Berna Kılınçer

Berna Kılınçer

ÇevirmenEditör
8.4/10
691 Kişi
·
1.356
Okunma
·
5
Beğeni
·
300
Gösterim
Adı:
Berna Kılınçer
Unvan:
Çevirmen, Editör
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
400 syf.
·3 günde·8/10
Türkçe'ye Berna Kılıçer'in çevirdiği yüzyıllar boyunca, beyin hasarları, travma, delilik ve iyileşme hikayeleriyle dolu olup beyin hakkında birçok ayrıntılı bilgi veren kitap, beyinde gerçekleşen hatırlayamayan insanlar, unutamayan insanlar, sevdiklerini tanıyamayan insanlar ve kendilerini tanıyamayan insanlar gibi birçok tarihsel vakayla doludur. 1559'da Fransa Kralı II. Henri'nin beyin hasarından kaynaklanan ölümünü vb birçok olayı fantastik tarzda ve okurken keyif verir tarzda okutan bilim kitabı esprili anlatımı olduğu için sindire sindire okuyabileceğiniz kitaplardandır. Sonunda not edildiği gibi yıllardır nörolojik birçok olayı merak ettiği için böyle bir kitap yazdığını belirten Sam Kean , kitapta geçen tarihsel olayları fotoğraflarıyla birlikte yazmış olup kitap sadece bilim değil sinirbilim kategorisini de kapsamaktadır.
672 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Daha ayrıntılı bir inceleme için : https://www.youtube.com/watch?v=m7HS16JI06Q
~~~~~~~~~~~~~~~~
Genç yetişkinlere yönelik fantastik kitapların arasında boğulmuş biri olarak, bu kitap bana ilaç gibi geldi.
Diana Bishop, Bilim tarihi akademisyenidir. Özelikle simya üzerine çalışmalar yapmaktadır. Oxford'a bir araştırma projesini tamamlamak için gelir ve burada bir kütüphanede araştırma yapmaya başlar. Diana'nın araştırması için önemli bir el yazması olan Ashmole 782, onun talebi ile yıllardır saklı olduğu yerden çıkıp Diana'nın ellerine gelince, etraftaki farklı türden birçok yaratığın dikkatini çeker.
Diana, çok güçlü bir cadı ailesinden gelse de, bu güçlerin kendisine geçmediğine emindir. Güçlü bir cadı değildir, zaten cadılığı da istememekte, güçlerini reddetmektedir. Ancak Oxford'daki cadı, iblis ve vampirleri üstüne çekince, istemediği bu güçler onun hayatına zorunlu şekilde girer.
Böylelikle Diana, kendisini korkutucu bir kedi/fare kovalamacası içinde bulur. Ve vampir Matthew'la da böyle tanışır.
Cadıların keşfi günümüz dünyasında geçen ve dört farklı türün kısmen de olsa bir uyum içinde yaşadığı bir kitap. İngiltere ve Fransa arasında geçiyor. Hikaye daha çok Diana ve Matthew çevresinde şekillense de, birçok yan karakterle renkleniyor.
Okuyacağınız kitap sadece bir cadı-vampir arasında geçen romantik ilişkiyi anlatmıyor. İçeriğinde tarih, bilim, mitoloji, simya gibi konularda detaylı ve gerçeklere dayanana bilgiler var. Yine polisiye ve gerilim unsurlarına da yer verilmiş. Bu açıdan baktığımda, kitabın her sayfasının dolu dolu olduğunu söyleyebilirim.
Oldukça akıcı, yoğun betimlemelerden uzak durulmuş, yer yer şiirsel bir dili var. Okumakta zorlanmadım, hatta sürekli daha fazlasını istedim. Okumak için fazladan zamanlar yaratmaya çalıştım ve kitabı tahminimden daha kısa sürede bitirdim.
Benim için en güzel yanı, olgun karakterlerden oluşmasıydı. Hayatını kurmuş, ne istediği bilen, fikirleri oturmuş karakterlerin olduğu bir fantastik roman okumayalı uzun zaman olmuştu.
Eleştirebileceğim tek nokta ise; bazı bölümlerin karakter bakış açısından yazılırken bazılarının ilahi/hakim bakış açısıyla yazılmasıydı. Bir kitabın iki farklı şekilde okura aktarılmasından hoşlanmayanlardanım, nasıl başladıysa öyle gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Yine de benim için göz ardı edilebilecek bir sıkıntıydı.
Fantastik edebiyata düşkün olanların keyif alacağına inanıyorum. Ancak şunu da göz önünde bulundurmalısınız ki, bu kitap yetişkin okurlar hedef alınarak yazılmış. Yani içinde koşturmacalı, aşırı romantizm içeren ve çok sürükleyici bir olay örgüsü yok. Oturaklı ve biraz daha olgun bir kitap diyebilirim.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgiyle.
110 syf.
·7398 günde·Beğendi·9/10
Ölüm,Hükmü ; Blanchot'nun metinleri ölümü sürekli ötelemiş, ama bir sonraki adımda tutmuş ya da yeniden deneyimlemiş bir yazarın elinden çıkmış gibidir. Yapıtını okuduğumuz zaman kendisi için dünya ve hayat gibi kavramların pek önemli olmadığını, ama ölüme dair birtakım deneyimlerin ya da olayların sürekli olarak vurgulandıklarını gözlemleriz. Onun yapıtı bir bakıma ölüm üzerine çeşitlemedir ya da ölüm üzerine bir araştırmadır. Bir araştırma olduğu için de anlam bize önceden verilmemiştir. Ölüm bir yerde anlamı da yok eden, belirsiz ve bilinemez bir dünyadan seslendiği için Blanchot’nun yapıtında anlam, kendisini sürekli ertelemekte ve bu yüzden verilmemektedir. Blanchot'nun başka düşünür ve yazarları okumasına da ölüm üzerine araştırma tutkusu eşlik eder.Ölüm Hükmü Blanchotť’nun düşüncesinin leitmotifidir, sürekli tekrarlanan nakaratıdır. Öyle ki, Blanchot bize ölümden seslenir. Sanki o ölüm ânında, ölümün kıyısından dönmemiş de aksine ölümün derin sularına atlamış biri gibi, hayatı kendine bir sevinç kaynağı olarak almak yerine, ölümü hayatının amacı olarak almış, bağrına basmış ve henüz ölüme tatmamış bizlere bu ölüm şerbetinden yudum yudum içirmektedir. Blanchot için edebiyatın amacı ölümü hiçliğe değil, varlığa ait kılmak, suskun ve sessiz ölümü dile getirmek için farklı algılar içinde ötekileştirmiştir yazar.Ölüm dile getirilmeye çalışıldığında, sadece konuşma düzeyinde değil yazı düzeyinde de yazar çok önemli bir deneyimden geçer. Bu deneyim değişik biçimlerde edinilebilir, ama her seferinde üç önemli kitapta sonuç ortaya oalarak çıkar: a) Yazar bu deneyim sırasında kendi kimliğinden sıyrılmakta, sadece düzey değil dünya değiştirmektedir. b) Yazar birbirlerini dışlayan, bir araya gelemeyecek zıt özellikleri bir arada görmekte, anlamaya çalışmaktadır. c) Böylece yazının kendisi bir arayış aracı, bir detektör, bir alan araştırması haline gelmektedir.İyi Okumalar Dilerim.
672 syf.
·18 günde·10/10
Cadılar, vampirler, iblisler ve sıradan düz insanlar ^.^ herkes bu romanda! Benim için okuması nekadar uzun sürsede bir solukta okunacak kitap. Keyifli ve merak uyandırıcı sayfalar birbirini kovalarken aşkın için neleri göze alabileceğini sorgulatıyor.
237 syf.
Clive'ın ilk kez kitabını okudum. Bundan başka kitaplarını da aldım tavsiye üzerine ama ince olanla başladım. Ilk kez okuyacağım için uzun kitabı belki sıkacak diye çekiniyordum. Ama hiçte öyle olmadı sıkılmanın zerresini yaşamadım. Iyi ki tavsiyesini dinlemişim Berke Can 'ın
ıyi ki tanıştım yazar ile.

Kitaplarına göz atınca bir de baktım ki Stephen King zaten övüyormuş adamı. Kral birini övüyorsa bana da okumak yakışır dedim. Kolay kolay kimseyi övmez Kral ve söylediği buyurunuz:
"Korku edebiyatının geleceğini gördüm..."

Neyse kitaba gelirsem çok beğendim. Yazarın dilini çok beğendim. Kitap çok akıcıydı ve hikayesi ise değişik ve çok güzeldi. Olayı anlatımı, konudan konuya geçişleri çok başarılı. Anlattığı sahneler inanın bazen 2 3 defa aynı yeri okuyordum. Ne yazmış ama dedim... (fena korku filmi izlersiniz sahne bazen çok kanlı olur ya da bir sahneden gerildikçe gerilirsiniz aynen böyle yazmış.) Ustaca işleyiş.

Boone adlı ana karakterimiz ölmek ister ama başaramaz. Hastahanedeyken sesler duymaya başlar farklı alemden gelir bu sesler. Midian adlı bir yer burda ne yaratıklar var ama...  Asıl hikaye de burdan sonra başlıyor. Spoiler sevmiyorum. Yazmayı da sevmiyorum. Burda bırakıyorum okumanız lazım. Bu tarz sevenler yazarla tanışmamız lazım :)

Son olarak şunu da belirteyim. Yazar romantizm konusunda da çok başarılıydı. Adam bu işi cidden ıyi biliyormuş. Yazar ile kesinlikle tanışın...
616 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İnsanları birbirine ne bağlar?..
Kan Bağı mı, Yüreklerin Bir Olması mı?..
Âile nedir peki? Aynı kandan gelenler mi, birbirine sevgiyle bağlananlar mı?
Aynı kandan olsalar da birbirini sevmeyen, inciten, fırsatını bulduğunda birbirinin kuyusunu kazanların oluşturduğu topluluğa 'âile' demek ne kadar doğru?..
Sözlükte;
1. Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik.
2. Aynı soydan gelen veya aralarında akrabalık ilişkileri bulunan kimselerin tümü.
3. Aynı gaye üzerinde anlaşan ve birlikte çalışan kimselerin bütünü.
4. Temel niteliği bir olan dil, hayvan veya bitki topluluğu.
anlamları verilmiş âileye.
Benim anladığım (ya da düşlediğim, hayâllerimde vâr olan) anlamda âile;
kanımızla değil de sevgimizle, rûhumuzla seçtiğimiz, tartışmasız sevdiğimiz, koşulsuz bir sevgi ve bağlılıkla, vefâyla, anlayışla, güzellikle, arkadaşlıkla, dostlukla davrandığımız ve aynı şekilde kabul gördüğümüz, acımızı da sevincimizi de, sorunlarımızı da-ferahlıklarımızı da, yenilgilerimizi de-zaferlerimizi de aynı samimiyetle paylaşabildiğimiz, onlara karşı gardımızı almak zorunda olmadığımız, yanlarında olmanın yüreklerimize su serpeceği insanlar topluluğu... :)
Böyle bir âile hiç oldu mu insanlık tarihinde, bilmiyorum ve sanmıyorum açıkçası ne yazık ki... :)
'Rûhlar Üçlemesi Serîsi'nde böyle bir âilenin oluşumuna an be an şâhit oluyoruz birinci kitaptan itibâren :) Bu anlamda 'Hayat Kitabı'nı ve 'Rûhlar Üçlemesi Serîsi'ni ('Cadıların Keşfi', 'Gecenin Gölgesi') çok sevdim :)
Bu kitapda neredeyse ne ararsanız var. Çok kıymetli kitaplarla dolu binlerce yıllık kütüphâneler, sanat eserleri, bildiğiniz âile, artı düşlediğim(yukarıda anlattığım) âile, dostlar, düşmanlar, savaşlar, binlerce yıllık sırlar, binlerce yıllık kinler, binlerce yıllık dostluklar, sevgi, şefkat, dostluk, anlayış, hârika bir mâcerâ... :)
Kitabın konusu alışılagelmiş bir tarzda da değil, sıradışı :) Tavsiye edilir efendim :) Tadını çıkara çıkara okumanız dileğiyle iyi okumalar arkadaşlar :)
260 syf.
·Beğendi·9/10
Kitabın ismi çok ilgimi çekmişti ve uzun zamandır okuma listemdeydi. Sonunda okudum ve iyi ki okumuşum. Bilim-kurgu seviyorsanız büyük bir zevkle okuyacağınızı düşündüğüm bir eser. Ayrıca bilim-kurguyla pek ilgilenmiyorsanız da seveceğiniz bir eser.
Olaylar aslında çok da uzak olmayan gelecekte, 3. Dünya savaşının olduğu zamanda geçiyor. Savaşın kim tarafından ve neden çıkarıldığını kimse hatırlamıyor ama getirdikleri göz önünde. Dünya toz, çöp, süprüntü içinde kalmış, bazı bölgelerde yaşam neredeyse durmuş, insanların büyük çoğunluğu başka gezegenlere, Marsa göç etmiştir. Dünyada kalanlarsa sayılıdır ve bazılarına "özel" ve ya "tavuk kafa" denilen teşhis konmuş. Çoğu hayvanın soyu tükenmiş ya da tükenmek üzeredir. Yapay zeka inanılmaz bir şekilde gelişmiş, hatta insandan ayırt edilemeyen robotlar(androidler) yaratılmıştır. Fakat insanla androidlerin tek farkı vardır. Empati yeteneği. Androidlerin sevgi, acıma, merhamet gibi duyguları yoktur, bu yüzden çok tehlikelidir. Çok zeki ama tamamen duygusuzdurlar. Rick Deckard. Ödül avcısı. Bu androidleri emekli etmekle meşguldür. Her android için de ödül parası almaktadır. Zamanla bu iş onun daha da derinleri düşünmesine, androidlerle insan arasındaki farkı sorgulamasına neden olur. Gerçekten de tek fark empati yeteneği mi? Çok severek okuduğum mükemmel bir bilim-kurgu romanı.

Kitabın bir de "Blade runner 2049" adında filmi varmış. Daha izlemedim ama en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum)
500 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Jonathan Strange ve Bay Norrell Cilt - 2
Covid-19 salgınından dolayı nöbetten çıkamadığım için hakkını veremeden yarım yamalak okuyup bitirmiş olduğum bir kitap kendisi. Ben mi yorgunluktan öyle hissettim yoksa konu gerçekten yavaş mı aktı bilmiyorum ama yine de güzel bir kitaptı. Cilt 1’den beri olmasını beklediğim şeylerin yaşanması beni heyecanlandırdı. Tavsiye ederim.
672 syf.
·9 günde·5/10
Kitabın konusu kısaca şöyle efendim;
Diana çok güçlü ve prestijli bir cadı soyundan gelmektedir. Ancak yedi yaşında annesi ve babası Afrika'da öldürülür. Bu olaydan sonra cadılığı ve cadı gücünü reddeden Diana kendi imkanlarıyla ve büyü gücü kullanmadan ilerlemek ister. Böylece yirmi yedi yaşında birkaç kitap çıkarmış, ünlü bir tarih profesörü ve araştırmacısı olur. Oxford Bodleian Kütüphanesi'nde eline, büyülü ve yıllar boyu aranan bir eser geçer. Bu eserin büyüsünü bilmeden bozmuştur lakin eseri aldığı yere geri verir. Bunun üzerine Oxford'da vampir, cadı ve iblis topluluğu dadanır. Topluluk dünyada bulunma amaçlarını öğrenmek istiyordur ve bu amaçta sadece kitapta yazılıdır. Kitabı ortaya çıkaran tek kişiyse Diana'dır...

Konusu merak uyandırıyor değil mi? Ama endişelenmeyin kitapta zerre bir şey olmuyor. Kitabın konusunda fantastik olduğu anlaşılsa da, ki doğrudur da, kitap aşk kitabıdır. Yedi yüz sayfa olmasına rağmen merak uyandırıcı bir nokta dahi yok! Bomboş geçen yedi yüz sayfaya mı yoksa o yedi yüz sayfayı okurken yanan zamanıma mı yanayım bilemedim. Diyeceksiniz şimdi niye okudun öyleyse? Kitabın işe yaramaz olduğunu üç yüzüncü sayfada fark ettim. Sonrada o kadar gelmişim niye bitirmeyim ki diye aptal bir düşünceye kandım. Hala umut var, hala bir şeyler olabilir dedim. Ama sonu bile ikinci kitabı okumam için merak uyandırmadı gerisini siz düşünün!

Yazarın biyografisi

Adı:
Berna Kılınçer
Unvan:
Çevirmen, Editör

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 1.356 okur okudu.
  • 86 okur okuyor.
  • 1.125 okur okuyacak.
  • 44 okur yarım bıraktı.