1000Kitap Logosu
Bediüzzaman Said Nursî
Bediüzzaman Said Nursî
Bediüzzaman Said Nursî

Bediüzzaman Said Nursî

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
9.4
10,7bin Kişi
35,3bin
Okunma
3.786
Beğeni
57,1bin
Gösterim
Tam adı
Said Okur
Unvan
İslam alimi, düşünürü
Doğum
Hizan, Bitlis, 12 Mart 1878
Ölüm
Şanlıurfa, 23 Mart 1960
Yaşamı
Bediüzzaman Said Nursî (Mart 1878, Bitlis - 23 Mart 1960, Şanlıurfa), İslam alimi, düşünürü. 1892'de Bitlis'te Şeyh Emin Efendi ve diğer İslam alimlerinin de bulunduğu ilim meclisinde yapılan imtihan ve münazara sonunda Molla Fethullah tarafından Bediüzzaman unvanı verilmiş; diğer alimler tarafından da kabul görmüş ve bu isimle anılmaya başlanmıştır. I. Dünya Savaşı'nda gönüllü alay komutanı olarak Kafkas Cephesi'nde mücadele etti. Savaş sırasında birçok öğrencisi ölmüş, kendisi ise gazi olmuştur. Başarılarından dolayı kendisine Harp madalyası verildi. Ordu-yu Hümâyun'un tavsiyesi ile Dar'ül-Hikmet'ül İslamiye azası olarak atandı. 1922'ye kadar görevini yerine getirdi. 1923 yılında TBMM'nin daveti üzerine Ankara'ya gelen Nursî, Ankara'da aradığı atmosferi bulamaz. Van'a dönerek inzivaya çekilir ve daha sonraları bu dönüşünü Yeni Said'in başlangıcı olarak nitelendirir. Bu dönemde sosyal ve siyasi meselelerden uzaklaşır. En önemli vazifenin imanı kuvvetlendirmek olduğunu söyler. Şiddetle karşı çıktığı ama silah çekmediği Cumhuriyet idaresi tarafından bu dönem zarfında uzun yıllar sürgün, gözetim ve yer yer hapis hayatı yaşatılacak ve zorunlu ikamete tabi tutulacaktır. Büyük çoğunluğunun Isparta Barla'da yazıldığı Risale-i Nur külliyatının yazımı ve Nur Cemaati'nin oluşumu bu dönemde yaşanmıştır. 23 Mart 1960'ta Şanlıurfa’da vefat etti. Detaylı bilgi: tr.wikipedia.org/wiki/Said_Nursî
Hasan Gök
Sözler'i inceledi.
871 syf.
·
89 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Risale-i Nur Okuma Aksiyonu
Risale-i Nur külliyatını okumaya ve anlamaya çalışırken karşılaştığım bazı tanıtıcı notları derledim. Önsöz Risale-i Nur, müşterileri aramaz; müşteriler onu aramalı, yalvarmalı.1 Kıymettar, kusursuz bir malın dükkâncısı müşterilere yalvarmaya muhtaç değil. Müşterinin aklı varsa yalvarsın.2 Müşteri olmak; Kur’an’ı anlamak istiyor muyuz? Risale-i nur, Kur’an’ı anlama çabamızdır. Bir kitap ihtiyacı hissedildiği zaman gerçekten size verim verebilir. Risale-i Nur külliyatının kapağını kaldırırken bu ihtiyaç dairesinin içinde olmak gerekir. Kitaplar Nedir, Ne Anlatır? “Sözler; Genel ve temel imani meseleleri içerir. Allah’ın varlığının ispatı, Haşir, Kader, Kur’an’ın mucize oluşu, Meleklerin ispatı gibi. Mektubat: Ehli tarik bir talebesine verdiği cevapları içerir. Tasavvuf, İslamın ihsan şuurunu temsil eder. Bu ihsan şuuru girilip anlatılır. Genel olarak, Sözler’e göre tafsilli ve cüz’i meseleler ihitva eder. Cehennem nerededir, Aşk ve Şefkat arasındaki fark, tasavvuf, tarikatler gibi. Lemalar; İncelikli meseleleri ele alır. İnsan merkezli psikolojik bir eserdir. İman-insan ilişkisi içerisinde çok muazzam hakikatleri barındırır. Enfüsi alemde iman dersleri verilir. Hastalar, İhtiyarlar, Tesettür Risaleleri, bazı zikirlerin açıklamaları gibi. Şualar: Marifet kitabı ve derinliklidir. Azametli iman derslerinin en geniş sınırlarını çizer. Ayetü’l Kübra ve Münacaat’da Semadan başlar; hava, dağlar, denizler, bitkiler aleminden imani meseleleri ispat eder. Halık’ı tanıtır. Genel imani mevzuları Meyve Risalesinde ve El Hüccetü’z Zehra Risalesinde toplar. Müdafaalar kısmı da Risale-i Nur davasının savunmasıdır. Lahikalar: Risale-i Nur hizmetinin prensiplerinden ve kardeşler arasındaki münasebetten bahseder. Barla Lahikası, Kastamonu Lahikası ve Emirdağ Lahikası sırasıyla dar daireden (kendinden, kardeşinden) geniş daireye göre (tüm dünyaya) gider. Mesnevi-i Nuriye: Külliyatın çekirdeği ve küçük bir özetidir. Diğer kitaplarda bir risalede anlatılan meseleler, bunda bir paragrafta ifade edilir. İşarat-ül İ'caz: Tefsir modelidir, daha ziyade belagat ve gramer ağırlıklıdır. Kuran-ı Kerimin Fatihadan Bakara 31. ayete kadar ayet ayet, kelime kelime tefsiridir. Muhakemat: Tefsir ve kelam usulüdür. Tarihçe-i Hayat: Hizmetografidir, Üstad'ın hizmetini ve davasını tanıtır. Yüzde yetmişi Risalelerde geçen kısımlardır, yüzde onu Üstad'ın Risale-i Nur'a girmemiş makale ve savunmalarıdır. Ancak yüzde yirmisi Üstad'dan bahseder. Sikke-i Tasdik-i Gaybi: Risale-i Nur hizmetinin makbuliyetine alamet olan inam ve ikram ve işaretlerden bahseder. Münazarat, İşarat, Sünuhat, Hutbe-i Şamiye, Nurun İlk Kapısı ve Divan-ı Harb-i Örfi gibi küçük ve eski eserler; siyasi ve içtimai konulardan bahseder vs…”3 Kısaca kodlamaya çalışırsak; Sözler-Şeriat-Sübhanallah Mektubat-İhsan Şuuru-Elhamdülillah Lem’alar-Hakikat-Allahuekber Şualar-Marifet-La ilahe illallah dedirtir. Bu eserlerin hitap ettiği kitle; inançsız kişiler veya müslümanlardır. Tüm insanlığa seslenir. Kısaca şuur sahibi bütün insanlar. Barla Kastamonu Emirdağ Tarihçe-i Hayat Bu eserlerin hitap kitlesi; hayatını İslam dini üzerine yaşamak ve yaşatmak isteyen insanlardır.Bu yüzden hitaplardaki isimleri kendimize kabul ederek okur ve çağa göre hal, harekat dersi çıkarırız. “Şu Risale bir meclis-i nuranîdir ki, Kur'ân'ın şu münevver, mübarek şakirtleri, içinde birbiriyle mânen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur'ân'ın şakirtleri onda herbiri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor. Ve Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın hazine-i kudsiyesinin sandukçaları olan Risalelerin satıcı ve dellâllarına muhteşem ve müzeyyen bir dükkân ve bir menzildir. Herbiri aldığı kıymettar mücevheratı birbirine ve müşterilerine orada gösteriyor. Bârekâllah, sen de o menzili çok güzel süslendirmişsin.”4 Asayı Musa İman ve Küfür Bu eserler dört ana kitabın tekrarı ve derlemesidir. Dolaylı olarak da herkese hitap eder. Mesnevi-i Nuriye Muhakemat İşarat'ül İcaz Bu eserlerin hitap ettiği kitle; okumaya talip olan (eyyühel aziz, arkadaş, azizim der), tefekkür penceresi daha da açmaya çalışan kişilerdir. Sikke-i Tasdik Gaybi Bu eser Risale-i Nur’un mahiyetini anlatan farklı bir ilimle yazılmış eserdir. Hitap ettiği kitle hakkında; “Bu Sikke-i Gaybiye'yi mahrem tutardık; yalnız has kardeşlerime mahsustu. Ben vefat ettikten sonra neşredilsin demiştim. Fakat zabıta geldi, adliye hesabına onu sakladığımız yerden çıkardılar. İki sene ellerinde kaldı. Üç mahkeme tetkikinden sonra iade edildi. Bize muhalif gayet nâmahremler dahi beraber okudular. Bize çok yabanî insanlar gördüler. Bu iki defadır Isparta adliyesinin eline başka risalelerle beraber girmiş, hiçbir itiraz edilmeden geri verilmiş. Madem umumun nazarına istemediğimiz halde gösterilmiş ve madem Risale-i Nur'un ehemmiyetini ispat edip şakirtlerini şevke getiriyor, kuvve-i mâneviyelerini ziyadeleştiriyor; elbette Medresetü'z-Zehra erkânlarının neşrine karar vermelerine iştirak ederim.”5 Hangi sırayla okunmalı? “Malûmdur ki, Risale-i Nur, başta otuz üç adet Sözlerdir ve "Sözler" nâmıyla yâd edilir. Fakat, Otuz Üçüncü Söz müstakil değil, belki otuz üç adet Mektubattan ibarettir. Ve "Mektubat" namıyla zikredilir. Sonra Otuz Birinci Mektup dahi müstakil değil, belki otuz bir adet Lem'alardan mürekkeptir ve "Lem'alar" adıyla müştehirdir. Sonra Otuz Birinci Lem'a dahi müstakil olmamış; o da inşaallah otuz bir adet Şuâlardan mürekkep olacak. El- yetü'l-Kübrâ Yedinci ve bu risale Sekizinci Şuâlardır. Demek Sözlerin hâtimesi Otuz İkinci Sözdür.” 6 Okuma sırası adına bir çok farklı metod ve uygulama söz konusudur. Bediüzzaman’ın burada verdiği Sözler, Mektubat, Lemalar, Şualar adlı eserlerini okuyup ardından Barla, Kastamonu, Emirdağ, Tarihçe-i Hayat, Asayı Musa, İman ve Küfür Muvazeneleri, Mesnevi-i Nuriye, İşarat-ül İcaz, Muhakemat, Sikke-i Tasdik-i Gaybiye sırasıyla okunabilir. Talebelerinden Mustafa Sungur Ağabey’in tavsiye ettiği diye geçen; “Sözler, Kastamonu, Şualar, Barla, Mektubat, Emirdağ, Lemalar, Tarihçe-i Hayat, Mesnevi Nuriye, Sikke-i Tasdik-i Gaybiye, Asa-yı Musa, İşarat-ül İ’caz, Muhakemat, İman ve Küfür Muvazeneleri”7 “Bir diğer talabesi Zübeyir Gündüzlap Ağabey ise, okuma sırası için; ‘imani bahisler, müdafaalar, lahikaların üçünü birlikte okumalı’ diyor.”8 Bir başka sıralama tavsiyesi de; “Okunan her risaleden mutlaka istifade edilecektir. Ancak daha çok istifade edebilmek için dikkat edilmesi gereken bazı prensipler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır; 1. Bulunduğumuz yerde, risaleleri okuyan insanlarla mutlaka tanışmak ve sohbet ortamına katılmaktır. Bu ortam, başta risalelerin anlaşılması olmak üzere bize çok şeyi kazandıracaktır. Manevi ve temiz bir atmosferde farkında olmadan çok faydalı şeyleri öğrendiğimizi ve yine farkında olmadan bunları yaşadığımızı anlayacağız. 2. Anlamadığımız yerleri sormak, yanlış ise düzeltmek, doğru ise onaylama imkanı bulmuş olacağız. 3. Tek tip kitap sıralaması yapmayı uygun bulmuyoruz. Siz seviyenize, ihtiyacınıza göre belirleyebilirsiniz.”9 “Okumak, okumak, okumak, yine okumak... Okumaktan yorulunca ne okuduğunu okumak veya kitab-ı kebir-i kainatı okumak…”10 Okumak marifet kazanma yolculuğu ve manevi beslenme kaynağıdır. Bu yüzden her gün yararlanılması gerekir. Günde 10 sayfa veya yarım saat; kişinin kapasitesine göre ilgilenmesi isabetli olacaktır. Ayrıca dinleme olarak da youtube ve podcastten yararlanılabilir. “Tuğlaları üst üste koymak tekrar değil inşadır.” 