Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur

Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur

Çevirmen
8.5/10
2.885 Kişi
·
7,8bin
Okunma
·
4
Beğeni
·
933
Gösterim
Adı:
Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
317 syf.
·2 günde
Kitap, Rodriges ailesinin yaşamı üzerinden kurgulanarak İspanya'nın faşist diktatörü Franko'nun iktidarı ele geçirmek için çıkardığı iç savaşı anlatmaktadır. Franko'nun kendi gibi faşist Mussolini İtalyası ve Hitler Almanya'sından aldığı destekle, yaptığı katliamlarla, yaşattığı vahşetle, İspanya'yı nasıl cehenneme çevirdiğini gözler önüne sermektedir. Toplumdan dışlanmış kişiliklere de yer veren yazar kitabını duygusal bir finalle sonlandırmıştır. Tabi içinde bir aşk hikayesi de barındırdığını belirtmeliyim. Kapak resminin farklı dizaynıyla daha çok okuyucuya ulaşabileceğine inandığım bu kitap, diktatörlüğün bir ülkeyi nerelere götürebildiğini çok güzel anlatmıştır. Okunmasını tavsiye ederim.
560 syf.
·9/10
Koyu fantastik, bilim kurgu severler buraya!
Yarı insan, yarı robotik skayborglar;
Aşk meşk;
Uçan arabalar;
Androidler;
Sindirella!
Kırmızı başlıklı kız!
Uzun saçlı kız! ismi Rapunzeldi gâliba :)
Yakışıklı bir prens!
Kurt adamlar! Sihirbazlar!
Tüm dünyayı alt üst eden ölümcül virüs...
Ay halkıyla dünya halkı arasında ki savaş!
Bir de kötü kalpli, cadaloz mu cadaloz, dünyayı ele geçirmek isteyen, kötü kalpli ay kraliçesi!!
Daha ne olsun du!!
Ay tahtının gerçek varisi Cinder kapabilecek mi tacı? Bir yandan tatlı mı tatlı, güzel, çekici, zeki, güçlü Cinder!. Diğer tarafta ise kötü, cadı, fesat, kinli vs vs ... Levana!! Ve ikisinin ortasında kalmış yakışıklı, karizmatik, prensesi tarafından kurtarılmayı bekleyen Prens!
Acaba Cinder dünyayı kurtarabilecek mi?.....

Hiç boşuna gizem gerilim yapmıyım, hepimiz mutlu sonla biteceğini biliyoruz :D.. Ama nasıl?...

Gâyet sürükleyici bir yapım. Cress serinin 3'üncü kitabı, bundan önce "Cinder" ve "Scarlet" var. "Cress"ten sonra ise kısaca kötü kalpli kraliçenin hayatını anlatan "Levana" kitabı ve "Winter" var.

Ben gibi fantastik severlerin seveceğini düşünüyorum çünkü fazlasıyla heyecan var. Ama nedense pek erkeklerin seveceği bir tarz değil gibime geliyor... Bilemedim. Onlara göre fazla "cici" bir kitap olabilir.
Siz gidin game of thrones' u okuyun en iyisi!

Saygılar, sevgiler, hürmetler...
560 syf.
·Beğendi·10/10
Daha Küçücük Bir Kız Çocuğuyken,
Cadı Onu Ne Kapısı
Ne De Merdiveni Olan
Bir Uzay Uydusuna Hapsetti.

Gelecekte Bile kuleye Hapsedilen Genç Kızlar Var...

