Bediüzzaman Said Nursî

Bediüzzaman Said Nursî

YazarDerleyenÇevirmen
9.2/10
7,2bin Kişi
·
23,8bin
Okunma
·
2.711
Beğeni
·
37,9bin
Gösterim
Adı:
Bediüzzaman Said Nursî
Tam adı:
Said Okur
Doğum:
Hizan, Bitlis, 12 Mart 1878
Ölüm:
Şanlıurfa, 23 Mart 1960
Bediüzzaman Said Nursî (Mart 1878, Bitlis - 23 Mart 1960, Şanlıurfa), İslam alimi, düşünürü.

1892'de Bitlis'te Şeyh Emin Efendi ve diğer İslam alimlerinin de bulunduğu ilim meclisinde yapılan imtihan ve münazara sonunda Molla Fethullah tarafından Bediüzzaman unvanı verilmiş; diğer alimler tarafından da kabul görmüş ve bu isimle anılmaya başlanmıştır.

I. Dünya Savaşı'nda gönüllü alay komutanı olarak Kafkas Cephesi'nde mücadele etti. Savaş sırasında birçok öğrencisi ölmüş, kendisi ise gazi olmuştur. Başarılarından dolayı kendisine Harp madalyası verildi. Ordu-yu Hümâyun'un tavsiyesi ile Dar'ül-Hikmet'ül İslamiye azası olarak atandı. 1922'ye kadar görevini yerine getirdi.

23 Mart 1960'ta Şanlıurfa’da vefat etti.
Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahibsiz olamaz. Bir harf kâtibsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?
Dünya madem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahibsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerim bir Müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmayacaktır. Hem madem

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا

sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır.

Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malayani şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.
Bediüzzaman Said Nursî
Sayfa 472 - Rnk yayınları
1254 syf.
·100 günde·Beğendi·10/10
Öncelikli olarak okuduğum en kıymetli, en faydalı, en güzel kitap olduğunu ifade etmeliyim.

Bu sitenin üyeleri olarak okuyan bir kitleyiz. Bu en büyük ve önemli ortak noktamız. Zira bizleri burada buluşturan da bu okuma sevgimiz. Fakat okuduğumuz kitaplar ile bazen buluşuyor, bazen ayrılıyoruz. Tabiki içeriği düzgün, eğlenceli kitaplar da okumalıyız fakat bize faydalı olacak, dünya hayatımızı güzelleştirecek, ahiret hayatımıza yararı olacak eserler de mutlaka okumalıyız. İşte bu açıdan bu muhteşem eseri herkes mutlaka okumalı, okurken istifade etmeye çalışarak okumalı ve etrafımızdaki insanlara okutturmalıyız.

Eser içerisinde eski Osmanlıca kelimeler çok olduğu için anlaşılması biraz zor. Lugat gereksinimi oluyor. Benim tavsiyem ışık yayınlarından okumanız. Herbir sayfanın alt kısmında o sayfada geçen kelimelerin anlamları verilmiş. Bazen kelimelerin anlamlarına baksanız bile bazı yerlerde anlamakta zorlanabilirsiniz. Fakat asla pes etmeyin. Çünkü bir anda karşınıza o kadar net, duru, berrak, enfes bir ifade çıkıyor ki, hayran oluyorsunuz. Zira bu eser insanın aklına hitap ettiği gibi kalbine ve ruhuna da hitap eden bir eser.

Bu kitap kominizimin etkisiyle yurdumuzda ve dünyada dinsizliğin çok yaygınlaştığı bir dönemde yazılmış. Bu sebeple kitapta en çok açıklanan mesele iman meselesi. Allah'a iman, ahirete iman. Daha sonra besmele, namazın önemi, şükür, kanaat, ibadet, doğruluk, tevazu, cömertlik, cesaret gibi konular geliyor. Üslup çok sağlam olduğu için sıkılmıyorsunuz. Üstad Bediüzzaman ile beraber kainat kitabını okuyor, ayetlerde, hadislerde verilen manaları anlamaya çalışıyor, bahara, ağaçlara, çiçeklere bakıp tekrar dirilmeyi düşünüyorsunuz. Okurken düşünceden düşünceye, bir alemden başka bir aleme geçiyor, kelimelerin, cümlelerin verdiği o eşsiz hazzı kalbinizde, aklınızda, ruhunuzda hissediyor, huzur buluyorsunuz...
250 syf.
·Beğendi·10/10
Benim hikayem seninle başladı..

Aczine tahammül edemiyor ve imanın tüm gücünü dem ve damarlarında hissetmek istiyorsan ; ne duruyorsun kardeşim ?

" Çünkü sen, çendan nefsin ve suretin itibarıyla hiç hükmündesin. Fakat vazife ve mertebe noktasında, sen şu haşmetli kainatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belagatlı bir lisan-ı natıkı ve şu kitab-ı alemin anlayışlı bir mütalaacısı ve şu tesbih eden mahlukatın hayretli bir nazırı ve şu ibadet eden masnuatın hürmetli bir ustabaşısı hükmündesin. "

İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. { Necm, 53/39 }
951 syf.
·9 günde·10/10
Bir haykırış.
İman yangını çıkmış bir asırda,
Tutuşmasın diye evlatlar,
Zalimlere karşı yapılan bir haykırış.
Çıkarıldığı mahkemelerde,
Şahsını savunma gereği hissetmeyip,
İman, vatan, gençlik diyerek,
Ardına aldığı talebeleriyle,
Bugün milyonların da hep bir ağızdan yaptığı,
İmani haykırış.
Üstad Bediüzzaman’ın haykırışı bahsettiğim.
İmani hakikatleri,
Güneşin karanlıkları yarıp geçtiği gibi,
Zihinlere nakşeden İslam mücahidi haykırışı...

Evet “Muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyor, bize Allah’ı tanıt!” diyen lise talebelerinden, girdiği hapishanelerdeki en azılı mahkumlara kadar kurtuluş yolu arayan her insanın üstad edindiği, hem dünyasını hem ahiretini kurtarmaya vesile kıldığı dahi bir haykırış O’nunki…

İngiliz Nazırı’nın “Bu Kur’ân İslâmların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’ân’ı onların elinden kaldırmalıyız; yahut Müslümanları Kur’ân’dan soğutmalıyız” beyanatına karşı “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez mânevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim” diyerek meydan okuyan Kur’an’i bir haykırış.

Mahkemelerden mahkemelere sürüklenirken, siyasi bir cemiyet kuracağı iddialarına karşı her daim, "Ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var, başka cereyanlarla alakam yok." cevabını veren asil duruş.

Müslüman asildir ona göre. Esir düştüğü Rusya’da, Rus Çarı’na karşı ayağa kalkmayıp “Ben Müslüman bir alimim. İmansız birine kıyam etmem!” diyerek idamı göze alan ve daha sonra özür dileten Muhammedi bir haykırış.

Cenab-ı Hakk’a tam teslimiyet, Kur’an’a tam bir talebe, Efendiler Efendisi Resulullah’a eşsiz bir biat. Seksen küsur sene ömrü boyunca zevk namına bir şey bilmeyen, dünyevi ıstıraplara maruz bırakılan Bediüzzaman’ı hangi cümlelerle anlatırsanız anlatın hep bir şeyler eksik kalacaktır. Haram endişesiyle başkalarının tarlalarından bir şey yeme olasılığına karşı hayvanlarının ağzını bağlayan bir baba ve abdestsiz kesinlikle süt emmediği mübarek bir ananın oğlunu nasıl hakkını vererek anlatabilirim ki?

Ey koca Üstad! Belki iman davanı, seni ve eserlerini hakkıyla anlayamadık, hakkını veremedik bir Müslüman olarak ama söz veriyoruz ki; Allah’ı, Kur’an’ı, Efendimiz’i, Nur eserlerini dilimizin döndüğünce insanlara tebliğ edeceğiz. İhtiyaç sahiplerine ulaştıracak ve bu ülkede İslam Sancağı’nı indirtmeyeceğiz. “Allah’ım yok mu bir talebem?” nidana karşı milyonlarca taleben olarak sana söz veriyoruz.

Minnet ve rahmetle…

Bediüzzaman Hazretleri’nin hayatını anlatan bu eşsiz eseri kaçırmamanızı tavsiye ederim.
Not: Kitabın Latince baskısı mevcuttur...

Saygılarımla…
871 syf.
·21 günde·Beğendi·10/10
Bismillahirrahmanirrahim...

Öncelikle;
Risale-i Nur okuyorum ama anlayamıyorum diyenler için bir uygulama:
https://play.google.com/...d=com.yukselis.okuma

Risale-i Nur okumak ile ilgili tavsiyeler:
https://youtu.be/aANgtcRA_hc

***

“ Ey şu risaleyi insaf ile mütalaa eden kardeş!

Deme, niçin bu Onuncu Söz'ü birden tamamıyla anlayamıyorum ve tamam anlamadığın için sıkılma!
Çünkü İbn-i Sina gibi bir dâhî-yi hikmet, ﺍَﻟْﺤَﺸْﺮُ ﻟَﻴْﺲَ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻘَﺎﻳِﻴﺲَ ﻋَﻘْﻠِﻴَّﺔٍ demiş.
"İman ederiz fakat akıl bu yolda gidemez." diye hükmetmiştir.
Hem bütün ulema-i İslâm "Haşir, bir mesele-i nakliyedir, delili nakildir, akıl ile ona gidilmez." diye müttefikan hükmettikleri halde, elbette o kadar derin ve manen pek yüksek bir yol; birdenbire bir cadde-i umumiye-i akliye hükmüne geçemez.
Kur'an-ı Hakîm'in feyziyle ve Hâlık-ı Rahîm'in rahmetiyle, şu taklidi kırılmış ve teslimi bozulmuş asırda, o derin ve yüksek yolu şu derece ihsan ettiğinden bin şükür etmeliyiz.
Çünkü imanımızın kurtulmasına kâfi gelir.
Fehmettiğimiz miktarına memnun olup tekrar mütalaa ile izdiyadına çalışmalıyız. ”
~ Sözler - 103

***

İkinci risalemi de bitirmiş bulunuyorum, elhamdülillah...
.
Nur bahçesi ne güzel bir nimetmiş, girdim ve gördüm, elhamdülillah...
.
Okudukça anladım, anladıkça okudum, elhamdülillah...
.
Okutturana, o ilmi ve azmi verene elhamdülillah...
.
Ben bu okuma işine değil aklımı ve kalbimi, bütün ruhumu adadım; darısı sizlere inşallah... :))

***

Sual edersiniz: NEDEN RİSALE-İ NUR?

Risale-i Nur diliyle "Elcevap" : Müslümanız, elhamdülillah. Peki elimizden geldiğince her soruya cevap verebiliyor muyuz? Ne derece dinimizi yaşıyoruz ve yaşatıyoruz? Gerek evlatlarımız, gerek büyüklerimiz dahi bize sorular sorduğunda nasıl konuşuyoruz, yoksa geçiştiyor muyuz?
Küçükken anneme (hâşâ) ezanı Allah mı okuyor dediğim zamanlar olmuştu. İşte o zamanlar sorgu sual zamanlarıydı. Annem bana eksik anlatabilirdi, yanlış anlatabilirdi, ya da ben inanmayabilirdim. Kardeşlerim! Yeni nesil yetiştirirken Risale-i Nur'lar size Kur'an'ı Kerim önderliğinde rehber olacaktır. Bir evlat yetiştirmeyi kenara bırakalım, bizler ebediyete göçerken şu Rahman'ın bize vermiş olduğu zekamızı güzel suallerin güzel cevaplarıyla dolduralım. Yoksa biliyorum, bu devir zor; depremler, afetler, hastalıklar, belalar, ölümler, kazalar... Biliyorum kardeşlerim, akıllarımız binlerce soru kaynıyor ve hatta maalesef ki imanımız ve inancımız da gitgide zayıflıyor. ( Allah bizi şeytanın fitnelerinden korusun, amin. ) İşte böyle kötü bir devirde akıllarımızdaki sorulara cevap bulmak, güzel bir nesil yetiştirmek, bilgi küpü olmak ve kendimizi mahşer gününe en güzel şekilde hazırlayabilmek için Risale-i Nur'lar sizin dostunuzdur. Okuyunuz ve okutturunuz...

Ve yine Sözler Risalesi'ndeki konferanstan bir örnekle, cümlelerimi tasdik etmek istiyorum.

Mısır'da fâzıl ulemadan, merhum Abdülaziz Çâviş, Bedîüzzaman'ın fatînü'l-asır olduğu ve müthiş bir fart-ı zekâya mâlik bulunduğu mevzuunda, Mısır matbuatında makale neşretmiştir.
Büyük ve salabetli bir âlim olan Şeyhülislâm merhum Mustafa Sabri Efendi, Mısır'da Risale-i Nur'a sahip çıkmış ve Camiü'l-Ezher Üniversitesinde en yüksek bir mevkiye koymuştur.
Risale-i Nur, İslâmiyet'in gayet keskin ve elmas bir kılıncıdır.
Sözler[Y] - 840

***

SÖZLER RİSALESİ NEDİR? NE ANLATIR?

En başta rehberi Kur'an-ı Azîmüşşan'dır. Otuzüç bölüm, -bunlar kendi içinde dallara ayrılır- bir lemaat, bir konferans ve bir fihristten oluşur.

Kitabın temel konusu Allah'a imandır.

En başta Bismillahirrahmanirrahim'in anlamı ve önemini izah eder, beş vakit namazın önemine değinir, haşre, kıyamete ve ahirete değinir ispat eder, Kur'an'ın mucizelerine değinir, Asa-yı Musa 'da yer alan bir temsili burada da aynen anlatarak Allah'ın varlığını ispatlar, Hz. Peygamber'in Miraç olayını anlatır ve ispatlar, meleklere imana değinir onların varlığını ispatlar, Şakk-ı kamer ( ayın iki parçaya bölünmesi ) mu'cizesine değinir ispatlar ve kendini bilmez filozofların tezlerini çürütür.

Lemaat kısmı Risale-i Nur şakirdlerine küçük bir mesnevî ve imanî bir divandır.

Konferans bölümü, 1950 senesinde Ankara Üniversitesi'nde Bedîüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur'lar ile ilgili verilmiş bir konferansı anlatır.

Son kısım Fihrist ise kitabın "içindekiler" bölümüdür. Bu da öğrendiklerimi tekrar etmeye ve bu incelemeyi yazmama yardımcı oldu.

Bunların yanı sıra otuzüç sözün aralarında yer alan kafiyeli sözler çok hoşuma gitmiş, her birini en az on defa okumuşumdur.

“ Beni dünyaya çağırma Ona geldim fena gördüm. ”

.

Ey nefsim!
Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
"Fâniyim, fâni olanı istemem.
Âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem.
İsterim fakat bir yâr-ı bâki isterim.
Zerreyim fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç-ender hiçim fakat bu mevcudatı umumen isterim."

...

Risalenin en büyük özelliklerinden biri, bu zamanda aklınıza gelen soruları cevaplar. İmanı olmayanı imansızlıktan caydırır ( çünkü gayet aklî deliller ile Allah'ı ispatlamayı amaç edinir ), imanı olanın imanını güçlendirir, imanı güçlü olanı daha çok bilgilendirir. İşte bu yüzdendir ki Sözler Risalesi uzun zamanımı aldı ama gerçekten okuduğuma değdi. Sizlere de nasip olur inşallah...

Kitapla kalın sevgili 1K ailesi, en güzeline emanetsiniz... :)
366 syf.
·62 günde·Beğendi·Puan vermedi
Uzun yıllar aradan sonra, risale bahçesinden tattığım ilk risale. Ama bu defa yavaş, yavaş… Kelime kelime… Hikmetini sorgulayarak, tefekkürler eşliğinde.

Yeri geldi denizlerin, rüzgarın, şimşeğin, rengarenk çiçeklerin, envai çeşit hayvanların; yeri geldi Peygamberlerin, evliyaların, sıddıkların, nurani kalplerin lisanıyla ve şehadetiyle Tevhid hakikatini dinledim. Yeri geldi, kitapta geçtiği tabirle
-seyahat-ı fikriyeye alışan o mütefekkir misafir- misal bir seyyah oldum, tek tek alemlerce nazar edip, sual ettim risale syfalarında. Kan hücrelerinden, yağmur damlalarına, hidrojen ve azot arasındaki aşkı kimyeviden, dağlarda gizli madenlerden, okyanuslardaki acayip balıklara…

Yeri geldi kainat sarayını seyrederken, ölüm hakikatiyle durdum öylece. Ve ne de çok geçiyor âlem kelimesi risalelerde de. Ben neden bilmem çok seviyorum âlem kelimesini. Koskoca âlemler. Yerine başka kelime gelemiyor sanki, kapsayamıyor ki, öylesine derin. Mikroplar âlemi, hücreler âlemi, hava âlemi, deniz altı âlemi, gökyüzü âlemi, hayvanat, nebatat âlemi, çeşit çeşit insanlar âlemi - ki insanın yüreği bile küçük kainatken-. Âlemler içinde âlemler :)

Her bir zerresi Rabbini tesbih eden, sayısını dünyevi rakamlarla sınırlandıramayacağımız âlemler. Koskocaman zikirhane.. Âlemlerin Rabbi'nin varlığını ispat için âlemlerde gezdirirken okuyanı Said Nursi, kendimi hem öyle küçük hissettim zerre misal yaratılanlar içinde; hem de ‘’ KAİNAT sarayının en mükerrem misafiri derken insana ’’ öylesine mutlu oldum, ‘değerliyim be’ diye sayıklayarak…

Çok tekrarlarla kainatın ahenginin düzenini, intizamını, kolaylılığını, çeşitliliği içindeki israfsızlığını tasvir ederken; israf eden, bozan , yıkan insanoğlunu tefekküre davet ediyor Bediüzzaman Hz. O koca ahengin en değerlisiyken, halifesiyken, bunca âlemler onun için dönerken, bu düzen içinde meylettiği her israfı yüreğim sıkışarak hayal ettim ben de.

‘’Sermayeyi ömrünü imha etme’’ diye okurken vaktini,
‘’İnsanın en kıymetli ve üstünde titrediği malı, onun ruhudur ’’ diye okurken ruhunu, Ve dahi bedenini, hissiyatını, duygularını israf eden insanoğlunu…
Hayal ettim işte kendimi ‘ Bil ey nefsim ‘’ demeye çalışarak, önce kendime seslenebilme niyetiyle...

Bir de zevali elem veren lezzetler fanidir deyip geçmiyor yazar; aciz, hassas beşerin en cüzi dünyevi ayrılıklarındaki kalbi sızısını cümlelerle resmediyor sanki. Okurken öylesine hissetiriyor, öylesine yüreğini sıkıyor okuyanın, devamında da ahiret var diye haykırıyor binbir delillerle..

En çok da yıldızların diliyle Allah'ın varlığını haykıran şiiri… Semanın yıldızlarını temaşa eden ne güzel gözler.. tekrar tekrar okudum.. Nette de var, ne güzel okumuşlar:))

"Dinle de yıldızları şu hutbe-i şirinine
Name-i nurîn-i hikmet, bak ne takrir eylemiş.
Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler:
Bir Kadîr-i Zülcelal'in haşmet-i Sultanına
Birer bürhan-ı nur-efşanız vücud-u Sânia
Hem vahdete, hem kudrete şahidleriz biz.
Şu zeminin yüzünü yaldızlayan
Nazenin mu'cizatı çün melek seyranına.
Bu semanın arza bakan, cennete dikkat eden
Binler müdakkik gözleriz biz
Tûbâ-i hilkatten semavat şıkkına, hep kehkeşan ağsanına
Bir Cemil-i Zülcelal'in, dest-i hikmetle takılmış pek güzel meyveleriyiz biz.
Şu semavat ehline birer mescid-i seyyar, birer hane-i devvar, birer ulvî âşiyane,
Birer misbah-ı nevvar, birer gemi-i cebbar, birer tayyareleriz biz.
Bir Kadîr-i Zülkemal'in, bir Hakîm-i Zülcelal'in birer mu'cize-i kudret
Birer hârika-i san'at-ı hâlıkane; birer nadire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkat, birer nur âlemiyiz biz.
Böyle yüzbin dil ile yüzbin bürhan gösteririz, işittiririz insan olan insana.
Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü, hem işitmez sözümüzü, hak söyleyen âyetleriz biz.
Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize müsahharız. Müsebbihiz, zikrederiz abîdane.
Kehkeşanın halka-i kübrasına mensub birer meczublarız biz..."

Yapılacaklar listesine ekledim ben de – Rabbim Lütfederse elbet- ; alacağım teleskopla semanın süslerini seyran ederken, açıp dinleyeceğim bu şiiri tekrar tekrar diye …

Keyifli okumalar, bereketli tefekkürler, latif seyirler efenim...
245 syf.
·40 günde·Puan vermedi
Nerden başlasam bilemedim :)

Evet hiç bu kadar uzun serüvene çıktığım bir kitap olmamıştı. Niye bu kadar uzun sürdü bu kitabı bitirmen diye sorarsanız, kitap gerçekten nasıl desem her sayfasını okudukça sanki insana biraz vakit lazım oluyor, o satırları hazmetmesi için. Eser içerisinde eski osmanlıca kelimeler çok bulunuyor. Ve gerçekten okuyupta, anlamadığım sayfalar oldu, hatta en başa dönüp baştan da okudum bir çok sayfayı, ama anlamayınca, anlaşılmıyor valla :) garip bir şekilde anlamamama rağmen sanki o satırları anlamışım gibi ruhumda bir doyum hissetim kitabı okurken. kitabın ilk sayfalarına göz atıp, ya bu kitap hiç bana göre değil diyip okumaktan vazgeçe bilirsiniz, bende öyle dedim ilk başlarda, ama bir zaman sonra yazarın anlatış dilinede alışıyor insan. Hatta osmanlıca kelimeler bile öğrendim diye bilirim :) benim size önerim “Risale-iNur“ kütüphanesi adlı bir uygulama var. onu indirip oradan okumanızı öneririm. Çünkü anlamadığınız kelimelerin üzerine basılı tutunca, anlamının ne olduğunu açıklayan bir yazı çıkıyor yukarda, ve böylelikle yazarın dilini daha çabuk kavrıyor, ve tabikide anlıyorsunuz. En azından kendinizi google’de bulmuyorsunuz dakika başı :) ağır ilerleyen, çokça sabır gerektiren bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ama eğer okumayı düşünüyorsanız ilk sayfalar da pes etmeyin kesinikle devam edin. Herkezin okumak istiyiceği bir kitap olmadığını biliyorum. Ama aradada böyle kitaplar da okumamız gerektigini düşünüyorum ben.


Keyifli okumalar...
360 syf.
-İkinci defa inceleme paylaştım pes etmiyor ve devam ediyorum;

Gençlik Rehberi, 1951 yılında Bediüzzaman’ın talebi üzerine 21 yaşındaki bir üniversite öğrencisi tarafından latin harfleriyle bastırılıyor.  Bu kitap isminden de anlaşılacağı üzere gençlik döneminin hususî sorularına cevap verecek şekilde hazırlanmış. Kitap besmeleyle başlıyor. Daha sonra Üstad dünyanın hakikî saadetini gösteriyor bizlere. “Neden gençliğimizi meşru dairede geçirmeliyiz?” konulu bir ders,  ardından Eee malumunuz, yaşadığımız coğrafyada o zamandan bu zamana savaşlar, maddî-manevî darbeler, felaketler, olaylar bitmiyor. Peki, ne derece alakadar olmalıyız bu hadiselerle? O zamanın gençleri sormuşlar; bu zamanın gençleri bizler, dinliyoruz. Gelen her şey yakındır, ihtiyarlık da öyle pek uzakta değil. Belki İhtiyarlar Risalesi’nden alıntı yapılmasının bir sebebi de bu…
Vesselam!
Kalın sağlıcakla:))
271 syf.
·6 günde·10/10
Bir arkadaşımın üniversite yıllarında iken "Al oku! Kafandaki sorulara cevap olacak!" diyerek verdiği ama ısrarla 2 sene kütüphanemde gözüme çarptığı halde okumadığım, 2 sene sonra bir bakayım diye aldığım ve Osmanlıca terimlerden dolayı ürktüğüm bir kitap.

Bediüzzaman ismi bile nedense o dönemde bana hep ürkütücü gelmişti. "Acaba bu cemaat yanaklarına şiş sokuyorlar mı?" diye düşündüğüm bile oldu. Nihayet rüyamda gördüğüm uçan kırmızı kitaplardan birini yakaladım ve bir daha da Risale-i Nur eserlerini elimden bırakamadım.

Hayatıma huzur, bereket ve suhulet getirdi. Bana kim olduğumu, nereden gelip, nereye gittiğimi öğretti bu eserler.

Allah Üstad Bediüzzaman ve talebelerinden ebeden razı olsun.

Saygılarımla...
250 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle Üstadım Bediüzzaman Said Nursi'nin vefatının 60. Yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyor, ruhunun şad olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.

***

Sevdiğim bir arkadaşımda görüp anında özendim ve okumaya başladım. Allah daima iyilerle karşılaştırsın.

Ağır bir dili vardı ve okuması zordu. Ama benim bir felsefem vardır: "Zor olan her şey güzeldir!"

Nasıl okudun ve anladın derseniz de bunun için çok güzel bir uygulama yapmışlar. Risale-i Nur'ların hepsi bu uygulamada mevcut ve okurken anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine tıklayınca anlamlarını tercüme ediyor. Şahane bir uygulamaydı. ( https://play.google.com/...d=com.yukselis.okuma )
Onun haricinde bu güzel risaleler tek sefer okumada %100 anlaşılmayacak. Onun için imkanınız olursa tekrar tekrar okumak lazım gelir. Ben çok şükür ki ilk defa okumama rağmen, uygulama sayesinde gayet verimli bir sonuç aldığımı düşünüyorum. İleriki zamanda Allah nasip ederse Risale-i Nur'ların hepsini rafıma dizip, tekrar okuyacağım. Bu süre zarfında da elimden geldiğince yine başka risaleler okuyacağım. Siz de risale okumayı düşünüyorsanız önce uygulamadan okuyun derim. ( Daha önceden Gençlik Rehberi'ni okumuş fakat çoğu kelimenin tercümesi olmamasından ötürü tam bir sonuç çıkaramamıştım. Bundan dolayı ilk önce uygulamadan okunmasını tavsiye ediyorum. )

***

Malum dilinin ağır olmasından ötürü ilk başlarda günde 15-20 sayfa ile okumaya başladım ve zaman geçtikçe daha hızlı ve daha anlayarak okudum.

Asâ-yı Mûsa da diğer tüm risaleler gibi Kuran-ı Kerim'in bir nevi açıklamasıdır. Nasıl ki o yüce kitabımız bir hayat felsefesiyse bu risaleler de okuduktan sonra hayatınız bir parçası olacaktır.