11 Verimli Okuma Adına “Hem de ilim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi, her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibariyle inşaallah o cümledendir.”12 “Risaletü'n-Nur'un kitapları birbirine tercih edilmez. Herbirinin kendi makamında riyaseti var.” 13 “Risale-i Nur, sair kitaplara muhalif olarak, başta perdeli gidiyor; gittikçe inkişaf eder.”14 Anlamak zordan kolaya gidiyor. Zaten ömrümüz boyunca gördüğümüz tüm dersler, ilimler böyle değil miydi? Yazmayı öğrenirken bile zorlandık, bir dersi (matematik, coğrafya, tarih vs.) öğrenmeye çalıştığımız da aynı şekilde ilk başlarda hep zorlandık. Sonrasında ise yavaş yavaş her şey oturdu. Burada bilginin zorlayıcılığının olması gayet normal. Talip sınanır. Kazanırsa öğrenir. Ayrıca: “Gafletle yapılan zikirler dahi feyizden hâli değildir.”15 “Fen sahasında ilim tahsil etmeğe başlayan bir öğrenci, ‘ben bu meseleyi anlamıyorum’ diye fakülteyi terk etmiyor, bilakis daha fazla ceht ve gayret gösteriyor.”16 “İnsanın vazife-i fıtriyesi, taallümle tekemmüldür”17 Bizim yaratılma amacımız ve sahip olduğumuz vücudumuzun, ruhumuzun isteği; ilim öğrenip gelişmektir. “Bir bahçeye girsem iyisini intihab ederim. Koparmasından zahmet çeksem hoşlanırım.” 18 Az anlarız ama anlamamazlık olmaz hiçbir zaman. Az anladığımız şey eğer çok değerliyse bir önemi de yoktur. Yani kafaya takmayız. Sonuçta iman gibi çok önemli bir konuda bilgi sahibi oluyoruz. Verimi arttırma adına; Azimle, düzenli olarak, -az bile olsa- her gün okumaya gayret edilmeli. Okuma metodu olarak beraber okumak, müzakere edilerek okunması (online zoom üzerinden bile olur.) Anlatmak; okuduğumuzu anlatmak. Öğrendiklerimizin başkalarına anlatılması. Özetleyebiliryorsak anlayabiliyoruzdur. Konuları, çeşitli sorular ve sorgulamalarla derinlemesine tahlil edilmesi, kavrama adına çok önemli ve faydalı olacaktır. Kur’an bize soru sormak adına cesaretlendirir. Bediüzzaman’a sor; “Nur'un herbir kitabı bir Said'dir. Siz hangi kitaba baksanız, benimle karşı karşıya görüşmekten on defa ziyade hem fâidelenir, hem hakikî bir surette benimle görüşmüş olursunuz.” 19 “Zübeyir Gündüzalp; Kitabı eline alıp önce kitabı tanımalı. Mesela Sözler’i eline alıp; kaç sayfa, kaç söz, kaç zeyl vs. diye bakıp, önce kitabı tanımak. Sonra başını kaldırıp zihnen tekrar etmek. Birinci ve ikinci okumaları sözlüğe bakmadan, üçüncüde ise sözlüğe bakarak, dördüncü ve devamındakiler için de paragraf paragraf okuyup, her paragrafı zihninde tekrar ederek ilerlemek. Sonra bahsin bütününü zihninde tekrar etmek. Bir sene bu paragraf paragraf okuma şeklinde okursa, bir sene sonra ne okursa ne işitirse hafızasında kalır. Zübeyir abi, ‘Üstad’dan böyle öğrendik’ diyor. Zübeyir abinin ifadesi: Hz. Üstad dermiş ki; ‘bu usulde çalışsanız, 90 yaşına da gelseniz, hafızanız bunamaz.’ Okuduğunuz kitabın her sayfasından bir cümle veya veciz bir kısım, eğer mümkünse iki veya üç ezberleyin. Böylece kitabı hemen hemen hafızanıza almış olursunuz. Ezberlemek için fazla zorlamayın, ne kadar hafızanızda kalırsa kanaat edin, zamanla çoğalır. Okumada sesli ve sessiz tekrar etmek. Mesela birinci Sözü sessiz okudun. Sonra sesli okumak. Bu, kulak hafızasından da istifade ettirir. Sesli olarak iyi okumanın yegane metodu, okuduğunu anlamaya çalışmaktır. On defa okumak yerine, bir defa yazarak okumak daha faydalıdır. Hizmet niyetiyle kendi nefsimize okumak. Okuyup çıkıp okuyup çıkıp, ilgilendiğimiz müştaklara anlatmak. Üstad bize Arapça Mesnevi’yi evvela bir anda bitirdi. Sonra nihayet 2 sayfayı 8 SAATTE ders vermeye başladı. Okurken yanında defter bulundurmak, kaleme sarılmak. Okuduğun yerlerin mealini yazarak, onu kendine mâl etmek. Okumak; ne okuduğunu da okumak!”20 Başka taktikler; “Külliyatı her sene, en az bir kere, düzenli bir şekilde okumak. Bir Risaleyi okurken, mevzuyla ilgili diğer Risaleleri de hemen arkasından çıkarıp okumak. Külliyatın indeksini kendimiz çıkarmak. Önce her Risalenin, sonra o risalenin kısımlarının neden bahsettiğini yazarak ezberlemek. Her gün mutlaka az da olsa okumak. Altını çizerek okumak.” 21 “Risale-i Nur’da anlamadığımız bir kelimenin manası ya o cümlenin içinde yada paragrafın içinde veya konu içinde geçmektedir. Geçmiyorsa bile konunun mantıki üslubundan o kelime çıkarılabilir. Okurken fazla üzerinden durulmamalı(konu bitmeden) yoksa zihindeki anlam bütünlüğü gevşer kopabilir.(Burası lügatlı külliyatlara da bakıyor.) İlk devrelerde anlamıyorum denmesi onların yüksek bir ilmin dersini verdiği içindir. Sesli tekrarlar zihne daha geniş hükmederek dikkat kuvvetlendirir kelimelerden ziyade anlam, mana üzerinde durunuz Kelimeleri düşünmek mananın önüne geçiyor.(Tek kelimeyi anlamaya odaklı değil cümle anlamayı odaklanmalı.) İnsanı yetiştiren yazarak çalıştıklarıdır. Okurken kafanı kaldır tekrar et. Neden okumalı? Nefsin ihtiyacı için okumalı, din düşmanlarının desiselerinden kurtulmak için okumalı, tatbik-i hareket için okumalı. 22 “Sezai Karakoç’un, ‘14 asırlık İslâm kültürünün özeti’ diye nitelendirdiği Risale-i Nur, sizi de âlim yapar. Çünkü, zamanında girdiği bütün münazaralardan başarıyla çıkan ve bileğini hiç kimsenin bükemediği Bediüzzaman bile bu eserleri herkesten fazla okuyup istifade ediyorsa, hepimizin onu okuyup anlamaya canımız pahasına koşmamız gerekir. Risale-i Nur’u yeni tanıyıp şahsî okumaya başlamak isteyenler, hangisine öncelik vermek gerektiğini araştırırlar. Elbette ilk başlangıç için okunması ve anlaşılması kolay bir yer seçilmelidir. Bunun için en uygunu, öncelikle Sözler’in arkasındaki konferansı okumaktır. Burası, Risale-i Nur’un ve Bediüzzaman Hazretlerinin özellikleri anlatıldığı için bir nevi “giriş” hükmündedir. Risale-i Nur’u, bir defter kalem alarak, lügat ve diğer yardımcı kaynaklarla birlikte, tıpkı bir okul dersi çalışır gibi okumalısınız. Günler geçecek ve peş peşe kitaplar bitecek, defterler dolacak. Sakın bu defterleri hor kullanmayın, bir kenara atmayın, iyi koruyun. Çünkü yıllar geçse de bunlara ihtiyacınız olacak ve belki de yararlanmak isteyenlere vereceksiniz. Meselâ, çocuklarınıza veya torunlarınıza... Çektiğiniz zahmete değmez mi? Bu tür çalışmaya giriştiğinizde yine “kolaydan zora” doğru bir sıralama izleyebilirsiniz. Günler geçtikçe sizi hayran eden bir başarıyla karşılaşacaksınız. Artık bir merdiven çıkar veya tuğlaları üst üste koyar gibi bir gelişme izleyeceksiniz. Meselâ, bir kitap bitirdiğinizde artık bazı kelimeleri deftere hiç yazmayacaksınız; çünkü öğrendiniz! Belki de geçen yıllara yanacaksınız. “Madem kendim bu kadar derin mânâları anlayabilecekmişim, neden bunca geçen zamanımı tam değerlendiremedim?” diye düşüneceksiniz. Müzakereli derste bütün dikkatler konuya odaklanmalı ve herkes anlamak için çırpınmalıdır. Ayrıca anladığı mânâları hemen o anda deftere veya kitabın kenarına not etmelidir. Çünkü bu mânâlar bir sonraki okumada size lâzım olacaktır. Not almayı hiçbir zaman ihmal etmeyeceksiniz. Ta ki, bir zamanlar aldığınız notları kafanıza nakşedene kadar…”23 Dili ve Anlama (Açılma) “Risâle-i Nurları okumadan ne Türk Dili öğrenilebilir, ne de Türk düşüncesi öğrenilebilir. Risâle-i Nurlar bizim millî hazinelerimizdir.”24 “Ben, kemâl-i lezzetle, her gün tefekkürle okumaya başladım. Birkaç gün sonra hatırıma geldi ki: Madem Risale-i Nur bu zamanın bir mürşididir, talebelerine bir vird-i ekber olabilir diye kaleme aldım.”25 “Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi, her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibarıyla inşaallah o cümledendir.” 26 Kelimeler ve kavramlar düşünmenin yapı taşlarıdır. Daha verimli tahliller için kelime hazinemizin genişlemesine ve kelimelerin sadece anlamlarına değil terminolojik anlamlarına açılmaya ihtiyaç vardır. Risale-nur düşüncenin dilidir. Kişi, kelimeleri ancak düşüncesine malzeme yaparak kendisine mal edebilir. İrfani metinler; Kalbe gelen ilhamlarla yazılır. Futuhutul Gayb, Mesnevi vb. Tek katmanlı metinler değildir. Bir kere okunup kaldırılmaz. İstifade etmek beklentisi ve gayretiyle yaklaşılmalıdır. Risale-i nur farklı zamanlarda, farklı anlayış seviyelerine ve insanın farklı yönlerine hitap eden çok katmanlı irfani bir metindir. Kelimelere biraz vukufiyetle düşünce dünyasını etkilemeye başlar. Risale-i nur metinleri böylelikle kelime ve kavramları açarak zihni daha zengin anlam katmanlarına ulaştırmaktadır. Metinler birbirinin tamamlayıcısı/arttırıcısı olduğu için de tekrar okumalarında daha farklı anlıyoruz. Mesela; 15.sözden sonra 1.sözü okumak ile sadece 1. sözü okumak farklıdır değil mi? Algılarımız açılıyor. Sonra açılmış algımızla 1.sözdeki farklılık 15.sözü de farklılaştırıyor. Ardından tekrar 1.söz okumanı da farklılaştırıyor. Adeta kısır döngü içinde kendini her zaman yeniliyorsun. Daha zengin anlam katmanlarına eriştikçe eşya ve hadiseleri daha derinlemesine değerlendirme imkanına ulaşılmaktadır. Anlama mertebeleri sonsuz olduğu için de tekrar tekrar ele alarak metinde daha çok derinleşmek gerekmektedir. Bu da ömür boyu okumayı gerektiriyor. Metinlerde ve kendimizde böyle derinleşiyoruz. “İnsanların arza âit malûmat ve müsellemât-ı bedihiyatları, ülfete mebnîdir. Ülfet ise, cehl-i mürekkep üstüne serilmiş bir perdedir. Hakikate bakılırsa, zannettikleri ilim, cehildir. Bu sırra binaendir ki, Kur'ân, âyetleriyle insanların nazarını melûfatları olan şeylere çeviriyor. yetler, necimler gibi ülfet perdesini deler, atar. İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir. O ülfetin altındaki havâriku'l-âdât mu'cizeleri o âdiyat içerisinde gösterir.”27 Çiçekteki mucizeyi okumalarımız sayesinde okuyabilir, görebiliriz. Yoksa bizim için plastik çiçekten bir farkı olmayacaktır. Ayrıca Risale-i nur okudukça hem Kur’an’ı Kerim’in ayetlerine hem de kainat kitabının ayetlerine daha fazla açılmaya/anlamaya başlıyoruz. Sonsuz mana mertebeleri yolculuğuna çıkıyoruz. Risale-i Nur daki her kelime marifet yolculuğunda bir rehber bir anahtar bir adım. Unutma! Biz dünyaya ilimle gelişmek için