İlk kitap Cinder - Külkedisi. İkinci kitap Scarlet-Kırmızı Başlıklı Kız ve üçüncü kitabımız Cress'de Rapunzel'den esinlenilmiş.
Cress çocukluğundan beri Levana tarafından bir uyduda hapsedilmektedir ve ona eşlik eden tek şey internet bağlantılı ekranlardır. Elinde bir tek bu ekranlar olunca, Cress'in de efsanevi bir hackera dönüşmesi kaçınılmaz bir durum haline geliyor. Cress, Levana'nın emirleri doğrultusunda Yeni Pekin'in imparatoru olan Kai'yi her an izleyip, dinleyip tüm bu bilgileri Kraliçe'nin özel sihirbazı yoluyla Kraliçe'ye aktarıyordu ta ki yapılanların yanlış olduğunu ve olayların kötüye gittiğini anlayıp bir gün Cinder ile iletişim kurana kadar. Cress, Cinder'ı Kraliçe Levana'nın hain planlarından haberdar etmek için her şeyi göze alır. Kitabın başında Cress, Cinder'a ulaşır ve Cress'i uydudan kurtarma kararı alıyorlar. Ancak kurtarma planı lanet olasıca Kraliçe Levana'nın sihirbazı tarafından sekteye uğruyor ve onun yüzünden ekip büyük bir darbe alarak bambaşka yerlere savruluyorlar. Scarlet'i sihirbaz kaçırıyor, Thorne ve Cress Dünya'ya çakılıyor ve Cinder ve Wolf ise Afrika'ya Dr. Erland'a doğru yola çıkıyorlar.
Diğer tarafta ise İmparator Kai, köşeye sıkıştığını anlayınca ve yapacak bir şey kalmadığını görünce hiç istemediği şeyi kabul edip Kraliçe Levana ile evlenmeye karar verir çünkü savaşı durdurmanın tek yolunun bu olacağını düşünür. Kai ve Levana düğün hazırlıklarına başlar ve düğüne geri sayımda başlamıştır 14 gün sonra düğünleri olacaktır. Tabi bu sırada Levana hala Cinder'ın bulunması için tüm kaynaklarını kullanmaktadır. Cinder'ın düğünü engelleyip imparatoriçe olmasını engellemesini istememektedir.

Kitap cidden çok güzeldi her kitapta heyecan daha da artıyor ve yeni karakterler katıldıkça olaylar daha güzelleşiyor. Cress'e bayıldım hiç dünyayı görmemiş biri olarak verdiği tepkiler çok tatlıydı özellikle resimlerini görüp aşık olduğu Thorne'a olan tepkileri aşırı güzel ve tatlıydı. Thorne ve Cress'i bolca yanyana görüp onların diyaloglarını okuma fırsatını yakalıyoruz. Thorne'u zaten çok seviyordum bu kitapta sevgim zirveye ulaştı özellikle Cress'e olan tavırları ve başına gelen tahlihsiz olaya rağmen pozitif kalmasına fakat en çokta Iko'yu düşünüp yaptığı incelikten sonra iyice vuruldum <3 :D. Wolf ve Scarlet'e bu kitapta çok üzüldüm keşke bunlar olmasaydı :(. Ve Dr. Erland'a o kadar üzüldüm ki yıllardır hasretini çektiği kişiye tam kavuştum derken yeniden ayrı düşmeleri ve bu sefer bir araya gelmeleri maalesef imkansız o sahne gözlerimi doldurdu. Bir karakterin ölüşü beni o kadar mutlu etti ki anlatamam eminim okuyanlarda sevinir :D Kitabın sonunda öyle olaylar oldu ki heyecandan yerimde duramadım harikaydı. Ve Kai, sen harika bir adamsın Thorne ve Kai resmen benim bebeklerim ya <3 :D vee en sonunda dördüncü kitapta Ay ülkesine gidiyoruzzz bakalım nasıl bir yermiş çok merak ediyordum sonunda göreceğiz.

Cress, Scarlet ve Cinder, Dünya'yı kurtarmaya gönüllü olmamıştı. Yine de Dünya'nın tek umudu Cress, Scarlet ve Cinder'dı.
800 syf.
·131 günde·Beğendi·10/10
Şu ana kadar okuduğum en iyi seridir ay günlükleri serisi. Karakterleri ve kurgusu tek kelimeyle kusursuz. Bayılarak okuduğum bu serinin sonuncu kitabına geldiğim için üzülmedim de değil hani.
Son kitap olduğu için konuya hiç girmiyorum ama o kadar güzeldi ki 800 sayfa en yavaş okuyuşumla 4 günde bitti.
Bu seriyi okumadıysanız lütfen daha fazla bekletmeyin ve okuyun. Okurken hem gözlerim doldu hem de kahkaha attım. Karakterler o kadar güzel yaratılmış ki...
Fakat yine de yazarın Winter ve Cinder'ın ilişkisi üzerinde daha fazla durmasını isterdim.
Bir de kitabın sonu yaşanan bunca olaydan sonra bu kadar sıradan bitmemeliydi ama olsun, yine de çok güzeldi.

Ben seriye hakkında hiçbir şey bilmeyerek başlamıştım sanırım bu yüzden daha da heyecan verici oldu:)
Serinin en sevdiğim kitabi Winter'dı.
Seri sıralaması:
1.Cinder (#31794499)
2. Scarlet
3. Cress
4. Levana(ara kitap)
5. Winter
6. Uzak yıldızlar( ara kitap)
Bu seriyi en yakın zamanda bir daha okuyacağım:) Ve sonra tekrar...
630 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Muhteşem 5 sıkı arkadaş,2 farklı dedektif,cinayet ve gizli görevde bir polis.Akıl karıştırıcı,gizemli,sürükleyici...Polisiye romanlar arasında aklımda kalan kitaplardan biri oldu.
328 syf.
·8 günde·8/10
Filmi izlemeden kitabı okumak istedim. Bende oluşturacağı hayal sinemasını deneyimlemek güzeldi.

Açıkçası korona günlerinde okunası bir kitaptı. Hızlı ve akıcı... Yaşadığımız karantina sürecini anlamlı hale getirmek adına okudum bu kitabı.

Bende bıraktığı hisse gelirsek benim soylediğim belki de bir çok kişinin söylediği bir tabir geldi aklıma "40 delinin içinde bir akıllı o topluluğun delisidir".

Çoğunluğun müthiş zulmü diyorum özetle.

Hepinize heyecanlı okumalar dileğiyle.
216 syf.
·Beğendi·10/10
Ayna, Ayna,
Söyle Bana
Benden Güzeli
Var Mı Dünya'da?
Ya Da Ay'da...

Saf kötülüğün bir adı var. Aldatıcı maskelerin ardında gizleniyor ve gücü eline geçirmek için ''büyü''sünü kullanıyor.

Levana, Bir Ay Günlüğü Serisi'nin ara kitabı serideki Kötü Kraliçe'yi yani Levana'yı anlatıyor. Bir Ay Günlüğü serisini okumaya başlar başlamaz daha ilk kitaptan itibaren Kraliçe Levana'dan nefret ediyorsunuz çünkü kadın kötülüğün vücut bulmuş hali. Bu kitabı okumaya başladığımda ona acıyıp onu anlayacağımı sanıyordum fakat yok yani kadın da vicdan yok ne yaparsa yapsın vicdanı sızlamıyor.

Kitap Levana'nın anne ve babasının ölümü ile başlıyor. Tabi birde Levana'nın acımasız ablası Channary var. Daha Levana küçücük bir çocukken ablası Channary tarafından acımasızca ateşte yakılıyor ve ölmeden önce neyse ki saraydakiler tarafından çığlıkları duyulup kurtarılıyor fakat geri dönüşü olmayan yaralara ve yüzünün bir tarafı erimiş ve saçlarının yarısı yandığından kel kalmış bulunmaktadır. Neyse ki Ay sihri var ve Levana bu sihrini kullanarak bu çirkin görüntüsünü herkesten gizlemektedir. Serinin kitaplarını okurken hep Levana'nın çok güzel bir kadın olduğundan bahsediyorlardı tabi herkes bunun bir sihir olduğunun farkında ve onlar bundan bahsederken neye benzediğini hep merak etmiştim bu kitapta kimin görünümüne büründüğünü görünce 'Eh yok artık ama,'' dedim. Fakat bu tepkim gereksizdi çünkü bu kadın kötülüğün vücut bulmuş hali ondan da bu beklenir yani.

Kısaca bu kitapta Levana'nın ilk aşkını, onu elde etmek için yaptığı her şeyi, her zaman ablasının gölgesinde kalışını, ablası öldükten sonra Kraliçe vekili olduğu zamanı, yalnızlığını, 3 yaşındaki yeğenini öldürmeye karar veriş sürecini ve planlarını, Winter'a annelik edişini, git gide nasıl güçlendiğini ve delicesine aşık olup elde etmek için her yolu denediği adamı Dünya'yı ele geçirme hırsından kaynaklı nasıl gözden çıkarıp öldürdüğüne kadar her şeyi okuyoruz.

Bu kitapta ayrıca Winter ve ailesinden söz ediliyor muhafız olan babası ve terzi olan annesinden. Ayrıca Winter'ın çocukluk arkadaşı ve ilk aşkı olan Jacin'i de okuyoruz. Ah tabi birde Cress'in doğduğu zamanı ve Kai'nin çocukluk anına da tanık oluyoruz.

Diğer kitaplarda Levana'nın ablasından kısacık bahsedilmişti fakat ben böyle abla beklemiyordum bu nasıl abla böyle. Acımasız, kardeşini ateşte cayır cayır yakan, her önüne gelenle yiyişen ve Kraliçeliğin K'sinden anlamayan eğlence ve erkek düşkünü biri çıktı. Channary, serinin en önemli kişilerinden birininde annesi Prenses Selene'nin yani Cinder'ın annesi ve çocuğun babası belli değil! Böyle bir annenin ve böyle bir teyzenin elinde büyüseydi bu çocukta ister istemez kötü olurdu sanırım. Bu kadar kötü olmasına rağmen Channary'nin anne olduktan sonra kızına olan sevgisi ve onu kendi elleriyle besleyip, bakması, kızını bakıcılara teslim etmemesi beni etkiledi demek ki içinde bir anne şefkati varmış. Fakat maalesef kötü bir hastalık yüzünden vefat etti ve ben bu kitabı okuyana kadar onun da Levana tarafından öldürüldüğünü düşünüyordum. Hatta anne ve babasını bile o öldürmüştür dedim ama öyle çıkmadı :D Neyse kadın yinede takıntılı sadistin teki hiç mi hiç acımadım bir gram üzülmedim oysa üzüleceğimi düşünmüştüm başına ne geldiyse hak ettin be kızım ne diyeyim :D

Aslında diğer yönden düşününce çocukluğundan beri hiç sevgi görmemiş, sevginin ne olduğunu bilmeyen, küçücük yaşında ablası tarafından acımasızca yakılıp çirkin bir görünüme bürünmesi kötü olmasına neden olmuştur dedim ama genetik açıdan ailesel bir kötülük sanırım ya da Ay'lı olan tüm insanlar için geçerli bir kötülük diyeceğim fakat böyle olmadığını diğer kitaptaki Ay'lı insanların yaptıklarını gördüğümden biliyorum. Keşke insanları büyü ile etki altına almak yerine kendini insanlara yaklaştırıp onlara ilgisini, iyiliğini ve şefkatini göstererek sevdirebilseydi. Keşke bu kadar gözünü hırs bürümeseydi. Keşke bu kadar kötü olmasaydı.
418 syf.
·Puan vermedi
Kitabı geçen sene okudum ve daha bu uygulamadan haberim bile yoktu.En çok yorum yapmak istediğim kitaptı.Çocuk cezaevinde gardiyan olma isteğimin başlama sebebi.Suskunlar dizisi bundan uyarlanma Lorenzo kızmasın ama dizisi kitaptan çok daha güzel çünkü duygu yoğunluğu fazlaydı dizide fakat kitapta yeterince o çocukların hissettiği acıyı yansıtamamış gibi geldi bana.Ne olursa olsun istismarın daha da yayıldığı şu günlerde o çocukların ne halde olduklarını anlamak için okunulması gereken bir kitap.İyi okumalar.
168 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Serinin gözümü en çok korkutan kitabı Levana'ydı. Yazarın kalemi mükemmel, tamam ama sonuçta bu Levana abi, Levana yani diyordum kendime. O yüzden okumak istemiyordum ne yalan söyleyeyim?

Derken geçen gün elime aldım, baktım dün elimden bırakamıyorum. Yani bir insan size seride en nefret ettiğiniz karakteri bile akıcı bir şekilde yazıyorsa ona yazar denir zaten. Marissa Meyer ne yazsa okurum galiba dediğim tek yabancı yazar oldu bile gözümde. İnanılmaz bir hayal gücü var kadının. Diyecek söz bulamıyorum.

Bu kitapta Dünya ve Ay arasındaki sırlar, Levana'nın doğma büyüme hasta bir zihniyete sahip oluşu ve sebepleri, ondan daha hasta olan ablası üzerinde durmuş yazar. Bir nevi aydınlatma kitabı olmuş bizim için. Açıkçası ben Levana'ya ne acıdım ne de sempati duyabildim ama aklımdaki tezin kanıtlarını gördüğüm için mutluyum.

Ayrıca Evret mükemmel bir karakter olmuş. Her kitapta olduğu gibi bunda da kalbimizi kırmadan edememiş tabii yazarcığım. Hele onun Winter ile bir sahnesi vardı, masallar hakkında konuşuyorlar. İşte o sahne benim favorim der giderim dostlar.
800 syf.
·Beğendi·10/10
Bu Masallarda Mutlu Sonu Kadınlar Yazacak!

Normalde bildiğiniz gibi çocukken okuduğumuz tüm masallarda prensler, prenseslerini bir şekilde kurtarıyordu ama bu hikayelerde mutlu sonları kadınlar yazıyor ve bu kadınların başını Cinder çekiyor.

Cinder (Külkedisi), Scarlet (Kırmızı Başlıklı Kız), Cress (Rapunzel)'in macera hikayelerini, aşk hayatlarını okuduk derken sıra geldi Winter'a (Pamuk Prenses).

Ay halkı, genç Prenses'in üvey annesi Kraliçe Levana'dan çok daha nefes kesici bir güzelliğe sahip olduğunu düşünmektedir ki sırf halk böyle düşündüğünden Kraliçe Levana kıskançlığından sihriyle üvey kızını etkileyip eline bir bıçak verip yüzünde kalıcı izler bıraktırıyor fakat buna rağmen Ay halkı, yüzündeki yara izlerine aldırmadan zarafeti ve nezaketiyle hepsini büyüleyen Prenses Winter'a hayrandır. Winter üvey annesinden pek hoşlanmıyor eh bunda Levana'nın genç ve güzel Prenses'in çocukluk arkadaşı ve yakışıklı saray muhafızı Jacin'e duyduğu hisleri onaylamamasının da etkisi vardı tabii. Ancak Winter, Levana'nın sandığı kadar zayıf biri değildir ve yıllardır üvey annesinin isteklerini görmezden gelmeyi başarmıştır. Yaşadığı bir olaydan sonra Winter ay sihrini kullanmayı reddeder ve kaçınılmaz ay hastalığına yakalanır ve kimsenin görmediği halüsinasyonlar görmeye başlar. Bu sebeple Krallıkta Prenses'in deli olduğu yönünde söylentiler çıkmasına rağmen ona en çok yardımcı olan saray muhafızı ve çocukluk arkadaşı olan Jacin'dir.

Bir önceki kitabın sonunda Cinder ve ekibi İmparator Kai'yi düğünden kaçırır ve Rampion ile Ay'a gitmek için hızla uzaklaşırlar. Bunu öğrenen Levana, savaş ilan edip mutantlarını Dünya'ya salar. O esnada Cinder, Kai'ye aslında kayıp Prenses Selene olduğunu öğrendiğini ve öz teyzesi Kraliçe Levana'nın oturduğu tahtın asıl sahibinin kendisi olduğunu anlatır. Ve kitap Cinder ve arkadaşlarının Rampion'daki plan kurma sürecinden başlıyor. Levana'yı Kai'nin gerçekten kaçırıldığına ve aslında Cinder'ı suçlu bulduğuna inandırmak, Ay Ülkesi'nde tutsak olan Scarlet'ı kurtarmak ve bir yandan da Cinder'ın esas Ay Kraliçesi olduğunu Ay halkına açıklamak için planlar kuruyorlar. Kai bir süre sonra ülkesine geri döner ve Kraliçe Levana'yı zorla kaçırıldığına ikna edip düğünü Ay Ülkesi'nde yapmak istediğini belirtir ve olaylar asıl Ay Ülkesi'nde başlıyor. Prenses Selene'in geri döndüğü dedikoduları Ay Ülkesi'nde yayılmaya başlasa da insanlar Levana'nın korkusundan hiçbir isyan hareketine kalkışamıyorlar. Peki şimdi ne olacaktı? Cinder, Scarlet, Cress ve Winter; Kraliçe Levana'yı alt edip kendi mutlu sonlarını yazabilecekler miydi?

Kitap tam tamına 800 sayfa, final kitabı olduğundan ve olayın çözülebilmesi açısından kitap kalınlığı bence çok iyi olmuş insanın gözünü korkutsa da yazarın öyle akıcı bir kalemi var ki tabi birde öyle heyecanlı bir kurgusu var ki ne ara kitabın bittiğini anlamadım açıkçası. Gelelim karakterlere. Winter, halisünasyonlar görüyor ve bu onun sürekli değişik bir dünyadaymış gibi yaşamasına neden oluyor. Çevresindekilerin anlamlandıramadığı hareketleri var ve sürekli uçuk davranıyor. Fakat aslında gerçekten çok iyi, çok güzel ve fedakar bir kız. Etrafındakilere zarar vermemek için kendini harap ediyor. Levana'nın onu büyütmesine rağmen hiç ona benzememiş çok şükür :D ve Jacin, Winter'a olan düşkünlüğünü, onu her daim anlamasını ve başına bir şey gelme düşüncesi ile hayatını tehlikeye atan koca yürekli bir muhafız olmasını çok sevdim <3 Winter'ın güzelliği sadece halkı değil mutantları bile dize getiriyor okuyanlar anlar :D

Cinder ve Kai'nin olduğu kısımlar müthişti bayıldım ikisine fakat daha fazla onlar hakkında okumak isterdim açıkçası. Cinder'ın bu zamana kadar olan değişimlerine tanık olmak çok iyidi. İlk kitapta sayborg olduğu için utanan,metal elini herkesten saklayan sıradan bir kızdı Cinder ancak bu kitapta ekibi ile birlikte tam bir lider konumunda. Düşünce tarzı olarak da oldukça kuvvetli bir Cinder görüyoruz karşımızda.Ay sihrini kullanmayı da tam anlamıyla öğrenen Cinder korkularını arkadaşlarından oldukça iyi gizlemeyi,onları muhteşem bir şekilde organize edip yönetmeyi,planlar yapmayı ve bunları tereddüt etmeden uygulamayı başarıyor. Kai, ise ilk kitaptan beri çok sevimli bir aşık, Cinder'a olan inancı ve desteği harika <3

Ve en favorim Ikoo :D Iko'nun olduğu kısımlarda gülmekten karnım ağrıdı. İlk kitaptan beri ne olursa olsun Cinder'ın yanında olan Iko da oldukça değişen karakterlerden birisi. Her zaman flörtöz halini korusa da bu kitapta içindeki savaşçının ortaya çıkışına şahit oluyoruz. Cinder'ı korumak için defalarca kez parçaları zarar görüyor ancak bu onun için önemli değil önemli olan Cinder'ın güvende olması. Iko'nun flörtöz halleri, Kai ve Thorne'a olan hayranlığı beni benden aldı :D Android olup da bu kadar insansı olan tek kişi Iko'dur

Cress'in şapşal, sakar, ve sevimli hallerine bayılıyorum özellikle Thorne'a olan aşık hallerine :D Rapunzel'i hep sevmişimdir ve Cress'de Rapunzel'in modern versiyonu olduğundan kitabını okurken hayran kaldığım bir karakter oldu. Ayrıca muhteşem bir teknoloji dahisi olan Cress arkadaşlarına teknolojik konularda oldukça yardımcı oluyor. Küçük cüssesi onun fiziki bir savaşta yer almasına engel ancak beyniyle dahil oluyor o da bu isyana. Ayrıca bütün bu özelliklerinin yanında kitapta korkusuna rağmen kendi canını arkadaşları için tehlikeye atması mükemmeldi <3

Tabi birde Thorne var. Kaptan Thorne <3 En favori erkeğim kendisi <3 Alaycılığı,sempatik tavırları,cesurluğu, nefes alan her canlıya asılması ve kıvrak zekasıyla beni kendine aşık etti resmen :D <3 Cress, bu adama aşık olmasında ne yapsın değil mi?

Scarlet tam bir savaşçı ve asi bir ruha sahip. Bu kitapta savaşı yönetirken bunu açıkça görüyoruz tam bir Alfa dişisi resmen :D Alfa dişisi demişken Wolf'a geçelim. Scarlet'i bir alfa gibi sahiplenmesi ve onun için her şeyi yapıp ölümü bile göze alması ve savaşçı ruhu onu sevme nedenlerimden. Scarlet ile birbirlerine muazzam uyuyorlar <3 Bu kitapta en çok Wolf ve Scarlet'e üzüldüm bahtsız çocuklarım benim başlarına gelmeyen kalmadı özellikle Wolf'un. Birbirlerinden çok ayrı kaldılar ama birleşmeleri güzel oldu tabi Wolf'ta ki değişiklik dışında keşke olmasaydı ama o kötü Kraliçe Levana olduğu sürece başlarına bunun gelmemesi imkansızdı pislik kadın!

Kitabın sonu muhteşemdi tabi sırf sonu değil kitap başlı başına muhteşemde her sayfasında hop oturup hop kalktım. Şimdi ne olacak, savaşı kim kazanacak derken kitap su gibi aktı gitti. Hele sondaki Kai ve Cinder sahnesi harikaydı <3 :D Kai'nin, Cinder'ı bu derece istemesi beni ilk kitaptan beri etkilemiştir ve bu kitapta baya baya etkiledi hele sonda <3 Ama keşke yazar sanki devam kitabı olacakmış gibi bırakmasaydı Kai ve Cinder'ın evlenmelerini görmek isterdim açıkçası ama neyse yine de mükemmeldi :D <3 Bu seriye veda etmek benim için gerçekten çok zor ama her güzel şeyin bir sonu vardır değil mi? :(

'Ay Günlüğü' serisi sona erdi. Artık hiçbir masalda böyle bir tat bulamayacaksınız. Kendi masalınızı yaşasanız bile :(

Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar....

Yazarın biyografisi

Adı:
Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 7,8bin okur okudu.
  • 182 okur okuyor.
  • 3.873 okur okuyacak.
  • 78 okur yarım bıraktı.