Begüm Berkman Padar

Begüm Berkman Padar

ÇevirmenEditör
7.9/10
428 Kişi
·
922
Okunma
·
0
Beğeni
·
16
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
456 syf.
·4 günde·4/10
Serinin kurgusu ve temelleri hakkında Kızıl Kraliçe isimli ilk kitapta yaptığım incelemede bahsettiğim için burada tekrar etmeyeceğim.
Cam Kılıç, serinin ikinci kitabı ve bence Kızıl Kraliçe'den sonra oldukça zorlama olarak yazılmış bir kitap.
Ana karakterimiz Mare'nin ergenlik buhranları artık ayyuka çıkmış olduğu için okumakta çok zorlandım. Kararsız, düşüncesiz ve bencil tavırları beni bu kitapta, ilk kitaptakinden çok daha fazla rahatsız etti.
Kitabı neredeyse üçte biri bomboş geçti. Doğru düzgün hiçbir aksiyonun olmadığı bu kısımlar, tamamen sayfa sayısını arttırmak için ayrıntılı hale getirilmiş gibi hissettim. Neredeyse son 150 sayfaya kadar hiçbir şey olmadı. Ve tüm olaylar o son 150 sayfaya sığdırıldı.
300 sayfalık bir hamallıktan sonra verilen 150 sayfalık bir gerilim, bence yetersizdi.
İlk kitaptaki merak, heyecan ve akıcı kurguyu bu kitapta bulamadım. Yine de serinin tamamını okumak istediğim için geçmek zorunda olduğum bir basamaktı.
Kızıl Kraliçe de benden çok yüksek bir puan alamamıştı. Ancak Cam Kılıç, ilk kitaba oranla çok çok daha yerlerde. Umarım yazar üçüncü kitapta beni şaşırtabilir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgiyle kalın.
392 syf.
·4 günde·6/10
Bilim kurgu ve fantastik türde kitaplar okumayı çok sevdiğim gibi, genç yetişkin kitapları okumayı da seviyorum. Kendi deyimimle 'çerezlik' olan bu kitapları okuma zorluğu yaşadığım dönemlerde, iki ağır kitabın arasında ya da zor okuduğum bir kitapla birlikte okuyarak kendimi biraz rahatlatıyorum.
Kızıl Kraliçe'de benim çok kısa sürede ve çok rahatlıkla okuduğum kitaplar arasına girdi.
Kitabın türü her ne kadar fantastik olarak belirlenmişse de tür konusunda kesin bir ayrıma gidilemeyen kitaplardan. Fantastik ve bilim kurgunun iç içe geçtiği bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Hikaye, ırk ayrımı ve bir ırkın diğeri üzerinde üstünlük kurması temellerine dayandırılmış. İnsan ırkı kan rengine göre gümüşler ve kızıllar olarak ikiye ayrılmış ve gümüş ırk üstün yetenekleri sebebiyle kızıl ırkın üstünde hakimiyet kurarak ayrıcalıklı, zengin ve güçlü bir konuma gelmiş. Hatta ülkenin yönetimini de ele geçirmiş.
Ana karakterimiz ve anlatıcımız, alt sınıftan bir kızıl olan, yanlış hatırlamıyorsam 16 yaşındaki Mare.
Kurgunun geneline distopyan bir hava hakim. Ve birçok distopyada olduğu gibi asiler sessiz ama sağlam adımlarla yükselmeye başlıyor.
Kurgunun temelinde gümüş-kızıl çatışması yani bir ırk savaşı yerleştirilmiş.
Burada belirtmem gerekir ki, bu kitap genç yaştaki okurlar açısından daha tatminkar bir okuma sağlayabilir. Ben yaşım itibariyle ergenlik dönemi karakterlerinin ağzından yazılan hikayelerde artık birazcık sıkılıyorum. Özellikle anlatıcı olan ana karakterin henüz oturmamış kişiliği, kararsızlığı, ergenlik buhranları ve ne istediğini bilmeyen tavırları beni oldukça bunalttı. Yine de hızlı okunan yapısı sebebiyle bırakmadım ve diğer kitaplarını da okumaya devam edeceğim.
Eğer 25 yaştan küçükseniz ve fantastik/distopik hikayeleri seviyorsanız tam size göre olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca macera, ihanet ve entrika seven herkes bu kitabı beğenecektir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgiyle kalın.
392 syf.
·1 günde·6/10
An itibariyle Kızıl Kraliçe’yi de okumuş bulunmaktayım. Kitabın en büyük problemi hikayenin temeli olan Kızıllar ve Gümüşlerin sınıf farklılığına dayalı olması. Kızıl Yükseliş'te Altınlar ve Kızıllar arasında olduğu gibi... Ve bence kitabın Kızıl Yükseliş’ten sonra çıkmış olması onun için büyük bir dezavantaj… Ancak Kızıl Yükseliş’i okuyanlar bilir onun tarzını; o yüzden onun kadar karmaşık, satranç stratejisine sahip bir kitap beklemeyin bence… Bu kitap daha çok Beni Seç ve Kızıl Yükseliş'in harmanlanmış hali gibi olmuş.

Kızıl Yükseliş’te olduğu gibi burda da insanlar iki farklı sınıfta… Kanlarının rengine göre ayrılmış bir toplum var. Gümüşler… Kanı gümüş rengi akanlar… Soylular… Güçlü olanlar… Tanrı'nın bahşettiği yeteneklerle doğmuş olanlar… Alevi, suyu, metalleri kontrol edebilme gibi… Şanslı sınıfta olanlar… Hükmedenler…
Ve Kızıllar… Kanı kırmızı renk akanlar… Sıradanlar… Zayıflar… Şanssızlar… Bırakın Tanrı'nın bahşettiği özel yetenekleri Terzi, Balıkçı, Fırıncı gibi mesleklere sahip olmak için yeteneğe sahip olamayanların cepheye savaşa gönderildiği sınıfta olanlar… Köleler… Sadece Gümüşlerin emrini, isteğini, savaş stratejilerini yerine getirmek için doğmuş piyonlar onlar… Peki ya bu keskin çizgiyi bozacak birisi varsa? Ya bu düzeni bozacak biri ortaya çıkarsa? İşte o zaman bakalım Gümüşlerin mutlu mesut hükmedişten ibaret dünyası ne hale gelir kitabımız onu anlatıyor ;)

Mare 17 yaşında… Kızıllar içinde bile oldukça sıradan… Hiçbir yeteneği yok. Bu yüzden de cepheye çağırılacağı günü beklerken bir anda şans yüzüne gülüyor ve Sarayda hizmetçi olarak göreve çağrılıyor. Bir anda kendini iki Prens’in ve saray dünyasının ortasına düşmüş bir halde buluyor. Ve bu ne demek? Yine nur topu gibi bir aşk üçgenimiz var demek ;) Bu arada kızımızla ilgili bazı sırlar da ortaya çıkıyor. Ben Cal ile biraz daha iletişim kurarlar daha da yakınlaşırlar sonra bir şeyler ortaya çıkar diye bekliyordum ama hiç beklediğim gibi ilerlemedi hikaye… Mare’i de pek sevemedim açıkçası… Bana çok da ayakları yere basan güçlü bir karakter gibi gelmedi. Bir de her şeye rağmen Cal’i kullanmış olması beni inanılmaz rahatsız etti. Ben en başından her şeyi anlamama rağmen nasıl çözemedi bu kız anlamadım. Valla en son düştükleri durumda çok sinirim bozuldu, resmen gerizekalılık yaptı yani… Prensi de ne durumlara düşürmüş oldu. Ne bilim işte hem sevdim hem de tam olarak sevemedim sanki kitabı, hep kafam bir yerlere takılı kaldı. Kızıl Yükseliş kadar vurmadı benii… Malum o seri benim efsanem haline gelmişken sonrasında bunu okumuş olmam kitaba ısınmamı engelledi. Bazı yerleri yüzeysel geldi bana, hikayenin içine girmekte zorluk çektim. Mare’i sevemedim, Kızıllara o kadar da üzülemedim. Elimde değil işte Kızıl Yükseliş’le karşılaştırmadan edemiyorum. Tür aynı, hikaye benzer derken ondaki kadar içine almadı beni kitap… Öngörülebiilir, ortalama bir distopyaydı diyebilirim. Sadece kitabın son kısımları heyecanlıydı. Bu yüzden 2.kitabı yine de okumayı planlıyorum. Umarım devamı daha da güzelleşir. Herkese iyi okumalar ;)
392 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10
Aslında pek distopya tarzı kitap okuyan biri değilimdir bana çok gençlik kitabi kıvamında gelir.Kitap elimde vardı ve 16 yaşındaki kuzenim kitaplığımda görüp abla sen daha bunu okumadın mı nasıl okumazsın inanmıyorum kitap harika bir distopya deyip garip garip bana bakinca :) kitabı öyle bir methetti ki dedim neymiş bir bakalim
Konusu şöyle insanlık ırkları türlere ayrılıyor. Krallıkla yönetilen bir ülke, ana ırklar gümüşler ve kızıllar. Gümüşler zengin ve ayrıcalıklı kendi içlerinde değişik yeteneklere sahip bir ırkken kızıllar güçsüz ve sıradan insanlardır.Ana karakterimiz mare da bir kızıldır abileri savaşa gitmiş ve oda yakın bir zamanda savaşa gidecektir ve aynı zamanda iyi bir hırsızdır çünkü eli iş tutmayan kadın erkek savaşa gidiyormuş.Bir gün han önünde avcı kıyafetli biriyle tanışır ve sohbet ederler. Ertesi gün krala hizmet için çağırılır ve kendisinin de gümüşler gibi olduğunu yeteneklerinin olduğunu keşfederek ve bir prensle nişanlı olarak bulur ve maceralar başlar.
Kitap başlarda iyidi zaten bir serinin ilk kitabı ilk öncelikle yazar kitapta karakterlere önem vermiş. Ama ortalarına doğru bir durağanlık yaşadı ve yavaş ilerledi sonu da gayet sürpriz oldu ya nasıl olur dedim yazar ters köşe yapıp kitabı bitirmiş.
Sıkıcı gelen bir yanı da kadın karakterin ayran gönüllü olması bir ona aşık oluyor bir ona bir onu öpüyor sonra diğerinin yanında kendimi daha rahat hissediyorum diyor acayip saçma olmuş bir karar ver artık dedim sayelerinde kitapla da konuştum :)
ikinci kitabını da alır mıyım emin değilim açıkçası pat diye bitince bi sinir zıplaması oldu sırf merak ettiğim için de alabilirim.
Kitap dediğim gibi gençlik kitabi.O yaş grubu için böyle güçler fantastik şeyler daha dikkat çekici eğer aranız da böyle bir kesim olan varsa incelemeyi okuyan alsın derim ama benim gibi 29 yas civarı için biraz fazla hayalci geldi kitap yine de iyi okumalar :)
360 syf.
·6/10
Kitaba genel olarak büyük bi beklentiyle başladım uzun zamandır aradığım zorla bulduğum ve okumaya başladığım bi kitaptı genel olarak konusu güzeldi içten bi dille anlatılmıştı baş karakterin içinde bulunduğu çıkmaz umutsuzluk çaresizliği iyi aktarmıştı ve bir gencin yaşadığı sorunlarla beraber uzaylılar tarafından kaçırılması uzaylıların konuya dahil olması farklı ve merak uyandıran bi işleyiş vermiş kitaba fakat kitapta baş karakterin yaşadığı aynı sıkıntıları tekrar tekrar sürekli yinelemesi kitabın yarısını aynı şeyleri tekrar tekrar okuyor hissi verdi ve sıkılmama sebep oldu sonu da fena değildi ama daha etkileyici güzel beklerdim bu yüzden benim için ortalama güzellikte bi kitap oldu
392 syf.
·3 günde·4/10
Ne büyük beklentiyle almıştım bu kitabı yahu. Sevgili Glorrry Books bana kitabın distopyadan ziyade aşk ağırlıklı olduğunu söylemişti. İyi ki de söylemiş. Yoksa daha da büyük hayal kırıklığına uğrayacaktım. Kurgu fena değil ama anlatım çok yetersiz. Daha derin, incik cincik kurcalanması ve anlatılması gerekiyordu ki olayın duygusu okura geçsin ve karakterlere hak verebilsin. Kitaba verdiğim puan düşük. Kolay okunur olduğu için ve sevgili Onur Kınacı Birler'in temiz titiz çevirisi hatrına 4 puan.
392 syf.
Mare Barrow'un dünyasında kanın rengi, varoluşun biçimini belirlemektedir. Doğaüstü yeteneklerle donatılmış Gümüşler, köle gibi çalıştırdıkları ve savaşta ölüme gönderdikleri Kızıllara hükmetmektedir.
360 syf.
·Beğendi·10/10
Bir kere kitabın konusu efsane Alzheimer bir büyükanne, çatlak bir abi ve hamile sevgilisi, aileyi toplamak için kendini sigaraya, içkiye veren bir anne, yıllar önce çekip giden bir baba, kendini asarak intihar eden bir erkek arkadaş ve kıyametin kopmasına son 144 gün. Bunu ise durdurabilecek tek bir kişi var. Henry Delton. .
. Henry eşcinsel. Yani anlayacağınız üzere kitap LGBT temalı ve okulunda hor görülüyor, şiddete maruz kalıyor. Hal böyle olunca psikolojik olarak sorunları var. Okuldakiler ona " uzay bebesi " diye sesleniyor ve sadece 2 tanecik arkadaşı var. .
. Kitaptaki karakterler oldukça iyiydi. Diego ise favorim tabiiki Marcus ve çetesinden nefret ettim ve böyle kişilikteki kişiler tarafından şiddete maruz kalan kişilere acıdım. Yazarın ise öyle bir dili, kalemi var ki kendinizi otomatikman Henry'nin yerine koyuyorsunuz. Örneğin ben Henry'nin yaşadığı şeylerden dolayı çoğu yerde gözlerim doldu. Duygulandığım, sinir olduğum çok fazla yer oldu. Eğer bu duyguları yaşayamazsanız bu kitaptan zevk alacağınızı düşünmüyorum. Ben Henry'nin yerinde olsaydım düğmeye basmazdım ( eğer düğmeye basmazsa dünya yok olacak) çünkü bana göre Marcus gibi veya ondan daha kötü insanlar gibileri yaşamayı hak etmiyor. .
. Bu kitabı ke-sin-lik-le okumalısınız. Şiddetle tavsiye ediyorum
( instagram üzerinden Ahmet Erman Esen hesabından takip edebilirsiniz. Kitap yorumlarım mevcut)
392 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kızıl kraliçe artık okumaya alıştığım türde bir distopya kitabıydı. Konu distopik evren olunca hep aynı şeylere rastlıyorum artık. En başta da bu kitapta olan durum var. Halkın sınıflara ayrılması. Burada gümüşler ve kızıllar olarak ayrılmış. Kızılların kanı kırmızı renkte ve onlar zayıf, sıradan. Gümüşler ise soylu olanlar. Onların kanı gümüş renginde akıyor.

Bu konudan artık çok sıkıldığım için pek keyif alamayarak okusam da distopya kitaplarını çok seviyorsanız ya da ne bileyim bu konu ilginizi çok çekiyorsa seversiniz diye düşünüyorum.
456 syf.
Serinin 2. kitabı ilki kadar merak uyandırmamış olsa da sürükleyiciydi. Mare'nin sürekli değişen ve bitmeyen ruh halleri arasında, bol bol gelgitlerin olduğu kitap ilkine kıyasla iyi değildi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Begüm Berkman Padar

Yazar istatistikleri

  • 922 okur okudu.
  • 43 okur okuyor.
  • 623 okur okuyacak.
  • 33 okur yarım bıraktı.