geldik. Risale-i Nur okumakta tam olarak budur. Risale-i Nur'un Yeri ve Makamı “Yaradılışın en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi Allah’a imandır. En büyük dava da Allah’ı tanıyarak ebedi saadeti kazanmaktır. Bu sebeple İslam tefekkür tarihinde, alimlerin üzerinde durduğu, mütefekkirlerin üzerinde zeka yorduğu, filozofların bütün tafsilatıyla tartıştığı en önemli mevzu, Allah’a ve sıfatlarına iman; Allah’ın varlığının ve birliğinin isbatı olmuştur. İslam fikir tarihi tetkik edildiğinde, marifet-i Sani denilen kemalat arşına uzanan yolların dört asla irca edilebileceğini görüyoruz: Birincisi; Tasfiye ve işrak üzerinde kurulmuş olan ehl-i tasavvufun yoludur. Tasfiye, zikir ve ibadetlerle kalbi ve aklı masivadan arındırarak Allah’a ve O’nun marifetine ulaşmaya çalışmaktır. İşrak ise, keşif ve ilham ile insanı Allah’a götüren yolları bulmaya gayrettir. Her ikisinde de marifetullah yolunda kalb ayağıyla gidilmeye çalışılır. Bu seyrü sülukün anahtarı ve vesileleri, zikri ilahi ve tefekkürdür. İmam Rabbani’nin ifadesiyle, ‘bütün tariklerin nokta-i müntehası, iman hakikatlerinin vuzüh ve inkaşafıdır.’ Yine İmam-ı Rabbani’nin tasnifine göre, tasavvuf tariki, velayet-i suğradır. İmam-ı Rabbaniler, Abdülkadir-i Geylaniler ve Beyazıd-i Bestamiler, bu yolun manevi reisleridirler. İkincisi; İslamın itikad esaslarını muhafaza ve müdafa için Kelam denilen bir ilim teşekkül ettiren Kelamcıların yoludur ki, Allah’ı tanıma ve isbat hususunda bunların dayandıkları en mühim iki esas imkan ve hudus denilen delillerdir. Bunlar, bu iki delili kullanırken, akla ve nazari esaslara istinad ederler. Fahreddin Raziler, Teftezaniler ve İmam Gazaliler, bu yolun manevi reisleridirler. Bu her iki yol da, her ne kadar Kur’an’dan ilham alarak dal budak salmışlar ise de, beşer fikri başka başka kalıplara soktukları için uzunlaşmış, müşkülleşmiş ve bazı vehimlerden ve vartalardan mahfuz kalamamıştır. Kelamcıların bazı ifrat ve tefraitlerini Kelam kitaplarında okuduğumuz gibi, ehl-i tasavvufun bazı vartalarını da, Bediüzzaman’ın Telvihat-i Tis’a adını verdiği Risale’sinden öğreniyoruz. Üçüncüsü; Şüphelerle dolu olan ve sahiplerini de şüpheler içinde bırakan İslam filozoflarının yoludur ki, İbn-i Sinalar, Farabiler ve Kindiler gibi bir kısmı aklı esas alarak yürüyen ve kendilerine Meşaiyyun veya Aristocular tabir edilenler ile Sühreverdiler ve İbn-i Tufeyller gibi ilham ve kalbe sezişi esas alan ve kendilerine İşrakıyyun tabir edilenler, bu yolun yolcusudurlar. Felsefesinin fasid bir takım esasları ve müntesiplerini sürüklediği vahim neticelerden dolayı, İslam filozoflarından olan İbni Sina ve Farabi gib dahiler, adi bir mümin derecesini ancak kazanabilmişlerdir. Hatta İmam Gazali gibi bir Hüccetül İslam, onlara o dereceyi de vermemiştir. Dördüncüsü; Risale-i Nur’un esas mesleğini teşkil eden Kur’an’ın yoludur. Bu ifadeden, öteki yolların Kur’an dışı olduğu şeklinde bir mana çıkarılmamalıdır. Ne demek olduğunu isterseniz, Bediüzzaman’dan dinleyelim: ‘Risaletü'n-Nur, sair ulemanın eserleri gibi, yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders vermiyor; ve evliya misilli yalnız kalbin keşf ve zevkiyle hareket etmiyor. Belki aklın ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh ve sair letâifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i âlâya uçar. Taarruz eden felsefenin değil ayağı, belki gözü yetişemediği yerlere çıkar, hakaik-i imaniyeyi kör gözüne de gösterir’ Risale-i Nur’un telif edildiği Yeni Said devresini anlatırken de, İmam Rabbani’nin ‘Tevhid-i Kıble et; yani yalnız bir üstadın arkasından git’ şeklindeki manevi ikazından sonra kalbine şöyle geldiğini anlatmaktadır: ‘Üstad-ı hakikî Kur'ân'dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur" diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garip bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu mânevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazâlî (r.a.) Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrâkın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, Kur'ân'ın dersiyle, irşadıyla hakikate bir yol bulmuş, girmiş. Hatta ‘Her şeyde bir delil var; gösteriyor ki, Allah bir’ mealindeki hakikatine mazhar olduğunu, Yeni Said'in Risale-i Nur'uyla göstermiş.’ Kur’an’ın Allah’ı isbat ederken kullandığı İhtira ve İnayet delillerini, asrımızda gelişen ilimlerle birleştirerek şerh eden Risale-i Nur’un evvela bu asırda yeni bir iman mektebi olarak ifa ettiği fonksiyonu ve sonra da diğer İslam alimlerinin eserlerinde ve mesleklerinden farkını yine Bediüzzaman’dan dinleyelim: ‘Risale-i Nur, yalnız bir cüz'î tahribatı ve bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhît kal'ayı tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor. Belki, bin seneden beri tedarik ve terâküm edilen müfsid âletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bâhusus avâm-ı mü'minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeâirlerin kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur'ân'ın i'câzıyla ve geniş yaralarını Kur'ân'ın ve imanın ilâçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor.’ Diğer eserlerden farkı ise, şöyle ortaya konuluyor: ‘Eski mübarek zâtların ekseri divanları ve ulemanın bir kısım risaleleri imanın ve mârifetin neticelerinden ve meyvelerinden ve feyizlerinden bahsederler. Onların zamanlarında imanın esasatına ve köklerine hücum yoktu ve erkân-ı iman sarsılmıyordu. Şimdi ise köklerine ve erkânına şiddetli ve cemaatli bir surette taarruz var. O divanlar ve risalelerin çoğu has mü'minlere ve fertlere hitap ederler; bu zamanın dehşetli taarruzunu def edemiyorlar. Risale-i Nur ise, Kur'ân'ın bir mânevî mu'cizesi olarak imanın esasatını kurtarıyor ve mevcut imandan istifade cihetine değil, belki çok deliller ve parlak burhanlarla imanın ispatına ve tahakkukuna ve muhafazasına ve şübehattan kurtarmasına hizmet ettiğinden, herkese bu zamanda ekmek gibi, ilâç gibi lüzumu var olduğunu dikkatle bakanlar hükmediyorlar. O divanlar derler ki: "Velî ol, gör; makamata çık, bak, nurları, feyizleri al." Risale-i Nur ise der: "Her kim olursan ol; bak, gör. Yalnız gözünü aç, hakikati müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar.’ Kısaca Risale-i Nur, manen şu beyti terennüm etmektedir: ‘Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, başka bürhan aramak aklıma zaid görünür. Elde Kur’an gibi bir bürhan-ı hakikat varken, münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir.’”28 “Risale-i Nur Kur’an’ın hakiki bir tefsiri olduğuna göre, Kur’an neyin tefsiridir? Ve Kur’an’ın esas maksadı ve beyan ettiği hakikatler nelerdir? Bu suallerin cevabı, Risale-i Nur’un neden hakiki ve manevi bir Kur’an tefsiri olduğunun da cevabı olacaktır. Evvela, Kur’an Allah’ın Tekvin sıfatından doğan Kainat kitabının ezeli tercümesidir. Yani kudret kalemiyle Kainat Kitabını yazan Allah, bu kitabını Kelam sıfatından neşet eden Kur’an denilen ezeli kelamıyla tercüme etmiştir. İslamiyetin yüceliği, Kainat Kitabının kaideleri ile Kur’an’ın kaideleri arasında mutabakat bulunmasındandır. Bu sebepledir ki, İslamiyet fıtrat dini olmuştur. Risale-i Nur da bu ezeli tercümenin izahı ve tefsiri mahiyetindedir. Saniyen, Kur’an’ın ana maksadı, Hikmet tarafından Kainata sorulan ‘Ey Kainat nereden? Ve kimin emriyle geliyorsunuz? Sultanınız kimdir? Delil ve hatibiniz kimdir? Vazifeniz nedir? Ve nereye gideceksiniz?’ şeklindeki sorulara cevap vermektir. Salisen, Kur’an bu sorulara dört ana maksadım vardır diyerek cevap vermiştir ki, Kainatın ustası olan Allah’ın isbatı yani tevhid,nübüvvet, cismani haşir ve ibadet ile adaletten ibaret bulunan bu dört maksat, Kur’an’ın her yerine intişar eylemiştir. O halde Kur’an’ın asıl maksadı bu dört hakikatın beyanıdır ve Kur’an’ın Kainattan bahsedişi, bu dört ana maksadı izah edebilmek içindir. Zaten Kainat Kitabının sureleri, ayetleri ve harfleri demek olan masnu ve mahluklar, Kur’an’ın bu dört hakikatını akıl olan kimselere anlatmak için kudret kalemiyle yazılmıştır. Buradan şu hakikat ortaya çıkıyor: Kur’an’ın konusu kainat olduğu gibi, ilimlerin de konusu kainattır. Kur’an da ilimler de, Kainat Kitabının bablarını ve fasıllarını, surelerini ve ayetlerini izah etmektedirler. O halde hakiki hikmet ve ilimlerden hiçbirinin Kur’an’a muhalif olması mümkün değildir. Zira Kur’an, Kainat Kitabının müellifi tarafından yapılan tercümesidir; ilimler ise, aynı kitabın acemileri ve mübtedileri tarafından yapılan izahıdır. Fizik, Kimya ve Matematik gibi ilimler, Kainat Kitabının hükümlerini açıklayan fenlerdir. İşte Risale-i Nur, Kur’an’ın dört ana maksadı olan tevhid, nübüvvet, haşir, ibadet ve adalet hakikatlerini, Kur’an’ın Kainat Kitabını tercümesinden ilham alarak, Kainat Kitabından ayetlerle ve temsil sırrıyla izah eden bir tefsirdir. Kur’an’ın hakikatlerinin Kainat Kitabından verdiği misallerle ve temsil yoluyla tefsir ve izah ettiğinden, aynı zamanda Kainat Kitabının da bir tefsiri mahiyetindedir. Bu sebeple, Risale-i Nur, araştırma konusu, Kainat Kitabının bir babı veya faslı olan müsbet ilimlerin Kainatla ilgili olarak ortaya koyduğu ve mutlak intizamı ve nizamı gerektiren ilim kaidelerinde, Kur’an’ın ana maksatlarını isbat etmekte ve kör gözlere de göstermektedir. Yani Risale-i Nur, ilimlerle iç içedir ve mevzu bütünlükleri vardır. Kur’an mevzuları içine girmiş Kainatla ilgili meselelerde, aynı konuyu araştıran ilimlerin kaidelerini de kullanarak, tevhid, nübüvvet, haşir ve adalet esaslarını açıklar.”29 “Prof. Dr. Nevzat Tarhan'a göre Risale-i Nur'da kavramlar anlatılırken pozitif bilimlerden faydalanılmış olması önemli bir noktadır. Bediüzzaman'ın kitapları, dini anlamlar taşımanın yanı sıra psikolojik, sosyolojik ve felsefi boyutları da barındırmaktadır. Bilimsel bir metodoloji ile tümdengelim, tümevarım, olmayana ergi metodu, analoji, mukayese gibi mantık kurallarını ve akıl yürütme yöntemlerini de kullanan Nursi, kanıta dayalı dini yorumlar yaparak ispatlanabilir bir maneviyat geliştirmiştir. Yeni psikolojik bilgiler ve sosyal sinirbilim verileri ile Bediüzzaman'ın öğretisi arasında çok yakın benzerlikler bulunmaktadır. Ölüm sonrası hayatın varlığı, sonsuzluk gibi konular, ortalama bir insanın da anlayabileceği bir seviyede anlatılmıştır. Eserlerde fen bilimleri de kullanılarak imanî gerçekleri kanıtlama yolu seçilmiş, Kur'an hakikatleri ile fenlerin ve bilimlerin ortaya koyduğu gerçeklerin arasında tenakuz bulunmadığı, Allah'ın varlığı, öldükten sonra diriliş, kadere iman gibi konular mantık ve muhakeme çerçevesinde açıklanmıştır. Tesadüfi varoluş anlayışı yerine tasarımla varoluş fikri, delilleriyle ortaya konmuş, Naturalizme karşı Mistisizm tezi savunulmuş, kainat dışında, kainat cinsinden olmayan, aşkın bir yaratıcının olması gerektiği mantıki yargılama yöntemleriyle ifade edilmiştir.”30 “Bunlar arasında çağdaş düşünürlerden Faslı Prof. Dr. Taha Abdurrahman, Risâle-i Nur'un düşünce dünyasında yaptığı büyük devrimden söz ederken, onun diğer yönleri­nin yanında bu yönünün de kayda değer olduğuna dikkat çekmektedir: Alman filozofu Kant ve takipçileri, her şeyin merkezine aklı aldılar ve sadece aklın ürünü olan hususlara itibar ettiler. Hattâ bu hususta öyle ileri gittiler ki, İncil ve Kur'ân gibi semavî kitapları ve temsil ettikleri dinleri de aklın etrafında dönen diğer eşya arası­na katarak, akli sistem içinde onlara bir tanım getirdiler. Yani, tıpkı eski insanların dün­yayı sabit sanıp güneşin de onun etrafında döndüğünü tevehhüm ettikleri gibi, aklı sabit kabul ederek semavi kitap ve dinleri onun etrafında gezdirdiler. 'İşte Bediüzzaman, Risâle-i Nur’la düşünce dünyasındaki bu gidişatı olması gereken mecraya çevirdi—tıpkı ilim dünyasında Kopernik'in yaptığı gibi. Nasıl ki Kopernik, 'Dünyanın sabit, güneşin onun etrafında döndüğü şeklindeki eski görüşü ortadan kaldı­rıp; onun yerine, güneşin sabit, dünyanın hem kendi etrafında, hem güneşin etrafında döndüğünü ispat etti; Bediüzzaman da Risâle-i Nur'la düşünce dünyasında buna benzer bir inkılap gerçekleştirdi: 'insanın düşünce dünyası sabit olamaz, her şeyi kendi etrafın­da döndürmeye gücü yetemez. Asıl sabit olan ve merkezde bulunan vahiy güneşidir. İn­sanın düşünce dünyası hem kendi ekseni etrafında döner, hem de vahiy güneşinin etra­fında döner' diyerek insan düşüncesinin olması gereken asıl yerini tespit etmiş, aklı yal­nızlık ve karanlıktan kurtararak aydınlatmış ve rahatlatmıştır.”31 “Kaldı ki, bizzat Mustafa Sungur Ağabey’den dinlediğim şu hadise mühimdir: ‘Kardeşlerim, Haşre dair 10.Sözün 9. Hakikatını binlerce defa okudum ve bunu yazarken en az 400 ayet yardımıma gelmiştir.’ Yani 400 ayetten ilham almış”32 “Risale-i Nur, Kur'an'ın baştan sona tüm ayetlerini değil, özellikle imana ve hakikate taalluk eden bin civarında ayetini açıklar. Açıklanan bu ayetlerin ışığında, diğer ayetleri de yorumlayabilecek muazzam bir altyapı kazandırır. Risale-i Nur'da ele alınan ayetler, genelde din düşmanları tarafından tenkit konusu yapılmış ayetlerdir. Risale-i Nur, onların tenkit ettikleri noktalarda i’caz parıltıları olduğunu, aklı başında olanlara izah ve ispat eder. Nitekim, onun izahları sonucu olarak, nice din düşmanı ikna olmuş, İslam’a girmiş, ikna olmayanlar ise en azından ilzam olarak sesini kesmek zorunda kalmıştır. Risale-i Nur'da, söz gelimi “Namaz nasıl kılınır? Farzları ve sünnetleri nelerdir?” gibi konulara girilmez. Ama, “Namaz niçin kılınır? Niçin belli vakitlerde eda edilir?” türünden soruların cevabı gayet delilli bir şekilde ele alınır. Onu okuyan biri, namaz kılma konusunda ikna olunca, nasıl kılınacağını fıkıh kitaplarından öğrenir.”33 "Risale-i Nur eczaları, bütün mühim hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyeyi hatta en muannide karşı dahi parlak bir surette isbatı, çok kuvvetli bir işaret-i gaybiye ve bir inâyet-i İlahiyedir. Çünkü, hakâik-ı imaniye ve Kur'aniye içinde öyleleri var ki; en büyük bir dahî telakki edilen İbn-i Sina, fehminde aczini itiraf etmiş 'Akıl buna yol bulamaz!' demiş. Onuncu Söz risalesi, o zatın dehasıyla yetişemediği hakaikı, avamlara da çocuklara da bildiriyor."34 “Bediüzzaman, bu konuda ikinci bir misali Sa'd-ı Teftezanî'den vermiş ve o zatın Telvih adlı eserinde kırk- elli sayfalık "Mukaddemat-ı İsnâ Aşer" ismiyle bilinen bir bölümde ancak ilim adamlarına bildirdiği meseleleri, kendisinin kadere dâir yazdığı 26. sözde sadece iki sayfada, tamamıyla hallettiğini, sırf âlimlere değil, herkese bildirecek şekilde açıkladığını ifade etmiş ve bunun İlâhî bir inayetin eseri olduğunu vurgulamıştır.”35 Sadeleştirme “Bir milletin mizacı, o milletin hissiyatının menşei olduğu gibi, lisân-ı millîsi de hissiyatının ma’kesidir.”36 “Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerini, ancak Said Nursi kabiliyetinde ve İslâmî kelime hazinesini onun kadar iyi bilen birisi nihayet tevil ve tefsire kalkışabilir. Bunu da ne kadar yapabileceği, yaptıktan sonra belli olur. Risâle-i Nur’un kelimeleri üzerinde oynamak kimsenin hakkı da değildir, haddi de değildir.”37 “Bu da ayrıca ele alınması gereken bir konudur. Ancak risaleleri anlamak için sadece sadeleştirme yolunu düşünmek, anlamayı fazla kolaylaştırmaz, üstelik mânâyı kısırlaştırır. Zaten bir “terimler hazinesi” olan Risale-i Nur’un sadeleştirilmesi de kolay değildir. Genelde Kur’anî ve İslâmî olan terimleri nasıl sadeleştireceksiniz? Söz gelişi, “tesbih, tahmid, tefekkür, arş, haşir, sırat” gibi terimlerin Türkçesi var mı? Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını nasıl sadeleştireceksiniz? Bu kelimeleri anlamanın yolu kesinlikle sadeleştirmek olamaz. Ancak mânâlarını öğrenerek anlayabilirsiniz.”38 Ekler Risale-i Nur ve tarihsel gelişim; youtube.com/watch?v=beIbiW7BRbE... Risale-i Nur’un tefsir makamındaki yeri; sorularlarisale.com/makale/risale-i-nur... Sayfa sayıları erisale.com dikkate alınarak hazırlanmıştır. Kaynakça 1.Emirdağ 167. mektup 2.Barla 255. mektup 3.sorularlarisale.com/kulliyattaki-kitapl... 4.Barla Lahikası 114 5.Sikke-i Tasdik-i Gaybiye 15 6.Şualar 889 7.facebook.com/RisaledenDamlalar/p... 8.sorularlarisale.com/risale-i-nur-okumay...) yorumlar kısmından 9.sorularlarisale.com/risale-i-nur-okumay... 10.risaleajans.com/nur-alemi/basariya-... 11.risaleajans.com/nur-alemi/basariya-... 12.Barla Lahikası 363 13.Kastamonu Lahikası 26 14.Şualar sayfa 94 15.Mesnevi-i Nuriye 115 16.sorularlarisale.com/risale-i-nurlari-ok... 17.Sözler 423 18.Mesnev-i Nuriye 316 19.Emirdağ 557 20.sorularlarisale.com/risale-i-nur-okumay... yorumlar kısmından 21.sorularlarisale.com/risale-i-nurdaki-ko... 22.youtube.com/playlist?list=PLVeK... 23.sorularlarisale.com/ucuncu-bolum 24.sorularlarisale.com/makale/said-nursini... 25.Kastamonu Lahikası 51 26.Barla Lahikası 363 27.Mesnevi-i Nuriye 257 28.Risale-i Nur’a İtirazlar ve Cevaplar - Ahmet Akgündüz 29.a.g.e 30.tr.wikipedia.org/wiki/Risale-i_Nur 31.sorularlarisale.com/risale-i-nur-nedir-... 32.Risale-i Nur’a İtirazlar ve Cevaplar - Ahmet Akgündüz 33.sorularlarisale.com/risale-i-nur-nedir-... 34.Mektubat 524 35.a.g.e 524 36.Muhakemat 100 37.sorularlarisale.com/makale/said-nursini... 38.sorularlarisale.com/birinci-bolum Gördüğünüz eksiklikler ve kusurlarda hasangk113@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.
Sözler
9.4/10
· 2.965 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
26
Bekir İstanbul
Sözler'i inceledi.
1254 syf.
·
100 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Öncelikli olarak okuduğum en kıymetli, en faydalı, en güzel kitap olduğunu ifade etmeliyim. Bu sitenin üyeleri olarak okuyan bir kitleyiz. Bu en büyük ve önemli ortak noktamız. Zira bizleri burada buluşturan da bu okuma sevgimiz. Fakat okuduğumuz kitaplar ile bazen buluşuyor, bazen ayrılıyoruz. Tabiki içeriği düzgün, eğlenceli kitaplar da okumalıyız fakat bize faydalı olacak, dünya hayatımızı güzelleştirecek, ahiret hayatımıza yararı olacak eserler de mutlaka okumalıyız. İşte bu açıdan bu muhteşem eseri herkes mutlaka okumalı, okurken istifade etmeye çalışarak okumalı ve etrafımızdaki insanlara okutturmalıyız. Eser içerisinde eski Osmanlıca kelimeler çok olduğu için anlaşılması biraz zor. Lugat gereksinimi oluyor. Benim tavsiyem ışık yayınlarından okumanız. Herbir sayfanın alt kısmında o sayfada geçen kelimelerin anlamları verilmiş. Bazen kelimelerin anlamlarına baksanız bile bazı yerlerde anlamakta zorlanabilirsiniz. Fakat asla pes etmeyin. Çünkü bir anda karşınıza o kadar net, duru, berrak, enfes bir ifade çıkıyor ki, hayran oluyorsunuz. Zira bu eser insanın aklına hitap ettiği gibi kalbine ve ruhuna da hitap eden bir eser. Bu kitap kominizimin etkisiyle yurdumuzda ve dünyada dinsizliğin çok yaygınlaştığı bir dönemde yazılmış. Bu sebeple kitapta en çok açıklanan mesele iman meselesi. Allah'a iman, ahirete iman. Daha sonra besmele, namazın önemi, şükür, kanaat, ibadet, doğruluk, tevazu, cömertlik, cesaret gibi konular geliyor. Üslup çok sağlam olduğu için sıkılmıyorsunuz. Üstad Bediüzzaman ile beraber kainat kitabını okuyor, ayetlerde, hadislerde verilen manaları anlamaya çalışıyor, bahara, ağaçlara, çiçeklere bakıp tekrar dirilmeyi düşünüyorsunuz. Okurken düşünceden düşünceye, bir alemden başka bir aleme geçiyor, kelimelerin, cümlelerin verdiği o eşsiz hazzı kalbinizde, aklınızda, ruhunuzda hissediyor, huzur buluyorsunuz...
Sözler
9.4/10
· 2.965 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
12
288