Bekir Kuzudişli

Bekir Kuzudişli

Yazar
10.0/10
2 Kişi
·
10
Okunma
·
0
Beğeni
·
50
Gösterim
Adı:
Bekir Kuzudişli
Unvan:
Yardımcı Doçent ve Yazar
Doğum:
Nizip, Gaziantep, Türkiye, 1975
1975 yılında Nizip/Gaziantep'te doğdu. 1998 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 2001 yılında aynı fakültede yüksek lisansını tamamladı. 2005 yılında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Hadis Rivayetinde Aile İsnadları teziyle doktor oldu. Bekir Kuzudişli halen İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Yardımcı Doçent olarak görevini sürdürmekte, isnad, oryantalizm ve Şia'da hadis rivayeti alanlarındaki çalışmalarına devam etmektedir.
Bir gün İbni Mesud :" Allah Rasulü buyurdu ki" dedi, sonrasında başını eğdi. Ona baktım, ayaktaydı gömleğinin bağları çözülmüş, boyun damarları şişmiş, gözlerinden yaşlar akıyordu. Sonra şöyle dedi:
"Bundan az veya çok, buna yakın veya buna benzer bir şekilde rivayet etti."dedi.
Ne Kur'ân-ı Kerim ve hadislere göre ne de pratik açıdan Hz.Peygamber'i dikkate almadan Kur'an'ı anlamak ve dini Allah'ın razı olduğu şekilde yaşamak mümkün değildir.
304 syf.
·Puan vermedi
Hadis ve Hadis Tarihi Üzerine

Selamun aleykum bu yazımda hicri ilk üç asırda hadis ilminin oluşumunu ve gelişimini literatür bilgisi sunarak anlatmaya çalışacağım. Kaynak olarak Bekir Kuzudişli, Hadis Tarihi kitabını referans aldım.

Öncelikle bilinmesi gerekir ki hadisler kendisine Kur’an’ı kerim indirilmiş ve bu kitabı tebliğ ve tebyin görevi verilmiş Hz. Muhammed’in (sav) söz,fiil ve takrirlerini ifade eder.

Hadis tarihi bakımından en önemli meselelelerden biri hadislerin yazılmasına dair cevaz olup olmadığıdır.

Bir yanda hadis yazımını yasaklayan, diğer yandan hafızasının zayıflığından şikâyet edenlere ‘’sağ elinden faydalanmasını’’ tavsiye eden hadislerin olması ilk bakışta tezatlık içeren hadisler imiş gibi görünmelerine karşılık hadislerin yazılmasının yasaklanması ile ilgili hadislerin olması Kur’an’ın inmeye devam ettiği dönemde hadisler Kuran ile karışır endişesiyle peygamberimiz tarafından bir engel konulmasından kaynaklanır.

Hatip el-Bağdadi bu konu hakkında şöyle buyurmuştur;

‘’Demek ki İslamiyet’in ilk devirlerinde, Kuran’dan gayrı şeylerin Kuran’a benzetilmemesi ve Kuran bırakılıp da başka şeylerle uğraşılmaması için, yazıyı hoş görmüyorlardı, Kadim kitaplardaki doğru ve yanlış taraflarla, hak ile batılın tekfiri kolay olmadığından,bunlarla iştigal etmek yasaklanmıştı.Kuran zaten onlardan müstağni kılıyordu. İslam’ın ilk devirlerinde hadislerin yazılması memnu idi;zira,Hadis ve Sünnet’in inceliğine vakıf ulema ile Kur’an metnini sair elfazdan tefrik edebilecek seviyede kimseler azdı.Arapların çoğu fakih değildi ve fukaha meclislerinde devamlı olarak bulunamıyorlardı;karşılarına çıkan alelalede yazıları Kur’an’a sokup Allah’ın sözü zannetmek tehlikesinden uzak değildiler.’’

İlahi vahyin devam ettiği süre zarfında sahabeler merak ettiklerini birinci ağızdan yani peygamberimizden öğrenebiliyorlardı.

23 yıl sonunda ilahi vahyin tamamlanması ve ardından Allah Resulünün vefatı ile yeni bir döneme girilmiştir. Sahabeler artık karşılaştıkları yeni sorunları birinci ağızdan Peygamberimize soramadıkları için Peygamberimizin aile efradına veya Peygamberimiz hayatta iken ona yakın olan sahabelere ortaya çıkan sorun hakkında Allah Resulunun bir sözü veya uygulamasının olup olmadığını soruyorlardı.

İlk asırda sürekli devam eden fetihler sonucu Müslüman nüfusun bir anda çok hızlı şekilde artması ve yeni Müslüman olanların Resulün uygulamalarını merak ediyor olmaları sebebiyle ilim meclisleri kurulmuş olup Kuran’ı Kerim ve resulün uygulamalarının bir sonraki nesle doğru bir şekilde aktarılması amaçlanmıştır.

Kurulan ilk dönem ilim meclislerinde bir kısım sahabenin hadisleri kaydetmesi sonucu ‘sahifeler’ ve ‘cuzler’ ortaya çıktı.Bu yazılı metinler ilk asırdan bu yana bir kısım hadislerin yazılı bir şekilde bize ulaştığını ortaya koymaktadır.

Nitekim oryantalist Sprenger, İslami kaynakların muhtelif vesilelerle hadislerin yazılması konusunda ilk yazılı vesikaları araştırıp muhtelif sahifelerin isimlerini bir araya toplamak imkanını buldu ve daha sonra Goldziher bunlara yeni isimler ilave etti.Sahife veya ‘cüz’ diye adlandırılan bu ilk hadis vesikaları, ileride göreceğimiz vecihle ,ikinci ve üçüncü asırda meydana gelecek olan musannif külliyatın, gerek doğrudan doğruya ve gerekse dolaylı olarak, malzemelerinin bir kısmını teşkil etti.

Kaynakların bize aktardığı bilgiye göre ilk asırda sahifeleriyle meşhur olan sahabeler okur, dinleyiciler hadisleri kaydederlerdi.

Sahife türünün bilinen en meşhur örnekleri, Abdullah B. Amr’ın(65/683), bizzat Hz. Peygamber’den işitmiş olduğu hadislerin bir kısmını yazıp topladığı Sahîfetü’s-Sâdıka’sı ile Ebû Hureyre’nin, talebesi Hemmam b. Münebbih’e (v. 101/719)yazdırmış olduğu, 138 hadis-i şerif ihtiva eden Sahîfetü’s-Sahîha’sıdır.

Sahifetü’s-Sahiha, sahabe Ebû Hureyre’nin (ra) vefatından önce tedvin edilmiş olması, hicrî 2. asrın hemen başlarında görülen resmî tedvin (hafızalarda veya değişik yazı malzemesinde bulunan hadislerin kitaplarda toplanması) faaliyetinden önce de hadislerin yazılı vesikalar halinde bulunabildiğini göstermektedir.

Hadislerin ezber yöntemi ile birlikte ilim meclislerinde okutulması ve bu okutulan hadislerin yazıya geçirilmeye başlanması ile birlikte hicri 1.asrın sonuna gelindiğinde dağınık halde bulunan bir hadis külliyatı oluşmaya başladığını göstermektedir.

Hicri ikinci asra girilirken hadislerin bir kısmının ezberlenmesi bir kısmının yazıya geçirilmesi sonucu oluşan külliyatın; dağınık halde bulunması, büyük hadis ulemalarının vefatı ve İslam’a zarar vermek isteyen kişilerin hadis uydurma girişimleri yeni bir sorun teşkil ediyordu. Nitekim bunu fark eden Emevi halifesi Ömer B. Abdülaziz (V.720) dağınık halde bulunan hadislerin toplanıp bir külliyat oluşturulmasını istedi. Bu dağınık halde bulunan hadislerin toplanmasına tedvin dönemi denilmektedir.

Tedvin faaliyetinin başına Ez-Zühri(V.741) getirilmiştir. Zuhri’nin devrinde, hadis kitaplarıyla, muhaddislerle ve hayatlarıyla ilgili rivayetlerden de anlaşıldığı üzere, hafıza artık hadis naklinin tek vasıtası olmaktan çıkmış, fonksiyonu geniş ölçüde yazıya intikal etmiş bulunuyordu.

Bu konuda hatip el Bağdadi şunları kaydeder;

Hadislerin yazılması işi, bir müddet nahoş karşılandıktan sonra, geniş çapta tatbik sahası buldu ve hadislerin kitaplar halinde tedvinine başlandı; zira rivayetler yayılmış ve isnadlar uzamış, ricalin adları, künyeleri, nisbetleri çoğalmış ve senedlerin ifade tarzı muhtelif şekiller almış,hulasa insan hafızası şu saydıklarımızı zapt edebilmekten aciz kalmış,(yazılı)hadis ilminin sadece hafızaya dayanan bir bilgiden daha sağlam olduğu hakikati ortaya çıkmıştı.

Tedvin faaliyetleri başladıktan sonra bir hadisi mümkün olduğu kadar ilk kaynağından çıktığı şekilde muhafaza etmek, bir şey ilavesine, yahut herhangi bir şeyin düşmesine mani olmak arzu ve gayreti teşkil ediyordu. Bir ravi bir hadisi diğer bir raviden naklederken, rivayeti ifade için hangi tabiri kullanacaktı ve hatayı önlemek için en salim yol hangisi idi; hangisi caiz değildi ve rivayeti matlub olan hadis, bulunduğu yazılı kaynaktan nasıl nakledilebilecekti? Bunlar en temel sorular idi.

