Begüm Kovulmaz

Begüm Kovulmaz

YazarÇevirmenEditör
7.7/10
1.541 Kişi
·
3.598
Okunma
·
3
Beğeni
·
1205
Gösterim
Adı:
Begüm Kovulmaz
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Adana, Türkiye, 1977
1977, Adana doğumlu. Lise öğrenimini İstanbul Ortadoğu Koleji'nde tamamladı, mezun olduktan sonra bir sene Belçika'da yaşadı. Türkiye'ye dönüp İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı'nı bitirdi, bir yandan çeşitli yayınevlerinde çevirmenlik ve redaktörlük yaptı, Kipling, Mastretta, Healy, Carter, Burgess gibi yazarların eserlerini çevirdi. Kasım 2002'den beri Everest Yayınları'nda çalışıyor. Halen Bilgi Üniversitesi Sinema-TV bölümünde yüksek lisans yapıyor.
72 syf.
·1 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 29. kitap oldu. Hugo Kısa Roman Ödülünü de kazanmış bu kitap, önsözü saymazsak toplamda 55 sayfalık bir eser. Ancak hacmine kıyasla sarsıcı bir içeriğe sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Kitap, Huckster Yasası denen bir kanunun kabulü ile ortaya çıkan reklamsız bir gelecek toplumunu anlatıyor. Huckster Yasası'nın kabulü ile satıcılar markalarını, ürünlerinin içinde veya üzerinde bulunan, yalnızca ürünün kullanımı veya yerinde satışı sırasında sergilenen teşhirlerle kısıtlamak zorunda kalıyorlar. Aslında ilk bakışta, her yeri saran reklam panosu, logo, slogan, tanıtım gibi şeylerden bıkmış günümüz insanları için, reklamsız bir gelecek bir ütopya gibi gelebilir; ancak karşı karşıya olduğumuz dünya yazarın da kitapta sıklıkla ifade ettiği üzere bir distopya.

Kahramanımız ise P. Burke isimli on yedi yaşında çirkin ve hastalıklı bir kız. Çok zor bir hayat süren, geleceğin ona yaşam şansı tanımadığı birisi ve bu hayata daha fazla dayanamayıp sonunda intihar ediyor. İntihar etmesi sonucunda ise kendini hastanede buluyor ve şans eseri, zorlu ve sefil yaşamı baştan aşağı değişiyor. Hastanedeyken bir yayın şirketinden ona bir teklif sunuluyor ve teklifi kabul etmesiyle yeni bir dünyaya adım atıyor.

Teklif ise, reklamların yasak olduğu bu gelecek dünyasında, tüketim ürünlerini teşhir ederek, ürünlerin gizlice reklamını yapmak. Tıpkı bizim sosyal medya fenomenlerinin şu an yaptığı gibi. Günümüzde markalar reklamını yapabilmek için sosyal medya fenomenlerini giydirip kuşatıyor veya evine tonlarca içecek gönderiyor. Fakat kitaptaki ikonların günümüz fenomenlerinden bir farkı var. Bu ikonlar bir insan ürünü olarak tasarlanıyor, yani bir çeşit andoid olarak uzaktan kumandalı olarak yönetiliyorlar. Gerçi günümüzdeki fenomenlerin birçoğunun da uzaktan kumandalarla yönlendirildiğini söylesek yanlış söylemiş olmayız herhalde... İşte GTX isimli yayın şirketi bu şekilde Huckster Yasaları'nın getirdiği reklam yasağını delmiş oluyor ve bunu yasal bir şekilde yapıyor. Öncelikle tabii Burke'ün ismi değiştiriliyor ve Delphi oluyor. Zamanla Delphi tüketiciler tarafından seviliyor ve plan başarıya ulaşıyor. Böylece, Delphi de kariyer basamaklarını hızla tırmanıyor.

Bu noktada Delphi'nin hayatının ve çektiği acıların bana Kemal Sunal'ın Yüz Numaralı Adam filmini hatırlattığını da belirtmeden geçmemeliyim: https://www.youtube.com/watch?v=dMKmdoJ-sTo Kim bilir belki de Yüz Numaralı Adam filmimiz bu kitaptan ilham almıştır...

Zamanla Delphi, GTX şirketinin yönetim kurulu üyelerinden birinin oğlu olan Paul Isham isimli genç bir çocuk ile tanışıyor ve birbirlerine aşık oluyorlar. Ancak Delphi bir kukla olduğu için aşık olması yasak, daha doğrusu imkansız. Bu noktadan sonraki konu ise oldukça hüzünlü bir şekilde devam ediyor ve kitabın sonunda oldukça sarsıcı bir son sizleri bekliyor.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum en ince kitap olmasına karşın, içeriği bir hayli doluydu ve oldukça duygu yüklü bir kitaptı. 1 günde okunabilecek bir bilimkurgu kitabı isteyenlere öncelikli tavsiyemdir.
424 syf.
Merhabalar 1000 Kitap! Normalde beğendiğim eserlerin incelemesini yaparım fakat nedendir bilinmez bu kitap fazla merak konusu oldu :) Zodyak denilince akla gelen çağrışımlardan olabilir.. Fakat pek iyi haberlerim yok size. Şöyle ki kitabın neredeyse yarısına kadar bir anlaşılmazlık hâkimdi ve 'burçlarla seri katil birlikteliğinden ne bekliyordum ki lanet' düşünceleriyle geldim, velev ki son 150 sayfasına kadar da durum değişmedi. Denemiş olduk diyelim o hâlde :) Burçlara ilgisi olup da, e biraz da aksiyon olsun burçlarla ilgili roman bulamıyoruz diyenlere birkaç cinayetle harmanlanmış; kapağına direkt olarak polisiye etiketi koyulacak kadar da ol(a)mayan, ama "yazarın ilk kitabı be kardeşim olsun o kadar" denilecek bir romandı :)
216 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Nickel Çocukları ile yeni tanıştığım yazar Colson Whitehead, kitabın sonunda anlatılanların kurgu olduğunu ve karakterleri kendisinin uydurduğunu belirtmiş. Ancak bu kurgu fazla gerçekçi ve ne yazık ki bunun nedeni de gerçek olaylardan esinlenmesi.Olayları oldukça yalın bir dil ile yer yer yüreğinize taş gibi oturan ufak kelime oyunları yaparak anlatan Colson, Elwood üzerinden okuldaki diğer Nickel Çocukları ile tanışıyor, onların hayata bakışına, hayata karşı duruşlarına tanık ediyor okuyucuyu.Disiplin anlayışı adı altında çocuklara yapılan eziyetler, siyahi insanlara karşı ırkçı yaklaşım ve kendilerini üstün gören beyazlar çileden çıkarıyor bizleri de!
Zenci-beyaz çatışmalarını, bununla ilgili haksızlıkları ele alan çok fazla hikâye okumuş veya film izlemiş olabilirsiniz.Nickel Çocukları da bu konuyu ele almasına rağmen konunun çok daha derin, çok daha karanlık yerlerine iniyor.En etkileyici olan ise gerçekten bu korkunç olayların yaşanmış olması.Binlerce masumun hayallerini ellerinden alan bir grubun hala cezalandırılmamış olması
Kitap kurdu arkadaşlarımın Nickel Çocuklarını bir solukta okuyacağını düşünüyorum ve şimdiden iyi okumalar diliyorum
339 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Öfkeyi, somutlaştırma gücümüz olsaydı eğer, benliğimizi bir çırpıda yakıp kül edebilecek bir bomba olarak tarif ederdim. Kimyası insanın genetiğinde saklı olan, kendi patenli üretimimiz..Boğazımızı dikenli telleriyle parçalayarak yırtarken kendi yarattığımız güç karşısında nasıl çaresiz olduğumuzu gösterir.

Sahip olduğumuz her şeyi değersizleştirip, istediğimiz şeyden koca bir evren yaptığını göremeyecek kadar kör olduğumuz bir anda dalga dalga yükselir ve infilak eder.

Peki ya öfkeyi yaratan dünyaysa?
Meçhul bir çarkın muazzam işleyişi sırasında gözden kaçırdığımız bütün ufak ayrıntılar aslında tüm gökyüzümüzü sarmışsa?
Hayat öfkeyse mesela, ya da varlığın hammaddesinde öfke varsa?

Ne olacak, diye düşünürken Rushdie veriyor cevabı;
" Daha iyisi olmayacak.."

Insanlar, küçülüp önemini yitirirken, iyimserliğin solduğu yerde sahip olmadığı bir hayatı yüklenen yığınlar haline gelecekler.
Öğüten kitlenin dişleri arasından; "Yut beni!" çığlıkları yükselecek. Asimile oldukça huzur bulacağımızı inanmanın gafleti, sonra -çooook- sonra öfkeye dönüşecek.

Bu, yüreğinde aniden büyümeye başlayan sonsuz öfkeden korumak için, sevdiklerinden uzaklaşan bir adamın hikayesi. Ne yaparsa yapsın kurtulamadığı bu duygu, içinde büyüdükçe büyür. Şehri, ülkeyi hatta dünyayı kuşatıp teslim alacak kadar büyüktür artık.

Var ettiğimiz ve yok ettiğimiz her şeyde, hem özgürlüğümüzde hem de tutsaklığımızdadır.
Umutsuzluktan da doğar, acizlikten de.
Öfke, benliğimizi unutup çoktan teslim olduğumuz yerdedir.
Öfke, Solanka'nın kuklalarında ,Minik Beyin 'dedir.
Öfke, New York 'ta, Amerika'dadır.
Öfke, her şeyden çoktur ve her yerdedir.
Peki bu kirli öfkeyi kim temizleyebilir?

Solanka, kuklaya dönüştürülmüş, tek tip olmaya zorlanmış insanlığa inat, onlardan daha özgür kuklalar yapmaya başlar. Bu da varlığı sorgulamanın bir başka yoludur onun için. Hayat, kurmacaya dönüşmüş, kurmaca hayatın kendisi olmuştur artık.

Salman Rushdie.
Hint asıllı Britanya 'lı yazar. Yazdıkları yüzünden Humeyni tarafından hakkında ölüm fetvası verilmiş, uzun yıllar Avrupa'da saklanmak zorunda kalmış. Zorlayıcı tarzına rağmen su gibi akan, keyifli bir dili var. Yer yer cümlelerinin çarptığını da unutmamak lazım. Tarih eğitimi almış. Fantastik, bilim kurgu, büyülü gerçekçilik üçgeninde inşa ettiği tarzıyla Doğu'nun en büyük kültürel zenginliklerinden biri olan sözlü anlatımı, yazının içinde eriterek çok başarılı bir sentez yakalamış.


Geceyarısı Çocukları 'yla tanıdım onu.
Büyülü gerçekçiliğin baş iblisi benim için. Yazdığı her satırla beynimin içerisinde oradan oraya hareket ettiğini, sinir uçlarımda dans ettiğini hissediyorum. Kesinlikle sihirli kelimeleri var.

Onun dünyasına, daha doğrusu onun kendine has karmaşasına ve dildeki ustalığına kesinlikle hayran kalacaksınız.





Keyifli okumalar..:)
334 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden bir kitap. Amerika’daki köle ticaretini, kölelerin toplum tarafından nasıl aşağılandığını, mal olarak görüldüğünü, onlara yapılan zulmü, ten renkleri yüzünden kuşaktan kuşağa nasıl bi çıkmazın içine girdiklerini, kölelerin yaşamak zorunda kaldıkları kaderlerini sade bir dille anlatan çarpıcı bir kitap.

Baş kahraman olan Cora, annesi ve anneannesi de babası da köle olan genç yaştaki bir köle kadın. Kitapta Cora’nın annesi Mabel yaşadıkları yerden ( plantasyon deniyor ) kaçan ve sonrasında yakalanmayan tek kişi. Cora kitap boyunca bazen nefret ediyor bazen kaçtığı için kıskanıyor annesini. Mabel’e ne olduğunu kitabın sonunda nihayet öğreniyoruz.
Yeraltı demiryolu denilen şey beyaz adamların bilmediği, zencilerin kaçmak için kullandıkları bir tren hattı.

Kitap Cora’nın Ceaser’ın kaçma teklifini kabul etmesiyle başlıyor ve bu süreçte yaşadıklarını anlatıyor.
Beyaz adamların pamuk ticareti için her yerde zencilere nasıl davrandıklarını neler yaptıklarını okuyorsunuz. Hürriyet yoluna geldiğinizde bunun gerçek olma olasılığını bir düşünün derim.

Beyaz adamların hepsi mi kötü peki. Tabi ki değil. Zencilere yardım etmeye çalışan bir çok karakter görecesiniz kitapta. İyilik ve kötülük ten rengine bakmıyormuş demek ki.
Nasıl ki Almanya için Hitler kara bir lekeyse, kölelik de Amerika tarihi için öyle büyük bir leke.
O yıllarda özgürlükler ülkesi sadece beyazlara aitmiş maalesef.

Mutlaka okuyunuz. Yeraltı Demiryolu Yeraltı Demiryolu
256 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Kim çaldı cennetten meyveleri, kim bilmek istedi gerçeği? Tanrının bahçelerinden yükselen yüksek elma ağaçlarının çürük meyvesi miydik biz? Düşmüştük cennetten dünyaya kadar yerdeydik. Yerdeydik. Kalktık zannederken Mesihlerle …

Evlenip , mutlu bir hayat düşünde yerden kalktık zannettik ve geri düştük. İlk çocuk kanserli olduğunda … Hasta Adem. Kız çocuğumuz Havva olmasın diye ona İsa Mesih’i aşılarken yerdeki elma olmayacağımızı tekrarladık ve yeniden düştük.

Yerde gittikçe çürüyorduk umut Havva olurken.
Elmalar yerde büyürken cinselliği tattık. Akrabadan tecavüzü. Yerden artık nasıl kalkabilirdik? Cehennem bu elmalarla doluydu. Defalarca ve defalarca tecavüzde kaçan baba sevgisini aradık ve cenneti kaybettik.

Beyinden sorunlu bir abiyi taşımaya çalışırken ve ergenliğin koltuk altındaki ağır kokusuyla baş edemezken cenneti kaybettik. Umutsuzluğu ve mutsuzluğu tenimizde hissederek yaşamaya çalıştık. Ve var olmaya. “Ben burdayım!” demeye ve cehennemi sahiplenmeye çalıştık. Ve cehennem bize defalarca tecavüz ederken oradaydık. Yaşadık , hatırladık ve öldük.

Kitabı nasıl inceleyeceğimi bilemedim. Sadece hissettiklerimi yazmak daha doğru geldi . Kitabın üslubu zorlayıcı ancak kitap okuma seviyesi azıcık iyi olan bir okur için zorlayıcı olmayacaktır. Yazarı gerçekten tebrik ediyorum. Çağımızın en iyilerinden olacağına şüphem yok. İyi okumalar dilerim.
Ve bence bu kitabın müziği : Teoman- Duş.
344 syf.
·Beğendi·10/10
Hayatın karmaşası,koşuşturmacası içinde yaşayacağımız bir o kadarda yaşayamadığımız içimizde kalan umutları,duyguları, mutlulukları,zaman geçtikçe unuttuğumuz,ince dokunuşlarıyla ruhumuza yansıtan, beyin literatürümüze hatırlatan, sözleriyle yüreğinize hayatınızın akışına içinizde kalanları hatırlatan ince düşünceli zarif bir roman...Kalbinizden geçenler,hayatınız boyunca yaşayacağınız güzel duygularla şansınız açık ,sükutunuz kalbi selin cümlelerinizle, her daim gönül hazinenizde daim olsun...!

Kitap Açıklaması:

Lolly'nin her doğum gününde annesi ona şans bileziğine takması için bir tılsım verir. "Anılarımızda yaşadıkları sürece kimse yok olmaz, ölmez" der. O günden sonra Lolly için şans bileziği ve ona eklenen her tılsım, hayatın vazgeçilmez güzelliklerini hatırlatan bir rehbere dönüşür. Hatıralarına olduğu kadar hayata da tutkuyla bağlı olan yetmiş yaşındaki Lolly artık anılarının yavaş yavaş kendisini terk etmeye başladığını fark ettiğinde tüm hikâyesini kızı Arden ile torunu Lauren'a anlatmaya karar verir ve harekete geçer. 
Göl kıyısında Lolly'nin yalnız yaşadığı ev, geçmişe yeniden hayat vermek için en doğru yerdir...
Şans Bileziği üç kuşak kadının büyüleyici hikâyesi...

Yazar Hakkında:
Viola Shipman, yazar Wade Rouse’ın takma adıdır. Rouse, Michigan’da yaşıyor. People gibi pek çok dergiye yazarlık yapıyor. Büyükannesinin ismiyle yazdığı Şans Bileziği dokuz dile çevrildi.
Filmi rastgele buldum izledim. Sonra yorumlarda kitabı olduğunu öğrendim. Açıkcası film kesinlikle mükemmeldi kitabını düşünemiyorum bile. Bazen dışardan baktığımızda ınsanlara sıradan insanlar gibi gözükebilirler ve ya sıradan duygular barındırdığını düşünebiliriz. Ama bazılarılarımız bunu kabullenmez bazılarının hayatları gerçekten sıradan olmayacak kadar farklıdır. Yaşadığımız her şey bir parça mutluluğa değer. Hayal etmekten, pes etmemekten ve bazende umut edip sevmekten korkmamak gerektiğini tekrar hatırlamamız gerekiyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Begüm Kovulmaz
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Adana, Türkiye, 1977
1977, Adana doğumlu. Lise öğrenimini İstanbul Ortadoğu Koleji'nde tamamladı, mezun olduktan sonra bir sene Belçika'da yaşadı. Türkiye'ye dönüp İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı'nı bitirdi, bir yandan çeşitli yayınevlerinde çevirmenlik ve redaktörlük yaptı, Kipling, Mastretta, Healy, Carter, Burgess gibi yazarların eserlerini çevirdi. Kasım 2002'den beri Everest Yayınları'nda çalışıyor. Halen Bilgi Üniversitesi Sinema-TV bölümünde yüksek lisans yapıyor.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 3.598 okur okudu.
  • 127 okur okuyor.
  • 3.006 okur okuyacak.
  • 75 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları