Barış Zeren

Barış Zeren

Çevirmen
8.2/10
3.763 Kişi
·
22,5bin
Okunma
·
4
Beğeni
·
933
Gösterim
Adı:
Barış Zeren
Doğum:
1978
Biyografi: 1978 doğumlu. İstanbul Üni. Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede İktisat Tarihi Bilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamladı. Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesi Slav Tarihi Bölümü’nde araştırmacı olarak bulundu. Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü ve Fransa’da EHESS’te doktora çalışmalarını sürdürüyor. İngilizce ve Rusça’dan sosyal bilim, tarih ve edebiyat çevirileri yapıyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
218 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

Beyaz Geceler : St. Petersburg'da mayısın son haftası başlayıp temmuzun 15'ine kadar devam eden, geceleri havanın bir türlü kararamaması olayına verilen isimdir. Yani, güneşin doğup batma konusunda karar veremeyip muallakta kalması sonucunda gecelerin kısa bir dönem için siyah renkte olamaması ve St. Petersburg'daki annelerin çocuklarını dışarıda top oynamaları için akşam ezanından önce eve çağırmamaları aslında.

Peki, Dostoyevski neden kitabındaki karakterlerin arasındaki etkileşim için özellikle bu ismi ve sadece St. Petersburg'da kısa bir süre için deneyimlenebilen bu özel dönemi seçmiştir? Aşık olduğumuzu gerçekten hissettiğimizde gönlümüz ferahlayıp, daha önce hiç yaşamamışçasına bir duygu hissetmeye başlamaz mıyız? Aşkın farkındalığında gecelerimizin gündüzlere karıştığını, günlerin bile artık ayırdına varamadığımızı hissetmez miyiz? İşte aynı bu özel dönemde yaşanan olayın aşktaki karşılığı da saflığı ve temizliği temsil eden beyaz renktir. Aynı gelinliklerde hakim olan ve masum bir temizliği ifade eden o renk gibi.

Yalnızlığı tanımıyoruz. Kendimizi bile tanımazken yalnızlığımızın değerinin nasıl farkında olalım? Her gün konuşmak zorunda kaldığımız insanlar yüzünden kendimizle, kentimizle, anılarımızla ve esas konuşmamız gereken deneyimlerimizle konuşmaya vakit mi bulabiliyoruz? Bunların hiçbiri bahane değil, kendimizi kandırmayalım. Kendini ve kentini dinlemek, öyle Spotify'ın haftalık keşfinde istediğin şarkıya tıkladığın an şarkının aniden açılmasıyla elektrik enerjisinin etkisinin mıknatıs özelliği kazanan bobin ile sabit mıknatısın birbirlerine itme ve çekme uygulaması prensibinde çalışan bir kulaklık vasıtasıyla da olmaz ki... Bu yüzden, insanoğlunun kulaklığındaki daimi müzik sevgidir. Her ne kadar kulaklığınızı çıkartıp onu göz ardı etmeye çalışıp dinlememeye kalkışsanız da tınısı aynı Dönence şarkısında Barış Manço'nun "Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor." sözlerini yazarken belki de gizli bir gönderme yaptığı Beyaz Geceler kitabındaki St. Petersburg'un geceyi aydınlatan bir güneş misali sevgisindeki gibidir.

Kitabın ana karakteri olan sevgiye muhtaç yalnız hayalpereste bir tüyo olarak Cemal Süreya'nın "Kim istemez mutlu olmayı, Mutsuzluğa da var mısın?" dizelerini hediye ediyorum. Mutsuzluğa bile varım demenin, yalnızlığın değerinin, dünyadaki bütün fani seslerin ve klonlaşmış sahte duyguların olmadığı bir dünya kurgulamak istiyor insan kendi kafasında. Ve çoğu zaman da mutsuzluğa bile mecburen varım dediğimiz sabahlara kalkıyoruz. Ama aklımıza bile gelmiyor ki geceler olmadan sabahların, sabahlar olmadan da gecelerin anlamının olmadığını. İşte bu kitap da belki edebiyat dünyasında gecelerin tam olarak olamadan sabahların anlamının olduğu tek kitap olabilir.

Eğer bir gün St. Petersburg'a giderseniz, bu kitabı beyaz gecelerin olduğu dönemde bir de sabahlayarak/geceleyerek okuyun ki kitabın ana karakterinin nasıl Rusya'nın Kezbanskasına denk geldiğini iyice anlayabilin diye.
218 syf.
·3 günde·8/10
Uzun bir aradan sonra Dostoyevski'nin cümlelerini okumak benim için çok güzel oldu. Özlemişim doğrusu...

Öncelikle bu kitap Dostoyevski'nin diğer bilinen kalın romanlarına karşın kısa bir öykü kitabı. Başka öykü kitabı var mı bilmiyorum; ama öykücülükte de bir hayli başarılı buldum kendilerini. Yazar, Beyaz Geceler isimli bu öyküsünde Petersburg'da "hayalperest" ismini verdiği kahramanımızın başından geçen 4 günü anlatmış. Diğer önemli karakterimiz de Hayalperest'in aşık olduğu Nastenka...

Kitabın ismi olan Beyaz Geceler ise Hayalperest'imizin Nastenka ile birlikte geçirdiği günlere verdiği isimdir. Nastenka'nın içerisinde olduğu günler ve geceler Beyaz Geceler olarak adlandırılıyor kahramanımız tarafından. Benimse kitaba başladığım ve kitabın ismini gördüğüm ilk andan itibaren kafamda sürekli Seda Sayan'ın "Ah geceler sensiz geceler" şarkısı çaldı durdu. Bir türlü Seda Sayan'ın sesi arka fondan gitmek bilmedi...

Konu ise, tam bir Yeşilçam filmi konusu. Kahramanlarımız bir akşam üzeri Petersburg'da karşılaşıyorlar ve Hayalperestimiz Nastenka'ya birkaç dakika içerisinde aşık oluyor. Ancak Nastenka'nın sevdiği ve 1 senedir beklediği bir başka adam da vardır hikayenin içerisinde. İşte kitap, bu aşk üçgeni arasında Nastenka'nın gelgitleri ile Hayalperest'in aşk acısını anlatıyor. Konu ile ilgili bu kadar bilgi vermek yeterli diye düşünüyorum.

Dostoyevski bu kısacık öykü içerisinde birçok konuya değinmiş, birçok toplumsal mesaj vermiş anlayana. Ancak bir konu özellikle ilgimi çekti ve dönemin Rusya'sını ve kadınlara bakış açısını eleştirmeden geçemeyeceğim.

Okuduğum diğer bazı Rus Edebiyatı kitaplarında olduğu gibi bu kitapta da, yolda tek başına yürüyen kadınların mutlaka erkekler tarafından rahatsız edilmesi söz konusu. Belki o dönemde bu durum normal karşılanıyor olabilir; ama ben her okuduğumda bu konudan rahatsız oluyorum. Yolda tek başına yürüyen bir kadına kötü gözle bakılıyor resmen ve erkekler tarafından taciz edilmesi ve peşinden takip edilmesi normal bir durummuş gibi anlatılıyor. Bu kitapta da Hayalperestimiz Nastenka'yı böyle bir tacizcinin elinden kurtarıyor. İşin ilginç kısmı ise, yukarıda dediğim gibi bu durumun doğal bir durum olarak karşılanması...

Kısacık ve keyifli bir kitaptı. Dostoyevski'yi özlemiş olan ruhuma ilaç gibi geldi. Siz de eğer Dostoyevski'yi özlediyseniz bu kısacık öyküyle Dostoyevski'yi hatırlayabilirsiniz.
218 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
•Dostoyevski, insan ruhunun haritasını çizen yazarlardan birisi; benim içinse tam anlamıyla çok özel bir yazar.
•Dostoyevski gibi bir edebiyat ustasının kaleminden çıkan hikayeler elbetteki farklılığını hissettirecektir.
•Beyaz Geceler hikayesi beni ters köşe yaptı resmen ve üzüldüm de ama aynı zamanda çok etkilendiğimi de söylemeliyim. İnsanın çözülmesi bu kadar kolay bir varlık iken, bir anda, aslında insanın ne kadar da karmaşık ve zor bir varlık haline dönüşebildiğini etkileyici bir şekilde göstermektedir.
•Haysiyetli Hırsız hikayesi kalbimi kanattı resmen.Sanki yaşanmış gibi hissettim: detaylar, duygular, gel gitler... En çok üzüldüğüm hikaye buydu diyebilirim.
•Yufka Yürekli hikayesi ise beni öyle sarmaladı ki kendimi kurtarmaya çalışmama rağmen bir türlü kurtaramadım. Arkadaşlık, dostluk nasıldır, bir de Dostoyevski’nin coşkulu kaleminden mutlaka okumalısınız. Mutluluk, coşku, keder ve travmayı bu hikayede mutlaka ama mutlaka okumalısınız. Hikayenin sonu, beni öyle gerdi ki uyumakta gerçekten zorlandım.
218 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Beyaz Geceler kitabı hayalperest adamın hayatından 4 gün anlatılıyor.Kitap yazarın doğduğu şehir olan St. Petersburg’da geçmektedir.Başkahramanımız yirmili yaşlarda asosyal yalnız ve hüzünlü biridir.Hayattan kendini soyutlayarak bilime adamıştır kendini.Başkahramanımızın 4 beyaz gecede tanışıp zaman geçirdiği Nastenka’ya aşık olur ve onunla ilgili olan görüşlerini ve gelecekle olan planlarını belirtir.Ancak Nastenka’nın gözü bir yıldır uzakta olan ama büyük bir sadakatle beklediği sevgilisinden başkasını görmemektedir.Daha sonra Nastenka’nın eski sevgilisine dönmesi ve başkahramanızın eskisi gibi hüzünlü ve yalnız hayatına döner.Bunu da belirtmek isterim kitabı okuduktan sonra filmini de izleyebilirsiniz
Keyifli okumalar dilerim
218 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Dostoyevski kaleminden çıkma olduğunu birkaç satır içerisinde anlayabileceğiniz muhteşem bir eser. Neden öyle söyledim, çünkü Dostoyevski'nin kendine has öyle bir dili var ki, hem okuyucuya bağımlılık yapıyor hem de bariz ben buyum diyor. Tam bir klasik. İçerisinde beş öykü barındırıyor, bu öykülerden ilki kitaba adını vermiş bulunmakta. Biraz içerik detayı vermek gerekirse ilk öykü olan beyaz geceler insana aşk ile sevgi arasındaki farkı çok net göstermiş. Hani hep sorarız ya aşk mı sevgi mi, veya hangisi kuvvetli, veya hangisi değerli vs vs işte bu soruların yanitlari bu öyküde saklı. Aşıksak eğer ve olumsuzluklar yaşayıp farklı bir sevgi ile üstünü yamamaya çalıştığımız durumlarda aşk geri gelirse ilk çöpe atacağımız sonradan gelen sevgi olacaktır. Ben okurken fazlaca hüzünlendim ve bu hikayeyi çok sevdim. Diğer hikayeler de çok güzeldi ama Beyaz Geceler'in yeri hep ayrı kalacak.

Başkasının Karısı isimli öykü tiyatroda harika gider, okurken sürekli bunu düşündüm. Trajikomik olaylar var. Kıskanç bir koca, sürekli karısından şüphe duyup peşinde ajanlık yaparken asla evli olduğunu söylemiyor. O benim karım değil başkasının karısı fakat ne yaptığını merak ettim bayım şeklindeki cümlelere hazır olun. Aynı zamanda açık söyleyeyim en olmayacak anlarda cümlelerin kibarlığı insanı çileden çıkarıyor. Tartışma esnasında bile "Rica ederim bayım, bu nasıl bir ses tonu?" sözleri geliyor

Diğer üç öykü de okunmaya değer. Zaten Dostoyevski'nin yazdığı her şey okunmaya değer. Çok sağlam bir kalem, klasik okumayı seviyorsanız Dostoyevski'nin dilinden kendinizi mahrum etmeyin.
218 syf.
Yine Dostoyevski ve yine mükemmel ötesi bir eser.

Şu an dünya klasiklerinin güzel örneklerinden birini daha bitirmenin zevkini yaşıyorum. Her ne kadar da kitabın başında biraz sıkılsam da sonuna ulaşınca ilk görüşlerim tümüyle değişti. Kitabın kahramanı olan kişinin yalnızlığı tamamen bana benziyordu. İşte şimdi hayatımın kızını buldum derken onu kaybetmenin ne demek olduğunu biraz anlayabiliyorum. Bende aynı duyguları yaşadım. Ve bir de onun mutluluğu için kalkıp ona yardım etmesi.

Nastenka için eski sevgilisini araması kahramanımızı daha da yükseltti. Yükseltti ama oralarda yapayalnız gururlu bir kişi olarak kaldı. Kitabın sonunda kız arkadaşının ona bir mektubu sunuldu. Zaten bir kişi öyle bir mektubu alsa -ki alan birisi var- uzun bir süre kendine gelemez. Kahramanımızın da gelebileceğini hiç zannetmiyorum. Dostoyevski'nin bu güzel romanını okuma fırsatı yakaladığım için kendimi şanslı sayıyorum...

Neyse;
İki öyküden oluşan bu kitapta Dostoyevski'nin gençlik yıllarına ait izlerini görüyoruz. İlki(Beyaz Geceler) psikolojik bir öykü; hayalperest bir gencin tek kişilik aşkı... Dostoyevski'nin her bir kitabını okuduğumda onun dünyanın gelmiş geçmiş en iyi yazarı olduğuna bir kez daha inanıyorum. Beyaz Geceler de bana bu duyguyu en çok hissettiren eserlerinden.
Beyaz Gecelerde; sevgi yoksunu olan bir adamın hiç hesapta yokken bulduğu sevgiyle değişen yaşamı bunun karşısında da aşkını arayan saf bir kızın hiç tereddüt etmeden en sonunda yine gerçek aşkına koşuşu okura en üst seviyede hissettiriliyor.
Dostoyevski'nin tüm yapıtlarındaki karakterler ve olaylarda olduğu gibi bu kitapta da inanılmaz bir şekilde içimizden kendimizi bulduğumuz karakter ve olaylar sergileniyor.
Her Dostoyevski okuduğumda içimden geçirmeden edemiyorum bu adam edebiyatçı değil de psikolog olsaydı şu an psikolojide çözümlenemeyen hiçbir şey olmazdı diye
218 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Dört güne adeta bir ömür sığdıran Dostoyevski, aslında satır arasında okuyucuya bir mesaj veriyor. Diyor ki " Sizin vaktiniz çok, kıymetini bilin, yeniden yeniden başlayabilin, sabırlı olun, umut edin, çalışın,göreceksiniz bütün geceleriniz beyaz olacak."
218 syf.
·Beğendi·9/10
Beş hikayeden oluşan okuması zaman almayan ama etkisi büyük bir zamana yayılan bir başka yapıt daha.. Uzun süredir kütüphanemde bulunan, okumalıyım dediğim bir klasiği okumuş olmanın mutluluğu içindeyim yine. Dostoyevski, Tolstoy kıyaslamasında her zaman oyu Dosto'ya olan bir klasiksever olarak aslında geç kaldığım kısacık, sıcacık bir klasik Beyaz Geceler. Çok yalın duygular, içinizi titreten insanlık halleri ve her zaman olduğu gibi çıkartacağımız birçok dersin olduğu muazzam bir eser..
Dostoyevski’nin 27 yaşında kaleme aldığı bu esere hayret etmemek elde değil. Böyle bir yaşta bu kadar derin duyguları hissettirmek, aynı hassasiyetle okunası bir şekilde kağıda aktarmak için deha olmak gerekir. İşte Dostoyevski klasiklerin içerisinde adını üst sıraya yazdırmış büyük bir deha!
Kısacası çok ciddi çok büyük derslerin alınabileceği bir kitap..
118 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Klasik fobi diye bir şey var mı bilmiyorum ama eğer varsa bir zamanlar ondan mustarip olduğumu biliyorum.

İlkokulda öğretmenlerimizin yarı zorla okuttuğu sadeleştirilmiş bazı klasikler yüzünden uzun süre severek kitap okuyamamıştım. Sonradan fantastik, bilim kurgu, modern edebiyat falan derken yavaş yavaş gözümde en çok büyüttüğüm kitaplara gelmişti sıra: Klasikler. Geçen iki sene boyunca klasiklerin ‘öcü’ olmadığını onlarında normal kitaplar gibi okunabileceğini anladım. Hatta bittiğinde bıraktığı tat diğerlerine nazaran daha başkaydı.

Fakat yine de hala önümde artık korkmasam da çekimser yaklaştığım bir tür vardı: Rus Klasikleri ve özellikle Dostoyevski. Bu etkinlik sayesinde ve Beyaz Geceler kitabıyla o adımı da attığım için açıkçası çok mutluyum.

Bu uzun girişten sonra nihayet kitapla ilgili düşüncelerime geçmek istiyorum. ( spoiler içerebilir)

Öncelikle kitabı okurken dikkatimi en çok çeken şeylerden biri Dostoyevski’nin Petersburg’dan bahsettiği yerler oldu. Petersburg’u bir kadına, hastalıklı ve cılız görüntüsüne rağmen gizli bir güzelliği içinde saklayan bir kadına benzetiyordu Dostoyevski ve devam ediyordu:

“Bu bir anda gelip geçen güzelliğin neden böyle kısa ömürlü olduğunu ve artık bir daha geriye dönmeyeceğini içiniz burkularak düşünür, sevmeye bile vakit bulamadığınız bu aldatıcı, bu işe yaramaz güzelliğe ta derinden kırılırsınız…”

Dostoyevski’nin Petersburg’la kurduğu bu derin ve duygusal bağ, kitap boyunca kadın karakterle şehir arasında bağlantı kurmama neden oldu. Ve kitabın o son sahnesi... ‘Bir anda gelip geçen’, ‘kısa ömürlü’, ‘sevmeye bile vakit bulunamayan’, ’aldatıcı’ bir güzelliğe ‘ta derinden’ kırılmadık mı biz de?

Nastenka, Petersburg’un Dostoyevski’nin kaleminden bir yansıması mıydı yoksa?
Benim için öyleydi galiba…

Beni etkileyen diğer bir noktaysa hayallerdi. Ana karakterin hayallere bakış açısı ve hayallerinin geçirdiği değişim…

“Ufacık odasında sessizlik hüküm sürmektedir; yalnızlık, uyuşukluk hayal gücünü coşturdukça coşturur.”…”Hayaller ona mutluluk yollarını açar.”

Hikayenin başında kendini hayalleriyle mutlu eden bir adam vardı. Yalnız, bezgin ve mutsuz hayata rağmen mutlu hayalleriyle kendini “çeşnisi değişik, aldatıcı, tatlı bir zehir”le zehirleyen bir adam vardı başlarda Nastenka’nın yanında. ‘Hayallerinin aldatıcı bir hülya’ olduğunu kabul etmek istemeyen, hayallerini gerçek kabul eden bir adam vardı…

Ve sonra üç gecede Nastenka’yla mutluluğu tattı adam, belki de hayatında ilk defa
Fakat “normal yaşamda bu denli mutlu olduktan sonra hayallerde avunmak neye yarar ki?”

Adam yaşamda mutlu oldu, ve hayattan soyutlanmış hayaller o ufacık odada kaldı…

Ancak… Sonra Nastenka gitti.

Artık adam yalnızlıkta soyutlanmış mutlu hayaller kuramıyordu kafasında.

Artık adam “hüzünlü, iç karartıcı geleceğin(m)i bir süre hayalin(m)de canlandırarak, on beş yıl sonraki durumu gene yalnız, gene aynı odada, yılar geçtiği halde akıllanmayan Matriyona ile birlikte daha da yaşlanmış olarak” görmeye başlamıştı.

Hayalleri mutsuzlaşmış, hayalleri hayata; hayalleri yaşama karışmıştı artık…

Yazdıkça aklıma daha bir sürü şey geliyor. Bir sürü benzetme ve olay birbirini tamamlıyor. Sanırım incecik bir kitapta bu kadar farklı bakış açılarıyla, bu kadar farklı hisler ve düşünceler aktarması Dostoyevski’yi Dostoyevski yapıyor…
Benim ilk Dostoyevski serüvenimdi (ne kadar geç kalsam da) ve çok keyifliydi. Bu sitede okuduğum ilk etkinlik kitabı olması itibarıyla da ayrı bir anlamı oldu benim için.
Ve son olarak benim gibi ‘klasik fobi’si olan var mı bilmiyorum ama varsa da korkacak bir şey yokmuş arkadaşlar, güzel bir çeviri ve sakin bir kafayla çok da güzel okunuyormuş :)))
218 syf.
·Beğendi·10/10
öncelikle Dostoyevski etkinliğinin fikir olarak çıktığı https://1000kitap.com/incierdem ve Ebru Ince 'e ve yapılan paylaşımlarda desteğini esirgemeden emek harcayıp bu etkinliği diri tutan https://1000kitap.com/SinestezikMuz 'a teşekkürlerimi sunuyorum :)

***spoiler***

bu kitaba hayatımın duygusal anlamda dönüm noktalarından biri sayabileceğim bir günde başladım. kitabın kendi harikalığının yanında, sırf bu zamanda okudum diye çok ayrı bi yeri olacak. duygularımdaki iniş çıkışlar bazen okuduğum sayfa/hikaye ile birbirini tutmayıp okumasam da, nihayetinde bitti ve ben yine beni buldum bu "beyaz geceler"de.

bugünün güzel anısına (fiziksel acı çekerek nasıl güzel anı olur onu da bugün öğrendim) bu incelemeyi yapmak istedim. kitaplarımın altını çizmek adetim değil ama evet, bu kitapta bunu da aştım. kıyamıyorum ama stickerlar bitince mecbur kaldım (ne yapabilirim işaretlenecek yer çok) diyelim.

beyaz geceler'e nihayetinde gelecek olursak; yalnızlık nedir? tek başınalık nedir? fark var mıdır, ilk önce bunun ayırdına varmamız gerekir. Dostocum burda benim çözemediğim bir şekilde hem tek başınalığı tercih etmiş hem de yalnızlığı. yani biri olsa aslında fena olmaz hani noktasında. sürekli iç aleminde, çıkmak istese de çıkamıyor belli ki. birdenbire herkesin kendisini yalnız bırakıp gittiğini söylerken bir yandan da kimmiş o herkes? diyecek kadar yürekli. bazen herkesten, her şeyden bunalıp elimi eteğimi çektiğimde odama kapanır ve günlerce kendimi filmlere veririm. Dosto burda benimle zıt sanırım, kendisinin yaşayacağı 4 güzel beyaz gece için -bilmeden tabii- dolaşmaya çıkıyor ve her eve ayrı yüklüyor. hatta birisinin renginin renginin değişmesine içerliyor. işte aynı zamanda böyle naif bir adam bu Dosto.

petersburg'u öyle bir betimliyor ki, sanki geçirdiği bu 4 gece aslında petersburg'un kendisi. yani şöyle: "bizim petersburg'un doğasında açıklanamaz, heyecan verici bir yan vardır; baharın gelişine yakın, doğa bütün kudretini, mavi göğün ona bahşettiği bütün güçlerini salıverir, serpilir, saçılır ve türlü türlü renklere bürünür... ister istemez, ufacık tefecik ve çelimsiz bir kızı andırır... öyle zavallı bir kızın yüzüne güç, yaşam ve güzellik veren, onu böyle ışıltılı gülümseten, böyle şen, bir kıvılcım gibi çakan kahkahalarla neşelendiren nedir? sağa sola bakıp birilerini arar, tahminler yürütürsünüz... ama çok geçmeden, belki hemen ertesi günü, o tasalı, çökmüş bakışlarıyla, eskisi gibi rengi atmış yüzü, hareketlerinde eski boyun eğmişlik, çekingenlik ve dahi pişmanlıkla, hatta o anlık tutku parlamasından duyduğu öldürücü ıstırabın ve korkunun izleriyle kızcağız yine karşınızdadır..." yani aslında Dostocum burda bize spoiler vermiş, senin istediğin gibi bitmeyecek demiş ama ben son ana kadar "ya olursa? olacak ya, evet olacak!" diye heyecanı yüksek tuttum. şimdi tersinden bakarsak da, acaba Nastyenka'yla arasında geçen bu 4 beyaz gecedeki hissettikleriyle sonradan petersburg'u betimlemiş olmasın? burası muamma, ama ben 2. bakıştan yanayım. sonuçta bizi o şehre çeken, çekilir kılan oradaki insanlarlarla kurduğumuz bağ, onlara yüklediğimiz anlamlardır.

sonra da şöyle devam ediyor Dostocum: "size ise üzülmek kalır; o geçici güzellik öyle çabuk, öyle geri dönülmez biçimde solup gitmiş, gözlerinizin önünde öyle aldatıcı biçimde, amaçsızca parlayıp sönmüştür ki... maalesef daha onu sevmeye bile vaktiniz olmamıştır..." bu cümle beni derinden sarstı hatta devam da edemedim o an. " maalesef daha onu sevmeye bile vaktiniz olmamıştır..." bu nasıl bir iç yakmadır sahi, nasıl bir hayal kırıklığı? tahayyül edebiliyor musun? insanın gözünde yaşların birikip birikip akamaması, pınarlarda kalması gibi. boğazda kalan düğüm gibi. farklı baktığım tek nokta, bu hayal kırıklığından sonra tekrar aynı sen olamayacağın. yani burda, en başta Dostocum hayalleriyle mutluyken, sonradan başına gelen "yalnızlık bitti, geçiyormuş, aşığım, çok seviyorum" duygusundan sonra insan tekrar başa dönemez, hiçbir şey olmamış gibi öyle hissedemez. arının yuvasına çomak sokulmuştur artık. ya da aynı nehirde iki defa yıkanılmaz mı demeliydim? :) bu yüzden Dostocum, kendini 15 yıl sonra yaşlanmış, ama şimdiki gibi aynı odada aynı yalnızlıkla göremezsin, üzgünüm.

içimin içime sığmadığı şu güzel zamanda, umarım Dostocum sonu beyaz geceler gibi olmaz. buna ihtimal vermek istemiyorum ama oldu da oldu, ne diyoruz?

tanrım! bir anlık mutluluk! koskoca ömürde az şey mi? :)

-------------------------
kitabın içindeki diğer öykülere gelecek olursam; başkasının karısı'nda başta diyalog halinde geçen konuşmada hiçbir şey anlamayıp yarım bırakmıştım. kitap bittiğinde tekrar dönüp okuduğumda sadece " çünkü tutku istisnai bir duygudur, kıskançlık ise dünyadaki en istisnai tutkudur." cümlesini okumak için bile değer bir öykü. haysiyetli hırsız ve yufka yürekli'ye incelemeyi ayrı olarak yapmayı düşünüyorum. belki o zamana kadar inceleme tarzımı değiştirir veya geliştirebilirim.

buraya kadar okuduysan, beyaz geceler'e başlarken insanın içine işleyen, benim için güzel bu denk gelişi temsil eden Turgenyev'in sözüyle bitirmek istiyorum:

...sırf bunun için yaratılmadı mı o
Bir anlığına da olsa,
Yakın olmak için senin yüreğine?..

Yazarın biyografisi

Adı:
Barış Zeren
Doğum:
1978
Biyografi: 1978 doğumlu. İstanbul Üni. Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede İktisat Tarihi Bilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamladı. Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesi Slav Tarihi Bölümü’nde araştırmacı olarak bulundu. Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü ve Fransa’da EHESS’te doktora çalışmalarını sürdürüyor. İngilizce ve Rusça’dan sosyal bilim, tarih ve edebiyat çevirileri yapıyor.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 22,5bin okur okudu.
  • 512 okur okuyor.
  • 7,9bin okur okuyacak.
  • 201 okur yarım bıraktı.