Tedvin dönemi alimleri bu temel sorunları çözmek adına cerh-tadil adını verdikleri bir sistem kurdular. Bu sistemde hadis rivayet eden müellifler, tedvin alimleri tarafından her yönden incelenmiştir. İnceleme sonunda tedvin alimleri tarafından ravide bir kusur tespit edilirse o raviden hadis alınmaz ve o ravinin hadislerini zayıf olarak değerlendirirlerdi. Örneğin bir ravi hadis rivayetinde yalan söylüyor ise ve bu durum tespit edilirse o raviye ‘Kizbur-ravi’ denilir ve onun hadisleri mevzu olarak değerlendirildi.

Hicri ikinci asrın düşünce dünyasında etkin rol oynayan düşünce ekolleri;Ehli hadis, ehli rey, mutezile ekolleri olup hicri ikinci asır bu ekollerin birbirlerini çeşitli yönlerden eleştirmesi ile şekillenir.

Örneğin ehli hadis, insanların problemlerini halledip, dini hükümlerini bildirmede ictihada ve şahsi görüşe başvurmaktan sakınıp, bunda daha çok hadislerle yetinme yolunu tercih ederken hadisi kabul etmekle beraber, insanların problemlerini çözmede şahsi görüş ve içtihadlarını da kullanan ehli rey’i eleştirmektedir.Bu iki fikir akımından bağımsız olarak
Akılcı bir mezhep olan Mu’tezile, mantık kurallarıyla çelişir gördüğü âyet ve hadisleri farklı biçimde yorumlamış ve bu yorumlarında akla öncelik vermesinden ötürü ehli hadis ve ehli rey tarafından eleştirilmişti.

Tedvin ve cerh-tadil faaliyetleri bu üç ana ekol ve hicri birinci asırdan bu yana süre gelen fitnelerden ötürü art niyetleri insanların hadis uydurmasında bulunmasının önüne geçmek ve hadisleri bir sonraki nesle doğru bir şekilde aktarmak için yapılmıştır diyebiliriz. Nitekim tedvin dönemi öncesi bir hadisin isnadı sorulmaz iken oluşan fitne ve güvensizlik ortamı sebebiyle hadis rivayetinde isnad yani bu hadisi kimden duydun sorusu sorulmaya başlanmıştır.

Hicri ikinci asırda öne çıkan eserleri şöyle sıralayabiliriz;

Es-Sünen- Mekhul eş Şami (v.730)
El-Cami- Ma’mer b. Raşid (V.770)
Muvatta- Malik b.Enes (V.795)
Müsned- Abdullah b.Mübarek (V.797)
Cüz- Ebu’l-Münzir (799)
Musannef- Abdurrazzak b. Hemmam (V.827)
ilk iki asır hakkında diyebiliriz ki Peygamberimiz döneminde sorunlar birinci ağızdan Resule soruluyor idi ardından Allah Resulünün vefatı ile sorunlara çözüp bulmak için sahabeler, peygamberin yakın aile efradına ve onunla birlikte vakit geçiren sahabelere ‘Allah Resulü bu konuda nasıl davrandı’ diye sorulmuş ve hadisler kimi zaman ezberlenmiş kimi zamanda yazılı olarak kayda geçirilmiştir. Oluşan fitneler sebebiyle hadis ilmine uydurmaların önüne geçmek,hadislerin korunması ve sağlıklı bir şekilde sonraki nesle aktarılması için tedvin dönemi başlatılıp dağınık halde bulunan hadis külliyatı bir araya toplanmak istenmiştir. Hadis ilmi hicri ikinci asırda sistemleştirilmeye çalışılmış olup birçok hadis kitabı telif edilmiştir.

Hicri üçüncü asra gelindiğinde bu asır ilk iki asra nazaran çok daha farklı bir dönemdir. Hicri üçüncü asır hadis tarihinin altın çağı olarak nitelendirmiş ve en güvenilir eserler bu dönemde ortaya konmuştur. Bu asırda müellifler tarafından hadis ilmi tam anlamıyla sistemleştirilmiş olup
müellifler kitaplarına alacakları hadisler için belirli kriterler belirleyip yazdıkları kitaba kriterlerine uygun hadisleri almışlardır. Bu kriterler sonucu hadisleri konularına göre ayıran ve genelde ahkam hadisleri barındıran sünen türü eserler ,rivayet eden ravinin durumuna göre düzenlenen musannef türü eserler veya her konudan merfu sahih hadisleri barındıran cami türü eserler oluşturulmuştur.

Hicri 3.asırda yazılmış meşhur 25 hadis kitabını müelliflerinin vefat tarihlerine göre aşağıda sıraladım bakmanızı tavsiye eder ve sonuç kısmına gelecek olursam ;

Öncelikle bilinmesi gerekir ki hadisler, İslam’ı en iyi anlayan ve en iyi yaşayan Peygamberimizin hayatından bizlere kesitler sunan aynı zamanda Kur’an’ı Kerim’i ve birçok dini meseleyi bizim için anlaşılır kılan bir argüman olup hadislerin göz ardı edilmesi söz konusu değildir.Bugün hadisleri eleştirip hadislerde tezatlık ve yanlışlık olduğunu düşünen insanların temelde o dönemi iyi okuyamama veya bilgi eksikliğinden ötürü böyle eleştirdiklerini düşünüyorum veya art niyetlidirler orasını en iyi Allah bilir.Yazımda da anlatmaya çalıştığım üzere hadisler ilk dönemden bu yana çeşitli zorluklara rağmen korunmuş olarak bizlere ulaşmaları ile birlikte büyük bir emek ürünüdürler. Nitekim müellifler eserlerini oluştururken birçok beldeye rıhleler yapmışlardır ve bu yolculuklar bazen aylarca sürüyordu. En sahih hadis kitabı kabul edilen İmam Buhari’nin cami eseri müellif tarafından oluşturulurken hadisler ve hadisleri rivayet eden raviler birçok değerlendirmeden geçmiş olup öyle eserde yer almıştır.Bugün şayet herhangi bir hadis kitabında çelişkili veya tezat bir hadis olduğunu düşünüyor iseniz öncelikle müellifin o hadisi eserine neden aldığını, ilgili hadisin ne sebeple söylendiği, tarihsel zeminde ne zaman söylendiği iyi bilinmelidir aksi taktirde yorumsal hatalara gidilebilir.

Okuduğunuz için teşekkür ederim

Hicri üçüncü asırda yazılmış hadis kitaplarını genel olarak şöyle sıralayabiliriz;

Sünen- Muhammed B.İshak( V.768)

Sünen- Muhammed B.İshak( V.768)

Sünen- İbni ebi Arûbe (V.773)

Cami- Er Rabi’ b.Sabih (V.777)

Sünen- Zaide b. Kudame (V. 778)

Cami- Süfyan es-Sevri (V.778)

Muvatta- Malik b. Enes (V.795)

Sünen- Abdülvehhab b.Ata (V.819)

Müsned- Ebu Davud et-Tayalîsî (v.819)

Müsned- El Fıryabi (V.827)

Müsned- Süneyd (V.841)

Sünen- Said b.Mansur (V.842)

Müsned- El Müsnedi (V.844)

Musannef- Ali b. el-Ca’d (V.845)

Musannef- Ez Zehrani (V.849)

Musannef- İbni Ebi Şeybe (V.849)

Cami- Abdulmelik b.Habib (V.853)

Cami-El Buhari(V.870)

Müsned- İbrahim b.Ahmed (V.871)

Müsned- İbnu’l- Furat (V.872)

Cami -Müslim(V.875)

Müsned- Ammar b. Reca(V.881)

Sünen-ibni Mace (V.887)

Müsned-Baki B. Mahled (V.889)

Sünen-Ebu Davud (V.889)

Cami-Tirmizi (V.892)

Müsned-Osman ed-Darimi (v.893)

Muvatta-İsmail el-Kadi (V.895)

Müsned-İbnü’s-Sindi(V.899)

Müsned-El Vezdûlî (V.908)

Sünen-Nesai (V.915)
596 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Kitap bu alanda Türkiye'de yazılan sayılı kaynaklardan. Şia'nın hadis anlayışını Cafer es-Sadık öncesi ve sonrası ayırarak şiilerin hadise bakış açılarını genel olarak objektif bir dille vermeye çalışıyor. Fakat yer yer fazla ayrıntıya girmesi zaten bilimsel olan dilini iyice zor kılıyor. Yani kısacası okuyan çok şey öğrenir fakat sabır isteyen bir süreçten de geçmesi gerekiyor. Bu alanda araştırma yapacak arkadaşlara tavsiye edebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bekir Kuzudişli
Unvan:
Yardımcı Doçent ve Yazar
Doğum:
Nizip, Gaziantep, Türkiye, 1975
1975 yılında Nizip/Gaziantep'te doğdu. 1998 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 2001 yılında aynı fakültede yüksek lisansını tamamladı. 2005 yılında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Hadis Rivayetinde Aile İsnadları teziyle doktor oldu. Bekir Kuzudişli halen İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Yardımcı Doçent olarak görevini sürdürmekte, isnad, oryantalizm ve Şia'da hadis rivayeti alanlarındaki çalışmalarına devam etmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 3 okur okuyacak.