Bu kitabın genel konusu yüce Allah'ın varlığını tatlı bir dille ve gayet akla ve ruha uygun bir biçimde ifade etmektir. İçerik olarak da namaz, ölüm, iman, gençlik, Esma-i Hüsna, ahiret, imanın şartları, Felak suresi, atom, alyuvar, akyuvar, hücre ve yıldızlara kadar her şeyin Allah’ın ortağı,eşi ve benzerinin olmaması, tabiatçılıktan gelen dinsizlik ilkeleri, yeryüzünün süslenişi, Cenabı Hakk'ın varlığı ve gerekliliği, öldükten sonra dirilme, ahirete iman ve yine bu kusursuz evreni dikkatle incelediğimizde gerçekten yüce bir yaratıcısının olduğunu ispatlayan bölümlerden oluşuyor.

Ağır bir dili olmasına rağmen o kadar güzel bir şekilde izah edilmiş ki insanın okudukça okuyası geliyor.

***

Yine Asâ-yı Mûsa'da deniyor ki;

Şunu hatırlamalıyız ki; Risale-i Nur başka kitabları değil, yalnız Kur'an-ı Kerim'i üstad olarak tanıması ve ona hizmet etmesi itibariyle makbuliyeti hakkında bizim bu mevzuda söz söylememize hâcet bırakmıyor.
Biz ancak ilim erbabı nazarında, Risale-i Nur'un değerini belirtmek için deriz ki:
Risale-i Nur şimdiye kadar hiçbir ilim adamının tam bir vuzuh ile isbat edemediği en muğlak mes'eleleri, gayet kolay bir şekilde en basit avam tabakasından tut da en yüksek havas tabakasına kadar herkesin istidadı nisbetinde anlayabileceği bir tarzda şübhesiz tam ikna' edici bir şekilde izah ve isbat etmesidir.
Bu hususiyet, hemen hemen hiçbir ilim adamının eserinde yoktur.
İkincisi:
Bütün Nur eserleri; Kur'an-ı Kerim'in bir kısım âyetlerinin tefsiri olup onun manevî parıltıları olduğunu her hususta göstermesidir.
Üçüncüsü:
İnsanların en derin ihtiyaçlarına kat'î delil ve bürhanlarla ilmî mahiyette cevab vermesidir.
Mesela: Allah'ın varlığı, âhiret ve sair iman rükünlerini, bir zerrenin lisan-ı hal ve kàl suretinde tercümanlığını yaparak isbat etmesidir.
En meşhur İslâm feylesoflarından İbn-i Sina, Farabî, İbn-i Rüşd bu mes'elelerde bütün mevcudatı delil olarak gösterdikleri halde, Risale-i Nur o hakikatları bir zerre ve bir çekirdek lisanıyla isbat ediyor.
Eğer Risale-i Nur'un ilmî kudretini şimdi onlara göstermek mümkün olsa idi, onlar hemen diz çöküp Risale-i Nur'dan ders alacaklar idi.
Dördüncüsü:
Risale-i Nur, insanın senelerce uğraşarak elde edemeyeceği bilgileri komprime hülâsalar nev'inden kısa bir zamanda temin etmesidir.
Beşincisi:
Risale-i Nur ilmin esas gayesi olan rıza-yı İlahîyi tahsile sebeb olması ve dünya menfaatına, ilmi hiçbir cihetle âlet etmeyerek tam manasıyla insaniyete hizmet gibi en ulvî vazifeyi temsil etmesidir.
Altıncısı:
Risale-i Nur kuvvetli ve kudsî ve imanî bir tefekkür semeresi olup, bütün mevcudatın lisan-ı hal ve kàl suretinde tercümanlığını yapar.
Aynı zamanda iman hakikatlerini ilmelyakîn ve aynelyakîn ve hakkalyakîn derecelerinde inkişaf ettirir.
Yedincisi:
Risale-i Nur, esas bakımından bütün ilimleri câmi' oluşudur.
Âdeta ilim iplikleriyle dokunmuş müzeyyen bir kumaş gibidir.
Ve şimdiye kadar hiçbir ilim erbabı tarafından söylenmemiş ve her ilme olan vukufunu tebarüz ettiren vecizeler mecmuasıdır.

***

O halde biz gençlere düşen de bu güzel risaleleri, bu ahir zamanda okumak, okutmak ve tüm insanlığa yaymaktır.

Sağlıcakla kalın sevgili okurlar, en güzeline emanetsiniz. :))
144 syf.
·4 günde·10/10
Hastalar Risâlesi, hastalara 'Geçmiş olsun' makâmında yazılıp;  aynı zamanda onlara, bir merhem, bir teselli, bir mânevî reçete, bir huzûr, bir kalp ferahlığıdır.

Evet, artık sağlığına kavuşmaktan tamâmen ümidini kesen bir insana, bâzen olur ki, ne  doktorların, ne de ilaçların bir faydası, bir yardımı, bir tesiri olmaz, fayda etmez. Çünkü, hastalığın arkasında saklı olan faydaları, hikmetleri, güzellikleri görmediğinden, düşünmediğinden ve anlamakta zorluk çektiğinden; kalbi ve ruhu öylesine derin hüzünlerle âlûde olmuştur ki, sağlığına kavuşmanın neredeyse imkansız olduğu düşüncesine kapılarak, günden-güne hayatla olan bağlarını koparmaya başlamıştır.

Yalnızca hastalar değil, hayâtın her sahasında böyle insanlara rast gelinir. Hayattan, yaşamdan, yaşamaktan ümidini kesen bir insanın; ayak üstünde yürüyen cenâzeden pek bir farkı yoktur aslında. Tek düşündüğü şey, "Bir ân önce ölüm gelse de, kurtulsam bu sıkıntılı dünyâdan" düşüncesidir..

İşte hayâtın en gerçekçi sahnelerinden biriyle karşı karşıyasınız. Maddî imkanların beş para etmediği, mâl-devletin, şân-şöhretin yetersiz kaldığını gösteren bir gerçekle.. böyle bir manzarayı gözünüzle gördüğünüz ân; tüm ömrünü maddîyat bataklığında çürüterek geçiren birinin; hayattan, yaşamaktan tamâmen ümidini kesen meyyît-i müteharrik (yürüyen cenâze) bir insandan pekte farklı olmadığını görmüş olursunuz.

İşte tam o ânda devreye -maddî ilaçlardan ziyâde- mânevî ilaçlar girmeğe başlar..

Hayâtın sâdece sağlamlıktan, maddîyattan, maldan, mülkten, şândan, şöhretten ibâret olmadığını anlatarak, onlardan daha önemli şeylerin olduğunun bilincine varmasına yardım etmek, kalbini ferahlatmak, hoşnût etmek, motive etmek; doktorların tavsiye ettiği (en çokta doktorların okuması gereken bir kitap) ilaçlardan bin defa daha büyük fayda ettiğini, tesirini gösterdiğini, tekrardan hayâta  tutunmasına yardımcı olduğunu, gitgide solmakta olan letâiflerinin, duygularının, hissiyatlarının yeniden yeşermeğe başladığını, kalbini kaplayan kara bulutların, esmekte olan mânevî rüzgârlar sâyesinde çekilerek yok olmağa doğru hareket ettiğini kendi gözlerinizle görmüş olursunuz..

İşte sırf bu yüzden, hasta olan bir insana verilebilecek en iyi, en tesirli ilaç; o insanın ümitsizliğe düşmesinin karşısını almaktır.

Hastalarınıza, sağlam olanlarınıza ve hattâ kendinize bir ilaç, bir yardım kaynağı, bir mânevî doktor ararsanız,  "Hastalar Risâlesi" size bu konuda yardımcı olacaktır..

Şunu da söylemeden geçemiyeceğim: Bu Risâle, sâdece dört buçuk saatte yazılmıştır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bediüzzaman Said Nursî
Tam adı:
Said Okur
Doğum:
Hizan, Bitlis, 12 Mart 1878
Ölüm:
Şanlıurfa, 23 Mart 1960
Bediüzzaman Said Nursî (Mart 1878, Bitlis - 23 Mart 1960, Şanlıurfa), İslam alimi, düşünürü.

1892'de Bitlis'te Şeyh Emin Efendi ve diğer İslam alimlerinin de bulunduğu ilim meclisinde yapılan imtihan ve münazara sonunda Molla Fethullah tarafından Bediüzzaman unvanı verilmiş; diğer alimler tarafından da kabul görmüş ve bu isimle anılmaya başlanmıştır.

I. Dünya Savaşı'nda gönüllü alay komutanı olarak Kafkas Cephesi'nde mücadele etti. Savaş sırasında birçok öğrencisi ölmüş, kendisi ise gazi olmuştur. Başarılarından dolayı kendisine Harp madalyası verildi. Ordu-yu Hümâyun'un tavsiyesi ile Dar'ül-Hikmet'ül İslamiye azası olarak atandı. 1922'ye kadar görevini yerine getirdi.

23 Mart 1960'ta Şanlıurfa’da vefat etti.

Yazar istatistikleri

  • 2.711 okur beğendi.
  • 23,8bin okur okudu.
  • 1.667 okur okuyor.
  • 5,4bin okur okuyacak.
  • 281 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları