklı bir şair, her şair farklı bir şiirdi. Meral hangisindeydi?

"Küflenecektim.
Öyle ya da böyle küflenecektim çünkü şairlerin en iyi bildiği şey budur. Duygularını anlatmaya çabalarken, duyguları anlatmak için kendilerini donatırken duygusuzlaşmak ve küflenmek. Hiç kimseye, hiçbir şeye yakın olamamak."

#tarihikırıntılar #barışbıçakçı #kitapönerisi #kitaptavsiyesi #kitapolaj
112 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitapçıdan aldım bir tane eve geldim bin tane. Bereketle açılıyor kitabın sayfaları önümde. Neden böyle söylüyorum ? Çünkü öyle hissettiriyor kitap. Barış Bıçakçı yine pişman etmedi beni. İlk sayfalarda anlayamadım tam olarak kurguyu. Kitabın kahramanı kim ? İsimler birbirine karıştı tam oturtamadım. Anlamamaya her insanın farklı bir tepkisi vardır. Ben öfkelenirim genelde. Yinede okudum daha başındaydım çünkü. Ve bu adamın kitapları her zaman insana ilham veren cümlelerle doludur.. Başta anlamamış olmama rağmen bu cümleler yüzünden bırakamadım.

Bir kaç sayfa sonra anladım olayı. Vay be akıllıca dedim :) Söylediklerimle Barış Bıçakçı’nın sırrını ele vermekte istemiyorum aslında. Yani bunu okuyanın kendi çözmesi büyük bir haz veriyor. Kimseyi bundan mahrum bırakmak istemem. Bir bulmaca çözerken ya da karmaşık bir şeyi çözerken duyduğunuz o, aferin bana hissi. Rengarenk bir yaylı oyuncağa benziyor kitap. (Bu yaylı oyuncağın başka ismi var mı bilmiyorum. 90’ların oyuncağıydı. Başka ismini bilen varsa bana da söylesin.)Yani aynı bütün içinde kıvrımlarla devam eden farklı renkler. Ama aynı bütün. Böyle bir kitap beklemediğim için belki de beni bu kadar heyecanlandırdı çözünce.

Birbirini durmadan teğet geçen bir sürü insan. Hepsi kendi hikayelerinin baş kahramanı. Bu kadar kısa bir kitaba bu kadar çok hikaye sığdırmak ustalık olsa gerek. Hemde o hayatları öyle bir yerinden yakalamış ki gözü hiç arkada kalmıyor insanın. En can alıcı noktasından o hayatın özeti sayılacak bir yerden yakalamış. Hepsini. Ve hiç tekrara düşmeden sıkmadan. Bunu yapabilmesi de ayrı bir güzellik.

Kitaba başlıyorsunuz. Kafanız karışıyor. Sonra anlamaya başlıyorsunuz. Çözmeye. Ve bir sürü insanın hayatına bakıp geçiyorsunuz. Ve sonunda başladığınız noktaya ustalıkla geri getiriyor sizi Barış Bıçakçı. Bir geziye çıkarıyor bizi ve aldığı yere geri bırakıyor. Bu kadarını söylememde sakınca yok diye düşünüyorum. Çok daha fazlasını yapabilirdi bu kitapta eminim. Daha çarpıcı okuyucuyu neye uğradığını şaşırtan, afallatan bir kitap olabilirdi. Ama nazikçe göstermiş ustalığını. Daha sonraki kitaplarında böyle çarpıcı olabileceğini düşünmek beni inanılmaz heyecanlandırıyor.

Daha önceki incelemelerde de söylemiştim, Onur Ünlü’ye benzeyen bir kafa yapısı var. Tarzları benziyor. Ama yine de ikisinin verdiği haz ayrı. Bu adamlar absürdü normalleştiriyor. Hiç gözüne batmadan ikna edilmeye gerek duymadan ne yazsalar büyük bir zevkle okuyorsun, izliyorusun. Bu kitabında absürt olaylar olmasa da bu yönünü es geçmek istemedim yazarımızın. Barış Bıçakçı’nın gerçek üstü dünyasını sizde seveceksiniz. Kitapla kalın.
167 syf.
·4 günde·7/10 puan
Aşkınız için dostunuzdan vazgeçer misiniz?

Ya da dostunuz için aşkınızdan?

Barış Bıçakçı 'nın etkinlik vesilesiyle okuduğum ilk eseri bu. Kendisiyle yeni tanıştık. Ağır okumalardan sıkılmışsanız dinlence tadında bir okuma yapmak için ideal bir kitap. Yalın anlatımlı, beyninizde fırtınalar koparmayan bildik bir hikaye. Bir kadın ve iki adam... Malzeme bunlarsa tabi birazda baharat olarak aşk katabiliriz...

Eserde esasen aşktan çok dostluk kavramı işlenmiş. Ender ve Çetin'in dostlukları ve o muhteşem dingin kafa rahat hayatları. Ben herzaman iki erkeğin dostluğunun iki kadınınkine nazaran daha sağlam olacağına inanmışımdır. Hatta karşı cinste en çok kıskandığım şey dostluklarıdır diyebilirim.

İki iyi dostun bir arkadaşları daha var Fikret Amerika'da yaşıyor Türkiye'ye geldiğinde bazı şeyler oluyor ve üvey kız kardeşini bu arkadaşlarına emanet edip tekrar Amerika'ya dönmek zorunda kalıyor olaylar böyle başlıyor.
İki iyi dostun hayatına dahil olan Nihal hem renk katıyor hem kaos...

Kitaptaki aşk yersiz geldi bana yani Ender de Çetin de olgun sağlam karakterler Nihal karakteri çok güçsüz yani bu iki adamın da ona aşık olabilme ihtimalini canlandırmıyor bence okurun kafasında en azından benim öyle olmadı. Yani böyle iki güçlü karakteri bir aşkta denk düşüreceksek en azından buna değsindi bu kadın...

Peki ya siz aşkınız için dostunuzdan vazgeçermiydiniz? Ya da dostunuz için aşkınızdan? Ben hiç böyle zor bir durumda kalmadım ama aşk çabuk sönen bir şey olduğundan mütevellit ben dostluğu tercih ederdim. Gerçi benim dost diyeceğim insan beni benden iyi tanır daha ben aşık olduğumu bilmeden o anlar keza ben de öyleyim hal böyle oluncada iş o noktalara zaten gelmez o da ayrı mesele.

Sevgiyle ve kitapla kalın keyifli okumalar...
100 syf.
·1 günde·10/10 puan
**** İnceleme kitabın içeriği hakkında çok da önemli olmayan ufak bilgiler içeriyor olabilir.Okumanızın tadını kaçıracak kadar önemli bir bilgi yok yine de.****

Kitabımızın ana kahramanı Rıfat bir kitapçı ve Seyrek Yağmur da bu kitapçı dükkanının adı. Rıfat kitapçı olduğu için okumayı çok seviyor, şair ve yazarlarla da arası çok iyi.

100 sayfacık dolu dolu bir kitap. Çok sade olarak çok yoğun şeyler anlatmış bize Bıçakcı. Zarif göndermelerle dolu; aileye, gündelik yaşama, kitaplara, müziklere, insan psikolojisine ve son yıllardaki siyasi gündeme... Örneğin "Devlet on iki yaşındaki bir çocuğu öldürdüğünde Rıfat da ölmüş olabilir." diyerek inceden bir kalbimizi sızlatıyor.

O kadar çok kitap ve yazar var ki adı geçen ya da yazarın belirtmeyip okuyucunun araştırıp bulmasını istediği. Edip Cansever'den, Cemal Süreya'ya, Turgut Uyar'a dokunuyor. Oktay Rıfat'ı çok seviyor belli hatta kitap Oktay Rıfat tarafından Rıfat'a yazılmış bir mektupla bitiyor. Hatta oğlu olsun adını Oktay koysun ve baba oğul çok sevilen şairi anımsatsınlar, yaşatsınlar istiyor.

Kedisini Bilge Karasu'ya emanet etmek istiyor, hayatta olsa kedisi Hakkı'nın ona sığınacağını düşünüyor mesela. Bunun sebebini öğrenmek için de Bilge Karasu kimmiş,ne yapmış biraz oraya buraya bakınmanız gerekiyor. (Ne Kitapsız Ne Kedisiz, Göçmüş Kediler Bahçesi ). Kitapta kedisinden pek çok yerde bahsetmesini Murakami'ye benzetenler olmuş okuduğum çeşitli incelemelerde.

Malcolm Lowry, Flannery O'Connor, Alice Munro gibi pek çok yazardan, Nuri Bilge Ceyhan, Zeki Dumurkubuz, Robert Bresson gibi pek çok yönetmene selam çakıyor. Dönüyor mitolojiye dokunduruyor.(Pegasus,Orpheus...) Kitapçının kapısına dayanıp kitap isteyen evsiz "Deli"nin kitabı yakıp ısınmak istediğini düşünüyor ve ona Fahrenheit 451 kitabını hediye ediyor. :)

Yani kitabın her cümlesinden aforizma, her sayfasından yazarın ve pek tabii karakterin iç sesi yükseliyor. Rıfat karakteri çok karamsar, bıkkın, tükenmiş sanki. Bir nevi tutunamayan kitap karakterlerinden. Turgut Uyar'a selam gönderen yazar belki de Oğuz Atay'ı da anımsatmak isteyip böyle bir karakter yaratmıştır kim bilir. Herkese, her şeye isyan etmek istemenin en naif yolunun bu olduğuna karar verip oturup bu kitabı yazmış bence Barış Bıçakçı.

Ben böyle başka yazarları araştırmama vesile olan, yeni şarkılar-filmler keşfetmemi sağlayan kitapları çok seviyorum. Bu yönüyle biraz Hakan Günday'a benzettim ama ikisinin tarzı çok farklı aslında. Diğer kitaplarına göre olmamış diyenler olmuş ama benim şimdiye kadar okuduğum tek kitabı bu yazarın ve ikinci kez okunmaya değecek kadar güzel olduğunu düşünüyorum. İncelememi de yine kitapta geçen bir müzik grubunun, bir şarkısıyla bitiyorum. :)

https://www.youtube.com/watch?v=FhqkAhefKOk
167 syf.
Aslında ilk olarak, Barış Bıçakçı'nın Tarihî Kırıntılar kitabını okumak istiyordum ama kulüp için Bizim Büyük Çaresizliğimiz'i seçince yazarla bu kitabıyla tanışmış oldum.

Aynı evde yaşayan Çetin ve Ender'in ev arkadaşlığına Nihal'in de dahil olmasıyla başlıyor hikaye. Tahmin edeceğiniz gibi iki yakın arkadaş aynı kıza aşık oluyor ve Ender'in Çetin'e içini dökmesini okuyorsunuz.
Son derece samimi bir anlatım var kitapta, sanki bana anlatıyor, kahve içerken dinliyorum onu.

Hayatın içinden bir hikaye; yaşanması çok muhtemel, hepimizin tanık olduğu hatta belki de benzerini yaşadığı bir hikâye, fakat 1 hafta sonra 31 yaşını geride bırakacak bir okur olarak beni doyurmadı, yavan geldi. Kötü bir kitap değildi fakat kesinlikle ilk gençlik dönemlerinde okusaydım daha çok severdim.
Tarihi Kırıntılar'ı da okuduğumda yazarla ilgili daha genel bir kanaat sahibi olacağım.
Kulübe dahil olup, eşlik eden herkese çok teşekkür ederim.
Benim dışımdaki okurların yorumlarına https://instagram.com/...igshid=18o6fff32iqzv hesabından ulaşabilirsiniz.
99 syf.
·3 günde·8/10 puan
Sinema ,senaryo, şiir,fizik,naif,sıradan kelimeleri uçuşuyor zihnimde Barış Bıçakçı adını duyduğumda..

Aramızdaki En Kısa Mesafe 99 sayfalık çocukluk günlerinin anlatıldığı, 24 bölümden oluşan bir öykü kitabı..

Kitabı okurken nedense anlatılan çocukluk günlerindeki öykülerin kahramanının Barış Bıçakçı’nın kendisi olduğunu düşündüm.

SEVGİLİ GÜNLÜK

Nihan’ ın bana bakarken bir gülüşü vardı ki aklımı başımdan aldı! ( Eminim bu satırları okuyunca “Nasıl gülüyordum? “ diye soracak ve yakama yapışıp ayrıntısıyla anlatmamı isteyecek.). Sayfa 67

Yukarıdaki alıntı bana bu öyküleri yazarken kendi hayatından fazlasıyla esinlendiğini düşündürdü.

Kitabın konusu kısaca; “ Bir soyadının önünde toplanmış duruyoruz:ailemiz. Bir soyadının önünde tek tek isimler” sayfa71

Üç erkek kardeş ve anne babadan oluşan Adana’ da yaşayan bir aile.Baba üniversite de felsefe profesörü anne sanırım bir memur..

80 darbesinin izlerini satır aralarında görüyoruz baba üniversitedeki işinden uzaklaştırılıyor ve ailenin geçim derdi başlıyor boza yapıp satmaya çalışılan günler ,aile cek işletilen bir lokanta..Bir süre hayat böyle bir hengamede devam ediyor..

Kitabı okurken dikkatimi çeken en önemli husus babayla olan ilişki kısmı ve en acıklı hikaye Pazar Arabası başlıklı hikaye..Hikayeyi anlatmayacağım burada ama son cümlesini buraya alıntılayacağım.

“Babam sonunda konuşmasını bitirdi.Elini kaldırıp omzuma koydu ama ben vuracak sanıp irkildim.
Birden o da ben de utandık.Çok utandık.Birbirimize bakamadan başlarımızı eğip öylece kaldık.” sayfa 55

Bu cümlelerin bana hissettirdiği şey gönlüm ağırlaşıyor çünkü her iki taraf da oldum bu hayatta hem yaşadım hem de yaşattım..Böyle anlar insanın gönlünü eziyor ve Barış Bıçakçı ânları anlatmadaki ustalığını bu cümlede çok başarılı gösterebilmiş.

Öykülerden bir tanesi var ki o da dikkate değer cinsten “Değersizlik” başlığı altında satırlar arasında şöyle bir cümle geçiyor.Kardeşi evden kaçıyor ve yıllar sonra arkadaşı Oktay ile bunun nedeni üzerine konuşuyor;

“ Kendisini değersiz hissetmiştir.”

“ Hangimiz hissetmeyiz ki bu duyguyu!” diyorum.

Bakkala gidip gelirken yakalanır insan belki de bu duyguya ; bir Çiftlik yoğurdu, iki ekmek, bir paket Maltepe alırken.

Dediğim gibi Barış Bıçakçı Hayat ve İnsan etkileşiminde muhakkak hepimizin hissedip düşündüğü ânları tüm sıradanlığından çıkartıp dingin anlatımıyla naif bir duyguyla bize kendimizi gösteriyor başarılı anlatımıyla...

Ve bu öykünün yazılma sebebi ,ya da bir zamanlar yaşanmış halini aslında tam bilemeyeceğimiz ama insan algısında nesnelerin,şeylerin nasıl değişikliğe uğradığını en güzel anlatan hikaye “Aramızdaki En Kısa Mesafe” başlığında olan..
Diyor ki; “ Hiçbir şey göründüğü , hatta yaşandığı gibi değil! Her şey hatırlandığı gibi.”

İnsanız çünkü yaşantılarımız duygular süzgecinden sonra bizim yorumumuzla anlamını buluyor..

Barış Bıçakçı okumak bana iyi geliyor,öykülerinin kahramanları hepimizden biri,duygular hepimizin duyguları..Dingin ve naif anlatımıyla beraber düzyazı okurken Cat Stevens gibi şarkıcıların sade gitar ve kendi sesleri eşliğinde şarkı söylemeleri gibi aynı zamanda kulağıma da hoş bir ritim geliyor..

Barış Bıçakçı’yı bu inceleme içinde daha fazla tanıtmak isterdim lakin herhangi bir röportajı ya da ona dair bir görsele rastlamadım.İnzivada bir yazar tercihi bu yönde sanırım.

1966 Adana doğumlu,Odtü Makina Mühendisliği mezunu ve bir süre Tübitak Bilim dergisinde editörlük yapmış öykü, roman yazarı bazı romanları filme çekilmiş..Başka bilgi yok:)

Keyifli okumalar diler bu güzel çocukluk öykülerinin anlatıldığı kitabı tüm okurlara tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Barış Bıçakçı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Adana, Türkiye, 13 Kasım 1966
Barış Bıçakçı 1966'da Adana'da doğdu. Hüseyin Kıyar ve Yavuz Sarıalioğlu ile birlikte, Ocak 1994 ve Ekim 1997 tarihlerinde iki şiir kitabı yayımladı. İlk romanı Herkes Herkesle Dostmuş Gibi (2000) yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. İletişim Yayınları'nca yayımlanan diğer kitapları: Veciz Sözler (2002), Aramızdaki En Kısa Mesafe (2003), Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2004)

Yazar istatistikleri

  • 929 okur beğendi.
  • 14,6bin okur okudu.
  • 227 okur okuyor.
  • 5,1bin okur okuyacak.
  • 126 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları