Bora Serkan Yavuz

Bora Serkan Yavuz

Çevirmen
8.2/10
66 Kişi
·
117
Okunma
·
0
Beğeni
·
48
Gösterim
Adı:
Bora Serkan Yavuz
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
448 syf.
·Puan vermedi
Dönem dönem, kendi okuma gidişatıma göre, daha yumuşak, daha romantik, tabiri caizdir “uçuş uçuş” kitaplar okumak istiyorum. Geçtiğimiz ayı, içerik olarak yüklüce bir listeyle tamamlayınca, bu ay okumalarıma aynen böyle bir kitapla başlamak istedim. Benim uçuş uçuş dememe takılmayınız, eserin çarşaf çarşaf bir ödül listesi var. Tecrüben ne olursa olsun, edinilen; yazarın ilk eseriyse, referans alabileceğin alanlar sınırlı, o noktada ödüller, arka kapak yazısı, aşina olunan bir başka yazarın, övgü dolu cümlesi, tercihin hususunda etken. Buraya kadar güzelce kendi savunmamı yaptım:) Mızmızlanacağım ya, madem öyle, neden aldın sorusunu direkt savuşturdum.
İlk değineceğim nokta, yanılmamın müsebbibi iç ve arka kapak yazıları. Hele arka kapağı kaleme alanın, kitabı okuduğu hususunda ciddi şüphelerim var. “Güzel ve Çirkin masalının bambaşka, çok daha büyülü ve son derece zengin dünyasına açılan sihirli bir kapı..” o kapıyı ben neden bulamadım peki, hayırdır? Nasıl bir yol üzerinden gidilip böyle bir benzetmeye varılmış olabilir, burada da şato yerine kule olması mıdır? bu benzeştirme gayretine sebep? İç kapak yazar yorumları, daha da tesirli “sıcacık bir battaniye gibi (hadi canım), dokunaklı, yürek burkan (bir de kendimi duygusal zekası kıvrak sanıyorum) vs vs” şimdi bunca olumlu taçlandırma seremonisinin ardından ister istemez beklenti yükseliyor. Alt başlıkları farketmeksizin, fantastik benim okumayı sevdiğim bir tür. Sağını solunu, köşe bucak bildiğim, kaybolma olasılığımın olmadığı bir patika. Kitap özgün mü? Hayır. Tekrara düşmekten kurtulmuş mu? Hayır. Sayfalar dolusu, bıktırıp tüketene kadar tekrarlanan büyü ritüellerine bayıldık mı? :) Evlerden ırak.
Siz de arka kapağa baktığınızda göreceksiniz, içerikte yüzlerce defa bahsi geçen “Galiz Orman” ve büyücüler arasında geçen, duygusal damarını arayıp bulmakta zorlandığım, yazım hatalarından, defalarca elimden bıraktığım eseri, tavsiye listeme almadım. Yine de, ben büyü okumaktan hoşlanırım derseniz, neden olmasın. Yayınevinin tekrar baskıya girecekse, yeni bir redaktöre ihtiyacı var.
Saygılarımla..
448 syf.
·6 günde·4/10
Kökler kitabı, herkesin çok severek okuduğu lakin beni etkilemek bir yana okudukça kendinden soğutan bir kitap oldu. Neden? Çok sebebi var, hakikaten ama hepsini yazamayacağım diye düşünüyorum çünkü birini yazarken diğerini unutup yorumu paylaştıktan sonra hatırlarım herhalde. Olduğu kadar artık...

Kitabın bana göre en büyük problemi yazarın kendince edebi bir gaye gütmesi olmuş. Fantastik, güncel bir roman okumak için alıyorsunuz ama size sadece betimlemeler, bunlar öyle ahım şahım şeyler de değil üstelik, sunuluyor. Aynı betimlemeler ısıtılıp ısıtılıp önünüze getiriliyor. Başlangıçta buna üslup ve tercih meselesi olarak bakmış olsam da bir yerden sonra yazarın akıllara gelen onlarca “NEDEN?” sorusunu unutturmak için yaptığı bir manevra olduğuna karar verdim. Nasıl desem?

Şimdi kızımız aniden cadı olduğunu öğreniyor. Ama bunu asla sorgulamıyor. Yahu ben 16 yıldır cadıymışım, bu cadılık genetik bir mevzu, benim sülalem kimdir, ailemde büyücü mü var, bu gen bize nereden geldi diye bir kez olsun sormuyor. Resmen şöyle: Cadıymışım. Tabii ya, çocukken şöyle şöyle olduydu, iki yaşında var ya da yoktum. Tamam, cadıyım. Ey ahali, ben CADIYIM!

Sonra Ejderya mesela… Hemen celallenmeyin, ejderha olduğunu biliyorum ama bir fenomenin masalları yüzünden ejderya oldu bende, hoşuma gidiyor. (Bu arada kimsenin ismi Türkçeye çevrilmemişken -ki mantıklı olan buyken- adamın isminden ne istedin ey Pegasus? Etikete çatır çutur zam yapmayı biliyoruz ama kitapta redaksiyon saldım çayıra, yetmemiş gibi bir de ejderya… Neyse.) Adam on yılda bir, sadece bizim kızın köyünden güzel ve becerikli bir kız seçip on yıllığına kulesine hapsediyor. Neden? Bu kızlara hiçbir şey yapmıyor. Neden? On yıl sonra salıyor doğaya. Neden? Hepsi köyünü terk ediyor. Neden? Aman boş verin dağlar, bayırlar, çayırlar ve hey gibi orman, kökler ve dallar. (Kitabın sonunda bir iki cümleyle bu mevzu açıklanır gibi oluyor ama bize binlerce kelime dağ bayır anlatan yazarın bu kadar yüzeysel bir şekilde esas olayları işlemesi, şahsen beni tatmin etmedi.) Kızımızı beceriksiz, pasaklı ve gördüğü kadarıyla ahmak olduğu halde seçiyor. Neden? Kıza hiçbir şey söylemeden repeat after me, şeklinde bir eğitim vererek büyü öğretmeye çalışıyor ama kızımız daha cadı olduğunu bilmiyor, neden yabancı kelimeleri söylemesini istediğini de bilmiyor. Peki adam eğitmek istediği bir çırak bulduğunu düşünüyorsa neden bunu kıza söylemiyor? Sen bir cadısın, seni bu sebeple seçtim ve eğiteceğim. Bunlar büyülü sözler, söyle bakalım hele minnoş demiyor. Sadece hadi söyle, beceriksiz, yıkıl karşımdan. HACI, KIZ CADI OLDUĞUNU BİLMİYOR Kİ GELSİN BÜYÜ YAPSIN SANA!

Sonracığıma… Herkes mektep okuyup sınavlara sokuluyor, yıllarca eğitim görüyor lakin bizim kızımız doğuştan yetenekli. Öyle içinden geliyor, büyü yapıp geliştiriyor. Tıpkı ormanda yolunu bulur gibi. (İroniyi anlayanlara kalp) Kitabın sonuna kadar bunlar kurgunun normali olan büyüler: illüzyon, ateş yakma, duvardan geçme falan. Hogwarts’tan alışık olduğumuz şeyler yani. Ama kitabın sonlarına yaklaşırken kızımız aniden doğaçlama büyüler yapmaya başlıyor, cansız şeyleri eliyle yoğurup şekil verip onlara hayat üfleyecek kadar. Bir güçlü ki sormayın. Ama niye? Amaaan dağlar, bayırlar, çayırlar… Kestane, gürgen palamut… Orman ne güzel hişt ne güzel.

Güzel ve Çirkin masalına özel bir düşkünlüğüm olmamakla birlikte içinde verilen birini sadece ruhu hasebiyle sevmek mevzusuna her romantik kadar düşkünümdür. Sanırım popüler olan üç uyarlamayı da bu yüzden dayanamayıp aldım. Yalnızlığın kara laneti, gerçekten lanet gibi bir şeydi ama en azından yazar bir aşk yazmayı denemişti. Bu kitabın ise güzel ve çirkin uyarlaması olduğunu sanırım sadece yazar ve yayıncıları iddia edebilir zira sözde çirkini uyarladığımız karakterin kitapta bir ağaç betimlemesi kadar repliği yok. Kitapta zaten pek konuşma da yok. Sadece cadı kızımızın hezeyanları, ağaçları, dalları, kökleri… İnanın üç aydır evden çıkmamış biri olarak tek istediğim bir ağacın altında oturup kitap okumaktı ama bu kitap beni tiksindirdi. Bir süre ağaç, dal, yaprak, toprak kelimesi duymak istemiyorum. Ayrıca aşk diye yansıtılan “şey” gözümde öyle sığ, öyle çirkindi ki kitabı sevseydim bile ki sevmedim, aşk kısmı yüzünden yazara verip veriştirirdim. Doğru düzgün birbirini tanımayan, birbiriyle pek konuşmamış, birbirinden hiç hazzetmeyen iki insan, kitabın birkaç noktasında aynı kare içine girip fiziksel bir birliktelik yaşadılar, yine konuşmamaya ve birbirlerine herhangi bir söz etmeye ya da his göstermeye yanaşmadılar ve buna aşk dememiz gerekiyor. İnanın kitapta Niyeşka yalnızca doğaya ve sevgili kankisi Kasia’a herhangi bir his emaresi gösterdi. Ne ailesi ne ejderya… Hiçbirini sevdiğine, önemsediğine zerre inanmadım ve bunu hissetmedim.

Toparlamamız gerekirse uyarlama bile olamayan bir uyarlama, kendi içinde birçok soru doğuran ve beni asla tatmin etmeyen bir fantastik kurgu, duygu bile barındırmayan sözde aşk hakkında yazılmış bu kitabı okumak çileli bir yolculuk gibiydi. Yazarın tabiriyle bir bataklıktan sürünerek çıkmak, etrafıma dolanan sarmaşıkları kovmaya çalışmak ve bir yardım eli arayarak sürüne sürüne evime varmak gibiydi. Çok şükür bitti de kurtuldum ya Rab. Kesinlikle tavsiye etmiyorum ama sevenlerin yorumlarına bakmanızı da her zaman olduğu gibi tavsiye ederim. Herkes aynı şeyleri sevecek, sevmeyecek diye bir şey yok sonuçta.

Kitaba neden bu kadar yüksek bir puan verdiğimi soracak olursanız, gönlümden geçen -1 olsa da yapılan emeği ve yazarın esas vermek istediği mesajı, görmezden gelmek istemedim. Objektif olmak adına böyle yüksek bir puan verdim de diyebiliriz, yoksa bilirsiniz kolay kolay böyle bir kitap benden 4 alamaz.
568 syf.
·Puan vermedi
İşin trajikomik yanı, her yanımızın koronovirüs haberleriyle dolduğu şu günlerde birçok etmenin yanı sıra salgın hastalıkları da içeren, Pegasus Yayınları’ndan çıkan A. G. Riddle’ın Kökenin Gizemi (The Origin Mystery) adlı bilimkurgu türündeki üçlemesini okumam. Beni daha çok kaygılandırmak adına denk mi geldi bilmiyorum. Tüm bunlarla birlikte soğuk algınlığı geçirmem de cabası. Tesadüfler zinciri tamamlanmış oldu. Bunların serinin üzerimdeki etkisini arttırdığı kesin…

Dilimize 2018 yılında kazandırılmaya başlayan ve 2019’da son kitabı da çevrilen seri, orijinal olarak 2013’te başladı ve hızlı şekilde 2014’te sonlandı. Atlantis Geni, serinin başlangıcı olmasının yanı sıra Amerikalı kalem Riddle’ın da ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. Ardından farklı kitaplar yazsa bile, “Kökenin Gizemi“nin yazarın en ünlü eserlerini barındıran seri olduğunu söyleyebiliriz.

Öncelikle herhangi bir sürprizbozan vermeden genel olarak konusundan bahsedeceğim. Sonrasında Atlantis Geni (The Atlantis Gene), Atlantis Vebası (The Atlantis Plague) ve Atlantis Dünyası (The Atlantis World) kitaplarından oluşan Kökenin Gizemi üçlemesi nasıl olmuş bakacağız.

Cem Altınışık

İncelemenin tamamı: https://kayiprihtim.com/...nin-gizemi-inceleme/
568 syf.
·Puan vermedi
Yazar bu romanı, maddi karşılık beklemeden boş zamanını değerlendirip kendine meşgale olması amacıyla yazmış. Bu kadar okunup tanınacağını hiç tahmin etmemiş. Evet, gerçekten de kitabın özgün bir konusu var.
Her ne kadar roman günümüzde geçse de, kitabın ilk bölümleri insan tarihine ait birçok bilgi barındırmakta. Bundan yaklaşık yetmiş bin yıl önce Toba yanardağının patlaması sonucu insan neslinin tükenme eşiğine gelmesi, elli bin yıl önce bizle birlikte yaşayan en az üç insansı ırkın olması; neandertaller, Homo floresiensisler ( Hobbitlere benzeyen bir tür cüce insansı ırk), denisovanlar ve günümüzde Antarktika açıklarında bir araştırma gemisinin buzula gömülü esrarengiz bir yapıyı keşfetmesi...
Yaklaşık ilk 200 sayfayı büyük bir keyifle, yer yer durup düşünerek, bir yerlerini not alarak araştırarak okudum. Sonra kendimi bir koşuşturmanın bir kaos'un ortasında buldum. Fazla detaylı, gereksiz konuşmalar ve kafamda oturtamadığım bazı yerlerin olduğu anlamsız bir kitap olmaya başladı, ta ki son 150 sayfaya kadar. Sonra yine ilk sayfalar gibi merakla, heyecanla, gerilerek okudum.
Kitabı hem sevdim, hem sevmedim. Siyahla beyaz arası gibi, gri yani. Ne çok mükemmel ne de kötü. Kesinlikle orijinal bir konu ama detaylara girilmesi nedeniyle olması gereken mükemmellikte değil bence.
448 syf.
·Puan vermedi
||Kökler-Naomi Novik||

Bu kitap için çok büyük beklentilerim vardı ve de çok hoşuma gitmişti. Güzel ve Çirkin uyarlaması olarak başlayıp çok bambaşka bir fantastik dünyaya açılan bir kitaptı. Öncelikle yazarın anlatımını çok ama çok sevdim. Yazarın betimlemeleri ve benzetmeleri çok iyiydi. Gerçekten yazarın en çok benzetmelerine hayran oldum diyebilirim. Anlatım bakımından gerçekten çok iyiydi ve yazarın da çok iyi bir kalemi olduğunu gösteriyordu lakin içeriği beni hiç içine çekmedi.

Hiç kendimi o dünyada hissedemedim. Karakterlere hiç alışamadım, hiçbirisiyle bir bağ kuramadım. Olaylar oluyordu ama kendimi o olayların içinde bulmakta zorlanıyordum. Bunda yazarın anlatımının etkili olduğunu düşünmüyorum, çünkü gerçekten anlatımı çok iyiydi ama ben kitabın içine girmekte zorlanıyordum. Konu bakımından beni çok çekmeyen bir kitap oldu ve bu yüzden de bitirmek çok zor geldi.

Açıkcası son sayfalarını da biraz yalandan okuyarak geçiştirmiş olabilirim... okuyordum ama okumuyordum da durumu gibi oldu. Bu kitapta neden böyle olduğunu bilemiyorum ama bu yüzden pek sevemedim. Genel olarak baktığımda ama yazar çok özgün bir şekilde işledi. Mesela büyüyü de çok özgün bir şekilde işleyerek bize aktardı. Bence bu konularda özgündü ama işte hiçbir karaktere karşı bir bağ kuramadım ve kitaba dalamadım...

yine de fantastik okumayı seviyorsanız ve güçlü bir anlatımı olsun, betimlemeler ve benzetmelerle dolu güzel bir anlatımı olsun ve de özgünlüğe doğru da gitsin diyorsanız bakabilirsiniz, belki sizi tam içine çekebilir ve en sevdiğiniz kitaplardan biri olabilir. 3/5
448 syf.
·2 günde·5/10
Bu kitaba çok büyük bir beklenti ile başladım çünkü hem çok fazla ödül almış hemde bence iyi fantastik kitaplar basan bir yayın evinden çıkış yapmış. Eğer sizde böyle düşünüp bu kitabı alacaksanız hiç almanızı tavsiye etmem. Şu zamana kadar birçok fantastik kitap okumuş biri olarak söylüyorum ki kötü bir kitaptı karakter gelişimi çok kötüydü yani bir büyücünün bir kitabı var ama bunu yıllardır herkes saçmalık olarak görüyor ama bir gün bir kız çıkıp bu büyüleri yapınca kimse durup "neden?" diye düşünmüyor. Bu benim çok sinirimi bozdu kızımız birden büyücü oldu kimsenin yapmaya bile cesaret edemediği şeyleri yapmaya başladı. Yazar burayı daha iyi bir şekilde bize aktarabilirdi diye düşünüyorum sonu beni hiç tatmin etmedi kitaba bir türlü tam anlamı ile bağlanamadım karakterler aklımda hiç canlanmadı kısacası kitap bence iyi değildi okumanızı tavsiye etmem.
352 syf.
·1 günde·8/10
Ben bu kitabı çok sevmiştim ama bir türlü serinin devamı basılmadı. Üslup hoşuma gitti ve olayları gözümde canlandıracak okudum. Devamının gelmesini isterdim ama baktım gelmiyor ve ben de ilgimi kaybettim kitabı sattım bu yüzden. Kendisinin Ejderha Bakıcısı olduğunu bilmeyen ve sahibinin öldürmek istediği bir ejderha ile bunu öğrenen ve sonra da Ejderha ile birlikte kaçan bir kızın hikayesi.Ulaşmak istedikleri bir yer var ve buraya varana kadar başlarına olaylar geliyor. Serinin devamı olmadığı için şimdilik alıp okumayın.
568 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Muhteşem. Muhteşem. Muhteşem. Kurgusu o kadar güzel ilerliyor ki heyecanla çeviriyorsunuz kitabın sayfalarını. Her gelişmeye de bir o kadar şaşırıyorsunuz. Gerçeklerle desteklenmiş inanılmaz bir hayal gücü ürünü. Eğer zamanınız varsa bir veya iki günde bitirebilirsiniz. Serinin diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
448 syf.
·8/10
Öncelikle beni en çok sinir eden kısımdan başlamak istiyorum. Kitabın arkasında aynen şu cümle var “ Güzel ve Çirkin masalının bambaşka, çok daha büyülü ve son derece zengin dünyasına açılan sihirli bir kapı...” Bu cümleyi yazan kişi herhalde daha önce bu hikayeyi okumadı, izlemedi hatta çocukken hiç dinlemedi. Bu yüzden sadece kulede yaşayan bir adam ve bir kızı bir araya getirilirse bu masala benzemek için yeterli olacağını düşünmüş. Biraz farklılaştırılmış versiyonu desek bile 50 bilemeniz 60 sayfasının benzediğini kabul edebilirim. Hatta benzerlikler konusunda detay vermem gerekirse; masalımızda bir baba kızını çirkin bir canavara vermek zorunda kalır, kitapta ise Galiz Orman çevresinde yaşayan insanlar her 10 yılda bir onları koruyan ejderhaya bir kız verirler. Daha doğrusu seçebilmesi için kızları yan yana dizeler ve o da beğendiğini alıp kulesine götürür. Ayrıca tasvir edilen göz kenarında bir kaç kırışıklığı saymazsak çok yakışıklı bir vampire benzediğini söyleyebiliriz. Yani öyle ÇİRKİN falan değil, sadece kendini kuleye kapatmış bir büyücü. Hadi yine de dış güzellikten değil kişilerin karakterlerinden yola çıkıldı o yüzden adam çirkin kız güzel dendi diye kabul edelim. Bunun haricinde Güzel ve Çirkin bir aşk masalıdır, kitapta aşk hissettiğim yer bir elin parmağını geçmez. Doğru düzgün yakınlaşma sahnesini geçtim, resmen aşk teması yok gibiydi. Bu konuda ciddi bir hayal kırıklığına uğradım. Bu konunun üstüne konuşmaya devam edebilirim ama yorumum padişah fermanı gibi olsun istemiyorum.

Tabi konuya buradan girince muhtemelen siz kitabı beğenmediğimi düşündünüz. Ama öyle değil, severek okudum. Özellikle kitabın ilk 60 sayfasında falan bol bol sırıttım. Çünkü ikilimizin tanışıp kaynaşma şekilleri eğlenceliydi bence. Ayrıca Güzel ve Çirkin masalına gönderme olarak bir gül sahnesi de vardı, ikilimizi şaşkına çeviren. Hem benzetildiği masal yüzünden hem de bu sahne yüzünden ilerleyen zamanlarda daha çok aşk okuyacağımı düşünmüştüm. Bu beni bir miktar üzse de hikayenin sürükleyiciği sayesinde kitabı elimden bırakmak istemedim. Özellikle okuyanlar ne demek istediğimi anlar hikaye bir yerden sonra hızlı bir tempoya geçiyor ve neredeyse kitabın sonuna kadar birbirini kovalayan olaylar zinciri meydana geliyor. Bu sayede şimdi ne olacak acaba hissi ile sanki akan bir sele kapılmış gibi hızlıca ilerliyorsunuz. Kitabın bu yönünü sevdiğimi söylemeliyim kahramanlar sürekli adrenalin modunda olunca insan sıkılmaya vakit bulamıyor okurken. Ayrıca içinde bir sürü büyü sözcüğü olmasını da sevdim. Yani şu büyüyü yaptım oldu da bitti konseptinden çok bu büyüyü yapmak için şu kelimeyi söylüyorum olayı vardı. Ben böyle olduğunda daha bir seviyorum sanki okumayı.

Karakterlere gelirsem Sarkan’ı sevip sevmediğime tam karar veremiyorum, sevdim gibi ama bir şeyler eksikti. Bence kendisi daha göz alıcı bir şekilde yazılabilirdi. Adamın her büyüğü yaparken o kadar perişan olmaması lazımdı bence. Yani yanında bir yıllık bir büyücü var adam ise en az iki yüz yıldır yaşıyor, ikisinin aynı büyüyü yaparken neredeyse aynı şekilde etkilenmesi biraz garipti. Adam o kadar yıllık kadim büyücü sonuçta başlarda çizilen kudretli tablo o şekilde devam etmeliydi. Belki de o yüzden aşkım, bebeğim moduna geçemedim. Her kitabın gıcık bir karakteri olur; benim için o Solya’ydı. Muhtemelen bir çoğunuz için de odur. Kitabın son 30 sayfasına kadar falan boğazlamak istedim. Ama o ustalıkta bir büyücü ben elimi kaldırmadan beni yere sermiş olurdu muhtemelen. Agniyeşka kesinlikle romanlarda okumayı sevdiğim kadınlardandı; inatçı, cesaretli, tutkulu. Yaptığı büyülerken, kendi büyüsünü keşfetme şeklini izlerken keyif aldım. Kasia ise bir çok yerde bulunmasına rağmen benim nötr kaldığım bir karakterdi. Sevmemem için bir neden yoktu aslında.

Kitabın sonunda ne olacağını tam olarak kestiremesem de böyle bitmesini beklemiyordum. Hatta ben benzer şekilde tasarlanmış ikinci bir kitap görünce serinin henüz çevrilmeyen ikinci bir kitabı olduğunu düşünmüştüm. Ama sanırım o kitap büyü konseptli farklı bir hikayeyi anlatıyor. Eğer kitaptan öyle büyük bir aşk ve güzel çirkin teması beklemeden başlarsanız; Fantastik şeyler okumaktan, özellikle içinde büyü geçen kitaplar okumaktan hoşlanıyorsanız, seveceğinizi düşünüyorum.
352 syf.
·3 günde·10/10
Elime geçtiğinden beri uzun süredir bu kitabı okumayı bekliyordum, okumama sebebim yayın evinin, serinin diğer kitaplarını henüz yayınlamamış olmasıydı. 2 kitap daha yayınlanınca hemen okumaya başladım. Konusu itibariyle zaten güzel şeyler okuyacağımı biliyordum ama yazarın üslubu da gerçekten çok güzeldi. Hikaye M.Ö. 141 yılında geçiyor, Antik Çin Uygarlığı'nda 10 yaşlarında hayatını köle olarak geçiren Ping'i okuyoruz. Kız imparatorluktaki son ejderhayla saraydan kaçıyor ve olaylar başlıyor. Ejderha Lung Danze, fare Hıvar , ejderha taşı ve Ping'in maceraları çok heyecanlıydı. Fantastik türü kurguları zaten çok severim ama bu kitap okuduğum en iyi fantastiklerden biriydi. Çok severek okudum, çok bilinmiyor ama benim için çok değerli artık. Diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum ve umarım son kitaplar da hemen çıkar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bora Serkan Yavuz

Yazar istatistikleri

  • 117 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 115 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.